07.08.2022

Kıbrıs Harekâtının manası

Kıbrıs harekâtımız yalnız Enosis hayallerini değil, standart aydınımızın kafasındaki bir yığın yanlış düşünceyi de gömmüştür. Bu bakımdan harekâtın, belki sağladığı maddi kazançlardan daha çok ideolojik faydası da olmuştur.


Kıbrıs Barış Harekâtı’nın ardından Necmettin Hacıeminoğlu

tarafından yazılan bu makale 1974 yılında Töre Dergisinin

 39-40. Sayılarında yayımlanmıştır.

 

Milletlerin hayatında öyle başarılar vardır ki, onun manevi değeri ve manası, sağladığı maddi kazancın çok üstündedir. Hatta büyük maddi zararlara sebep olduğu hâlde, manevi bakımdan paha biçilmez değerler taşır. Gene öyle yenilgiler vardır ki, maddi kayıp olarak hiçbir şey ifade etmez ama manevi yönden milleti yıkar, çökertir. Manaya değer veren şerefli insanların hayatlarında görüldüğü gibi…

İşte Kıbrıs harekâtı da Türk Milleti için manevi değeri maddi kazancını çok aşan bir başarıdır. Gerçi bir yandan oradaki yüz yirmi bin Türk’ün hayatı, bir yandan da adanın, Türkiye’nin güvenliği bakımından sahip olduğu hususiyetler asla küçümsenemeyecek derecede önemlidir. Fakat bu harekâtın sağladığı “manevi gelir” her şeyin üstünde­dir. Eğer, birçoklarının sandığı gibi, gaye yalnız adadaki Türklerin hayatını kurtarmak olsaydı, bunu baş­ka türlü halletmek de mümkündü. Onları, şimdiye kadar yapıldığı üze­re, topluca ana vatana göç ettirir­diniz. Diğer yandan, Kıbrıs’a sadece bütün Türkiye’nin askerî güvenliğini ilgilendirdiği için değer vermiş ol­saydık, feza çağı silahlarının ülkeler değil, kıtalar arası mesafeleri bile ortadan kaldırdığını düşünerek, me­seleyi hafife alırdık. Bu sebepledir ki, Türk devletinin, belki de yavru vatanda yaşayan soydaşlarımızın sayısından fazla Mehmetçiği feda etmeyi göze alarak giriştiği hare­kâtın manası çok büyük ve bambaş­kadır. Bu tavır tam Türk’çedir. Türk’ün tarihi geleneğine, milli karakterine, yaratılış felsefesine ve cihangirlik ülküsüne göredir. Değil yenilmek ve gerilemeye, yerinde saymaya bile tahammül edemeyen taşkın coşkun ve cesur ruhunun tabiî icabıdır. Onun içindir ki, bizce Kıbrıs yalçın kayalıklardan ibaret bomboş bir ada dahi olsaydı, Türk milleti Yunanistan’a “Peki.” demezdi. Dememelidir. Başkaları için sadece bir askerî üs değeri taşıyan Kıbrıs, bizim bakımımızdan millî bir şeref dâvasıdır. Bir kere harekât önemli bir imtihandır. Kendi kendimizle hesaplaşmadır. Dost ve düşmanı tanımamıza imkân veren bir tecrübedir Aldığımız mesafeyi gösteren bir ölçüdür. İşte, konuyu ancak bu anlayışla ele alırsak, doğru ve iyi değerlendirebiliriz. Şimdi harekâtın muhasebesini yapalım.

Askerî bakımdan

Harekâtın muhakkak ki en şerefli yanı kazandığımız askerî zaferdir. Böyle bir zafer dostlarımızı alışılmış olandan daha fazla sevindirirken, düşmanlarımızı da kıskançlıkla kıvrandırmış ve dehşete düşürmüştür. Doğrusunu söylemek gerekirse, herkes üzerinde beklenmeyen bir sürpriz şaşkınlığı yaratmıştır. An­laşılıyor ki hiç kimse silahlı kuvvet­lerimizden bu ölçüde bir başarı ümit etmiyormuş. Gerekçeleri de şu­dur:

1- Türk ordusu elli yıldan beri savaş görmemişti. Bu, tarihimizin savaşsız geçen en uzun aralığıydı. Bunca durgunluktan sonra ordumuz acaba rahata alışarak uyuşmuş muydu?

2- Türk ordusu, Cumhuriyet’in kuruluşundan beri, savaşçı değil ba­rışçı bir felsefeyle yetiştiriliyordu. Hücum için değil, savunmak için ha­zırlanıyordu. Eğitiminin hedefi buna göre tayin edilmişti. Tamamen yan­lış yorumlanan “Yurtta sulh cihan­da sulh!” sözü, git gide, “kimseye bir karış toprak vermeyiz, kimseden de bir karış toprak istemeyiz.” şeklinde formülleşmişti. Sonra, eskilerin “bir lokma bir hırka” tekerlemesi ile ifa­de ettiği bu derviş felsefesi, devlet adamları tarafından ordumuza da benimsetilmek istenmişti. Böyle bir hava içinde yetişen silahlı kuvvetle­rin savaş kabiliyetini yitirmesi nor­mal değil miydi?

