Korkunç tanrılardan zalim devlet başkanlarına – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______24.03.2019_______

Korkunç tanrılardan zalim devlet başkanlarına

Metin Savaş
Kazıklı Voyvoda adıyla nam salan III. Vlad ya da Kont Dracula
Kazıklı Voyvoda adıyla nam salan III. Vlad ya da Kont Dracula

Mitolojide korkunç hükümdar ve bağlayıcı tanrı

Genel mitolojide “korkunç hükümdar” olarak “bağlayıcı tanrı” arketipi vardır ki işbu hükümdar/tanrının en bariz özelliği savaşmaksızın iktidarı ele geçirmesidir. Fakat onun savaşmadan iktidarı elde etmesi barışçıl olduğu anlamına gelmiyor. Zaten barışçıl olsaydı arkaik düşünce ona korkunç hükümdar sıfatını vermeyecekti. Şu halde bağlayıcı tanrı konumundaki korkunç hükümdarı iktidara taşıyan güç nedir? Genel ifadeyle söylersek büyüdür. Onun büyüsel bağlayıcılığı gözbağcılıktır, göz boyamadır, aldatma ve kandırma üzerinedir. Hile ve desise, entrika, yalancılık ve dolancılık onun silahıdır. Bir silah olarak “büyü” dediğimizde ille de sihri anlamamız gerekmiyor. Arkaik toplumlar korkunç hükümdarın kara büyüden yararlandığına, bu sayede meşru hükümdarı alt edebildiğine inanıyorlar. Meşru hükümdar savaşan tanrıdır. Savaştan kasıtsa her türden mücadele yöntemidir. Oysaki kara büyüyü silah olarak kullandığı varsayılan korkunç hükümdarın savaşmaya ihtiyacı yoktur çünkü iktidarı gayrimeşru yollardan gasp etmeye muktedirdir.

İlk Çin imparatoru olan Qin Shi Huang, Çin Seddini inşa ettiren isimdir. Çin Seddi'nin yapılışı sırasında tam 6 bin askerini çeşitli nedenlerden dolayı öldürdü.
İlk Çin imparatoru olan Qin Shi Huang, Çin Seddini inşa ettiren isimdir. Çin Seddi’nin yapılışı sırasında tam 6 bin askerini çeşitli nedenlerden dolayı öldürdü.

Korkunç hükümdar veya münafık

Mircea Eliade “bağlayıcı tanrı” arketipini Georges Dumézil üzerinden irdelerken korkunç hükümdarın büyü silahını tekelinde tuttuğunu belirtiyor. Buradan anlıyoruz ki meşru hükümdarın büyü imkânı bulunmuyor. Nitekim korkunç hükümdarın karşıtını meşru kılan da budur. Çünkü meşru hükümdar aldatmaz. Gözbağcılık silahı “çoğu zaman maddi veya mecâzi bağ, düğüm, bağlantı biçiminde ortaya çıkmaktadır.”[i] Biz bu yazımızda bilinen anlamdaki kara büyü uygulamalarını es geçerek korkunç hükümdarın göz boyama ve aldatma yönlerini ele alacağız. İslam terminolojisindeki “münafıklık” kavramıyla da ilintili bulunan göz boyayarak toplumu aldatma ve sindirme politikaları her çağda karşımıza çıkıyor. Psikolojik baskı ve zihin yönlendirme uygulamaları aynı kapsamdadır. Savaşmaksızın (mücadele etmeksizin) meşru iktidarı alaşağı ederek hâkimiyet tahtına oturmak siyaseti meşru gibi görünebilir. Ama aslında burada gayrimeşru bir mücadele söz konusudur. Bu gayrimeşruluk maskelenerek meşrulaştırılır. Maskelemek gözbağcılıktır. Gayrimeşru olanı meşru göstermek aldatmadır. Mitolojideki bağlayıcı tanrı esas itibarıyla göz boyayarak, kandırarak, yalan söyleyerek toplumun zihnini ve psikolojisini bağlamaktadır. Ve haliyle meşru iktidar yanlılarının da elini kolunu bağlamaktadır. Toplumu kontrolü altına aldığında (toplumu kendisine bağladığında) meşru unsurların hareket alanları düğümlenir. Düğüm bu nedenle bir silahtır. Tabii ki zalim ve yalancı otoritenin silahıdır. Bağımlılık budur. Bağımsızlık ise düğümün çözülmesidir.

Kanlı Kontes 600 köylü genç kızı işkence ederek öldürdü. Genç ve güzel kalmak için bakire kanı içen kraliçe kızların etini ısırarak türlü işkencelerle kanlarını küvette topladı
Elizabeth Bathory-Kanlı Kontes 600 köylü genç kızı işkence ederek öldürdü. Genç ve güzel kalmak için bakire kanı içen kraliçe kızların etini ısırarak türlü işkencelerle kanlarını küvette topladı

Töreye uymayan cehenneme zincirlenir

Meşru olan töredir, anayasadır, hukuk ve adalettir. Dede Korkut hikâyelerinde bir sorun çıktığında düğümü daima Korkut Ata çözüyor çünkü Korkut Ata bir bilge olarak Oğuz evreninde töreyi (yasamayı) temsil ediyor. Zalim hükümdar töreyi çiğner fakat bunu hileyle yaptığı için törenin koruyucusu imiş gibi kendisini dayatır. Gayrimeşru otorite umumiyetle törenin aksayan taraflarını düzeltmek amacıyla iktidara çöktüğü algısı oluşturur. Töreyi bozmak için değil de yenilemek için geldiğini söyler. Bağlayıcı tanrı olarak korkunç hükümdar, meşru rakiplerini “kurtulması mümkün olmayan bir şekilde yakalayarak, aralarında aslında çok güçlüleri de olan muhtemel rakiplerini hareketsizleştirmekte, daha da kesin olarak onları bağlamakta, onları cehenneme zincirlemektedir.”[ii]

İt-baraklar
İt-baraklar-Eski türk destanlarında sözü edilen, Türklerin sürekli savaşa tutuştukları, o zamanki Türklerin kuzeybatısında yaşayan “köpek başlı insana benzer yaratıklar”

Kötüler maske takar

Sorunlar yumağı düğümdür. Düğüm çözülmedikçe büyü bozulamaz. Zulüm (kötülük) karanlıktır, kaostur, iyilik yönündeki hakikatin perdelenmesidir. Karanlık bir örtüdür. Doğruluğu gölgeler ve gizler. Tersine çevirme yoluyla karanlık kendisini de örter. Tersine çevirmeden kastımız, karanlığın kendisini aydınlıkmış gibi göstermesi ve gözbağcılıkla aydınlığı karartmasıdır. Büyülenen toplum karanlığı aydınlık sanırken aydınlığınsa karanlık olduğu propagandasına kapılmasıdır. Örtülülük maske takınmaktır. Maske takan kişinin iki yüzü vardır, gerçek yüzü ve kendisinin bu gerçek yüzünü örten sahte yüzü. İkiyüzlülük dediğimiz şey budur. Dede Korkut’taki korkunç suratlı Tepegöz’ün maskesi yoktur. Tepegöz olduğu gibi görünmektedir. Bu bakımdan Tepegöz açıkça görünen kötülüktür. Hâlbuki Türk efsanelerindeki İt-Baraklar (ve haliyle onların kralı tekil İt-Barak) maskelidir. İt-Barakların ülkesinin adının karanlıklar ülkesi olmasından anlıyoruz ki onlar aslında kapalı kötülüktürler. Tepegöz ile İt-Barak arasındaki fark ilkinin maskesiz ama ikincisinin maskeli olmasıdır. Bu meyanda Tepegöz tekil kötülüktür, tek yüzlüdür, maske takınmadığı için de kendi doğasındaki kötülüğü sergilerken tahakküm edemez, yani iktidara oynayamaz. Bir başına tekinsiz yerlerde eşkıyalık eder. Oysaki İt-Barak, maskeli olmasından ötürü, ikiyüzlülüğü nedeniyle tekil bir canavar değil, iktidara oynayan bir tahakküm edici musibettir. Tek yüzlü Tepegöz’de düşman bellidir, çift yüzlü İt-Barak’taki belirsizlik sebebiyle toplumun kanması/kandırılması imkân dâhilindedir. Hüseyin Nihal Atsız’ın Yek adlı şeytansı karakterini hatırlayalım; bu şeytansı karakter Ruh Adam metninde kâh Yek kâh Key olarak, iki yüzüyle karşımıza çıkıyor. Yüzbaşı Burkay’dan Selim Pusat’a iki bin yıllık süreçte esas karakterlerin bocalayıp durmalarının nedeni şeytansı karakterdeki belirsizlik, yani maskeliliktir.

Korkunç hükümdar gözbağcıdır; kör sağır felç eden büyücüdür

Eliade’nin aktarımıyla, korkunç hükümdarın kendi hasımlarını “kör, sağır ve felç etme” yeteneği bulunmaktadır. Kör etmek, gözbağcılık yoluyla toplumun basiretini köreltmektir. Sağırlık, toplumun doğruları ve gerçekleri söyleyenlere karşı duyarsızlaştırılmasıdır. Felç etmek ise toplumu kötülüğün tahakkümü altında tepkisiz bırakmak, sindirmek ve toplumun doğruluktan yana muhtemel her girişiminin önünü kesmektir. Toplumun hareketsiz bırakılması felçtir. Felç olmak doğrudan doğruya düğümlenmektir. Bütün bu olumsuz durumlar mitik evrende kara büyünün sonuçlarıdır.

İşgal, tutsaklık, toplumu aldatma, töreyi bozma kara büyüdür

Kara büyü yoluyla bir toplumun düğümlenmesini en geniş anlamıyla tasavvur etmemiz gerekiyor. Kötülüğün (düşmanın) bir ülkeyi işgali o ülkeyi bağlamasıdır. Birinci Dünya Savaşı bitiminde Osmanlı ordularının tasfiyesi bir düğümlemedir. Propaganda ve telkin yoluyla kafaların karıştırılması da zihin açıklığının örtülmesi, zihinsel basiretin düğümlenmesidir. Her şey zıddıyla kaimdir. Kötülüğe değil de iyiliğe de bağımlı kalınabilir. Türk mitolojisindeki ana tanrıça Umay Ana’nın saç telleri birer ipliktir. Özdeşlik bu şekildedir. Buradan yola çıkarak yorumlarsak, kadınların ve bilhassa kızların saçlarını örmeleri Umay Ana’ya bağlılıklarının anlatımıdır. Töreyi gerçekten temsil eden meşru kağana bağlılık da yine olumlu yönde bağımlılıktır. Kadim ve meşru töreye itaat etmek ile gayrimeşru dayatmalara biat etmek aynı şey değildir. Ant içmek de olumlu yönde bağlılıktır. Mircea Eliade “kılık değiştirme ve dönüşebilme gücünü” ele alırken zıtlaşmaları, iç içe geçmeleri ve taklitleri gözden kaçırmamamız gerektiğini vurguluyor. Meşru otorite kadim törenin korunması amacıyla kılık değiştirip dönüşebilir. Bu türden değişim ve dönüşüm müspettir. Gayrimeşru otoritenin dönüşümleriyse menfidir çünkü buradaki hedef toplumu aldatma, töreyi bozma ve hileyle iktidarın iplerini elde tutma amaçlıdır. Demek ki iktidarın iplerini hileyle ele geçirip hileyle elde tutmak da düğümlemedir. İktidarlık makamını bağlamaktır. Oğuz Kağan’ın yirmi dört oku birbirine ulayarak kırılmaz hale getirmesi müspet düğümlemedir. Tam tersi düğümleme ise tutsaklıktır.

Eliade’nin de belirttiği üzere, arkaik düşüncede her silah bir büyü olarak görülmektedir. Silahlardaki yaralayıcı, öldürücü, tutsak edici güç eski insanlara göre gizemli bir güçtür. Yaraları tımar eden şifalı bitkilerin özündeki şifa da sihirlidir. Biz arkaik düşüncedeki bu sihirli gücü kendi zamanlarımızın gerçekliğine uyarlarsak, örneğin, televizyon ekranı karşısında âdeta büyülenen insanların durumunu gözlerimizin önüne getirebiliriz. Gerçekten de televizyon yayınlarının kitleleri yönlendirdiğini çok iyi bilmekteyiz. Bu yönlendirme olumlu da olabilir olumsuz da. Televizyon ekranının veya sosyal medya düzleminin yaydığı ışınları eski zaman insanları hiç kuşkusuz ki büyü sanacaklardı. Bununla birlikte, arkaik insanlar bir şeyleri büyü sanadursunlar, güya akılcı, güya hurafe karşıtı ve sözüm ona modern insanın televizyon gibisinden olgular karşısındaki apaçık büyülenmişlikleri yine akılcılık adına inkâr edilecek bir durum olmaktan uzaktır. Arkaik insanla modern insan arasındaki sayısız ortak tutumlar ve ortak tepkiler birer bariz hakikatlerdir.

Adolf Hitler
Adolf Hitler

Korkunç Hükümdar arketipinin mitoslarda yer bulması onun gerçek hayattaki varlığından ötürüdür

Ernest Cassirer, düşünce ile tahayyülün her zaman özdeş olduğunu söyleyerek gerçek hayattaki tecrübelerin sembolleşmesini izah ediyor. Korkunç Hükümdar arketipinin mitoslarda yer bulması onun gerçek hayattaki varlığından ötürüdürmeşru hükümdarın. Zalim bir yönetici karşısında beslediğimiz hislerimizi ifade edebilmek için sembolleştirmeye yöneliyoruz. Dolaylı anlatım olarak sembolleştirmeler birer efsaneye dönüşüyor. Duygularımızı söylenceler yoluyla açığa vuruyoruz. “Duygunun anlatımı,” diyor Cassirer, “duygunun kendisi değil, bir imgeye dönüştürülmüş şeklidir.”[iii] Şu halde hem korkunç hükümdara beslediğimiz öfke, korku, gönüllü veya zoraki itaat etme ve intikam alma veya isyan edebilme türünden muhtelif duygularımızı imgeleştiriyoruz, hem de korkunç hükümdarı bağlayıcı tanrı gibisinden bir destansı unsur olarak biçimlendiriyoruz.

[i] Mircea Eliade, İmgeler ve Simgeler, sayfa 106, Doğu Batı Yayınları, Ankara 2018

[ii] İmgeler ve Simgeler, sayfa 107

[iii] Ernest Cassirer, Devlet Efsanesi, sayfa 54, Remzi Kitabevi, İstanbul 1984

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!
       

Yazarın MİSAK'taki yazıları