Kıbrıs Türk Federe Devleti (KTFD)’nin kuruluşundan günümüze kadar Kıbrıs konusunda Türklerle Rumlar arasında yapılan görüşmeler: BM ve AB eksenli – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______22.03.2019_______

Kıbrıs Türk Federe Devleti (KTFD)’nin kuruluşundan günümüze kadar Kıbrıs konusunda Türklerle Rumlar arasında yapılan görüşmeler: BM ve AB eksenli

Ömer Lütfi Taşçıoğlu
Kıbrıs konusunda Türklerle Rumlar arasında yapılan görüşmeler
Kıbrıs konusunda Türklerle Rumlar arasında yapılan görüşmeler

Giriş

Akdeniz’i ve Ortadoğu bölgesini kontrol altında tutma imkânlarına sahip konumuyla Kıbrıs adası tarih boyunca bölgede hâkimiyet kurmak isteyen devletlerin ilgi odağı ve elde bulundurmak istedikleri bir yer olmuştur. Bu özelliğiyle Hititlerden başlayarak birçok kavim ve devlet, Kıbrıs’ta egemenlik kurmuştur. Bunlardan en önemlileri adada s yıl hüküm süren ve bu süre içinde ada halkını köle gibi çalıştırarak ezen Venedikliler(1), 1570-1571’de 75.000 şehit vererek adayı Venediklilerden alan ve 308 yıl hüküm süren Osmanlı İmparatorluğu(2) ve adayı Rus tehdidine karşı Osmanlı Devleti’ne yardım etme bahanesiyle kiralayan ve sonra ilhak ederek 82 yıl sömürge olarak kullanan İngiltere(3) olmuştur.

Rusya’ya karşı Osmanlı Devleti’ne yardım etme karşılığında 1878’de Kıbrıs’ın sadece kullanım hakkını elde eden ve Rusya işgal ettiği yerlerden çıkınca adayı Osmanlı Devleti’ne geri vermeyi taahhüt eden İngiltere sözünde durmadığı gibi 1913 yılında adayı ilhak ettiğini açıklamış ve kurduğu sömürge yönetimiyle Kıbrıs’ı 1960 yılına kadar idare etmiştir.

Kıbrıs’ın Osmanlı dönemindeki idare şekli ile İngiliz sömürge yönetimindeki idare şeklini mukayese eden İngiliz tarihçi ve yazar William Hepworth Dixon ada halkının Osmanlı döneminde son derece geniş özgürlüklere sahip olduğunu, söz konusu durumun İngiliz sömürge yönetiminde tamamen tersine döndüğünü ve ada halkının yönetimden dışlandığını belirtmektedir.(4)

İngiliz yönetiminin sömürge idaresinden memnun olmayan Rumlar 1925 yılından başlayarak Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluşuna kadar geçen süreçte önce İngiliz yönetimine, takip eden süreçte ise adanın yerli halkı olan Türklere karşı terör eylemlerine girişmişlerdir. Yunanistan’ın ve Kıbrıslı Rumların esas gayesi Kıbrıs’ı Yunanistan’ a bağlamak (ENOSIS) olduğundan Rumlar, İngiltere’nin adadaki yönetim şeklinin düzeltilmesi için yeni bir anayasa hazırlanması teklifini de reddetmişler ve ENOSIS içermeyen hiçbir teklifi kabul etmeyeceklerini ilan etmişlerdir.(5)

Bu ortamda İngiltere, Türkiye ve Yunanistan arasında yapılan görüşmelerden sonra imzalanan 1959 Zürih ve peşinden bu üç ülkeye Kıbrıslı Türklerle Kıbrıslı Rumların temsilcilerinin de katılımıyla imzalanan 1960 Londra Antlaşmalarıyla Kıbrıs Cumhuriyeti kurulmuş ve 1960 yılında hazırlanan Kıbrıs anayasası Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin garantörlüğü ile güvence altına alınmıştır.

Ancak Yunanistan’ın ve Kıbrıslı Rumların asıl hedefi birlikte yaşamak değil, Türkleri adadan kovmak ve adaya tek başına sahip olarak Yunanistan’la birleşmek olduğundan kuruluşundan bir yıl geçmeden Kıbrıs Devlet Başkanı Makarios anayasayı değiştirerek Türklerin hak ve yetkilerini elinden almaya kalkmış ve Türkiye’nin anayasa değişikliğini reddetmesi üzerine adaya Yunanistan’dan getirdiği 54.000 askere dayanarak ENOSIS’i gerçekleştirmeye teşebbüs etmiştir.(6)

Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakını sağlamak üzere adaya gönderilen Albay Grivas’ın emrindeki EOKA terör örgütü Türklere karşı kitlesel eylemlere başlayınca TBMM Türk ordusunun adaya müdahalesi için yetki kararı çıkartmış, ancak 1974 yılındaki Nickos Samson darbesine kadar geçen süreçte Kıbrıs’ta Rum/Yunan ikilisine karşı Türk Hava Kuvvetlerinin ikaz uçuşları dışında herhangi bir harekât icra edilmemiştir.

Takip eden süreçte Yunanistan’da askeri darbe yaşanmış ve Cunta liderleri Yunanistan’ın yönetimine el koymuştur. Kıbrıs’ın bir an evvel Yunanistan’a bağlanmasını isteyen cunta liderleri, Makarios’un bu konudaki çabalarını yetersiz bulduğundan cunta liderlerinin ve adayı Yunanistan’a bağlamak üzere görevlendirdikleri Grivas’ın Makarios’la arası açılmıştır. Grivas’ın emrindeki EOKA B örgütünün adayı bir an önce Yunanistan’a ilhak etmek üzere Makarios’a suikast girişiminde bulunmasını müteakip Makarios Yunan Cumhurbaşkanına bir mektup yazarak Rum Milli Muhafız Ordusu (RMMO)’nu eğiten 650 Yunanlı subayın adadan çekilmesini istemiştir.(7)

Makarios’un yazdığı mektup cuntacıların Kıbrıs Cumhurbaşkanı Makarios’u bir darbeyle devirerek yerine Nickos Samson’u getirme ve ENOSIS’i ilan etme kararı almalarıyla sonuçlanmıştır.

15 Temmuz 1974’de Yunanlı subayların yaptığı askeri darbe ve ENOSIS’in ilanı üzerine Türkiye adanın Yunanistan’a ilhakını önlemek ve adadaki Türklerin can güvenliğini sağlamak üzere garantörlük hakkını kullanarak adaya müdahale etmiştir. Türk ordusu Kıbrıs’ın tamamını alabilecek güçte olduğu halde bu yapılmamış ve adanın kuzeyinde Türklerin yoğun olarak yaşadığı %36’lık bir toprak parçası ele geçirilerek Türklerin Rum baskı ve katliamına maruz kalmadan yaşayabilecekleri bir özerk bölge yaratılmıştır. Takip eden süreçte 13 Şubat 1975’de Kıbrıs Türk Federe Devleti (KTFD) ilan edilmiştir.

Harekât sonrasında Yunanistan’daki ve Kıbrıs’taki askeri cuntalar devrilmiş, Rumların kendi aralarında başlattıkları iç savaş sona ermiş ve Rumların başına Spiros Kyprianou geçmiştir. Ancak Kyprianou da ENOSIS taraftarı Makarios’un izinden yürümeye devam etmiştir.(8)

Türk-Rum nüfus mübadelesi, BM’nin tarafgir tutumu ve KKTC’nin ilanı

KTFD, kuruluşunu müteakip 2 Mayıs 1975 tarihli yönetmeliğe dayanarak, iş gücü açığını kapatmak için Türkiye’den kırk bin göçmen getirtmiştir. Daha sonra 2 Ağustos 1975 tarihinde yapılan anlaşmayla BM aracılığıyla güneyde kalan Türklerin KTFD bölgesine, kuzeyde kalan Rumların ise GKRY bölgesine gönderilmesi esasına dayanan bir nüfus mübadelesi yapılmıştır. Bu mübadeleyle güneyde esir olarak tutulan Türklerin KTFD topraklarına geçmesi suretiyle Kıbrıslı Türkler tarihte ilk kez bütün nüfuslarıyla birlikte, sınırları belli olan bir bölgede toplanmış ve özgürlüklerine kavuşarak Rum saldırılarından korunma imkânına sahip olmuşlardır.(9)

1977-1983 yılları arasında KTDF ve GKRY temsilcileri arasında görüşmeler yapılmış, ancak ENOSİS hayalinden vazgeçemeyen Rumların Türkleri azınlık, kendilerini ise adanın tamamının temsilcisi olarak görmeleri ve BM yetkililerinin Rum yanlısı tutumu nedeniyle görüşmelerden bir sonuç alınamamıştır.

Rumların ve Yunanistan’ın Kıbrıs’ın tamamını Yunanistan’a ilhak etme ve Kıbrıs Türk halkını katliam yaparak adadan kaçırma, kalanları ise Rumlara azınlık olarak bağlama politikalarının sonucu olarak giriştikleri tüm katliamlara ve ağır insan hakları ihlallerine karşı gereken tepkiyi göstermeyen BM, Türkiye Cumhuriyeti’nin adadaki soydaşlarını korumak üzere başlattığı Kıbrıs Barış Harekâtından sonra suçlu ile mağduru eşit gören bir tutum içine girmiştir.

Daha vahimi Zürih ve Londra Antlaşmalarına aykırı olarak Rum/Yunan ikilisinin 1960 Anayasasını ortadan kaldırarak adayı Yunanistan’a bağlamak üzere giriştiği darbeye rağmen BM, Rum tarafını adanın resmi temsilcisi olarak gören bir anlayışın içinde olmuştur.(10)

Bu kapsamda BM Genel Kurulunda kabul edilen 13 Mayıs 1983 tarih ve 37/253 sayılı kararda Rumların adanın tamamında egemenlik hakkının olduğu ve işgalci güç olarak nitelendirilen Türk birliklerinin adadan çekilmesi ve KTFD’nin sona erdirilmesi gerektiğinin belirtilmesi üzerine KTFD ve Türkiye, bu kararı derhal reddetmiş ve KTFD Meclisi, 17 Haziran 1983’te* Kıbrıs Türklerinin self-determinasyon hakkının olduğunu ilan etmiştir.(11)

BM’nin saldırgan taraf olan Rumlardan yana kararlar alması Rum tarafını cesaretlendirmiş ve 1960-1963 yılları arasında Avrupa Konseyi’nde Kıbrıs’ı temsilen iki Rum, bir Türk temsilcisi bulunmasına ve Rumların anayasayı askıya alması nedeniyle söz konusu temsiliyetin 1964 yılında dondurulmuş olmasına rağmen Rumlar 1983 yılında Kıbrıs’ı sadece Rumların temsil ettiğini öne sürmüş ve söz konusu görüşü Avrupa Konseyi (AK) de onaylamıştır.(12)

BM’nin ve AK’nin söz konusu tarafgir tutumu ve kararları Kıbrıs Türk halkının, uluslararası saygın kurumların saygınlıklarıyla bağdaşmayan şekilde tarafgirlik içinde oldukları gerçeğini görmelerine ve KKTC’nin ilanından başka çıkar yol olmadığını anlamalarına vesile olmuş ve 15 Kasım 1983’te KKTC’nin kuruluşu ilan edilmiştir. Daha sonra 70 kişilik Kurucu Meclis KKTC’nin Anayasasını hazırlayarak halkoyuna sunmuş ve KKTC Anayasası halkın %70,18’inin oyuyla kabul edilmiştir.