3- Son elli yıl içinde gerek sa­vaş tekniği, gerekse silah ve malze­me geniş ölçüde ilerlemiş, değişmiş ve artmıştı. Bu şartlar altında artık yüreklerdeki cesaret ve kalplerdeki iman ikinci, üçüncü plana düşüyordu. Kimse, “Zafer süngünün ucun­dadır.” ilkesine güvenmemeliydi. Hâl böyle olunca, yarım asır önceki şartlara göre büyük başarılar gös­teren Türk askeri, bakalım bugün de aynı seviyeyi tutturabilir miydi? Yoksa “Tüfek icat oldu mertlik bo­zuldu» sözünün ifade ettiği mazere­ti tekrarlamak zorunda mı kalacak­tı?

4-Türk ordusu, son on beş yıl­da dört defa siyasete karışmıştır. Bir orduyu en fazla yıpratan ve onun savaş gücünü zayıflatan şey de budur. O yüzden zaman ve enerjisinin yarısını bir kısım âciz ve hain politi­kacıların meydana sürdüğü iç düş­manları temizlemek için harcamış­tır. Ayrıca gene dört defa ken­di bünyesinde küçümsenemeyecek “operasyonlar” yapmıştır. Böylece hem maddi hem manevi bakımlardan yıp­ranıp zayıf düşmüş olmalıdır.

5-Türk ordusu kendisine uzun müddet yetecek modern silah ve sa­vaş malzemesine sahip değildir. Onun için tek başına bir savaşa gi­remez girse de kazanamaz.

İşte ilk bakışta herkesi inandıra­bilecek kadar kuvvetli ve isabetli gö­rülen bu tahminler, Kıbrıs harekâ­tının başarılması ile tamamen iflas etmiştir. Türk askeri bilinen bütün tarihi hasletlerini muhafaza etmek­tedir. Çağın bütün imkân ve şartla­rına derhal intibak etmiştir. O gene dünyanın en güçlü en savaşçı as­keridir. Şairin:

“Fıtrat değişir sanma, bu kan yi­ne o kandır!” hükmü tam bir hakikatin ifadesidir. Her türlü menfi çabalara rağmen Türk’ün millî bünyesi henüz sarsıl­mamıştır.

Siyasi bakımdan

1-Kıbrıs harekâtı ispat etmiştir ki Türkiye’de siyasi iktidar mevkiin­de bulunanlar, kendi felsefeleri ne olursa olsun, Türk milletinin ve or­dusunun millî davalar karşısında ta­kındığı kararlı tavıra uymak zorun­dadırlar. Üç beş zavallı politikacı ile beş on kozmopolit aydının menfi tel­kinleri, Türk devletinin varlığını il­gilendiren meselelerde hiçbir mana taşımıyor. Tarihî devlet anlayışımız, bir altın damarı gibi, bütün organ­larda devam ediyor. Aldatılmış olan­lar kısa zamanda uyanıyor.

2- Bu harekât, ümit edilir ki bizim batı dünyasına gözü kapalı hayran ve teslim olan budala aydınlarımızla saf siyaset adamlarımızın da gözle­rini açıp kendilerine gelmelerini sağ­lamıştır. Herkes bir kere daha gör­müş ve inanmıştır ki, Türk’ün Türk’­ten başka dostu yoktur. Batının ne kadar maymunu olursak, onların önünde ne kadar diz çöker, boyun eğer, el ovuşturursak ve takla atar­sak, gözlerinde kıymetimiz o derece düşmektedir. Bu metotlarla Hıristi­yan dünyasını bize ısındırmamız ve onlara şirin görünmemiz mümkün değildir. Onun için mutlaka millî kültürümüze ve benliğimize dönme­liyiz. Türklük ve tarih şuuru içinde bulunarak, kendimizi herkese kabul ettirmeliyiz. Dünyadaki yerimizi ve ağırlığımızı yeni baştan tayin etme­liyiz.

3- Milletlerarası meselelerde hakkınızı alabilmeniz için “hukuken haklı” olmanız yetmez. Haklılığın yanında, kuvvetli, kararlı, atak ve şahsiyetli olmak da lâzımdır. Kuvve­tin ölçüsü nüfusun çokluğu, ordu­nun savaşçılığı, ağır sanayi ile harp sanayiinin millî oluşudur. Kararlı, atak ve şahsiyetli olabilmek için de millet fertlerinin uzak millî hedeflere ulaşmak ülküsü ile yetiştirilmesi ge­rekir. Eğer biz yarım asır boyunca bu anlayışı benimsemiş olsaydık, Kıbrıs davası şimdiye kadar çoktan halledilip, sıra batı Trakya, On İki ada ve Kerkük’e gelmişti.

4-Türkiye’de herkesin “tehlikeli fikir” saydığı Turancılık ülküsü, de­mek ki ne boş bir hayal, ne de bü­yük bir tehlike imiş. Devlet niyet ederse yahut mecbur kalırsa, vak­tiyle elimizden zorla koparılmış va­tan parçalarını yeniden kazanabiliyormuş. Üstelik, böyle bir hareket bütün milletçe tam bir gönül birliği hâlinde tasvip ediliyormuş.

5- Güçlü ve kararlı bir millî hareket karşısında “süper devletlerin” de “dünya kamuoyu”nun da tesiri mutlak değil, sınırlıdır. Kimse başka­sı için tehlikeyi göze almaz ve fe­dakarlığa katlanamaz. Bundan do­layı ilerdeki millî meselelerimizi de aynı metotla halletmemiz gerekmek­tedir. Ayrıca hem millî menfaatimiz, hem tarihin yüklendiği vazife, hem de dünya muvazenesini sağlamak bakımından Orta Doğu ve İslâm âle­minde görülen “lider boşluğunu” doldurmağa mecbur olduğumuz da anlaşılmıştır.

 

Yazar

Töre Dergisi

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar