Asrın toplumsal vebası: Narsizm kıskacındaki liderler – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______12.09.2019_______

Asrın toplumsal vebası: Narsizm kıskacındaki liderler

Demet Yener

 

Narsist kişilerin kendilerinden kaynaklanan yanlışlarda bile suçu çevrelerindeki kişilere atmak için sıklıkla başvurdukları yöntem; psikolojik projeksiyon, yani yansıtma yöntemidir[1]. Psikanalizin kurucusu Sigmund Freud tarafından “Dış dünyadan soyutlanan libidonun (cinsel enerji) egoya (ben) yönlendirilmesi.” şeklinde tanımlanan narsisizm, yani özseverlik, kişinin tamamen kendi ihtiyaç ve isteklerine odaklanmasıdır. Psikolojik Projeksiyon (Yansıtma) kavramı; kişinin istenmeyen düşünce ve davranışlarını başka bir kişiye yansıtması olarak tanımlanır[2]. Her zaman almaya ve her zaman kazanmaya odaklanmış, vermeyi ve kaybetmeyi asla kabul etmeyen, sevmeyi ve yardım etmeyi önemsemeyen, kendisini dünyanın merkezi olarak gören, diğer insanları değersiz ve gereksiz olarak niteleyen bu “narsistik kişilik” sahibi insanlar için kendilerinden ve sahip olduklarından daha önemli, güzel ve doğru olan hiçbir şey yoktur[3].

Kökeni Yunan mitolojisine dayanan “narsisizm” sözcüğünün öyküsünde, suda gördüğü yansımasına âşık olan Narkisos ismindeki genç adam bulunur. Narkisos yansımasında gördüğü kendisinden o kadar etkilenir ki ömrünü hiç ulaşamayacağı bu sevgiliyi izleyerek tüketir[4].

Yunan mitolojisindeki Narkissos ile Ekho’nun hikâyesine daha ayrıntılı bir şekilde göz atalım. Güzel bir peri kızı olan Ekho, kendisine âşık olan kimseye aldırmaz ve sevgilerini karşılıksız bırakır. Sahip oldukları güç ya da zenginlik Ekho’nun umurunda bile değildir. Günlerden bir gün Ekho, bir nehir kenarında Narkissos’u görür. Narkissos, yakışıklı bir avcıdır. Irmak tanrısı Kephissos’un oğlu olan Narkissos tüm tanrıları kıskandıracak güzelliktedir[5]. Av sırasında çok yorulduğundan biraz soluklanmak ve su içmek için nehir kenarında mola verir. Ekho, Narkissos’u gördüğü an ona âşık olur. Kendi güzelliğini unutur ve daima ona ait olma arzusuyla yanıp tutuşur. Ne yazık ki yakışıklı avcı Narkissos, bugüzeller güzeli peri kızının âşkına karşılık vermeyerek, hızla yanından uzaklaşır. Ekho için o dakikadan sonra yaşamın hiçbir anlamı kalmaz. Daima Narkissos’u düşünerek günlerini geçirir. Düştüğü bu kara sevdanın içinde günden güne eriyip biterek, ölür. Ekho’nun vücudundan arta kalan tüm kemikler kayalara, sesi ise bugünlerde “eko” olarak bildiğimiz yankılara dönüşür.

Ekho’nun içine düştüğü bu kara sevdaya ve ölümüne hem üzülen hem de çok kızan tanrılar, Olimpos Dağı’ndaki evlerinde otururken Narkissos’u cezalandırmaya karar verirler. Günlerden bir gün her zamanki gibi avda olan Narkissos bitkin düşer ve dinlenmek üzere bir nehir kıyısına gelir. Nehirden su içmek üzere eğildiğinde suyun yüzeyinde kendi yansımasını görür ve o an dona kalır. Daha önce hiç fark etmediği ve başka bir yerde görmediği bu güzellik karşısında adeta büyülenir, yerinden dahi kalkamaz ve kendi siluetine âşık olur. O ana dek kimseyi sevmediği kadar kendi bedenini sever. Tıpkı Ekho gibi kara sevdaya düşer. Kendi kendini izleyerek son günlerini geçirir, o nehir kıyısında o şekilde kalır. Ne yemek yiyebilir ne de su içebilir. Ömrünü, sudaki aksini izleyerek eritir, tüketir ve çöker[1]. Öldükten sonra bedeni nergis çiçeklerine dönüşür[2].

Kendi hedeflerine ulaşamamış ailelerin çocuklarını ne pahasına olursa olsun başarılı olmaya zorlamaları, ilişkideki partnerlerden birinin kendi iç dünyasının yansıması olarak eşinin kendisini sürekli aldatacağı düşüncesi, birinin sizden nefret ettiğini düşündüğünüzde aslında bu duygunun sizin o kişiye beslediğiniz duyguların yansıması olabileceği yansıtmanın en temel örneklerindendir. Narsistik kişilik özelliklerine sahip bireylerin temel psikolojik savunma mekanizmalarından biri olan yansıtmayı bu kadar sık kullanmalarının altında yatan temel motivasyon, gerçeklikle bağlarının ciddi şekilde kopmuş olmasıdır belki de.

Narsistik kişilik özelliklerine sahip kişiler doğru ve yanlış arasındaki farkı bilirler, yalnızca kuralların kendileri için de geçerli olduğu düşüncesini kabul etmek istemezler. Egoları üzerine kurdukları dünyaları kendilerinden kaynaklanan yanlışlarda bile öylesine hassastır ki ne pahasına olursa olsun kendilerini koruyabilmek için suçu başkasına yöneltirler.

İnsan doğasında dünden bugüne var olan rekabetçi özelliklerin, sanayi sonrası toplumların rekabetçi örgütlerinde varlık alanına kavuşması, bu kişilik özelliklerini giderek daha da keskin hale getirmiştir. ‘Çağın vebası’ da denilen narsistik kişilik özellikleri, giderek yaygınlaşmış ve toplumsal kabul sınırlarının içine girmiştir. Örgütü ilgilendiren konularda karar vericiler açısından düşünüldüğünde, narsistik kişilikli aktörlerin, örgütü bir sahne ya da kişiliğini ön plana çıkarıp sergileyebileceği bir oyun alanı olarak kullanması söz konusu hale gelmiştir. Narsisizmin toplumsal alana yansıyan sonuçları açısından bakıldığında, bireyin kendisine duymak istediği üst düzey sevgi, örgüt içerisinde ortaya koyduğu davranışları üzerinde son derece belirleyici olmuştur. Karar vermeye dayalı her problemini, kendi kişilik özelliklerini örgütteki diğer aktörlere ispat etme ve böylelikle takdir ve beğeni kazanma gerecine dönüştürebileceği bir fırsat olarak değerlendirebilen narsistik kişilik, bu özellikleri ile örgüt yapısı açısından sonuçları doğrudan etkiler[3].

Narsistlerin ayırt edici özellikleri:

  • Otorite: Narsist birey, başkalarına bağımlı olmaktan öylesine kaçınır ki, bu durum onda asıl otoritesi kabul edilmesi gereken kişinin kendisi olduğu yönünde karşıt bir inancın gelişmesine neden olur[4].
  • Teşhircilik: Psikanalitik açıklamalara göre teşhirciler, oidipal çatışmasını başarılı bir şekilde çözememiş kişilerdir. Sevgi nesnesi olan annelerini bırakmak, baba tarafından iğdiş edilme korkusu atlatmak ve onunla özdeşim kurmak yerine, iğdiş edilmekten korkmaya devam etmektedirler[5].
  • Sömürücülük: Narsistler için tüm ilişkiler sömürmekle ilgilidir ve ‘bir çeşit “yenme, alt etme’’ ilişkisi gibi algılanır. Sömürücülük her koşulda başkalarının duygularını ya da çıkarlarını önemsemeden onlardan yarar sağlamayı içerir. Narsist birey, hiçbir zaman doğrudan karşısındaki kişiden faydalanarak onu sömürmez, çok daha karmaşık süreçleri kurgulayıp davranışa dönüştürerek bunu gerçekleştirir[6].
  • Hak İddia Etme: Narsistler yoksunluk duygusunu denetim altına almanın bir yolu olarak, ‘hak iddia etme’ duygusu geliştirirler ve özel davranılmaya layık olduklarına inanırlar[7]. Hak iddia etme duygularına ve başkalarına ilgisizliklerine bağlı olarak, olumlu kendilik imajlarını korumak için başkalarının ya da ilişkinin pahasına tüm maliyetlere katlanırlar. Aynı zamanda başkaları için geçerli kuralları yıkmak eğilimindedirler çünkü kendilerinde başkasında olmayan bir özgürlük hakkı olduğunu ve bunu hak ettiklerini düşünürler[8].
  • Kendine Yeterlilik: Narsistler kendilerine göre, her koşulda en iyi ve en hatasız kişiler oldukları için başarısız olma ihtimaline sahip değildirler[9].
  • Üstünlük: Narsist birey, kırılgan benliği ile başkaları tarafından da onaylanmış bir üstünlüğe sahip olmaya yoğun bir ihtiyaç duyar. Başkalarının sunacağı aşırıya kaçan takdir ve taltiflere ve başkalarından daha üstün olduğu yönünde bilinmeye büyük önem verir[10].

Ülkeleri, siyasi partileri, şirketleri, spor kulüplerini, sivil veya resmi organizasyonların başındaki lider, yönettiği kurumun kültürüne de damgasını vurur. Liderin kişiliği ve duygusal dalgalanmaları, birlikte çalıştığı kişilerle olan ilişkisini ya da liderlik ettiği gurubun iklimini etkilediğinden hem kurum ya da grupta bulunanların hem de liderin yakın çevresinde bulunanların yaşam kalitesi ve ruh sağlıkları üzerinde etkilidir. Yönetilenlerin ruh sağlığı açısından en önemli tehdit, narsistik bir liderle çalışmak ve onunla uzun saatler ya da daha kötüsü uzun yıllar geçirmektir.

Her insan “beğenilmek ve takdir edilmek” ister. Bu, insan doğasından kaynaklanır ancak narsist kişilerde beğenilme arzusu ve takdir görme hırsı, onun varoluşunun merkezini oluşturur. Narsist kişiler bu istekleri doğrultusunda çok çalışır, meşguliyet alanlarını, hayatın bütün cephelerini ihmal edecek şekilde, hayatlarının tek amacı haline getirirler. Bu nedenle de çok kere fark edilir, takdir edilir ve yükselirler.

Tutku ve odaklanmayla yürütülen çalışmaların sonunda kişi, başında olduğu kurumu, toplumu veya sistemi ileri taşır. Bu gelişmeyle birlikte kişinin kendi beceri ve değerlerine olan inancı daha da artar. Kişinin kendisine olan güveni ve hayranlığı da üst düzeye çıkar. Çok kere sorun da bundan sonra başlar. Narsist kişilerin başlıca özellikleri ki biz onlara sorun diyebiliriz; kendini mükemmel görmek, kendinden başkasını düşünmemek ve davranışlarının başkalarına olan etkisiyle ilgilenmemek, bütün başarıyı kendine mal etmek, başarısızlık durumunda sorumluluğu başkasına yüklemek, olayları bütünüyle kontrol etme isteği, eleştiriye aşırı duyarlılık, aşırı tepki ve öfke, her konuda haklı olduğuna inanmak, başkalarını önemsememek, kuralların kendisi için geçerli olmadığını düşünmek şeklinde sıralanabilir.

Narsist birey, dış dünya kendisinden ibaret olmadığı ve dünya kendi etrafında dönmediği için, gerçek dünyayı algılamakta zorluk çeker. Bir narsistin alabildiğine güçlü duran görünüşünün ardında kaynağı, narsist liderin çocukluğuna dayanmakta olan derin bir güvensizlik vardır. Narsist liderlerin en büyük korkuları güçlerini kaybetmektir. Narsist lider, bir toplulukta ya da kurumda bulunan yüzlerce kişi tarafından takdir edilirken sadece birkaç kişi tarafından, üstü kapalı bile olsa, eleştirilirse bütün dikkatini o kişilere odaklar. Büyük topluluğun ilgisinden memnun olup mutlu olmak yerine canı sıkılır ve o kişileri “düşman” ilan ederek bir gün hesaplaşmak üzere kara kaplı defterine not düşer.

Sürekli diğerleri tarafından kıskanıldığına inanan narsist lider, esasen kendisi yoğun şekilde kıskançtır ve her türlü başarının aslında sadece “kendi” hakkı olduğuna saplantılı bir biçimde inanır. Zaman zaman küstah, kendini beğenmiş ve hatta insanlara tepeden bakan biri olduğunu kabul etse de bunun kendisinin doğal hakkı olduğunu düşünür. Bunu da açıkça ifade etmekten çekinmez çünkü o mükemmel olandır.

Narsist liderler, örneğin sosyal sorumluluk çalışmalarına, kendilerini gösterecek bir fırsat olarak görürlerse katılırlar ve esas ilgileri ne yaptıkları değil, nasıl algılandıklarıdır. Sadece istedikleri algıyı oluşturabilmek adına, içtenlikten oldukça uzak bir biçimde bu türden faaliyetlerin içinde yer alırlar. Böylelikle diğerlerini ve daha fazlasını ayartarak kendi etrafında toplamaya fırsat yakalamış olacağı için orada yer alır. Sonuç olarak kendinden başka hiçbir şey umurunda değildir.

Narsist liderler, kendilerince lider olmanın verdiği bir dokunulmazlıkları olduğuna inanırlar. Kural ve yasaların kendileri için olmadığını düşündükleri için, kendilerini engelleyen ve sınırlayan durumlarla karşılaştıklarında, kural ve yasalara karşı gelmekten çekinmez, kolayca yalan söyler ve hile yaparlar. Aynı zamanda kendi yalanlarına kendileri de inandıkları için, bunu bir sorun olarak bile görmezler.

Çok zorlandıkları veya tıkandıklarını düşündükleri zamanlardaysa, küstah bir tavır içinde kimsenin onları yargılayamayacağını ve gerekirse Tanrı’ya veya tarihe hesap vereceklerini söylemekten çekinmeyen narsist liderler, doğuştan masum ve hatasız olduklarına dair kuşku barındırmaz bir inanç beslerler. Kendilerini mükemmel kabul ederek Tanrılaştıran bu narsist liderler, liderlik ettikleri grupların ya da kurumların başına ne geldiğiyle çok fazla ilgilenmezler. Öncelikli ilgi alanları ve sonrasında bütün ilgi alanları kendileridir. Bu bencilliklerinin de üstünlüklerinin bir hediyesi olduğunu düşünecek kadar kibirlidir. Liderin denetlenemez ve hesap vermez bir güç elde etmesi, kurumun ya da topluluğun işleyişini sorunlu hale getirir. Kendisini her türlü yapıdan anormal bir biçimde üstün gören ve her şeyi yapmaya hakkı olduğunu kabul eden bir liderin ortaya çıkması da başka türden sorunları beraberinde getirir. Bunlar çözümü son derece zor sorunlardır. Narsizmin birey psikolojisinden toplumsal psikolojiye doğru evrimleştiği noktada ortaya çıkan bu sorunlar kurumların ya da toplumların çöküşüne varan sonuçlar doğurabilir.

Narsist bir insan çevresindeki kişilere ihtiyaçlarını karşıladıkları ölçüde, ilgi gösterir gibi yapar. İhtiyaçlarını karşılayacak insanların adeta transparan olmasını ister. Buna çok kere eş ve çocukları da dahildir. İnsanlara bir araç olarak bakar, onları kullanır ve bundan herhangi bir rahatsızlık duymaz; çünkü kendini bulunduğu çevreye bir hediye olarak görür. Bu nedenle “vefâ” duygusu gibi bir duyguya bütünüyle yabancıdır. Ona göre “vefâ” tek yönlü bir yoldur. Çevresindeki herkesten mutlak bir sadakat bekler. Buna yanlışlarının onaylanması, olaylara onun gözünden bakılması da dahildir. Narsist lidere göre, insanları yakın çevresine dahil etmek, onlara verdiği bir hediyedir ve bununla yetinmeleri gerekir. Çok kere de haklı çıkarlar çünkü bu insanlar da bağımlı kişilik yapısına sahiptir ve kendi sosyal çevrelerinde lidere yakın olma ayrıcalığını kullanarak üstünlük taslarlar.

Narsistlerin kurduğu tümcelerin tamamına yakını “ben” adılıyla başlar. Birlikte çalıştıkları kişileri göstermelik olarak onurlandırmak adına “biz” diye başladıkları tümceler bile, “ben” diye biter. Kendilerinden söz etmedikleri ortamlarda çabuk sıkılırlar ve buralarda dikkatleri dağınıktır. Bulundukları kalabalık ortamlarda, kamera karşısında ya da ondan talebi olanların yanında sürekli onlar konuşur. Bir nevi kendi seslerine aşıktırlar. Söylediklerini tekrarlamaktan, aynı şeyleri farklı biçimlerde ifade etmekten sıkılmazlar.

Narsist liderler bütün başarıyı kendisine mal etmeyi alışkanlık edinmiştir. Kendinden evvel yapılanları ya yok sayar ve hiç sözünü etmez ya da küçümseyip aşağılarlar. Buna karşılık en belirgin, hani böyle insanların gözüne soka soka varılan, başarısızlıklarda bile en küçük bir sorumluluk duygusu taşımazlar. İşler inkâr edilemeyecek kadar kötü gittiğinde sorumluğun sahibi kesinlikle başkaları, koşullar ya da “dış düşmanlar”dır. Ortada bir başarı varsa tek nedeni sadece “lider”dir. Başarısızlığın nedenleri ise siyasette “dış güçler”, sporda “medya, hakem ya da federasyon”, iş hayatında “beceriksiz çalışanlar ya da gerekli desteği vermeyen devlet”, evde “sorumsuz evlatlar”, okulda “başarısını kıskanan öğretmenler” ve dernekte ise “koltuk sevdalısı aç gözlüler”dir. Başarı hep liderin, başarısızlık da hep ötekilerin eseridir. Narsistlerin bu abartılı değer açlıkları ve kendilerine aşık hallerinin temelinde yeterince iyi olamama korkusu yatar ve bu sebeple de kendilerini daima en iyi olmak zorunda hissederler[11]. Kendilerine olan güvensizliklerini ve kendilerinden duydukları şüpheyi ardına sakladıkları maske ne kadar gösterişli olursa olsun içlerinde bu duyguları barındırmaya devam ettikleri için kimseyle fazla yakınlaşmak istemezler. Belli bir mesafede sürdürdükleri ilişkiler de onların savunma mekanizmalarındandır. Bu sayede kimseyle açık verecek kadar yakınlaşmamış olurlar. Kendilerini gizleyebilmek adına kimseyle gerçek anlamda bir ilişki kurmazlar.

Narsist bir liderin yönetim tarzı, yine kendisine yöneliktir. Her konudaki her söz ve her karar sadece ona aittir. Onun söyledikleri her zaman doğrudur ve o her zaman haklıdır. O, içinde bulunduğu grubun üyeleri arasındaki Tanrı’dır. Yakın çalışma arkadaşlarıyla yapılan toplantılar bile aslında sadece onu ve kararlarını onaylamak ve ne kadar haklı olduğunu ona hatırlatmak için yapılan prosedürlerdir. Bu sözde toplantılarda gerçek anlamda bir tartışma veya fikir alışverişi olmaz çünkü liderden başkasının fikrinin değeri yoktur. Durum ve olaylar, liderin daha önceden belirttiği tutum, duruş ve kararını destekleyecek biçimde değerlendirilerek karara bağlanır. Kararlar her daim oy birliği ile alınır ve bütün üyeler liderin görüşü üzerinde “hemfikir” olurlar[12].

Narsist bir lider, çevresindeki göstermelik danışmanlardan gerçekten uzmanlıklarını kullanarak kendisine yol göstermelerini değil, sadece onu onaylamalarını bekler. Başlangıçta bu durumun bilincinde olmayan danışmanlar zaman içinde durumun farkına varırlar. Bu durumda iki seçenekleri vardır. İlk seçenekte; gerçek düşüncelerini ifade etmeyi seçerek saygınlıklarını korurlar ama pozisyonlarını kaybederler. İkinci seçenekte ise duruma uyum göstererek görüşlerini lideri destekleyecek şekilde dile getirirler ve lidere yakın olmanın olanaklarından yararlanırlar.

Narsist kişilere ama özellikle narsist liderlere karşı direnç gösterebilmek önemlidir. Onların seline kapıldığınızda yara almadan kurtulmanın imkânı yoktur. Narsistler ayartıcı olmakta çok maharetlidirler. İnsanları parmaklarında oynatmayı çok severler. Bizler de ayartılmaya oldukça yatkın yapımızla buna izin veririz. Kaldı ki narsist liderler söz verme konusunda inanılmaz cömerttirler. Sorun şu ki; verdikleri sözleri tutma konusundaki başarısızlıkları inanılmazdır ve kişi eli boş öylece ortada kalıverir. Narsist liderler ‘-mış gibi’ görünmenin “olduğu gibi görünmek”ten daha geçerli kabul edildiği günümüzde ciddi bir sorun kaynağı durumundadırlar çünkü onlar aslında dışarıya ne gösteriyorlarsa odurlar[13].

