23.10.2021

Vatandaş ve insan olabilmek

Bu makale, Töre Dergisi 1981 yılı 123. sayısında yayımlanmıştır.


Ben bu ülkede yaşıyorum. Türk’üm ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım, ülkemi idare edenlerin yaptıkları beni ilgilendirir. Hiç kimse, yapılanların, bir vatandaş olarak beni ilgilendirmediğini ileri süremez. Yapılanlar beni de ilgilendirdiğine göre, onlar hakkında fikrimi söylemek en tabii hakkımdır. Yapılanların tenkit edilemediği bir ülkede insanlar yoktur. Ben fikirlerimi söyleyemiyor ve yazamıyorsam, vatandaş ve hatta insan olmanın dışına itilmişim demektir. Ben niçin Türk vatandaşıyım? Yalnız Türkiye’de doğduğum ve kendi arzumla Türk vatandaşı olmak istediğim için mi? Sadece vergi verdiğim ve askerlik yaptığım için mi? Hayır. Bunların yanında bir de “hakkım” var. Ülkenin kaderinde “rey” sahibiyim ve aynı zamanda bundan dolayı Türk vatandaşıyım. Yalnız vergi ve askerlikle vatandaşlık olmaz. Vatandaş, aynı zamanda reyi ile ülkesinin kaderinde rol sahibi olan insandır.

Rey, yalnız seçim zamanlarında sandığa atılan “oy” değildir. Rey; ülkenin, dolayısıyla o ülkede yaşayan bütün insanların kaderiyle ilgili konularda, şahsın sahip olduğu “fikir”dir. Vatandaşlık, ancak bu fikrin ortaya konulabilmesiyle tamamlanabilir. Aksi hâlde vatandaşlıktan söz edilemez. Verginizi vereceksiniz, askerlik yapacaksınız fakat ülkenizle ilgili konularda reyinizi, fikrinizi ortaya koyamayacaksınız. Bu nasıl vatandaşlıktır? Bu durum; vatandaşlığa değil, “insan oluş “a dahi engeldir. İnsanı hayvandan ayı­ran mümeyyiz vasıf, düşünebilme kabiliyeti değil midir? Ben insanım ve düşünüyorum. Düşüncelerimi ortaya koyabildiğim ölçüde insanlık vasfımı hissedebiliyorum. Aksi takdirde insanlığımın sınırlandığına, hatta yok edildiğine inanıyorum. Bırakınız insanı, herhangi bir varlı­ğın veya nesnenin fonksiyonunu yerine getiremediğini düşününüz. Bu takdirde o nesnenin “kendisi” oluşundan bahsedilebilir mi? Bir bıçak kesemiyorsa bıçak olabilir mi? Bir aslan, avlanamıyorsa aslan mıdır? O hâlde bir insan da düşünemiyor veya düşündüklerini orta­ya koyamıyorsa insan değildir.

İnsanlardan meydana gelmeyen bir topluluğu idare etmek de mümkündür. Şayet ülke yönetmek isteyenler, böyle bir göreve talip iseler; buyursunlar, pek şerefli görevlerini ifa etsinler. Yok, biz insanları idare ediyoruz, iddiasında iseler; bıraksınlar da ülkede yaşayanlar, insan olmanın şartlarını yerine getirebilsinler. Yani düşünsünler ve düşündüklerini yazabilsinler.

Birtakım kararlar ve kanunlar çıkıyor, birtakım işler yapılıyor, birtakım beyanlarda bulunuluyor. Siz Türk vatandaşısınız ve insansınız. Bunlar yanlıştır diye düşünüyorsunuz; çıkarılan kanunu, bizzat çıkaranlar ihlâl ediyor diye düşünüyorsunuz. Konuşması yasaklanmış, cevap verme yetkisi alınmış kimseler hakkında ileri geri söz et­menin ucuz kahramanlık olduğu fikrindesiniz. Birtakım seviyesizlikler ve dolambaçlı yollar sizi rahatsız ediyor. Bütün bunları düşünüyor ve hissediyorsunuz. Ama söyleyemiyor, yazamıyorsunuz.

Kemikli bir el boğazımı sıkıyor; “İnsan oluş senin neyine?” diyor; “Sana mı kaldı bunları düşünmek?”. Hayır, böyle demiyor. Bu hiç olmazsa dürüstçe bir davranıştır. “Yumruk benim, sen sus!”. Evet, bu dürüstçedir. Hayır, böyle davranmıyor. “Millet adına” diyor. Hangi millet? Ben bu milletin ferdi değil miyim? Benim adıma hareket edenler bana sordular mı? Tek tek bütün millete sordular mı? Adam sen de, diyorum; insan olamadıktan sonra yaşamışsın ne yarar? Dört duvar arasında değilsin ama insan da değilsin…

Bunları düşünüyor, yazıyor ve insan olmayı tercih ediyorum.

Yazar

Ahmet Bican Ercilasun

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar