17.06.2021

Hasip Saygılı: “Zengezur, boğazımızdaki ilmiktir.” Açılır mı?

Azerbaycan'da çevrimiçi yayımlanan Şark Gazetesi, 28 Ocak Perşembe günü yazarlarımızdan Sayın Hasip Saygılı ile bir mülakat yaptı. Önemine binaen bu mülakatı, Türkiye Türkçesine aktarılmış haliyle okuyucularımızın istifadesine sunuyoruz.


Harp Tarihçisi Doç. Dr. Hasip Saygılı

Bu söyleşi, 28.01.2021 tarihinde
Azerbaycan Şark Gazetesi’nde yayımlanmıştır.
Türkiye Türkçesi ile ilk defa MİSAK sitesinde yayımlanmaktadır.

Doç. Dr. Hasip Saygılı, Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölüm Başkanıdır. 2009 yılında Azerbaycan Yüksek Harp Okulu’nda albay rütbesiyle danışman olarak görev yapmıştır.

Kənan Novruzov (K.N.): Sizce, Karabağ savaşının yeniden başlaması şart mıydı?

Hasip Saygılı (H.S.): Şart değildi tabii. Azerbaycan’ın işgal altındaki meşru toprakları iade edilseydi, bu harekâta gerek yoktu. Ama Ermenistan insanlığa aykırı, hukuk ve vicdan dışı işgal ve yıkımı, kendisine sunulan bütün hal tarzlarını reddederek sürdürmeyi tercih etmiştir. İşgalcilerin uzlaşmaz tutumları, Azerbaycan Ordusuna ülkesinin düşman çizmesi altında çiğnenen kadim topraklarını kurtarması haricinde bir seçenek bırakmamıştı. Azerbaycan liderliği, uluslararası ortamı da isabetle değerlendirerek Ermeni işgalcilerin kurduğu tuzağı başlarına geçirmiştir. İşgalci devlet ve aparatları mahcup duruma düşmüşlerdir.

Şunu da ifade etmek gerekir: Azerbaycan topraklarının otuz seneye yakın işgal altında tutulması bir müddet daha uzasaydı, bu toprakların artık tamamen kaybedildiği ve terkedildiği gibi zehirli bir algıya sebebiyet verirdi. Bu algı ve bunun Azerbaycan ve umum Türk dünyasında yaratacağı moral motivasyon çöküntüsü, Azerbaycan ordusunun kahramanca harekâtıyla ağır bir bedel ödeme pahasına önlenmiştir.

K.N.: 10 Kasım Anlaşmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

H.S.: Bu anlaşma nihaî bir metin değildir. Azerbaycan’ın orta ve uzun vadeli beka problemini hal yoluna koyması için değerlendirebileceği bir dönüm noktası olabilir. Mevcut Azerbaycan idaresinin bu yönde irade ortaya koyabilecek potansiyeli mevcuttur. Bu potansiyelin kararlı bir şekilde hayata geçirilmesi beklenebilir.

K.N.: Bildiğiniz üzere, Karabağ’daki Rus barış güçleri taraf tutmakla meşgul. Bunu engellemek için ne yapmalıyız?

H.S.: Bunu engellemek ve tesirini azaltmak için, Azerbaycan matbuatı ve diplomasisine büyük yük düşüyor. Rusların tarafgir tutumları her zaman kayda alınmalı, özellikle uluslararası haber ajanslarına vaktinde ulaştırılmalıdır. Belki bunun için yabancı televizyon ve gazete muhabirlerine bu ihlâllerle alakalı kendi haberlerini yapmaları için kolaylık sağlanmalıdır.

Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı da bıkmadan bu ihlâlleri Rus kamuoyu dahil, tüm dünyanın dikkatine sunmak için diplomasi kanallarından olabildiğince istifade etmelidir.

K.N.: Türk Barış Güçlerinin bölgede bulunması bunun önünü alabilir mi?

H.S.: Türk Barış Güçlerinin mevcudu ve görev alanları, Rus güçlerini dengeleyebilecek bir cesamette değildir. Bu sınırlı Türk gücünün görevini hakkaniyetle, tarafsızlıkla yapmakta olduğu mesajı verilmelidir. Ruslar Ermenileri kolluyor, Türkler de bizi kolluyorlar algısından kaçınmak gerekir. Bunu böyle dersek, Rusların Ermeni yandaşlığı meşrulaştırılmış olur. Halbuki bölgede Rus ve Türk güçleri denk değildir. Denilmesi gereken, Rus güçleri de Türk güçleri gibi adil, uluslararası hukuka saygılı ve bitaraf olmalıdır tarzında bir yaklaşımın ifadesi olmalıdır.

K.N.: 11 Ocak görüşmesi ile ilgili düşünceleriniz nelerdir? Bu görüşme, altılık platformun kurulmasının başlangıcı olabilir mi?

H.S.: Bu görüşme,  Azerbaycan için olumlu gelişmelerin habercisi olabilir. Ancak diplomasi uzun, ince bir yoldur. Bugünden yarına sonuç beklememek gerekir.

K.N.: Ermenistan Başbakanı Paşinyan, Karabağ probleminin hâlâ bitmediğini söylemiş. Gerçekten de, yine savaş mı istiyor?

H.S.: Paşinyan, bunu iç kamuoyuna yönelik olarak, vakit kazanmak için söylüyor. Çünkü Ermenistan’ın Azerbaycan’la savaş yapacak ve yürütecek bir harp kabiliyeti yoktur. Ancak bir yabancı devlet namına Ermenistan’dan bir savaş düşünülüyorsa, bu savaş Ermenistan’ın ve Ermenilerin savaşı olmayacaktır. Paşinyan sonrası Ermeni yönetimi, vatandaşlarını böylesi bir savaşa kolayca ikna edemez.

K.N.: Artık Zengezur’un Azerbaycan’a geri verilmesi meselesi gündemde. Sizce, yakın zamanda yeni bir zafer daha kutlayabilir miyiz?

H.S.: Zengezur, Türk dünyasının boğazındaki ilmiktir. Bu ilmiğin dokunmasına on dokuzuncu asrın başlarında başlandığı malumdur. Diğer taraftan, hakkın adaletin yerini bulmasının da kısa vadeli olacağını iddia etmek doğru değildir. Ancak orta ve uzun vadede Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünün kayıtsız şartsız sağlanması için bu meselenin gündemden düşürülmemesi şarttır.

Elimde, 1920 yılında Bakü’de Hükümet Matbaasında Arap harfleriyle basılmış, rahmetli Feyzullah Sacid’in “Feryad” adlı içli bir şiir kitabı var. Kitap, “Düşman taarruzuna uğrayan İzmir, Zengezur ve Nahçıvan mazlumlarına yardım komitesi” tarafından yayımlanmış. İzmir ve Nahçıvan bu kitabın neşrinden kısa bir süre kurtulmuşlarsa da, Zengezur’un çilesi 101 yıldır sürmektedir. Bu meselenin öncelikle Azerbaycan ve Türkiye’de zihin ve vicdanlarda yer bulması gerekir. Tabii, kaybedilmiş bir dava olarak değil, kazanılması şart bir dava olarak…

K.N.: 44 günlük Karabağ savaşını harp tarihindeki hangi savaşlarla mukayese edebiliriz?

H.S.: Bu savaşı, 1922 yılında dirayetli kurucu liderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün kumandasında yapılan Büyük Taarruz ile kıyaslamak mümkündür. Bu taarruzun başarısı ile Anadolu’daki Yunan işgali son bulmuştur. Karabağ’daki harekât da bölgedeki Ermeni işgalini sonlandırmıştır.

Karabağ harekâtı 44 gün, Büyük Taarruz ise mütarekeye kadar 47 gün sürmüştür. Azerbaycan’ın kahraman oğullarının şehit ve yaralı olarak ödediği bedel ise, nispet olarak 98 yıl önce Anadolu’daki kardeşlerinki gibidir.

K.N.: Yakın zamanlardaki gelişmeleri nasıl tahmin ediyorsunuz?

H.S.: Gelişmeler, diplomasi ağırlıklı olarak yürüyecek görünmektedir. Ancak diplomasinin arkasında askerî ve siyasî gücü hissetmeden sonuç alması pek ihtimal dahilinde değildir. Azerbaycan diplomasisi kendini güçlü hissetmeli ve ülkesinin hak ve çıkarlarını temin etmelidir.

Kaynak: Şark Gazetesi’ndeki orijinal söyleşi için lütfen tıklayınız.

Yazar

Hasip Saygılı

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.