Narsist bir liderle çalışmak, kişiler için oldukça yorucudur. Öncelikle narsist liderin takdirini kazanmak için dış dünya gerçekliği ile bağları koparmak zorunda kalan kişi, özellikle işler iyi gitmediğinde zaman önem kazanır. Olayları ve dış dünyayı narsist liderin bakış açısıyla analiz etmek kişide zihin bakımından bir çelişkiye sebep olur. Bu durumda kişi, uyması gereken sadakat kuralları gereği, kendi yorumunu ve kendi doğrularını bir yana bırakarak liderin gerçeklik algısını destekleyecek bir algı geliştirir. Liderin yanında olmakla onun gözüne giren bu kişi, kurumdaki diğerlerinin gözünde saygınlığını yitirir ve “yalaka”, “yağcı”, “… adamı” gibi sıfatlarla anılmaya başlar. Kişi, onu değerli görmeyen kişilere karşı saldırganca duygular beslemeye başlarken diğerleri de ona karşı kötü duygular içine girer.

Liderini içindeki sadakat nedeniyle terk edemeyen kişini yaşadığı bir diğer zorluk; liderin öfke patlamalarına muhatap olmaktır. Engellenmeye, bekletilmeye, karşı çıkılmaya dayanamayan narsist liderler sıklıkla ve kolaylıkla öfkelenirler. Bazen hiç beklenmeyen ve şiddetli tepkiler verebilirler. Liderin öfkesinin ne zaman ortaya çıkacağının bilinmeyişi, bu kişilerde sürekli bir kaygıya sebep olur. Narsist liderle çalışırken zorluklar bitecek gibi değildir. Eğer narsist bir liderle çalışmayı kabullendiyseniz ya da göze aldıysanız bitmek bilmez taleplere muhatap olmayı da kabul etmişsiniz demektir. Öyle ki bu talepler bazen gerçekleştirilmesi neredeyse imkânsız talepler olurken bazen de oldukça zamansız talepler olur. Sonuçta narsist bir lider istiyorsa, “hemen ve şimdi” gerçekleştirilmesi şarttır. Bu korkunç baskı, kişide kaygı ve çaresizlik duyguları yaratır.

Narsist bir lider, bencillik ve kibir abidesi olarak yanındaki kişilere ihtiyacı kalmadığında onları hiç düşünmeden fırlatıp atar. Kişinin yaşadığı derin hayal kırıklığı ve depresyon halini bazen ısrarcı bir intikam alma hırsı takip eder.

Narsizme dayanan ilişkiler, temelde kontrol ve nüfuz gibi güçler barındıran iktidar ilişkileri olarak karşımıza çıkar. Narsist lider, diğerlerinin kendine bağımlı olmasını sağladığı ölçüde özerk olabilir ve diğerlerine hükmetme gücü elde edebilir. Çevresindekileri ayartarak istediği tarafa yönlendirebilen narsist lider, ardındaki yığını büyüttükçe gücünü de artırmış olur[14].

Sonuç itibariyle narsisizm tam bir lider hastalığıdır. Narsist bir liderle çalışmak, kişinin ruh sağlığı açısından risk taşımanın yanında onun itibarı açısından da yıkıcı sonuçlar ortaya çıkarabilecek güçlüktedir. Böylesi bir Kibir Kralı ya da Tanrı’yla aynı ortamı paylaşmanın, onun altında çalışmanın ve sürekli olarak koşulsuz biçimde onu onaylamak zorunda olmanın kişiye kazandırdıkları ve kaybettirdikleri bir tartıya konulduğunda artılar ve eksiler birbirini götürüp de elde kalana bakılırsa acı tablo ortaya çıkacaktır. Kişiye kalan çoğu kez yitirilmiş özsaygı, derin bir hayal kırıklığı, kullanılmışlık ve değersizlik duyguları olur. Bütün bu negatif durumların üstesinden gelmek, her şeyini yitirmiş biri için oldukça zordur. Bu bazen imkânsız, bazen de çok uzun zaman alacak bir süreç gerektirir.

Peki ya bir kişi ya da grup üzerinden açıkladığımız bu durumu yaşayan milyonlar için bir çözümü olan var mı?

