Lozan ile gömülenlerin hortlatılmasında Diaspora’nın yeri – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______10.06.2019_______

Lozan ile gömülenlerin hortlatılmasında Diaspora’nın yeri

Sadık Rıdvan Karluk

 

 

 

Ermeni asıllı Amerikalı  mühendis  Gourgen Yanikian, ABD’nin California eyaletinde 27 Ocak 1973 tarihinde Türkiye’nin Los Angeles Başkonsolosu Mehmet Baydar ile Konsolos Bahadır Demir’i otel odasında beklemiş, silahlı saldırı sonrasında Baydar ve Demir şehit edilmişti. ABD’de ömür boyu hapis cezasına çarptırılan Yanikian, cezaevinde geçirdiği 10 yılın ardından yaş haddi ve sağlık sorunları  sebebiyle  Ocak 1984’te şartlı tahliye ile serbest bırakılmıştı. Yanikian’ın saldırısı,  ASALA Ermeni terör örgütünün kuruluşunu hızlandırmıştır.

Dışişleri Bakanlığı bu nakli şiddetle kınamıştır:  “27 Ocak 1973 tarihinde Los Angeles Başkonsolosumuz Mehmet Baydar ile Muavin Konsolosumuz Bahadır Demir’i şehit eden Ermeni terörist Gurgen Yanikian’ın Los Angeles’ta bulunan cenazesinin kalıntılarının 5 Mayıs 2019 tarihinde Erivan’daki Askerî Mezarlığa törenle gömülmesini şiddetle kınıyoruz. Azılı bir teröristi kahraman olarak yüceltmeye yeltenen bu eylem, terörizmi teşvik suçu teşkil etmektedir ve asla kabul edilemez. Devletine sadakatle hizmet ederken şehit düşen tüm görevlilerimizi ve aile bireylerini bu vesileyle bir kez daha saygı ve rahmetle anıyoruz.”

Maalesef Türk kamuoyunda  konu birkaç gazetede küçük haber olmuş, rahmetlinin eşi ve  AVİM dışında hiçbir sivil  toplum kuruluşu bu nakle tepki göstermemiştir. Bu durum  Türkiye  Cumhuriyeti ve Türk Milleti için hüzün vericidir, üzülmemek mümkün değil. İngilizce yayın yapan Ermeni medyası bu konuyu abartarak vermiştir.  Bunlardan  Türkçe dahil 6 dilde yayın yapan bir siteden  bir örnek vermek istiyorum.

GOVERNMENT

“The delegation consisted of number of ministers, headed by Prime Minister Garnik Sarkissian, accompanied by brotherly emotions of President Armenak Abrahamyan.

On 5 May, 2019, the official delegation of the Republic of Western Armenian took part in the burial ceremony of  sacred relics of the spiritual father of the Liberation Struggle of Western Armenia Gourgen Yanikian at Yerablur military pantheon. The delegation consisted of number of ministers, headed by Prime Minister Garnik Sarkissian, accompanied by brotherly emotions of President Armenak Abrahamyan. As Prime Minister Sarkisian emphasized during the press conference, Gurgen Yanikyan from Karin is a symbol of all Armenians of Western Armenia. With his voluntary decision, he once again reminded the world that the violation of the rights of Armenian nation and especially of Western Armenia and the patience of Armenians towards denialism are not infinite. This is the message of Gourgen Yanikian’s heroism, about which Prime Minister Sarkissian talked about  towards thousands of people gathered in Yerablur. ‘Dying for the nation is not only self-sacrifice; a person dies for the ongoing and continuing liberation struggle.If all these Armenian sons gathered here today, are sincere in their feelings, each of them must be part of the liberation struggle launched by Gourgen Yanikian’. Prime Minister Garnik Sarkisian pronounced these words with anger and anxiety because none of the speakers mentioned Western Armenia, for which was the heroic step of Gourgen Yanikian. Everyone praised the human qualities of the hero and forgot his main mission – to liberate Western Armenia. Today, in the Armenian political field, only the state structures of Western Armenia practically continue the struggle for the complete liberation of Western Armenia.”

Yukarıdaki paragrafta Batı Ermenistan  ( Western Armenia) sekiz defa geçmektedir. Oysa Batı Ermenistan Lozan Anlaşması ile tarih olmuştur. Şu tespit çok önemlidir: “Bugün, Ermeniler Batı Ermenistan’ın  kurtuluşu için mücadeleyi sürdürüyor.” Bu, Türkiye’nin toprak bütünlüğüne saldırıdır. En yüksek seviyede Ermenistan protesto edilmeliydi ama edilmedi. (https://hyetert.org/2019/05/06/the-relics-of-the-asalas-hero-gourgen-yanikian-were-reburied-in-yerablur-military-pantheon/)

Türkiye’den yeterli ölçüde teki gelmeyince  şehit diplomat  rahmetli Baydur’un eşi emekli Büyükelçi Melek Sina Baydur, Ermenistan Cumhurbaşkanına bir mektup göndermiştir: Mektubun Türkçesi ve İngilizce özeti aşağıdadır:

 

“OPEN LETTER TO THE PRESIDENT OF ARMENIA – 27.05.2019

BLOG NO : 2019 / 33

MELEK SINA BAYDUR

Sayın Cumhurbaşkanı,

Basın aracılığıyla öğrenmiş olduğum bir haber nedeniyle duyduğum şaşkınlık, üzüntü ve tepkimi dikkatinize sunmamın gerekli olduğunu düşünerek bu mektubu kaleme alıyorum.

27 Ocak 1973 tarihinde ABD’nin Santa Barbara kasabasında Gourgen Yanikian adlı bir ABD vatandaşı Türkiye Cumhuriyeti’nin Los Angeles Başkonsolosu Sayın Mehmet Baydar ile eşim olan Konsolos Bahadır Demir’i önceden hazırladığı bir plan çerçevesinde hunharca öldürmüştür. Olayla ilgili olarak Santa Barbara Mahkemesinde görülen davada Yanikian adlı cani suçunu kabul etmiş ve ömür boyu hapse mahkûm olmuştur. Bu olay ve mahkeme süreci hakkında bilgi sahibi olduğunuzu sanırım. Beni şaşkınlığa düşüren, üzen ve bu açık mektubu kaleme almama yol açan olay bu şahsın mezarının ülkeniz Başkenti’ne taşınarak askeri mezarlığa törenle defnedilmesidir. Benim bildiğim askeri mezarlıklar ülkesini savunmak amacıyla hayatlarını kaybeden kahramanlara ayrılmış alanlardır. Savunmasız, barışçı, masum iki diplomatı yalan söyleyerek bir cinayet mahalline çeken ve onları önceden hazırladığı tabancalarla vuran ve bununla da yetinmeyip yerde can çekişen iki insanı başlarının ortasına dayadığı tabancasıyla birer kez daha vuran kişi nasıl kahraman sayılabilir? Ayrıca mahkemede amacının başkalarına örnek olmak olduğunu beyan eden bu şahsı davanın savcısı siyasi terörist olarak vasıflandırmıştır. Böyle hasta ruhlu cani bir kişiye kahraman muamelesi yapmanın arka plandaki nedenleri arasında iç veya dış politika öncelikleri olduğu gayet açıktır. Bu eylemin çağın belası olan terörizmi teşvik edici olduğu düşünülmüyor mu?

Sayın Cumhurbaşkanı,

Ben emekli bir Büyükelçiyim. İç politika benim bildiğim bir alan değildir. Ama dış politika konusunda başarılı bir temsilcinin ülkeler arasında mevcut sorunlara barışçı çözüm bulunması veya ileride muhtemel olabilecek anlaşmazlıklara önalınması amacıyla gerek resmi makamlar nezdinde gerek topluma yönelik çaba göstermesinin gereğini ve önemini çok iyi bilirim. Bir cani ile ilgili olarak gerçekleştirilen bu eylemin iki komşu ülke arasında nasıl barışa hizmet eden bir yansıması olabilir ki? Amaç dostluk ilişkileri yaratmak ve pekiştirmek değilse geriye sadece rencide olmuş insanlar kalır ve bunların başında da aileler gelir. Bu nedenle de ailelerin özür beklemeye hakları doğar.

Saygılarımla,

MELEK  SİNA BAYDUR

27 May 2019

 

OPEN LETTER TO THE PRESIDENT OF ARMENIA*

“Esteemed Mr. President,

I am writing this letter feeling compelled to bring to your attention my confusion, distress,  and reaction to a news report that I have come across via the press. In January 1973, in the town of Santa Barbara in the US, a US citizen named Gourgen Yanikian brutally murdered the Republic of Turkeys Consul General of Los Angeles Mr. Mehmet Baydar and my husband Consul Bahadır Demir as part of a premeditated plan. In the lawsuit seen at the Santa Barbara Court regarding the murder, the felon named Yanikian pleaded guilty and was sentenced to life imprisonment. I assume that you are informed about this incident and the judicial process. What has confused, upset, and led me to write this open letter is that this persons remains have been moved from the US to your countrys capital and re-buried with a ceremony in a military cemetery. As far as I know, military cemeteries are areas that are reserved for heroes who have lost their lives in defense of their country. How can a person who lured in two defenseless, peaceful, and innocent diplomats into a murder scene through deceit, shot them with the pistols he had previously prepared, and on top of that, shot once again both diplomats suffering on the floor in their foreheads, be considered a Blog No: 33 28.05.2019

 

27.05.2019

Melek Sina BAYDUR

 

 

Ambassador (Ret.)

Cumhurbaşkanı Sayın  Erdoğan’ın 23 Nisan 2014 tarihinde  Ermenilere yönelik  mesajı, bir iyi niyetin göstergesi olmasına rağmen karşı taraftan hiçbir olumlu karşılık bulmamıştır: “…20’inci yüzyılın başındaki koşullarda hayatlarını kaybeden Ermenilerin huzur içinde yatmalarını diliyor, torunlarına taziyelerimizi iletiyoruz. Osmanlı İmparatorluğu vatandaşı herkes gibi Ermenilerin de o dönemde yaşadıkları acıların hatıralarını anmalarını anlamak ve paylaşmak bir insanlık vazifesidir.”

Erdoğan bu açıklamasıyla Türkiye tarihinde resmi ağızdan ilk  defa  1915 olaylarına ilişkin Ermenilere taziye mesajı iletilmiştir. Fakat karşı taraf  mesajın içeriğini anlayacak durumda değildir. Öyle olsaydı bir adi katil için   tören yapılmazdı.

Birinci Dünya Savaşı sırasında Ermenilerin önemli bir kısmı düşman kuvvetlerinin yanında Türklere karşı savaşmıştır. Cephe gerisinde de komitacı Ermeniler kadın, çocuk, yaşlı ayrımı yapmaksızın katliamlara girişmişler, yüz binlerce Müslümanın hayatına kastederek Doğu Anadolu’yu bir harabe haline çevirmişlerdir. Devletin bunları durdurmak için aldığı önlemler istismar edilmiş ve Batılı ülkelerin vaatleriyle Ermeniler, yaşadıkları ülkeyi parçalamaya çalışmışlardır.

Tarihte kalan tehciri soykırıma dönüştürme çabalarının altında Sevr (Sevres) Anlaşması’ndaki büyük Ermenistan hayali yatar. Tıpkı 25 Eylül’de Barzani’nin referandum yaparak kurmak istediği büyük Kürdistan gibi. Sevr Anlaşması, günümüzde en az Lozan Anlaşması kadar önemlidir. Çünkü Anlaşma’da Kürdistan’ın ve  Batı Ermenistan’ın kurulmasına ilişkin hükümler vardır. Sevr Anlaşması’nın 88-93’ncü maddeleri Ermenistan ile ilgilidir.

Anlaşma’da Kars, Erzurum dâhil ülkenin Doğusu tümüyle Bağımsız Ermeni Cumhuriyeti adıyla Ermenilere verilmiştir. Paris Barış Konferansı sürecinde Ermenistan’ın sınırları konusu ABD Başkanı Woodrow Wilson’un hakemliğine bırakılmıştır. Wilson, General James G. Harbord başkanlığındaki bir Amerikan heyetini incelemelerde bulunmak üzere 1919 sonbaharında Türkiye’ye göndermiştir. 1919 Eylül ve Ekim aylarında Türkiye’de incelemeler yapan Harbord, vardığı sonuçları bir raporla ABD Kongresi’ne sunmuştur.

Rapor’da; Türkler ile Ermenilerin barış içinde yüzyıllarca yan yana yaşadıkları, tehcir sırasında Türklerin de Ermeniler kadar acı çektikleri, Ermenilerin Türkiye’de hiçbir zaman çoğunlukta olmadıkları ve olaylara ilişkin acıklı ve korkunç iddiaların yanlış olduğu tespit edilmiştir. ABD Kongresi rapor üzerine 1920 Nisan ayında Ermenistan’a mandater olunmasını reddetmiştir. Fakat Başkan Wilson 22 Kasım 1920’de Trabzon, Erzurum, Van ve Bitlis illerini Ermenistan’a vermiştir.

Batı Ermenistan da, tıpkı Kürdistan gibi   Lozan Anlaşması ile tarih olmuştur. Sevr Anlaşması, Atatürk’ün ifadesiyle Türk Milleti’ne kurulan büyük suikasttır. Lozan Anlaşması ile Kürdistan ve Büyük Ermenistan hayali bitmiştir. Anlaşma, Türkiye Cumhuriyeti’nin tapusudur. Tapu delme hareketine Ermeni diasporasına çok yakın olan bazı Türk akademisyenlerin katkıda bulunması üzücüdür. Tüm bu çabalara rağmen Türkiye Cumhuriyeti, Lozan Anlaşması ile garanti altına alınan tapuyu deldirmeyecek güçtedir ama Türkiye’ye yönelik sistematik saldırılara mutlaka organize bir şekilde cevap verilmelidir.

Wilson 22 Kasım 1920de  Trabzon, Erzurum, Van ve Bitlis illerini Ermenistan’a vermiştir. Günümüzde yukarıdaki İngilizce metinde yer alan “Batı Ermenistan bu illeri kapsamaktadır.

Dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül‘ün 6 Eylül 2008 tarihinde futbol maçı izlemek için Erivan’a yaptığı ziyaretin ardından atılan adımlar Türkiye-Ermenistan arasında başlayan yakınlaşma süreci  karşılıklı olmadığı için sonuç vermemiştir. Zaten vermesi de beklenmemeliydi. Çünkü;

  • Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Yüksek Sovyeti’nin 23 Ağustos 1990 tarihli Bağımsızlık Bildirisi’nin 12’nci maddesinde “Ermenistan Cumhuriyeti, 1915 Osmanlı Türkiye’si ve Batı Ermenistan’da gerçekleştirilen soykırımın uluslararası alanda kabulünün sağlanması yönündeki çabaları destekleyecektir”
  • Ermenistan Parlamentosu, 23 Eylül 1991 tarihinde aldığı bağımsızlık kararında “Ermenistan Bağımsızlık Bildirisi’ne sadık kalacağını” açıklamış ve taahhüt etmiştir.
  • 1995 yılında kabul edilen Ermeni Anayasası’nda “Ermenistan’ın Bağımsızlık Bildirisi’ndeki ulusal hedeflere bağlı kalacağı” bir anayasa hükmü olmuştur. Soykırım yalanının uluslararası alanda tanınmasının Ermenistan’ın dış politika hedefi olduğu belirtilmiştir.
  • Erivan´da yapılan Gelişen Ermenistan Partisi’nin 4’ncü Kurultayına katılan Devlet Başkanı Serj Sarkisyan, “Bağımsızlık Karabağ halkının seçimidir. Uluslararası hukuk dahi bu konuda farklı yaklaşım ortaya koyamaz” demiştir.
  • Ermenistan’daki okul duvarlarında asılan haritalarda Türkiye’nin 12 ili yer almıştır.
  • Ermenistan Milli Marşı’nda “Topraklarımız işgal altında, bu toprakları azat etmek için ölün, öldürün” yazılıdır.
  • Karabağ’da katliam yapan Ermeni kuvvetlere komutanlık yapan eski Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan’dır.
  • Sarkisyan İngiliz yazar Thomas De Waal’a, “Hocalı’dan önce Azeriler bizim şaka yaptığımızı sanıyordu, Ermenilerin sivil topluma karşı el kaldırmayacaklarını sanıyorlardı. Biz bunu- stereotipi- (zeka geriliği) kırmayı başardık.”

Kurttan post,  Ermenistan’dan  dost olmaz ama Türkiye’de  sözde Ermeni soykırımı olduğuna inanlar da   vardır. Bu konuda Avrupa Akademisi ve Lepsiushaus Potsdam Üniversitesi  Berlin’de Ermeni Soykırımı İçin Avrupa Yaklaşımları (Past in the Present European Approaches to the Armenian Genocide) konulu bir Çalıştay düzelemiştir. Çalıştay’dan haberdar olunca, biri İngilizce olan (https://www.academia.edu/31604811/ARMENIAN_DEPORTATION_IS_NOT_A_GENOCIDE?auto=download) iki çalışmamı göndererek görüşlerimi açıkladım, bu konuda objektif olmalarını sağlamak istedim ama kabul edilmedim.

Oysa bir katılımcı çok dikkatimi çekmiştir. Koç Üniversitesi öğretim üyesi Zeynep Türkyılmaz, Kaliforniya Üniversitesi’nde (University of California at Los Angeles-UCLA) eğitim almış, 2009’da doktorasını vermiştir.  Oysa UCLA, Atatürk’ü ayaklarının altında bir kız çocuğu cesediyle poz vermiş olarak gösteren ve üzerine “İnkarın Yüzü” (Face of Denial) yazan dokümanı montajlayarak yayınlayan üniversitedir.

Katılımcı  akademisyenlerin akademik özgürlük adı altında Türk milletini karalamaya hakları yoktur. Mahkeme kararı olmadan yapılmayan bir sözde soykırım için Türk milleti suçlanamaz. Suçlayanlar, Ohannes Kaçaznuni’nin  “Taşnak Partisi’nin Yapacağı Bir şey Yok” (Kaynak Yayınları, 2005)  kitabını okusalardı, Ermeni muhibi olmazlardı.

AİHM’nin Perinçek Kararı’nı   yok sayarak  Alman Federal Parlamentosu’nun 2 Haziran  2016’da “1915 soykırımdır” kararı alması, AİHM kararlarını tanımamak demektir. Almanya, Türkiye’nin itirazlarına rağmen kararından geri adım atmamış, bu konuda  karar alan 27’nci ülke olmuştur. (http://www.mfa.am/en/recognition)

Karar, Almanya Federal Parlamentosu’ndaki  630 milletvekilinden 165’nin oyu ile kabul edilmiştir. Kararın  alınmasından 10 ay sonra İstanbul’un kardeş  kenti olan ve 100 bin Türkün yaşadığı Köln Büyükşehir Belediye Meclisi’nin 14 Mart 2017’de Lehmbacher Weg Mezarlığı’na  Ermeni  soykırım anıtı dikilmesine  izin vermesi  unutulmamalıdır.

Buna rağmen azda olsa hukuka saygılı parlamentolar da vardır. Belçika Parlamentosu’nun Rwanda ve Srebrenica Soykırımları Yasası’nda sözde Ermeni  soykırımı yoktur. Belçika Ceza Yasası’nda yapılan  değişiklik önemlidir. Belçika, AB Konseyi’nin Çerçeve Kararı’na uymuştur. Belçika Parlamentosu  yasa değişikliğini Çerçeve Kararı’nın AB üyesi ülkelere sunduğu alternatiflerden birini seçerek yapmıştır.

Bu konuda emekli  Büyükelçi Pulat Tacer’in  AVİM dergisinde yayınlanmış iki  makalesi vardır.  115’nci  madde, inkarı cezalandırmayı gerektiren soykırım suçlarının  uluslararası  yetkili bir mahkeme kararına dayandırmaktadır. (http://www.lachambre.be/FLWB/PDF/54/3515/54K3515010.pdf, s.57). Komisyonundaki görüşmeler, Adalet Bakanı’nın ikna edici açıklamaları üzerine değişiklik önergeleri reddedilmiş, (http://www.lachambre.be/doc/FLWB/pdf/54/3515/54K3515014.pdf). Yasa 25 Nisan 2019’da Genel Kurulda oylanarak kabul edilmiştir. (http://www.lachambre.be/kvvcr/showpage.cfm?section=/flwb&language=fr&cfm=/site/wwwcfm/flwb/flwbn.cfm?legislat=54&dossierID=3515)

“Her kim, Ceza Kanununun 444 maddesinde yazılı koşullarda Ceza Kanunun 136/4 maddesinde öngörülen suç teşkil ettikleri bir uluslararası mahkeme tarafından verilen kesinleşmiş bir kararla tespit edilmiş bulunan bir soykırımı suçuna veya insanlığa karşı suça veya savaş suçuna tekabül eden eylemleri inkar ederse, kabaca küçümserse veya haklı görürse ya da onaylarsa ve bu davranışının  koruma altında bulunan ölçütlerden biri nedeniyle veya dinsel nedenle Avrupa Birliği Konseyinin, Ceza Kanunu yoluyla 5. maddede öngörülen alanların dışında bile olsa- ırkçılık ve yabancı düşmanlığının belirli bazı biçimleri ve belirtileri ile mücadeleye ilişkin 28 Kasım 2008 tarihli Çerçeve Kararının Madde-1, fıkra- 3 bağlamında bir kişiye veya bir gruba, bir topluma veya bu toplumun üyelerine karşı ayrımcılığa nefrete, şiddet uygulamasına sebebiyet vereceğini bilirse veya bilmesi gerekirse cezalandırılır.”

Metnin Fransızcasını emekli Büyükelçi Pulat Tacer  açıklamıştır. “CHAPITRE 12. – Modification de la loi du 30 juillet 19815 tendant à réprimer certains actes inspirés par le racisme ou la xénophobie Art. 115. L’article 20 de la loi du 30 juillet 19815 tendant à réprimer certains actes inspirés par le racisme ou la xénophobie, inséré par la loi du 10 mai 2007, est complété par le 5° rédigé comme suit : “5° Quiconque, dans l’une des circonstances indiquées à l’article 444 du Code pénal, nie, minimise grossièrement, cherche à justifier ou approuve des faits correspondant à un crime de génocide, à un crime contre l’humanité ou à un crime de guerre tel que visé à l’article 136quater du Code pénal, établis comme tels par une décision définitive rendue par une juridiction internationale, sachant ou devant savoir que ce comportement risque d’exposer soit une personne, soit un groupe, une communauté ou leurs membres, à la discrimination, à la haine ou à la violence, en raison de l’un des critères protégés ou de la religion, au sens de l’article 1er, § 3, de la décision-cadre du Conseil de l’Union européenne du 28 novembre 2008 sur la lutte contre certaines formes et manifestations de racisme et de xénophobie au moyen du droit pénal, et ce, même en dehors des domaines visés à l’article 5.”.

Büyükelçi Tacer, “Belçika Parlamentosu’nun 24-25 Nisan 2019 tarihinde almış olduğu Rwanda ve Srebrenica’ya ilişkin  soykırımının inkârının cezalandırılmasına ilişkin olarak çıkardığı Yasa’nın sözde Ermeni soykırımı savlarını içermemesi, Türk tezleri açısından olumlu ve önemli bir gelişmedir, savlarımızın bundan sonraki savunulmasında  bu yasa içeriğinin doğrudan ve dolaylı anlamlarının ileri sürülebileceğini düşünüyorum” görüşündedir. Ben de aynen katılıyorum.

Perinçek Kararı’na ve Pulat Tacer’in tespitlerine rağmen  sözde Ermeni soykırımını kabul eden  Avrupa ülkelerinin  parlamentolarının   soykırım kararlarının geri alınması sağlanmadığı sürece, diğer ülkelerin  de Ermeni diasporasının etkisiyle Türkiye aleyhine kararlar almaya ve girişimlerde bulunmaya devam etmeleri  kaçınılmazdır. Ermenistan bir dost ülke değildir. Taziye yayınlamakla  ilişkilerin düzeleceği sanılmamalı, izlenen politikalarda zikziklar olmamalı, Hocalı Soykırımı da unutulmamalıdır.

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!
       

Yazarın MİSAK'taki yazıları