Yükleniyor...
Bahtiyar Süha Keskin adlı bir vatandaş yakın bir zamanda CİMER’e 1923 tarihli Anlaşma için “Lozan’ın gizli maddeleri var mı?” diye sormuş, CİMER “Lozan Barış Antlaşması’nda gizli maddeler bulunmamakta olup, maden çıkarmamıza engel teşkil eden bir madde yer almamaktadır. Bizim gönderdiğimiz yanıt ama ilgili kurumdan aldığımız cevabı gönderiyoruz. Bizim resmi görüşümüz değil.” açıklamasını yapmıştır.
İstanbul Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Mustafa Budak, “Lozan süresiz bir anlaşmadır. Gizli bir maddesi de söz konusu değil. Antlaşmanın orijinali de bütün evrakı da ortada. Ayrıca bu iddialar araştırıldı zaten. Olsaydı bulunurdu. Varsa çıkarsınlar. Gerçeklikle alakası yok, dedikodudan başka bir şey değil. Bilimsel bir değeri de yok.” demiştir. Marmara Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ali Satan da aynı görüştedir: “Lozan’ın gizli bir maddesi yok. Lozan’a dair bütün evrak, raporlar ortada. Aradan 100 yıl geçti, olsaydı mutlaka ortaya çıkardı. Tarih bilimi açısından elde geçerli hiçbir veri yok.”
Boğaziçi Üniversitesi’nden Doçent Dr. Sevtap Demirci de “İngiliz arşivlerinde görmediğim, araştırmadığım belge kalmadı. Dışişleri belgeleri, istihbarat raporları, savunma bakanlığı belgeleri, akla gelen ne varsa. Gizli bir madde olduğuna dair en ufak bir veri yok. Türk arşivlerini de aradım. Orada da yok. ‘Var’ diyenler ispat etsin. Olmayan şeyin ispatı olmaz çünkü.” açıklamasında bulunmuştur.
Lozan Antlaşması’nın yıl döneminde başta Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü olmak üzere tüm emeği geçenleri saygı ve sevgi ile anıyorum. Lozan Antlaşması Cumhuriyetimizin 100’ncü yılı olan 2023’te son bulacak diyenleri kınıyor, bu konuda yanlış bilgilerle donatılan iyi niyetli bazı üniversiteli gençlerini de gerçekleri görmeye davet ediyorum. (https://www.youtube.com/watch?v=wrSEv72-XZs)
Bu gençlerden ikisi geçmişte bir vakıf üniversitesindeki Avrupa Birliği dersimde Avrupa Birliği ile imzalanmış “Ankara Antlaşması” ve “Katma Protokolü”’ anlatırken bana Lozan Antlaşması’nın gizli maddeleri olduğunu, 2023 yılında son bulacağını, bunun doğru olup olmadığını sordular. Ben de 143 madde arasında böyle bir gizli maddenin olmadığını, anlaşma metninin gerek Türkçesinde ve gerekse orijinal Fransızca metninde bu maddenin bulunmadığını, Lozan Antlaşması’na taraf çok sayıda ülke olduğunu, onaylı birer örneğinin tüm imzacı ülkelere verildiğini, Lozan’ın, bir veya birkaç ülke için gizli maddelerinin olmasının mümkün olmadığını açıkladım. Lozan’ı yok savarak Sevr’i canlandırmak isteyenler olduğunu, Sevr Antlaşması’nın 62, 63 ve 64’ncü maddelerinin bağımsız bir Kürdistan kurulmasını öngördüğünü, bu maddelerin Kürtlere self determinasyon hakkı verdiğini belirttim ama pek ikna edici olamadım.
Sevr Antlaşması’nın, 1923 Lozan Antlaşması ile ortadan kaldırıldığını söylememe rağmen bana inanmadılar. Bu iki öğrenciye ve tüm sınıfa Paris’in Sevr (Sevres) banliyösünde bulunan Seramik Müzesi’nde Antlaşma’nın imzalandığını, daha sonra bu Müze’nin önüne Ermenilerin sözde Ermeni soykırımı anıtı diktiklerini, böylece Sevr Antlaşması’ndaki büyük Ermenistan’a atıfta bulunduklarını da söyledim. Lozan Antlaşması’nın orijinal Fransızca aslının Paris’te, Fransız Dışişleri Bakanlığı Arşivi’nde muhafaza edildiğini özellikle belirttim. Antlaşma’nın görüntülerinin tıpkı basımının yayınlanması amacıyla İş Bankası Kültür Yayınları tarafından Türkiye’ye getirildiğini de açıkladım.
Sevr Antlaşması, Birinci Dünya Savaşı sonrasında İtilaf Devletleri ile Osmanlı İmparatorluğu arasında 10 Ağustos 1920 tarihinde Paris’in batı banliyösü Sevr (Sevres) kasabasındaki Seramik Müzesi’nde (Musée National de Céramique) imzalanmıştır. Bu müze, Türkiye için Antlaşma’nın imzalandığı yer olması bakımından önemlidir. Bir diğer önemi de, Ermenilerin müzenin önüne 8 Mart 2001 tarihinde sözde Ermeni Soykırım Anıtı dikmesidir. Anıtın üzerinde “1915’te Jön Türk Hükümeti tarafından Birinci Dünya Savaşı’nda soykırıma uğratılan 1,5 milyon Ermenin anısına” yazılıdır. Bu ifade Auschwitz- Birkenau toplama kampının önünde de vardır. Bir farkla. 1,5 milyon Yahudi 1,5 milyon Ermeni olarak değiştirilmiştir. Bu, uluslararası intihaldir.
İki öğrencime doğru olmayan bilgileri nereden öğrendiklerini sordum. Her iki öğrencim de lisedeki derslerde kendilerine bu şekilde öğretildiğini açıkladılar. Bunun üzerine o dönemde Milli Eğitim Bakanı olan, Anadolu Üniversitesi’nden arkadaşım Prof. Dr. Nabi Avcı’nın özel kalemine bu durumu aktararak sayın Bakan’ın bilgilendirmesini, istendiğinde bu öğrencilerin isimlerini verebileceğimi, bu yanlış ve kasıtlı bilgileri veren öğretmenler hakkında soruşturma açılması gerektiğini bildirdim. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmamalarını, Taha Akyol’un “Bilinmeyen Lozan” kitabını okumalarını önerdim. Akyol’un ilk Meclis, İngiltere Avam Kamarası ve Lozan Konferansı tutanaklarına dayandırdığı kitabında tüm gerçekler açıklanmaktadır.
Lozan’da büyük Türk zaferi düşmana onaylatılmış, eksikler olsa da yapılabilecek olanın azamisi o günkü şartlarda yapılmış, Osmanlı bütçesinin üçte ikisini alıp götüren Düyun-u Umumiye ve kapitülasyonları kaldırılarak bağımsız Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur. 23 Temmuz 1923 günlü Tevhid-i Efkar gazetesinde Ebuzziya Zade Velid, imparatorluk topraklarının kaybından üzüntüsünü belirtmiştir ama Lozan Antlaşması hakkında da şu doğru tespiti yapmıştır: “Delegelerimiz siyasi ve iktisadi istiklalimiz açısından mevcudiyetimizi ve milli inkişafımızı sağlayacak bütün esasları kurtarmaya muvaffak oldular.”
Lozan’da kapitülasyonların kaldırılması, Osmanlı borçlarının makul ölçüde ödenerek tasfiye edilmesi, Duyun-u Umumiye İdaresine son verilmesinin karara bağlanması, Musul petrollerinden pay alınması, ekonomik kalkınma için çok önemli bir zırh olan gümrüklere gecikmeli de olsa egemen olunması, kabotaj hakkının elde edilmesi önemli kazanımlardır. Lozan Antlaşması ve ona ekli Ticaret Sözleşmesi ile beş yıllık bir gecikme ile Türkiye gümrüklerine hakim olabilmiştir. Böylece Osmanlı’dan farklı olarak yeni genç Cumhuriyet sanayileşmiş Batılı ülkelerinin açık pazarı olmaktan kurtarılmıştır.
Bu konuda Erhan Bener’in “Bürokratlar” (Remzi Kitapevi, 2002) kitabının üçüncü cildindeki tespitler önemlidir. O yıllarda Daimi Temsilci (Büyükelçi) olan Cahit Kayra, “OECD Türkiye’ye Yardım Konsorsiyomu” nun Türkiye’ye yapılacak yardım için ileri sürdüğü şartları, Osmanlı devletine kabul ettirilen Duyun-u Umumiye şartlarına benzetir: “Bizim okullarda Sevr Antlaşması’nı sadece imparatorluğun coğrafya bakımından parçalanmasını sağlayan bir anlaşma diye okuturlar. Oysa içindeki ekonomik, mali hükümler bu parçalanmadan çok daha önemlidir. Daha sonra, Lozan Antlaşması sırasında, toprak parçalanmasına önem vermeyen sömürgeci devletler, Sevr’in ekonomik ve mali hükümlerini uygulamakta çok direnmişlerdi. Bana kalsa, okullarımızda, Lozan’dan çok, Sevr Antlaşması’nı okutmak gerekir. O zaman gençlerimiz bugünü daha iyi anlayabilirler.”
Kayra’nın tespitleri doğrudur. Çünkü, Paris’te görev yaptığım 1985-1990 döneminde “OECD Türkiye’ye Yardım Konsorsiyumu” toplantılarını Devlet Planlama Teşkilatı adına Planlama Müşavirin olarak izliyordum. O dönemdeki gelişmeler Cahit Kayra’nın yorumuyla “Sevr Dosyası” başlığıyla Boyut Yayınların tarafından basılmıştır. Lozan’a dil uzatanlar bu kitabı mutlaka okumalıdır. Türkiye’nin Lozan’daki ekonomik kazanımlarını “Türkiye Ekonomisi” kitabımda da (Beta, İstanbul) ayrıntılı olarak açıkladım.
Türkiye’nin Lozan’daki ekonomik kazanımları yerine getiremeyeceği zannedilmiştir. 24 Temmuz 1973 tarihinde İsmet İnönü’ye soru yönelten Nazmi Kal’a İnönü’nün verdiği cevap çok önemlidir: “Biz Lozan’da öyle taahhütler altına girdik ki, İtilaf devletleri bizim bu taahhütleri yerine getiremeyeceğimizi zannettiler. Antlaşmaya göre bizim bunları 10 sene içinde yerine getirmemiz gerekiyordu. Ama biz 5 sene içinde yerine getirdik.”
Lozan’daki en büyük ekonomik başarı kapitülasyonların kaldırılmasıdır. Taha Akyol’un 26 Temmuz 2017 tarihinde yayınlanan “Lozan Zırvaları” başlıklı yazısında yer alan karikatür, Lozan öncesinin ekonomik durumunu anlatması açısından çok önemlidir. 22 Temmuz 1909 tarihinde Cumhuriyet’in ilanından 14 yıl önce Kalem dergisinde yayınlanan karikatürde Osmanlı askeri elinde silah ineğin bekçiliğini yapıyor, yabancılar gelip kovalarla süt sağarak götürüyor.
Lozan’da elde edilenleri küçümseyenlere bir hatırlatmada bulunmak isterim. İsmet İnönü Lozan’da müttefiklerin kendisinden çok daha yaşlı ve tecrübeli diplomatlarının karşısına çıktığında henüz 38 yaşında idi ve de bir asker olmasına rağmen ekonomik baskılara boyun eğmemişti. Kendi ifadesiyle Lozan’da en önemli baskı, mali ve ekonomik yönde olmuştur. İsmet İnönü’nün mali konulardaki hassasiyetini yansıtan olayları bilmek gerekir:
“Mali ihtiyaçlar esnasında, ben bir defa, 5 milyon lira kadar bir kredi açılması için bir banka ile müzakereye girilmesini arzu etmiştim. Bana gelen cevapta, sene içinde devam edecek 5 milyon liralık bir kredi de bir istikraz demektir, istikraz muamelesini tamamlayarak konuşma açabiliriz, deniliyordu. Anladım ki, eski fikirler olduğu gibi duruyor. En ufaktan, ihtiyaç içinde bunaldık kanaati hasıl olmuştur. Bunları silmek lazımdır. Derhal cevap verdim: İhtiyacımız yoktur, meselemiz de yoktur. Kestim, attım. Bu şekil muamele, öyle bir memlekete yapılıyor ki, bu memleket iki asırdan beri mali iktidarsızlığından dolayı içeride idaresini düzeltememiş, hiçbir kalkınma yatırımını kendi kudreti ile yapamamış, bunu daima yabancı devletlerin istikrazlarından beklemeye alışmış ve nihayet istikrazlarla günlük idarenin ve ihtiyaçların açıklarını kapatırken, bunu büyük faizle, çok düşük ihraç fiyatı ile yaparken, aynı zamanda birtakım imtiyazlar vermeye de alışmıştır. Böyle bir idareyi anane olarak takip ederek gelmiş bir memleketi her zaman amana getirmek mümkün olduğu kanaatindeydiler. Bunu bana muahede esnasında açıktan söylemişlerdi. Bu dikkatle, memleketin ihtiyaç zamanlarında büyük buhran devirleri atlatılabilmiş, Lozan Muahedesi hükümlerinin temellerine toz kondurulmamıştır… Kabotaj hakkı, yani kendi karasuları içinde kendi sancağı ile nakliyesinin idare edilmesi hakkı, iki sene sonra kullanılmak üzere bir kayda bağlanmıştır, Lord Curzon ile bir gece toplantısında bulundum. Beraberdik. İkimiz vardık, bir de Amerika Murahhası Çhajld vardı. Curzon bana dedi ki ‘Konferanstan bir neticeye varacağız. Ama memnun ayrılmayacağız. Hiçbir işte bizi memnun etmiyorsunuz. Hiçbir dediğimizi makul olduğuna, haklı olduğuna bakmaksızın kabul etmiyorsunuz. Hepsini reddediyorsunuz. En nihayet şu kanaate vardık ki, ne reddederseniz hepsini cebimize atıyoruz. Memleketiniz haraptır İmar etmeyecek misiniz? Bunun için paraya ihtiyacınız olacaktır. Parayı nereden bulacaksınız? Para bugün dünyada bir bende var, bir de bu yanımdakinde. Unutmayın, ne reddederseniz hepsi cebimdedir.
Nereden para bulacaksınız, Fransızlardan mı?” Ben, evet dedim Curzon sözlerine devam etti: “Para kimsede yok. Ancak biz verebiliriz. Memnun olmazsak kimden alacaksınız? Harap bir memleketi nasıl kurtaracaksınız? İhtiyaç sebebiyle yarın para istemek için karşımıza gelip diz çöktüğünüz zaman, bugün reddettiklerinizi cebimizden birer birer çıkartıp size göstereceğiz.” Lord Curzon’nun sözleri bittiği zaman kendisine dedim ki, şimdi meseleleri halledelim, para istemek için gelirsem o zaman gösterisiniz.
Lord Curzon’un bu sözleri kulağımda kalmıştır ve sözünün geçtiği her yerde hatırlamışımdır. Lozan Konferansı olalı 45 sene geçti. Bu sözleri hiçbir zaman unutmadım. Bu 45 sene içinde para almak için müracaat ettiğimiz her yerde bu ihtimalleri görmüşümdür. Hakikat şudur ki, İkinci Cihan Harbi kapı önünde görününceye kadar mali bakımdan bize kolaylık gösterilmemiştir. Ve Türkiye kendisini kendi alın teri ile tamir ederek İkinci Cihan Harbi’ni idrak etmiştir.” (http://www.ismetinonu.org.tr/lozan-antlasmasi.htm)
Lozan Antlaşması konusunda son sözü Atatürk söylemiştir: “Saygıdeğer Efendiler, Lozan Barış Antlaşması’nın içine aldığı esasları, diğer barış teklifleriyle daha çok karşılaştırmaya gerek olmadığı kanısındayım. Lozan Barış Anlaşması, Türk Ulus’una yüzyıllardan beri hazırlanmış ve Sevr Anlaşması ile tamamlandığı sanılmış büyük bir suikastın yıkılışını anlatan bir belgedir. Osmanlı tarihinde benzeri bulunmayan bir siyasal utku eseridir” (1927, Söylev, II, s. 76, 24 Temmuz 1933, Hakimiyet-i Milliye Gazetesi) Birleşik Krallık açısından değerlendirmeyi ise İngiliz Sir Andrew Ryan yapmıştır: “Lozan’da onursuz bir barış imzaladık. Lozan, Birleşik Krallığın şimdiye kadar imzalamış olduğu anlaşmaların en uğursuzu, en mutsuzu, en kötüsüdür.”
Kemal Kılıçdaroğlu TBMM açıldığı zaman Lozan Antlaşması’nın imzalandığı günün bayram olarak kutlanmasını öngören teklif vereceklerini açıklamıştır. Kılıçdaroğlu, Nilüfer Belediyesi ve Bursa Lozan Mübadilleri Kültür ve Dayanışma Derneği tarafından Görükle İpekspor Sahası’nda organize edilen “Büyük Mübadil Buluşması” programında yaptığı konuşmada, “Onlar cumhuriyeti sevmiyorlar, onlar demokrasiyi sevmiyorlar. Bu ülkede yoksulluk içinde mücadele verdik. Kanlarımızla mücadeleyi verdik. Dedelerimiz, babalarımız bu mücadeleyi verdi. Şimdi hep beraber Türkiye’yi büyütme zamanı, Türkiye’yi geliştirme zamanı. Bunun mücadelesini vereceğiz” demiştir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Lozan Antlaşması’nın 99. yılı sebebiyle yayınladığı mesaj da önemlidir: “Türkiye, 2023’e Lozan Antlaşması ve Cumhuriyetimizin 100. yılına emin adımlarla ilerlerken bölgesel ve küresel meselelerdeki etkin konumunu pekiştirmektedir… Bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu belgelerinden olan Lozan Barış Antlaşması’nın imzalanmasının 99’ncu yıl dönümünü idrak ediyoruz. Lozan Barış Antlaşmasıyla kara sınırlarımız çizilmiş, kapitülasyonlar kaldırılmış, Yunanistan’da kalan Türk azınlığının hakları güvenceye alınmış, kıyılarımıza yakın Yunan adalarının gayrı askeri statüsü teyit edilmiştir. Türkiye, imzalanmasından bu yana geçen 99 yılık zaman zarfında Lozan Barış Antlaşması’nın uygulanmasını titizlikle takip etmiştir.”
Bilinmelidir ki Lozan’ı beğenmeyenler Sevr’e (Sevres) zemin hazırlarlar. Bağımsızlığımızın ve dünya üzerinde saygın bir ülke olarak yer almamızın tapusu olan Lozan Antlaşması’nın hangi şartlarda imzalandığını ve bugüne yansımalarını iyi bilmemiz gerekir: Lozan Antlaşması Türkiye’nin tapu senedir.