Dipnot

[1] Saim Atay, Narsistik Kişilik Envanteri’nin Türkçe’ye Standardizasyonu, Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi 11 / 1 (2009). 181-196, s:183, http://www.acarindex.com/dosyalar/makale/acarindex-1423881319.pdf.

[2] Aylin Erbahar, Ayşe Dicle Gençer, İlişkilerde Narsisizm, PDB Kişisel Gelişim Yazıları, Bahar 2014, 1-7, s:1, https://www.bilgi.edu.tr/media/uploads/2018/02/22/kgy-li-kilerde-narsisizm.pdf.

[3] Özge Kocakula, A. Ender Altunoğlu, Narsistik Kişilik Özelliklerinin Karar Süreçlerine Etkisi, İstanbul Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı: 18, 2017, 50-68, s:51, 56, http://www.istjss.org/resim/2017_fall_18_3.pdf.

[4] Bogart, L. M., Benetosch, E. G., Pavlovic, J. D. (2004). Feeling Superior but Threatened: The Relation of Narcissism to Social Comparison, Basic and Applied Social Psychology, 26 (1), 35-44, s:36.

[5] Davidson, G. C., Neale, J. M., Kring A. M. (2003). Abnormal Psychology 9th Edition John Wiley &Sons: USA.

[6] Atay, S. (2010). Çalışan Narsist, Namar Yayınları: İstanbul, s: 42-43.

[7] Kets de Vries, M. (2004). Organizations on The Coach: A Clinical Perspective on Organizational Dynamics, European Management Journal, 22 (2), 183-200, s:189.

[8] Özge Kocakula, A. Ender Altunoğlu, Narsistik Kişilik Özelliklerinin Karar Süreçlerine Etkisi, İstanbul Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı: 18, 2017, 50-68, s:10, http://www.istjss.org/resim/2017_fall_18_3.pdf.

[9] Lee, S. W (2005). Encyclopedia of School Psychology. Thousand Oaks, CA: Sage Publications London:Tavistock.

[10] Wonneberg, D. A. (2007) The Nature of Narcissism and the Gaze: Narcissism, Aggression and Aging, Substance, 18 (1), 74-78, s:17.

[11] Barbel Wardetzkı, Siyasette ve Toplumda Narsisizm, ayartma ve İktidar, Çev: Deniz Cankoçak, İletişim yayınları, 2018, İstanbul, s: 17.

[12] Acar Baltaş, Narsist Liderlik, 22 Haziran 2016, https://www.acarbaltas.com/narsistik-liderlik/.

[13] Barbel Wardetzkı,a.g.e., s: 10-15,18.

[14] Barbel Wardetzkı,a.g.e., s: 15.

[1] Özge Kocakula, A. Ender Altunoğlu, Narsistik Kişilik Özelliklerinin Karar Süreçlerine Etkisi, İstanbul Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı: 18, 2017, 50-68, s:51, 56, http://www.istjss.org/resim/2017_fall_18_3.pdf.

[2] Doç. Dr. Necmettin Cihangiroğlu, Narsist Kişilik Eğilimleri ile Kurumsal Bağlılık Düzeyleri Arasındaki İlişkinin Analizi, Yönetim ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi, Cilt:13, Sayı:1, Ocak 2015, s: 3, Doi: http://dx.doi.org/10.11611/JMER400.

[3] Ömer Alanka, Aslıhan Cezik, Dijital Kibir: Sosyal Medyadaki Narsistik Ritüellere İlişkin Bir İnceleme, TRT Akademi, Cil:t 01, Sayı: 02, Temmuz 2016, Dijital Medya Sayısı, 548-569, s: 551, https://dergipark.org.tr/download/article-file/218550.

[4] Meryem Karaaziz, İrem Erdem Atak, Narsisizm ve Narsisizmle İlgili Araştırmalar Üzerine Bir Gözden Geçirme, , 44-59, s: 44, DOI: 10.7816/nesne-01-02-03.

[5] Elif Üzümcü, Büyüklenmeci ve Kırılgan Narsisistik Kişilik Özellikleri İle İlişkili Faktörlerin Şema Terapi Modeli Çerçevesinde İncelenmesi, Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Psikoloji Anabilim Dalı, Klinik Psikoloji Bilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2016, s:1, http://www.openaccess.hacettepe.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11655/3655/5d0b7c84-17f4-4203-b118-a4847b6857d6.pdf?sequence=1&isAllowed=y.

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!
       

Yazarın MİSAK'taki yazıları