23.10.2021

İdeolojilere sistemli bakış ve sistemin unsurları

Demokrasi, ilim, istiklal, Turancılık, kültür kavramlarının vatandaşın kafasındaki manalarıyla sistem sahiplerinin aynı kelimelere verdikleri manalar arasındaki fark, tarafları, âdeta başka dillerden konuşur hale düşürmektedir.


Ayhan Tuğcugil mahlasıyla İskender Öksüz tarafından

yazılan ve Töre dergisinin 1976 yılı 57.sayısında yayımlanan

“Fikir Sistemi Nedir?” başlıklı makalenin ikinci bölümüdür.

Bu bölüme, “Bir ideolojiye iki türlü bakabiliriz: Bir iddialar, sloganlar ve hareketler topluluğu olarak… Veya fikir sistemi olarak. Birinci bakış tarzında ideoloji karmakarışık bir ormanı andırır.” sözleriyle başladık. Önceki bölümde, iyi niyetli vatandaşımızla bir bilimsel sosyalist ve bir Türk Milliyetçisi arasında geçtiğini tasavvur ettiğimiz konuşmalar hep birinci bakış açısını misallendirdi ve her seferinde de hüsnüniyetli zat, çok kullanılan bir tabirle, “ağaçlara bakmaktan ormanı göremedi.”. Sistem tarzı ele alışta durum çok farklı olacaktır.

İster bilimsel sosyalizm, ister Türk Milliyetçiliği incelensin, iddialar, sloganlar ve hareketler, sistem içinde, bir mantık zincirinin birbirine sıkı sıkıya bağlı halkaları haline geliverir. Artık, Türk Milliyetçisi isen, Avrupa milletlerinin veya herhangi bir milletin kültürüne direnmek bir keyif meselesi değil, “Suya girersen ıslanırsın.” ifadesi kadar kesin bir sebep – netice münasebetidir. Aynı şekilde, eğer bilimsel sosyalistsen, ihtilâl yapmaya mecbur olduğunu görürsün. Aksini teklif etmek, “Müslümanlık iyi, hoş ama, bir noktaya itirazım var: Gel Allah’ın birliğine inanmaktan vazgeç. Diğer bütün dediklerini kabul ediyorum.” demek kadar saçmalaşır.

Sistem nedir?

Şimdi, bu bölümün başlığını teşkil eden sorumuza dönebiliriz: Sistem nedir?

Yukarıda, standart aydınımızla komünist ve Türk Milliyetçisi arasında kurulan hayalî diyaloglardaki misaller ve yanlış anlamalar dikkatle incelenirse, “sistem” kavramının bazı unsurları hemen ortaya çıkar.

Her şeyden önce, Türk Milliyetçisi ile komünist arasında gayede büyük bir farklılık göze batmaktadır. Yukarıda verilen münakaşalarda konu ne olursa olsun, Türk Milliyetçisinin meseleye bakışında gaye “Türk Milleti”, komünistinkinde ise “proleter” sınıfıdır. Birincisi her konuyu Türk Milleti’nin, diğeri dünya proletaryasının çıkarları açısından değerlendirmektetir.

Aynı münakaşalarda, bilhassa standart vatandaşla komünist ve kısmen de vatandaşla Türk Milliyetçisi arasındaki yanlış anlamaların temelinde tarif farklılıkları yatmaktaydı. Demokrasi, ilim, istliklâl, Turancılık, kültür kavramlarının vatandaşın kafasındaki mânâlarıyla sistem sahiplerinin aynı kelimelere verdikleri mânâlar arasındaki fark, tarafları, âdetâ başka dillerden konuşur hale düşürmektedir.

Sistem sahibinin meseleleri incelemede kullandığı metot, sistemin üçüncü unsurudur ve sistemleri birbirinden ayıran temellerden biridir. Metot, sistemin yapısının kuruluşunda, sistemin meseleleri ele alışında ve gaye’sine varmak için tutacağı yolların tespitinde kullanılan mekanizmadır. Türk Milliyetçiliği’nin metodu “ilim” bilimsel sosyalizminki “diyalektik mantık”tır.