Kabul edilen Anayasanın Başlangıç Bölümünde yer alan aşağıdaki ifadeler Kıbrıs Türk halkının geçmişten günümüze kadar yaşadığı olayları ve çözüm yollarını mükemmel şekilde ifade etmektedir:

“Tarihi boyunca bağımsız yaşamış, hak ve özgürlükleri için savaşım vermiş büyük Türk Ulusunun ayrılmaz bir parçası bulunan; Anavatanından koparıldığı 1878 yılından bu yana ulusal varlığına ve yaşam hakkına yöneltilen ve özellikle 1955 yılından sonra silahlı tedhiş, saldırı ve sindirme biçiminde yoğunlaştırılan olaylar karşısında, birlik ve bütünlük içinde, yetkin bir toplum olarak direnişini örgütlemiş olan;  Toplumsal hak ve özgürlüklere sahip olmadan, bireysel hak ve özgürlüklerin söz konusu olamayacağını, Anavatanın doğal, tarihsel ve antlaşmalardan doğan yasal garantörlük hakkını kullanması suretiyle Kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerinin sonuçlandırdığı ve Kıbrıs Türklüğüne huzur, barış, güvenlik ve özgürlük ortamı içinde yaşama imkânı sağlayan Barış Harekâtının yapıldığı 1974 yılına kadar süren acı deneyimlerle saptamış bulunan ve Tarihten, uluslararası antlaşmalardan, insan hakları beyanname ve sözleşmelerinden doğan bütün hakları elinden alınmak ve Kıbrıs’taki varlığı tamamen yok edilmek istenen; 21 Aralık 1963 tarihinden sonra bütün organları, yasa dışı yollarla Kıbrıs Rumlarının tekeline giren, oluşum biçimi yanında, izlediği politikalarla da sadece Kıbrıs Rumlarının devleti haline gelen, Pan- Helenist yayılmacılığa hizmet eden, ırkçı ve ayırımcı düşünce ve eylemlerle antlaşmalardan ve Anayasa esaslarından tamamıyla ayrılarak meşruluğunu yitirmiş bulunan Kıbrıs Cumhuriyeti karşısında, kendi kaderini tayin etme hak ve özgürlüğünü kullanarak, dünya ve tarih önünde, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Devletini ilan etmiş bulunan, KIBRIS TÜRK HALKI Egemenliğin kayıtsız şartsız sahibi olarak; 15 Kasım 1983 tarihinde, büyük bir coşku ve oybirliği ile kabul edilen Bağımsızlık Bildirisini yaşama geçirmek; Kendi yurdunda tam bir güven ve insanca bir düzen içinde varlığını sürdürmek; İnsan hak ve özgürlüklerini, hukukun üstünlüğünü, kişilerin ve toplumun huzur ve refahını korumayı içeren çok partili, demokratik, laik ve sosyal hukuk devletini gerçekleştirmek ve Atatürk ilkelerine bağlı kalmak ve özellikle O’nun “Yurtta barış, dünyada barış” ilkesini yaygınlaştırmak amaçları  ile  Kuzey  Kıbrıs  Türk Cumhuriyeti Kurucu Meclisinin yaptığı bu Anayasayı, 15 Kasım 1983 tarihinde kurulan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Anayasası olarak kabul ve ilân eder ve Asıl güvencenin yurttaşların gönül ve iradelerinde yer aldığı inancı ile özgürlüğe, adalete ve erdeme tutkun evlatlarının uyanık bekçiliğine emanet eder”.13

Anayasanın kabulünü ve KKTC’nin ilanını müteakip ENOSIS hayalinin zora girdiğini gören Rumlar yeni dönemde BM’yi ve AB’yi kullanarak görüşmeler yoluyla Türkleri azınlık olarak GKRY’ye bağlama çabalarını sürdürmeye devam etmiştir.

Bu kapsamda Rauf Denktaş’ın cumhurbaşkanlığına seçilmesini müteakip Rumlarla Türkler arasında yapılan görüşmelerde Rum tarafı Kıbrıs’ın tamamına hâkim olma ve Türkleri azınlık olarak kendilerine bağlama politikalarından vazgeçemediğinden görüşmelerden bir sonuç alınamamıştır.

Rumların AB başvurusu, AB sürecinde yaşananlar ve Annan Planı dayatması

Kıbrıs Barış Harekâtını müteakip Türkleri kuvvet kullanarak adadan çıkartamayacağını anlayan Rumlar adanın tamamına sahip olma politikalarını farklı bir kanaldan işlerliğe sokma düşüncesiyle 3 Temmuz 1990’da AB’ye üyelik başvurusunda bulunmuşlardır.

Türkiye ve Yunanistan’ın birlikte yer almadıkları hiçbir birliğe/kuruluşa Kıbrıs’ın tamamen ya da kısmen giremeyeceği, üye olamayacağı Zürih ve Londra Antlaşmalarının hükmüdür. Zürih ve Londra Antlaşmalarına ek olarak, Türkiye, Yunanistan, İngiltere ve Kıbrıs Cumhuriyeti arasında imzalanan 16 Ağustos 1960 tarihli Garanti Anlaşması da Kıbrıs Cumhuriyetinin herhangi bir devletle tamamen veya kısmen herhangi bir siyasi veya iktisadi birliğe katılmasını yasaklamaktadır ve anlaşmanın IV. maddesinde şu ifadeye yer verilmektedir; “ortak veya anlaşarak hareket mümkün olmadığı takdirde garanti veren her üç devletten her biri, bu anlaşma ile kurulan düzeni tekrar kurmak amacı ile harekete geçmek hakkını saklı tutarlar.“(14)

Zürih ve Londra Antlaşmalarına ve Kıbrıs Devletini kuran 1960 Anayasası’na aykırı olduğu için hemen reddedilmesi gereken Rumların AB’ye üyelik başvurusu Kıbrıs’ı Hristiyan toprağı olarak gören AB tarafından uluslararası hukuka aykırı bir uygulamayla kabul edilmiştir.

Bütün bu hukuki belge ve gerekçeleri görmezden gelen AB Rumlara aday ülke statüsü vermenin yanı sıra Kıbrıs meselesini Türkiye’nin AB üyeliği önüne engel olarak koymak suretiyle Türkiye’yi Kıbrıs meselesinde Rum/Yunan tezlerini kabule de zorlamaktadır.

Bu kapsamda Kıbrıs meselesi AB’nin Haziran 1990 Dublin Zirvesinden sonra yayınlanan bildirisinden itibaren Türkiye’nin üyeliği için ön şart olarak gösterilmeye başlanmıştır.(15)

AB üyeliği için ön şart olarak Kıbrıs meselesini Türkiye’ye dayatan AB, Rumların AB’ye üyelik müracaatı uluslararası antlaşmaların yanı sıra bizatihi AB hukukuna da aykırı olduğu halde* 1995 yılında GKRY ile üyelik sürecini başlatmıştır. Dönemin Rum lideri Klerides AB’ye üyelik gerçekleştiğinde Türklerin 1960 garanti anlaşması ile elde ettikleri garantörlük hakkının ve diğer güvencelerin kendiliğinden ortadan kalkacağını, Rum göçmenlerin KKTC topraklarına geri döneceğini ve böylece Yunanlılığın Kıbrıs’ta son hedefine (ENOSIS) ulaşmış olacağını açıklamıştır.(16)

Türk tarafının haklı itirazlarına rağmen GKRY’nin “meşru hükûmet” unvanı altında yaptığı tek taraflı başvurunun AB tarafından kabul edilerek işleme konulması, Rum tarafının uzlaşmazlığını daha da artırmış ve Kıbrıs’ta varmak istediği hedefe zaten AB üyeliği yoluyla ulaşacağı beklentisi içine girerek, çözüm konusunda o ana kadar belirlenmiş olan temel esaslara sırt çevirmesine yol açmıştır. Böylece “toplumlar arası görüşmeler” ve “iki kesimli federal çözüm” çabaları fiilen ortadan kalkmıştır.(17)

Diğer yandan Türk Hükûmetinin 6 Mart 1995’de AB ile Gümrük Birliği Anlaşması imzalaması Türkiye ve KKTC açısından son derece hatalı bir uygulama olmuş, bu tarihten itibaren Türkiye Kıbrıs ve diğer milli davalarda AB’ye sürekli taviz vermeye zorlanmıştır. Bilindiği üzere gümrük birliği AB’nin aday ülkelerle arasındaki gümrükleri sıfırlaması uygulamasıdır. Ancak bu uygulama genel olarak aday ülkelerin AB’ye kabul edilmeleri kesinleştiğinde devreye sokulmakta, çoğu kez de tam üye olduktan bir süre sonra uygulanmaya başlanmaktadır. Nitekim Yunanistan ve İspanya AB’ye tam üye yapıldıktan yedi sekiz yıl sonra Gümrük Birliği Anlaşmasını imzalamışlardır.

Türkiye ise AB’ye tam üye yapılmayacağı, Türkiye ile ancak farklı bir statüde ortaklık ilişkisi kurulabileceği AB yetkililerince defalarca belirtildiği halde AB ile gümrük birliği anlaşması imzalamış, böylece tam üye olması halinde alacağı tüm tavizleri gümrük birliği anlaşması ile alan AB takip eden süreçte Kıbrıs ve diğer konularda Türkiye’ye sürekli dayatmalarda bulunmaya başlamıştır. Nitekim Müzakere Çerçeve Belgesi de dâhil olmak üzere AB, Türkiye ile ilgili tüm belgelerde ve ilerleme raporlarında Kıbrıs’ın tamamının temsilcisi olarak Türkiye’nin GKRY’yi tanıması gerektiğini bildirmiştir ve yıllardır KKTC’ye ambargo uygulamaktadır.

