03.08.2021

Ümmetçilik meselesi

Türkiye’deki fikir mücadelelerinin bir kısmı zümreler arasındaki görüş ayrılıklarından ziyade bazı kelime ve mefhumlara farklı mana verilmesinden ileri gelmektedir. Bu yüzden inançları, düşünceleri, ülküleri, dost ve düşmanları aynı olan kimseler bir biriyle tartışmaya girmektedirler.


Necmettin Hacıeminoğlu tarafından yazılan bu makale,

1976 yılında Töre dergisinin 59.sayısında yayımlanmıştır.

Türkiye’deki fikir mücadelelerinin bir kısmı zümreler arasındaki görüş ayrılıklarından ziyade bazı kelime ve mefhumlara farklı mana verilmesinden ileri gelmektedir. Bu yüzden inançları, düşünceleri, ülküleri, dost ve düşmanları aynı olan kimseler bir biriyle tartışmaya girmektedirler. Tıpkı, ikisi de kahveye gittiği halde kulakları ağır işittiği için birbirini anlamadan münakaşa eden ihtiyarlar gibi. Onun için birbirine zıt fikirlere sahip oldukları sanılan kişiler ve zümreler mücadeleye kalkışmadan önce mefhumlar üzerinde anlaşmalıdırlar. İlim adamları belli terimlere hep aynı manayı verdiklerinden bir çok konularda kolayca anlaşırlar. Eğer fikir ve dava adamları da bu şekilde hareket edip başta kelimelerin manaları üzerinde anlaşırlarsa aralarında var olduğu ileri sürülen görüş ayrılıklarının çoğu ortadan kalkar.

Yazık ki ülkemizde, bunu henüz sağlamış değiliz. Hususiyle sağ cephede bazı kelime ve mefhumlar hâlâ farklı şekillerde manalandırılmaktadır. Bu sebeple de «aynı yolun yolcuları» zaman zaman birbirleriyle çekişmektedir. Şu anda kendi aramızda münakaşaya sebep olan böyle mefhumlardan biri de «ümmetçilik» tir. Nitekim aynı konu ile alâkalı olarak biz de mektuplar almaklayız. Bir kısım arkadaşlarımız ümmetçiliğin bugün de lüzumlu olduğunu ve milliyetçiliğe tercih edilmesi gerektiğini ileri sürmektedirler. Oysa ki çağımızda artık ümmetçilik fikri ile hareket eden tek bir millet yoktur. Her ülke, bağlı olduğu dine lazım gelen önemi ve üstün yeri vermekle beraber, çıkış noktası olarak milliyetçiliği seçmiştir. Esasen milliyetçilik fikrinin bünyesinde, dinin büyük ağırlığı vardır.

Bir insan veya cemiyet milliyetçiliği dünya görüşü olarak benimsemişse dine, dindarlara ve din müessesesine lâyık olduğu değeri zaten vermiştir. Bizde ise bu husus henüz tam anlaşılamamış yahut açıklığa kavuşturulmamıştır. Onun için bazı kimseler sanıyorlar ki Türk Milliyetçileri dine gerektiği kadar önem vermiyorlar. Halbuki gerçek durum bu kanaatin tam aksidir. Ümmetçiler milliyet duygusuna hiç yer vermedikleri halde Türk Milliyetçileri, İslâmiyeti Türk’ten, Türklükten ve milliyetçilikten asla ayrı düşünemezler. Bu bakımdan bizim milliyetçilik anlayışımızın ruhu Müslümanlıkla yoğrulduğu gibi insanları ve milletleri değerlendirirken de hemen Türk’ten sonraki sıraya Müslümanları yani ümmettaşlarımızı koyarız. Ama üzülerek belirteyim ki ne bir Arap Milliyetçisi ne de bir Acem Milliyetçisi, kendi milletinden sonraki sırayı bir Müslüman Türk’e vermez. Bu sebepledir ki Türkiye’de ümmetçilik yapanlar, farkında olmadan bir Arap milliyetçisi gibi düşünmektedirler. Onun için, sırası gelmişken meseleyi biraz derinleştirmek istiyoruz. Önce şu sorulara cevap verilmelidir:

— Türkiye’de Türk milliyetçiliği fikrinin kimlere, ne zararları vardır? Cevap:

— Komünistlere, kozmopolitlere, hümanistlere, bölgecilere, azınlık ırkçılarına, mezhep ayrılığı güdenlere ve batı hayranlarına büyük zararı vardır. Çünkü birleştirici, bütünleştirici, toplayıcı, yüceltici ve güçlendirici bir fikir sistemi olan milliyetçilik hâkim duruma geçerse, ülkemize göz dikmiş bulunan yukarıdaki yıkıcı akımların hiç birisi gelişme imkânı elde edemezler.

— Peki Türkiye’de milliyetçilik yerine ümmetçilik fikri yayılsa bunun kimlere, ne gibi faydaları dokunacaktır? Cevap:

— Hiç bir zümreye veya kişiye fayda sağlamayacaktır. Çünkü ülkemizde 40 milyon Müslüman Türk vardır. Dinleri, dilleri, milliyetleri, vatanları ve kültürleri aynı olan bu 40 milyonluk milletin sadece din birliği sayesinde değil, içinde dinin de bulunduğu fakat diğer ortak unsurların zenginleştirdiği milliyet duygusu ile bütünleşmeleri daha doğru, daha kolay ve daha imkân dahilindedir. Zira aralarında yalnız din birliği olan ve başka hiç bir ortak tarafları bulunmayan insanları birleştirmek için ümmetçilik yapmak zaruridir. Millet halinde yaşayan cemiyetlerde ise sadece dine değil, milleti meydana getiren bütün unsurlara gereken önemi vermek icap eder. Buna da milliyetçilik denir.

— O halde ümmetçiliğin sakıncaları nelerdir? Cevap:

— Bilindiği gibi ümmetçilik; ikinci meşrutiyet yıllarında, parçalanmak üzere olan Osmanlı İmparatorluğunu kurtarabilmek için bazı vatansever Türk aydınlarınca benimsenip müdafaa edilen bir görüştür. Aynı devirdeki Garpçılık ve Türkçülük akımına karşı ortaya atılan bu görüşün o zamanki manası ve gerekçesi şu idi:

«Osmanlı Devleti’nin kanatları altında Hıristiyanlar dışında ve Türk milletinden başka çeşitli Müslüman kavimler de vardır Bu Müslüman kavimlerle biz, asırlardır beraber yaşamaktayız. Aynı gaye uğrunda dinimizin ve devletimizin düşmanlarına karşı onlarla omuz omuza savaşmışızdır. Kültürümüz, medeniyetimiz, ahlâk anlayışımız ve inançlarımız müşterektir. Yani Türklerle Araplar, Arnavutlar ve Boşnaklar hem aynı sancağın gölgesinde yaşayan Osmanlı vatandaşıdırlar hem de din kardeşidirler. Bu itibarla Araplar ve Arnavutlar milliyetçilik duygusu ile hareket edip İmparatorluğu parçalamaktan, Türkler de Türkçülük dâvası güderek onlarla aramızı açmaktan vazgeçmelidirler. Geçmiş asırlarda olduğu gibi bütün Müslümanlar, halifenin taşıdığı İslâm sancağı altında birleşmelidirler. Hepimiz Osmanlıyı birbirinden ayıran kavmiyetçiliği (milliyetçiliği) bırakıp din kardeşliği esasına dayanan, ümmetçiliği benimsemeliyiz. Devlet ancak bu sayede kurtulur ve ayakta kalır.»

Yukarıda kısaca özetlediğimiz gaye ve gerekçelerle ileri sürülen ümmetçilik akımı o devrin şartları ve ihtiyaçları içinde hem faydalı hem de benimsenmesi mümkün olan bir görüştü. Din, iman ve düşman birliğini ön plâna alıp, milliyet duygusunu geriye itmek suretiyle Osmanlı cemiyetinin çözülmesine mani olmak istiyordu. Onun içindir ki geniş taraftar toplamıştı. Fakat ne kaderi ne de tarihin akışını değiştirmek mümkün oldu. Kısa zamanda koca İmparatorluk yıkıldı ve onun harabeleri üzerinde bugün sayıları yirmiyi aşan millî devletler kuruldu. Türkiye Cumhuriyeti de bunlardan biridir.

Eski büyük vatanımızın ufak bir parçası üzerine kurulmuş olan yeni devletimizin bugünkü sahibi, 40 milyonluk Müslüman Türk milletidir. Aramızda, kendilerine Lozan Antlaşması ile azınlık hakkı tanınan Ermeni, Rum ve Yahudi cemaatleri dışında başka bir milletin mensubu yoktur. Hepimiz Türk’üz. Vatanımız, dilimiz, tarihimiz, kültürümüz, dinimiz, devletimiz ve gayemiz birdir, müşterektir. Şimdi, hâl böyleyken ülkemizde hâlâ milliyetçilik yerine ümmetçilik yapmanın ne manası, ne faydası ne de lüzumu vardır. Hatta bu fikrin yayılması artık zararlıdır Çünkü bütün dünyada ümmet çağı geçmiş, millet ve milliyet devri başlamıştır. Bugün yeryüzünde mevcut, 144 devlete bakınız. Hangisi din birliği esasına dayanıyor? Belki ayrı kavimlerden teşekkül etmiş bir kaç küçük ülke, cemiyeti ayakta tutabilmek için ümmet esasına dayanmağa çalışmaktadır. Amma bunda muvaffak olmalarına imkân yoktur. Tecrübeler göstermiştir ki insanlarda en asli ve köklü duygu milliyet şuurudur. Böyle olmasaydı, hepsi Hıristiyan olan Avrupa kavimleri o kadar çok ve küçük devletler halinde bölünür müydü?

Sadece dinleri değil, tarihî kökleri ve kültürleri de geniş ölçüde müşterek olduğu halde, asırlardır İngiltere, Almanya, İtalya, Fransa, İspanya ve Yunanistan birbirleriyle savaşır dururlar. Diğerleri de öyledir. Hele Müslüman Arapların hâli bir ibret aynasıdır. Bugün yüz milyona yakın Arap milleti, 19 küçük devlet olarak parçalanmıştır. Bunların her şeyleri birdir: Irkları, dinleri, dilleri, tarihleri ve ezeli düşmanları aynıdır… Fakat kendileri bölük bölük ayrılmışlardır! Üstelik incir çekirdeğini doldurmayan meselelerden dolayı iki Arap devleti birbiriyle savaş halindedir! Hani din birliği yahut ümmetçilik, farklı milletleri kardeş gibi birleştiriyordu? Milliyetçiliğin de Müslümanları parçaladığı söyleniyordu… Öyleyse, neden Araplar önce kendi aralarında anlaşıp birleşemiyorlar? Sonra da gerek emperyalist Hıristiyan dünyasına, gerek istilâcı komünist ideolojiye ve gerekse insanlığı tehdit eden Siyonizme karşı, Müslüman Türkiye’yi ve Türkleri desteklemiyorlar? Sebebi basit: Araplarda henüz kuvvetli bir milliyet duygusu, millet şuuru ve milliyetçilik fikri teşekkül etmemiştir. Bu yüzden İslâmiyet’e rağmen birleşemiyorlar.

Görülüyor ki fertleri ve milletleri bir araya getiren en güçlü bağ milliyet şuuru ile milliyetçilik ülküsüdür. Şunu da söyleyelim ki tarihin eski çağlarında, din birliği insanları şimdikinden daha fazla birbirine bağlıyordu. Bugün durum değişmiştir. Artık milliyetçilik devri başlamıştır.

Yazar

Töre Dergisi

1 Yorum

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.