Sistemlerin meseleleri ele alışları arasındaki bir diğer fark ve dolayısıyla sistemlerin dördüncü unsuru da kabuller veya ilim tabiriyle “postülâ”lardır. Her şeyden önce, sistemin metot unsurunun kendisini de bir kabulü teşkil eder. Kabul, ispat edilemeyen, fakat çeşitli sebeplerle doğruluğuna inanılan şeydir. Türk Milliyetçiliği’nin, metot olarak ilimi seçişi bir kabuldür. Çünkü bir metot kendi doğruluğunu ispatlayamaz. Fakat insanlığın binlerce yıllık tecrübesi, bize, ilmi, metot olarak seçmekle pek yanlış bir iş yapmayacağımızı söyler, ilim metodunun seçilmesi, Türk Milliyetçiliği Fikir Sistemi’nin yegâne kabulüdür, tek postülâsıdır.

Bilimsel sosyalizmin diyalektik mantığı metot alması da bir kabuldür. Metodun kendi doğruluğunu ispatlayamaması kuralı, burada da geçerlidir. Ancak, Türk Milliyetçiliği’nden farklı olarak, bilimsel sosyalizmin kabulleri diyalektik mantıkla bitmez. “Maddecilik”, bilimsel sosyalizmin bir başka postülâsıdır. Nihayet “tarihî maddecilik” denilen ve tarihin, cemiyet olaylarının sadece iktisat ilişkileriyle izah edilebileceğini iddia eden tez de bilimsel sosyalizmin bir başka kabulüdür.

Türk Milliyetçiliği Fikir Sistemi ve Dokuz Işık Doktrini

Sistemlerin beşinci ve son unsurları da uygulamaları, yani her alanda ileri sürdükleri tezler, kültür, iktisat, dış ve iç politika görüşleri din anlayışları ve gayelerini ilgilendiren her sahadaki tatbikat plânlarıdır. Düzenli, sınırları ve muhtevası iyice belirlenmiş bir şekilde sunulan uygulama plânları doktrin adını alır. Türk Milliyetçiliği Fikir Sistemi’nin günümüz Türkiye’sinin kalkınması için tespit ettiği uygulama plânı “Dokuz Işık Doktrini”dir. Dokuz Işık, sistemimizin Türkiye’nin meselelerine tatbikinin sonuçlarını verir ve dolayısıyla Türk Milliyetçiliği Fikir Sistemi ile Dokuz Işık Doktrini arasında kesin bir sebep-netice bağı vardır. Aynı şekilde proleter ihtilâli, proletarya diktatörlüğü ve Brejnev doktrini de bilimsel sosyalist sistemin bugünkü cemiyetlere uygulanışının sonuçlarıdır. Bu uygulamalarla komünist sistem arasında, yine kuvvetli bir sebep-netice bağı mevcuttur. Bir fikir sitemini, aralarında bağlantı bulunmayan bir iddialar yığını halinden çıkarıp ona “sistem” niteliğini kazandıran en önemli özellik, işte bu, sistemin gayesi ile uygulamaları arasındaki kuvvetli bağdır.

Bir teklifin sistem içinde tutarlı olabilmesi, gerçekten sistemin bir parçasını teşkil etmesi için, gayeden ve kabullerden hareketle ve sistemin metodunu kullanarak -bir matematik teoremi ispatlar gibi- adım adım bu teklife varılabilmesi; bu uygulamayla gaye arasındaki bağın açıkça gösterilmesi lâzımdır. Meselâ, Türk Milliyetçiliği Fikir Sistemi’nin “Tarım Kentleri” teklifinin Türk Milliyetçiliğinin gayesinden, yani “Türk Milleti’nin Bekası”ndan hareketle ilim metodunu adım adım tatbik ederek çıkartılması gerekir. Bu usulü kullanmadan, sanki teklif o anda aklımıza esivermiş gibi “Tarım Kentleri kuracağız” demek sistemsizliktir ve gerek tutarlılık, gerekse propaganda açısından zayıflık yaratır.

Özetleyecek olursak; bir sistemde:

1)Gaye,

2) Tarifler,

3) Metot,

4) Kabuller ve

5) Uygulama (Doktrin) unsurları bulunur.