Oysa Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin birlikte imzaladıkları Zürih ve Londra Antlaşmalarıyla kurulan Kıbrıs Cumhuriyetinin Anayasasını askıya alan, Türk Cumhurbaşkanı Yardımcısının, Meclisteki Türk milletvekillerinin ve kamu görevlilerinin görevlerine son veren, Türkleri yaşadıkları 103 köyden çıkartarak katliama maruz bırakan ve etnik temizlik yoluyla adadaki Türk varlığına son vermek isteyen, son olarak bu yapılanları bile yetersiz bularak Kıbrıs’ı bir oldubitti ile Yunanistan’a bağlamak üzere Kıbrıs’ta askeri darbe yapan Rum/Yunan ikilisidir. Rumların tüm uzlaşmaz tavırlarına rağmen AB, 1 Mayıs 2004’de, GKRY’yi “Kıbrıs Cumhuriyeti” sıfatıyla, bütün adayı temsilen AB’ye üye yapmıştır. AB’ye üye yapılmasını müteakip GKRY ve arkasındaki güç olan Yunanistan üyeliğin sağladığı siyasi güç ve veto haklarından yararlanarak Türkiye ve KKTC’ye karşı tutumlarını sertleştirmişler ve AB üyeliğini Türkiye’ye ve KKTC’ye karşı koz olarak kullanmaya başlamışlardır.

Kıbrıs’ın sadece Rum kesimini üye yapabilen AB ise, Kıbrıslı Türklerin yaşadığı toprakları da AB toprağı haline getirerek Kıbrıs’ın tamamına sahip olabilmek için BM’yi de kullanarak Türkiye’ye ve KKTC’ye dayatmalarda bulunmakta ve suçlu tarafı kayırırken mağdur tarafı haksız ambargo uygulamalarıyla cezalandırmakta ve hukuka aykırı uygulamalarını kabule zorlamaktadır.

Bu kapsamda BM, AB ve ABD tarafından Türkiye’ye ve KKTC’ye dayatılan en önemli belge Annan Planıdır. Dönemin BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın adıyla anılan plan gerçekte İngiliz diplomat David Hannay ile Güney Kıbrıslı Rum Başsavcı Alekos Markides tarafından hazırlanmıştır.(18) Planda Rum tarafındaki nüfusun tamamının Rumlardan oluşması, Türk tarafında ise Rumlarla Türklerin bir arada yaşaması, 1975 mübadele anlaşması ile güneydeki topraklarını terk ederek kuzeye gelen Türklere karşılık güneye gönderilen kuzeydeki Rumların tekrar KKTC’deki eski topraklarına geri dönmesi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin garantörlük hakkına son verilmesi öngörülmekteydi.(19)

Rauf Denktaş, AB’nin hukuksuz uygulamalarının ve söz konusu uygulamaları Türkiye ve Kıbrıs Türkleri üzerinden meşrulaştırmak için BM kanallarını da kullanarak sürdürdüğü baskılar sonucunda ortaya çıkarılan Annan Planının hedefinin Rumların AB’ye girişini kolaylaştırıp yasallaştırmak ve Türkiye’nin garantörlük hakkına son vermek olduğunu aşağıdaki sözlerle açıklamaktadır;

“Yunanistan’ın girişimleri ile 1960 Antlaşmalarını çiğneyerek Rumların yapmış oldukları üyelik müracaatını kabul eden AB, Türk tarafının AB üyeliği için Rumların peşinden koşacağı inancıyla hareket etmiş; yanıldığını anlayınca Türkiye’ye ve Kıbrıs Türklerine baskıya başlamıştır.

Rumlar açısından AB, Türkiye’nin garantisinden, müdahale hakkından, Türk askerinden kurtulmak için bir vasıta oluyordu.

Bunu bildiğimiz için 1960 Antlaşmaları ile Türkiye’ye verilmiş olan, “Kıbrıs Türkiye’nin de üye olmadığı bir kuruluşa üye olamaz” kaidesi bizim için kutsaldı, kaale alınmalıydı. Bu yapılmadan AB üyeliği bizim için çekici olamazdı.

Bu yasal hakkımızı kabul etmek istemediler. Yasa dışı bir kararla Rum idaresinin 1960’daki uluslararası anlaşmaları ihlaline ortak olmuşlardı. Bizden istedikleri bu suça imzamızla katılıp, gayrı meşru bir muameleyi meşrulaştırmak ve böylelikle Türkiye’nin Kıbrıs üzerindeki en etkin bir hakkının yok edilmesi için Rum’a, Yunan’a yardımcı olmamızdı. Bunu yapamazdık. Bu kendimizi inkâr olurdu.20

Annan Planı konusundaki değerlendirmelerine 15 Nisan 2004’te TBMM’de yaptığı tarihi konuşmada da değinen Denktaş’ın planla ilgili ifadeleri aşağıdadır;

“Planın son şekline Meclisinizin (TBMM) son kararı ışığında baktığımızda şunları görürüz;

Annan Planı adil ve kalıcı bir çözüm getirmiyor, üzerinde tarafların mutabık kalmadıkları bir rejimin zorla kabulünü öngörüyor.

Uzlaşma olmadığı halde tarafları bir meçhule oy atmaya zorluyor ve buna halkın hür iradesinin tezahürü deniyor.

Planda tarafların eşit statüsü ve iki kesimlilik sulandırılmaktadır: Rum tarafında % 100 Rumlardan oluşan, Türk tarafında ise %33 oranında Rum’la karışık bir kurucu devlet oluşturulmaktadır.

Kurucu devlet deyimi de aldatıcıdır. Çünkü bunlar egemenlik hak ve yetkilerinden yoksun, Rum çoğunluğuna tabi bir hükûmetin anayasasının öngördüğü şekilde hareket edebilecek vilayet idareleridir.

Rum tarafının 1963’te yaptığı gibi, “bu rejim işlemiyor” deyip yeni bir darbe yapmasını kimse önleyemeyecektir. Bunca yıllık mücadelemiz böyle bir ihtimali önleyecek tedbirler bulmak içindi. KKTC’nin kuruluşu, eşit egemenlikte ısrar bunun içindi. Annan Planı bunları alıp götürmektedir.

Bu plan mal-mülk meselelerini, her an patlayacak binlerce saatli bomba halinde içimizde bırakıyor. Taraflar arasında halledilmesi gereken bir sorunu, 30 yıldan sonra, Kıbrıs’ta 1963-1974 arasında yaşanan olayları, Türklere yapılanları unutarak; iki kesimliliğin 1975, 1977 ve 1979 anlaşmaları ile kalıcı bir barış için kabul edilmiş bir formül olduğunu kaale almayarak bireyler arasındaki bir al-ver davası haline getiriyor. Bu konunun ekonomik yaşamımızı yıllarca dumura uğratacağı da kaale alınmıyor. 

Burada çatışmalara hazır sıcak bir zemin oluşturuluyor. Yunanistan’ın eski başbakanı Simitis’in de dediği gibi “ENOSIS”, veya Rum liderliğinin ve basınının dediği gibi “Dolaylı ENOSIS” tahakkuk etmiş oluyor. Kıbrıs’ın tümünün derhal AB’ye girmesindeki ısrar bu nedene dayanmaktadır. AB bu konuda bir araç olarak kullanılmaktadır.

AB, Rumlarla anlaşmış olsak bile ihtiyacımız olan güvenceleri içerecek olan bu anlaşmaya Birincil Hukuk Statüsü vermiyor. Aldatıcı formüller öneriyor. Böylelikle yerli ve yabancı hukukçuların deyimiyle anlaşmanın, yazıldığı kâğıt kadar bile kıymeti kalmıyor. Bir İngiliz hukukçuya göre böyle bir anlaşma Kıbrıs Türkleri için intihardan başka bir şey değildir.”21

Üstelik Denktaş’ın bir gün içinde okuyarak cevaplandırması istenen 90.000 sayfalık Annan Planı ve ekleri Türkiye’de hükûmet değişikliği olduğu bir dönemde ve Denktaş’ın kalp ameliyatı geçirdiği sırada hastaneye gönderilmiş, böylece bir yılda bile okunması imkânsız olan belgeler okunmadan imzalattırılarak Türkiye’nin ve KKTC’nin uluslararası hak ve menfaatlerinin ortadan kaldırılması ve ileride 1963 olaylarının benzerleri yaşandığında Türk ordusunun müdahalesinin önlenmesi amaçlanmıştır.

Denktaş’ın yukarıda açıkladığı üzere anlaşmayı okumadan imzalamayı reddetmesi üzerine, BM ve AB, Denktaş’ı devreden çıkararak Türkiye ile yapılacak pazarlık sonucunda Kıbrıs sorununa çözüm bulunması hedefine yönelmişlerdir. Bu kapsamda Türk ve yabancı basın-yayın organlarında Denktaş’ın uzlaşmaz olduğu iddiasıyla Denktaş’a karşı yıpratma kampanyası başlatılmıştır. Ne yazık ki AB’nin, ABD’nin ve Rum/Yunan ikilisinin Denktaş’ı neden hedefe koyduklarını anlayamayan bazı devlet adamları da Denktaş’a karşı tavır almış ve başkanlık seçimlerinde Rum/Yunan ikilisi ile AB ve ABD’nin tercihi olan M. Ali Talat’ı desteklemişlerdir.

Bu yazının devamı, ilerleyen günlerde yayınlanacaktır.

Dipnotlar

1 Sir George Hill, A History of Cyprus, Cambridge University Press, Cambridge, 1940, II. Cilt, s. 9

2 Ahmet C. Gazioğlu, Kıbrıs’ta Türkler (1570_1878), 308 Yıllık Türk Dönemine Yeni Bir Bakış, Kıbrıs Araştırma ve Yayın Merkezi, Lefkoşa, 2000,s.67; Hill, age, s.994

3 Kıbrıs Türk Tarihi, KKTC Milli Eğitim Bakanlığı, Lefkoşa, 2014, s. 70-71

4 William Hepworth Dixon, British Cyprus, London, 1879, s. 32-172

5 Müge Vatansever, Kıbrıs Sorununun Tarihi Gelişimi, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi Cilt: 12, Özel sayı 2010, İzmir, s. 1497; Kudret Özersay, Kıbrıs Sorunu Hukuksal Bir İnceleme, 2. Baskı, Ankara, 2002, s. 4-5; Bahadır Bümin Özarslan, Uluslararası Hukuk Açısından Kıbrıs Sorunu ve Avrupa Birliğinin Yaklaşımı, İstanbul-2007, s. 27; Sevin Toluner, Kıbrıs Uyuşmazlığı ve Milletlerarası Hukuk, İstanbul-1977, s. 14-16.

6 Harry Scott Gibbons, “Kıbrıs’ta Soykırım (The Genocide Files), Çev. Alparslan Yılmaz-Erol Fehim, Near East Publishing, Lefkoşa, 2003, s. 254

7 Talat Ürer, , Kıbrıs’ın Tarihçesi, ATO Yayınları, Ankara, 2003, s. 59

8 Halil Fikret Alasya, Tarihte Kıbrıs, Lefkoşa, 1988, s.60-67

9 Vatansever, agm, 1517; Ulvi Keser; “Kıbrıs’ta Göç Hareketleri ve 1974 Sonrasında Yaşananlar”, Çağdaş Türkiye Araştırmaları Dergisi, C. 5, S. 12, İzmir-2006, s. 111-112; Sevin Toluner, Kıbrıs Uyuşmazlığı ve Milletlerarası Hukuk, İstanbul-1977, s. 352-361; Kudret Özersay; Kıbrıs Sorunu Hukuksal Bir İnceleme, 2. Baskı, Ankara-2002, s. 104; Mehmet Hasgüler/Mehmet Uludağ; Devletlerarası ve Hükûmetler-Dışı Uluslararası Örgütler, Ankara-2004, s. 168-169.

10 R.R. Denktash, The Cyprus Triangle, K. Rustem &Brother, London, 1988, p. 393-394

* KTFD’nin 17 Haziran 1983 tarihli kararı; Kıbrıs’ta yaşananları çok güzel özetleyen, özellikle 1960 Cumhuriyeti’nin neden yıkıldığını ve  Rumların ve Türklerin hedeflerinin ve haklarının neler olduğunu detaylarıyla açıklayan son derece önemli bir belgedir. Söz konusu belgenin hem Türkiye Cumhuriyeti’nin, hem de KKTC’nin yönetim kademelerinde görev yapan ve ileride yapacak olan devlet adamları tarafından son derece dikkatle okunması ve Kıbrıs’la ilgili tüm görüşmelerde kullanılması gerekmektedir.

11 Vatansever, agm, 1517

12 Ürer, age, s. 86

13 KKTC Cumhuriyet Meclisi, Anayasa, www.cm.gov.nc.tr/Bilgi/Anayasa.pdf

14 Nesrin Demir, Avrupa Birliği Türkiye İlişkilerinde Kıbrıs Sorunu, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt: 15, Elazığ, 2005, Sayı: 1, s.353; Mavrice Mendelson, , “Kıbrıs’ın Avrupa Birliğine Girişi Neden Hukuka Aykırı Olacaktır?”, Hukuki Mütalâa, Londra, 2001. S.1

15 Demir, agm, s.356; Bilgehan Andiç, , “Kıbrıs Üzerine Oynanan Kirli Oyunlar”, Denge-Ekonomi-Bilim-Kültür ve Sanat Dergisi, Sayı:1, Ocak

2002, s.7.

* AB hukukuna göre AB’nin bir ülkeye üyelik statüsü vermesi için o ülkenin hukuk devleti olması ve hukukun üstünlüğünü esas alması, ülkede istikrarlı bir demokrasinin mevcudiyeti, ayrıca insan haklarına saygı göstermesi ve azınlıklarını koruması gerekmektedir.

16 Demir; agm, s.357

17 Rauf Denktaş, Avrupa Birliği Kıskacında Kıbrıs Meselesi, HD Yayıncılık, Matbaacılık, Tanıtım Ltd. Şti. Ankara, 2001, Önsöz

18 Rum Başsavcı Markides: Planda, BM’nin Açıklaması Gereken Önemli Koşullar Var, http://www.habervitrini.com/gundem/rum-bassavci- markides-planda-bmnin-aciklamasi-gerekenonemli kosullar-var-43613, 13.11.2002

19 Rauf R. Denktaş, Kıbrıs Girit Olmasın, Remzi kitabevi, İstanbul, 2004, s.220-221

20 Denktaş, age, s.219

21 Denktaş, age, s.220-221

Kaynakça

Alasya Halil Fikret (1988). Tarihte Kıbrıs, Lefkoşa

Andiç Bilgehan (2002). “Kıbrıs Üzerine Oynanan Kirli Oyunlar”, Denge-Ekonomi-Bilim-Kültür ve Sanat Dergisi, Sayı:1, Ocak 2002

Ankara’dan müzakere ve garantörlük tartışmalarına yanıt: Kıbrıs’ta yeni bir yol denenmeli, Hürriyet, 4 Mayıs 2018

Atun, Ata (2015). Hrisostomos Doğruyu Ağzından Kaçırdı, http://www.yurthaber61. com /hrisostomos- dogruyu-agzindan-kacirdi-makale,240.html, 7 Ocak 2015

Demir  Nesrin  (2005).  Avrupa Birliği Türkiye İlişkilerinde Kıbrıs Sorunu, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt: 15, Sayı: 1, Elazığ

Denktash R.R. (1988). The Cyprus Triangle, K. Rustem&Brother, London

Denktaş Rauf (2001). Avrupa Birliği Kıskacında Kıbrıs Meselesi, HD Yayıncılık, Matbaacılık, Tanıtım Ltd. Şti. Ankara

Dixon W. Hepworth (1879). British Cyprus, London

Ekinci Mehmet Uğur (2017). Kıbrıs’ta Müzakerelerin Çöküşü, SETA Perspektif, Sayı:177, Ağustos 2017

Erol Hande (2016). Rauf Denktaş Sonrası Kıbrıs Sorunu, Asos Journal, Akademik Sosyal Araştırmalar Dergisi, Yıl: 4, Sayı: 25, Mart 2016

Gazioğlu Ahmet C. (2000). Kıbrıs’ta Türkler (1570_1878), 308 Yıllık Türk Dönemine Yeni Bir Bakış, Kıbrıs Araştırma ve Yayın Merkezi, Lefkoşa

Gibbons Harry Scott (2003). “Kıbrıs’ta Soykırım (The Genocide Files), Çev. Alparslan  Yılmaz-Erol Fehim, Near East Publishing, Lefkoşa

Hasgüler Mehmet/Uludağ Mehmet (2004). Devletlerarası ve Hükûmetler-Dışı Uluslararası Örgütler, Ankara

Hill Sir George (1940). A History of Cyprus, Cambridge University Press, Cambridge, , II. Cilt, s. 9

Keser Ulvi (2006). “Kıbrıs’ta Göç Hareketleri ve 1974 Sonrasında Yaşananlar”, Çağdaş Türkiye Araştırmaları Dergisi, C. 5, S. 12, İzmir

Kıbrıs Türk Milli Varoluş Konseyi Başkanı Vedat Çelik’in KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’ya gönderdiği 21 Ekim 2015 tarihli yazı

Kıbrıs       Türk       Milli        Varoluş       Konseyi’nden      Cumhurbaşkanı      Akıncı’ya       mektup, http://www.detaykibris.com/kibris-turk-milli-varolus-konseyinden-cumhurbaskani-akinciya-mektup- 142094h.htm, 14.02.2017

Kıbrıs Türk Tarihi (2014). KKTC Milli Eğitim Bakanlığı, Lefkoşa

KKTC Cumhuriyet Meclisi, Anayasa, www.cm.gov.nc.tr/Bilgi/Anayasa.pdf

Mendelson Mavrice (2001). “Kıbrıs’ın Avrupa Birliğine Girişi Neden Hukuka Aykırı Olacaktır?”, Hukuki Mütalâa, Londra

Moralli Vincent L.(2016). Cyprus: Reunification Proving Elusive, Congressional Research Service, January 5, 2016

Mümtaz Hüseyin (2018). Saçma Bir Kıbrıs Sabahı, https://www.turkishnews. com/tr/ content/ 2018/09/22

/sacma-bir-kibris-sabahi-huseyin-mumtaz/, 22. 09. 2018

Oberling Pierre (1982). The Road to Bellapais, The Turkish Cypriot Exodus to Northern Cyprus, Colombia University press

Orakcıoğlu Eniz (2017). Maraş’ın tümü vakıf malıdır, Yeni Bakış Gazetesi, 09 Ağustos 2017

Özarslan Bahadır Bümin (2007). Uluslararası Hukuk Açısından Kıbrıs Sorunu ve Avrupa Birliğinin Yaklaşımı, İstanbul

Özersay Kudret (2002). Kıbrıs Sorunu Hukuksal Bir İnceleme, 2. Baskı, Ankara Polat Soner (2017). Akıncı ve Çavuşoğlu, Aydınlık, 3 Şubat 2017

Rum Başsavcı Markides: Planda, BM’nin Açıklaması Gereken Önemli Koşullar Var (2002). http://www.habervitrini.com/gundem/rum-bassavci-markides-planda-bmnin-aciklamasi-gerekenonemli- kosullar-var-43613, 13.11.2002

Rum kilisesinde sevinç çanları! Yeniçağ 15.02.2014

Talat: KKTC’nin bağımsızlığı ilan edildiği gün ağladım, Radikal, 2 Kasım 2009

Taşcıoğlu Ömer Lütfi (2009). ABD’nin Küreselleştirme Politikaları, Ortadoğu’da Türkiye’ye Biçilen Rol, Nobel Akademik Yayınları, Ankara, 2. Baskı

Taşcıoğlu Ömer Lütfi (2018). GKRY’nin Türkiye Cumhuriyeti’ne ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne Ait Deniz Yetki Alanlarındaki Petrol ve Doğal Gaz Arama Çalışmaları ve Münhasır Ekonomik Bölge Anlaşmaları, Social Sciences Studies Journal, Vol:4, Issue:26, 19.12.2018

Taşcıoğlu Ömer Lütfi (2017). Kıbrıs’ın Geleceği İçin Türkiye Cumhuriyeti’ne Ve KKTC Halkına Düşen Görevler, ANKA Strateji Dergisi, 10 Mart 2017

Taşcıoğlu Ömer Lütfi (2018). Yunanistan’ın ve GKRY’nin ABD, İsrail, Mısır Arap Cumhuriyeti (MAC), İngiltere ve Fransa İle Yaptığı Ortak Askeri Tatbikatlar, Social Sciences Studies Journal, Vol:4, Issue: 28, 28.12.2018

Toluner Sevin (1977). Kıbrıs Uyuşmazlığı ve Milletlerarası Hukuk, İstanbul

Prof. Dr. Ata Atun (2017). Akıncı Neyi Müzakere Edecek, Önce Vatan Gazetesi, 7 Şubat 2017 Ürer Talat (2003). Kıbrıs’ın Tarihçesi, ATO Yayınları, Ankara

Vatansever Müge (2012). Kıbrıs Sorununun Tarihi Gelişimi, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi Cilt: 12, Özel sayı 2010, İzmir

www.mustafaaknci.com, Cumhurbaşkanlığında 100 Gün, Mustafa Akıncı Resmi web Sitesi, Ocak, 2016

www.mustafaaknci.com, Haberler, 29.Nisan.2015-23.Ocak.2016, Ata Atun, Anastasiadis’ten Sözde Türkçe Jesti, 18 ve 21.Ocak.2016, ataatun@atun.com

YDP: Barış Burcu Derhal Görevinden Alınmalıdır, https://haberkibris.com/ydp-baris-burcu-derhal- gorevinden-alinmalidir-2018-09-24.html, 24.09.2018

 

 

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!
       

Yazarın MİSAK'taki yazıları