Sisteme dört misal

Bu beş unsur, yalnız Türk Milliyetçiliği Fikir Sistemi ve Bilimsel Sosyalizm gibi insan cemiyetlerini konu alan fikir sistemlerinde değil, tabiat ilimleri, Matematik gibi sistemlerde de mevcuttur. Bu yüzden, genel olarak “sistem” kavramını incelerken, misallerimizi sadece ideolojilerden seçmek mecburiyetinde değiliz. Buraya kadarki misallerimizi, ana konumuz olan Türk Milliyetçiliği ile bugünkü Türkiye’ye yöneltilmiş soğuk harp silâhlarından en çok gürültü çıkaranı olan komünizme aitti. Hakikaten, yeni harbin, fikir sistemleri savaşının Türkiye cephesinde esas kavga Türk Milliyetçiliği Fikir Sistemi ile SSCB ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin propaganda silâhı olan bilimsel sosyalizm arasında verilmektedir. Bu yüzden, sistemleri incelerken bilimsel sosyalizmden de misaller vermek, Türkiye’nin günlük meseleleri açısından da faydalıdır. Ancak aynı sebep, yani bilimsel sosyalizmin bir propaganda silâhı olması, onu bir sistem olarak ele alıp incelememizde bazı güçlükler çıkarmaktadır.

Bugün memleketimizde bu ideoloji etrafında, bilimsel sosyalist sistemin kendisiyle ilgili ilgisiz öyle büyük bir yaygara kopartılmakta, öyle büyük bir toz bulutu kaldırılmaktadır ki zaman zaman sistemi iyi bilenler bile onu tanımakta güçlük çeker oluyorlar… Meselâ bilimsel sosyalizmi savunan ve piyasamızda bol bol satılan kitaplarda “ruh” kavramına sayfalar dolusu küfür edilirken bizim komünistlerimiz hiç çekinmeden, “Devrimciler öldürülebilir, fakat ruhlarındaki devrim ateşi söndürülemez.” gibi gayet spiritüalist sözler sarf edebilmektedirler[1].  Bu yüzden, sistem yapısı incelenirken Türk Milliyetçiliği Fikir Sistemi ve Bilimsel Sosyalizmin yanına, fikir sistemi olmayan, fakat sistem özelliğini çok belirli şekilde gösteren iki misal daha eklemek faydalı olacaktır.

Bu bölümde ele alacağımız iki yeni misali fiziğin mekanik ve matematiğin geometri konularından seçelim. Bilimsel sosyalizmin aksine, bu iki sahanın çevresinde hiçbir propaganda bulutu yoktur ve dolayısıyla bu sistemlerin yapıları ve unsurları açık seçik görülür. Ayrıca, tabiat ilimleri ve matematik gibi kesin sahalardan alınan misallerle fikir sistemlerini karşılamak, fikir sistemlerinin sağlamlıkları hakkında daha iyi bir kanaat edinmek imkânını verecektir.

Fiziğin (klâsik) mekanik dalı, birbirlerine belirli kuvvetlerle etki eden veya belirli bir kuvvet alanında bulunan taneciklerin (partiküllerin) dengede (Statik) veya hareket halinde (dinamik) iken bağlı oldukları kanunları inceler. Umumiyetle «mekanik» dendiği zaman kastedilen saha budur bu lise fizik müfredatının ışık, ısı, elektrik gibi konularının dışında hep bu mekanik incelenir (Sarkaç, eğik düzlem, kaldıraçlar, makaralar, v.s….). Matematiğin sentetik geometri sahası ise düzlem ve uzay şekillerine ait teoremleri bulmayı konu almıştır. Eski Yunan’daki geometrinin büyük bölümü (Öklid geometrisi), klâsik lise müfredatındaki geometrinin en çok üzerinde durulan kısmı bu geometridir (Doğrular, üçgenler, çemberler, düzlemler, küp, küre, silin­dir, v.s….).

Şimdi, sistemin ne olduğu sorusuna cevap verebilecek ve bu cevabımızı Türk Milliyetçiliği Fikir Sistemi, Bilimsel Sosyalist Sistem, mekanik ve geometri gibi dört ayrı sistemden mi­saller vererek açıklayabilecek durumdayız. Fakat, yine de önce dört sistemi sistemsiz şekilde ele alalım. Böylece daha sonra sistemli tarzda yeniden incelediğimizde her birinin yapısı ve unsurları daha iyi belirecektir;

Türk Milliyetçiliği Fikir Sistemi:

  • Tarım Kentleri kuracağız.
  • Dünyada 100 milyon Türk yaşamaktadır.
  • Türk kültürünü korumak ve geliştirmek istiyoruz.
  • Türkiye’nin Ortak Pazar’a girmesine karşıyız.

Bilimsel Sosyalist Fikir Sistemi:

  • Her türlü mülkiyet hırsızlıktır.
  • NATO’ya karşıyız.
  • Dinin halk üzerindeki tesiri yok edilmelidir.
  • Yaşasın halkların kurtuluş savaşı.

Mekanik:

  • Dünya güneş etrafında bir elips çizer.
  • Sarkacın salınımı, ucuna asılan ağırlığa bağlı değildir.
  • Etki tepkiye eşittir.
  • Bir merminin azami menziline gidebilmesi için yerle 45° açı yapacak şekilde ateşlenmesi gerekir.

Geometri:

  • İki açıları eşit olan üçgenlerin üçüncü açıları da eşittir.
  • Bir doğruya dışındaki bir noktadan yalnız bir paralel çizilebilir.
  • Bir dik üçgenin hipotenüsünün karesi, dik kenarların kareleri toplamına eşittir.
  • Bir çember üzerinde eşit açılar, eşit yaylar (ve kirişler) görür.
  • Vs….

Yukarıda verilen şekilleriyle dört saha da bir sistem teşkil etmemektedir. Bunlar ister ideoloji, ister fizik, ister matematik olsun en çok birer ifadeler ve iddialar yığınından ibarettirler. Bu dört misalin sistem olabilmeleri için,

  • Önce gayelerini belirtmeleri;
  • Gayeden uygulamaya kadar, bütün boyunca kullandıkları kavramların tariflerini vermeleri;
  • Gerek sistemi, gerekse gayeleri ile uygulamaları arasındaki bağı kurarken kullanacakları metodu belirtmeleri ;
  • Yaptıkları kabulleri (kullandıkları postülâları ve aksiyonları) açıkça belirtmeleri;
  • Nihayet uygulamalarını, tekliflerini, varsa doktrinlerini sitemin kabullerini kullanarak; göstermeleri gerekir.

Sistemlerin gayeleri

Demek ki, Türk Milliyetçiliği Fikir Sistemi, sistem olarak ele alınmadığında önce gayesini, “Türk Milleti’nin bekası” olarak açıklayacaktır. Hemen arkasından “millet”ten ve “Türk Mille­ti”nden kastedilen tarif edilecektir. “Be­ka” da tarif edilmelidir ve bu tarif “Türk Milletini, onu belirleyen değerlerle birlikte ebediyete kadar yaşatmak” şeklinde verilince sistemimizin ana meselelerinden biri aydınlanacaktır. Sonra bu gayeye varmak ve sistemi kurmak için ilim metodunu seçtiğimizi açıklayacak ve bundan ne kastedildiğini anlatacağız. Bu açıklama tek kabulünüz olacak.

Nihayet Türk Milliyetçiliği’nin gayesine varmak ve dış politikaya ait tedbirler, dil, din görüşü bilhassa Dokuz Işık Doktrini gayeden hareketle ve ilim metodu kullanılarak elde edilecektir. Halbuki yukarıdaki sistemsiz ele alışta tarım kentleri, Ortak Pazar bu son safhaya, uygulama doktrin safhasına ait tekliflerdir. Dünyada yüz milyon Türk yaşadığı bir iddia veya teklif değil, Türk Milleti tarihinin bir sonucudur. Nihayet Türk kültürünü korumak ve geliştirmek isteği, bir tez değil, sistemimizin gaye unsurunun açıklanmasından ibarettir.

Bilimsel Sosyalist Sistem önce “Ko­münist cemiyet düzeni kurmak” şeklinde gayesini açıklamalıydı. (Bu bilimsel sosyalizmin ne zaman varacağını kendilerinin de bilmediği nihâî gayesidir. Biz bundan sonra bu sisteme yapacağımız atıflarda daha yakın gayeyi, özellikle Türkiye’de bugün güttükleri proletaryanın kurtuluşu – emperyalizmin kovuluşu gayesini esas alacağız.) Daha sonra “komünist cemiyet”ten kastedilen tarif edilmeli, bu gaye için diyalektik mantığın metot seçildiği belirtilmeliydi. Sonra “maddecilik”, “tarihi maddecilik”, “emeğin değer teorisi” gibi kabuller ilân edilecek, ve gerekli tarifler yapılacaktı. Nihayet uygulama – proleter ihtilâli, proleter diktatörlüğü, emperyalizmin kovulması, dünya sosyalizminin birliği (burada Çinciler ayrı Rusçular ayrı teklifler yapar) gelecekti. Hâlbuki misal olarak aldığımız sistemsiz sunuşta ilk madde, “her türlü mülkiyet hırsızlıktır”, ancak emeğin değer teorisinin kabulünden sonra ortaya atılabilir. “Nato’ya karşıyız!”, Lenin’in emperyalizm teorisi ortaya konulduktan sonra anlam kazanır.

Dinin halk üzerindeki tesirinin yok edilmesi bir uygulama teklifidir ve tarihî materyalizm kabulünden, alt yapı-üst yapı münakaşalarından sonra ve diyalektik mantık kullanılarak ileri sürülebilir. “Yaşasın halkların kurtuluş savaşı” da, aynı kabulden ve mantıktan hareketle emperyalizm teorisinden geçerek söylenebilir.

Mekanik önce “Cisimlerin denge ve hareket kanunlarının bulunması…” şeklinde gayesini ilân eder. Sonra tariflerini “cisim” tarifinden başlayarak verir. Metot olarak ilim metodunun seçildiği söylenir. Nevton’un dört postülâsı verilir… Ve bu postülâlardan hareketle ilim metodu deneme, gözlem, teori kurma, teoriyi deneme v.s.  ile sonuçlara, uygulamalara gidilir. Sistemsizlik misalimizde 1. , 2. ve 3. iddialar, bu sistemli çalışma sonucu havada kalmaktan kurtulur ve ilmin ispat edebileceği derecede ispat edilirler. Buna karşılık 3. misaldeki “Etki tepkiye eşittir” ifadesi Nevton postülâlarından biridir ve ispat edilemez.

Benzer şekilde geometri, önce, “Düzlem ve uzay şekillerine ait teoremlerin bulunması” gayesini açıklar. Hemen arkadan düzlem, uzay, teorem, v.s.’nin tarifi gelir. Kabul edilen metot “matematik (mantık)”tır. Sonra geometrinin aksiyomları ve postülaları, yani kabulleri yer alacaktır. Meselâ sistemsiz incelemedeki 2 numaralı iddia Öklid geometrisinin postülâlarından biridir ve bu postülâyla çelişik postülâlardan hareketle değişik geometri sistemleri kurulmuştur. Nihayet postülâlardan hareketle ve matematik mantık kullanılarak lise öğrencilerine ter döktüren teoremlerin ispatı başlayacaktır.

Geometri, üzerinde çok durduğumuz, sistemin teklifleri ile geri kalan kısmı arasındaki sıkı bağı çok açık gösteren bir sahadır. Herhangi bir geometri teoremini ispatlamış bir insan bu sıkılığın derecesini bilir. Sistemsiz ele alış misallerimizde ikinci iddia postülâ, diğer üçü, üçgenlerin eşitliği, dik üçgenlerin kenarlarına ait teorem (Pisagor teoremi veya eskilerin tabiriyle “eşek davası”) ve çemberdeki eşit açıların yaylar görmesi hep geometrinin uygulamaları sonucudur ve kesinlikle ispatlanır.

Şu halde sistem: Gayesi, kullandığı kavramların tarifi ve gerek sistemi kurarken, gerekse gayeden uygulamaya giderken kullanacağı metot açıklanmış, yaptığı kabuller açıkça ve ayrı ayrı belirtilmiş, nihayet uygulamaya ait teklifleri daha önceki dört unsur kullanılarak çıkarılabilen bir yapıdır.

 

[1] Türkiye’de devrim olduktan sonra komünistlerimizin Marks’ın ruhuna mevlit okutacakları, bu çelişkileri aksettiren güzel bir espridir fakat gerçeğin hayalden daha çarpıcı olduğunu şu anekdot yeniden ispatlar gibi: İlk Türkiyeli komünistlerden Mustafa Suphi’nin başarısız meslek hayatı (ve bütün hayatı) Karadeniz’de yoldaşları ile boğularak sona ermiştir. M. Suphi ölümüyle sonuçlanan bu yolculuğa çıkmadan önce bir dostu tarafından ikaz edilmiş ve ortalık bu kadar karışıkken böyle bir teşebbüste bulunmaması salık verilmiş. Mustafa Suphi’nin cevabı gerçek komünistleri utançtan kıpkırmızı edecek bir idealist hava taşımaktadır ; «Vallahi kardeşim bu bir dervişliktir. Kaderde ne varsa o olur.

 

Yazar

Töre Dergisi

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar