Mâturîdîlik – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______08.05.2019_______

Mâturîdîlik

Gürbüz Mızrak
İmam Maturidi Türbesi
Mâturîdîyye’nin Türkiye, Balkanlar, Orta Asya, Çin, Hindistan, Pakistan ve Eritre’de yayıldığı; genellikle “Türklerin fıkıhta Hanefî, inançta (itikatta) ise Mâturîdîyye oldukları” kabul edilir. (Görsel: İmam Maturidi Türbesi)

 

Mâturîdîlik; İslam’ı anlama ve anlatmada, dini konularda ortaya çıkan problemlere çözüm getirmede vahiy ve akıl yürütmeden birlikte yararlanan, kurucusu İmam Mâturîdî’ye atfedilen kelam ekolüdür. Bilindiği üzere vahiy; Allah(C.C.)’ın buyruk ve talimatlarının peygamberlere bildirilmesi eylemine veya bu bildirimin kendisine denir. İslamî inanışta vahiy peygamberlere gelir ve sadece Cebrail aracılığıyla iner. Vahiy ile gelen her türlü söz Allah’ın sözüdür. Dolayısıyla vahiy
sonucu yazılan Kur’anı Kerim mutlak doğruları ihtiva eder.

Kur’an dışındaki diğer kutsal kitaplar tahrif olmuştur. Bir ilim dalı olarak kelâm ise; vahyin bildirdikleri çerçevesinde Allah’a, peygamberlere ve ahirete iman gibi İslam dininin temel inanç konularında aklî açıklamalar yapar. Bu anlamda imanla ilgili sorulara aklî deliller kullanarak izah ve ispat getirir. Kesin delillerden hareket ederek dinî inançları açıklamayı, bunlarla ilgili zihinlerde var olan şüpheleri ortadan kaldırmayı hedefler.

Kelâm öncelikle Allah’ın varlığının delillerini, Allah’ın birliğini, sıfatlarını ve fiillerini konu edinir. Allah’ın birliği, onun hiçbir varlığa benzememesi, zaman ve mekândan münezzeh olması, yaratan, bilen, gören, duyan ve işiten olması gibi özelliklerini ele alır. Kelâm ilmi, Allah’ın varlığını bazen Kur’an ayetlerinden hareketle, bazen insanın özelliklerinden hareketle, bazen de Allah’ın ayeti olarak kabul edilen tabiattan hareketle ispat eder. Bunun için kelâmın alt konuları, Allah’ın varlığını ispata götüren tabiattaki ayetlerinin açıklamaları ile doludur. Evrenin düzeni, evrendeki varlıkların çeşitliliği ve mükemmelliği Allah’ın varlığının ve birliğinin en büyük işaretleri olarak kabul edilmektedir.

İslam dünyasında hicrî 2. yüzyıldan itibaren ortaya çıkan yeni akımlara karşı, inanç konularını dönemin geleneksel usulleriyle savunmada yetersiz kalınıyordu. Ayet ve hadislerin yanında akla da yer verecek, aklî açıklamalar yaparak konuların daha iyi anlaşılmasını sağlayacak yeni yöntemlere ihtiyaç duyulmaktaydı. O dönem Ebû Hanîfe, Kur’an’a ve âlim sahabelerin görüşlerine dayanarak İslam’ın ana ilkelerini belirlemeye çalışmış, itikadî konuları aklî bilgilerle desteklemiştir. Bu şekilde kelam ilminin temelleri de atılmaya başlanmıştır.

Aşağı Türkistan (Maveraünnehir) bölgesinde İslâmiyet çoğunlukla Ebû Hanîfe’nin öğrencileri tarafından yayılmış, onun takipçilerinden Bağdat Başkadılığı’na getirilen Ebû Yusuf, bu bölgeye Hanefî kadıları görevlendirmiştir. Bu sayede, -Mâturîdî’nin ortaya çıkışına kadar- Aşağı Türkistan’da Ebû Hanîfe ekolünde çeşitli âlimler yetişmiş, kelamî konularda eserler yazılmış, itikadî ve fıkhî görüşler yayılmıştır. Semerkant’ta Ebû Hanîfe’nin takipçilerinden Ebû Süleyman el-Cûzcânî, Dârü’I-Cûzcâniyye diye anılan önemli bir medrese kurmuştur. Neticede tüm bunlar “Mâturîdîlik Kelâm Ekolü”nün kurucusu İmam
Mâturîdî’nin yetişmesini sağlayan ortamı hazırlamıştır.

İmam Mâturîdî, dinin anlaşılması için naslar [1] ile birlikte, akıl yürütmeyi de gerekli bir temel kabul etmiş; nasları ihmal etmeden İslam’ın itikadî esaslarını ve ana ilkelerini aklî bilgilerle yoğun bir şekilde temellendirmeye çalışmıştır. İnanç konularında meselelere çok iyi nüfuz ederek, tutarlı ve köklü çözümler getirmiştir. Mâturîdî’nin görüşleri büyük yankı uyandırmış, ölümünden sonra öğrencileri tarafından yayılmış ve bir asrı aşkın bir zaman içinde ekolleştirilmiştir. Bu şekilde Türkistan kültür çevresinde ortaya çıkan “Mâturîdîlik Kelâm Ekolü”, takip eden dönemlerde de geliştirilmiştir.

Zamanla, akait [2] konusunda Mâturîdîlik görüşlerinin benimsendiği ve Mâturîdî’nin takipçileri tarafından geliştirilen “Mâturîdîyye” (itikadî mezhep [3]) ortaya çıkmıştır. Mâturîdîyye’nin öne çıkan bazı görüşleri aşağıda verilmiştir:

  • Dinî tebliğ olmasa da kişi akılla Allah’ı bulabilir.
  • İyi ve kötü, güzel ve çirkin akılla bilinebilir. Allah Teâlâ bir şeyi güzel ve iyi olduğu için emretmiş, kötü ve çirkin olduğu için yasaklamıştır.
  • Kulda başlı başına bir cüzî irade vardır. Kul iradesiyle seçimini yapar, Allah da kulun seçimine göre fiili yaratır.
  • Yüce Allah’ın diğer sıfatları gibi tekvin (yaratma) sıfatı da ezelîdir.
  • Allah, kulun gücünün yetmeyeceği şeyleri kula yüklemez.
  • Allah’ın fiillerinin muhakkak bir sebep ve hikmeti vardır. Fakat kul her zaman bu sebep ve hikmetleri bilemeyebilir.

Bugün dünyadaki Sünnî Müslümanların en azından yarısını oluşturan Hanefîlerin büyük bir çoğunluğu “inançta Mâturîdîyye mezhebinden olduklarını” ifade ederler [4]. Mâturîdîyye’nin Türkiye, Balkanlar, Orta Asya, Çin, Hindistan, Pakistan ve Eritre’de yayıldığı; genellikle “Türklerin fıkıhta Hanefî, inançta (itikatta) ise Mâturîdîyye oldukları” kabul edilir.

“Mâturîdîlik Kelâm Ekolü” ve “Mâturîdîyye İtikadî Mezhep”i önemli ölçüde İmam Mâturîdî’nin görüşlerini ihtiva etmesine rağmen, zaman içinde bu ekol ve mezhep kapsamında ele alınan bazı konularda Mâturîdî’nin fikirlerinden sapmalar olduğu gözlemlenmiştir [5]. Dolayısıyla, İmam Mâturîdî’nin görüşlerini kendi yazdığı orijinal eserlerinden öğrenmek gerekmektedir.

 

[1] Nas: İslam fıkıhında Kur’an’da yer alan âyetler ve peygamberin söylediği sözler olan hadislere verilen genel ad.

[2] Akait: İtikada (imana-itikada) dair öneri ve hükümler, esaslar.

[3]Mezhep, itikadî ve amelî (fıkhî) mezhepler: Mezhep, mezhep sahibi âlim (müçtehit) ve takipçilerinin hüküm bakımından kapalı veya kesin olmayan ayet ve hadisleri, İslam’ın temel esaslarına aykırı olmayacak şekilde yorumlayarak getirdikleri çözümler topluluğu olarak tarif edilebilir. İtikadî mezhep bu çözümler topluluğundan imanla-inançla ilgili konulardaki, amelî mezhep ise ibadet ve muamelelerle ilgili konulardaki görüşlerdir. Kelam ekolü için Mâturîdîlik ve İtikadî mezhep için Mâturîdîyye, İmam Mâturîdî’nin verdiği isimler olmayıp vefatından çok sonra onun takipçileri tarafından verilmişlerdir.

[4] Böyle ifade etmelerine rağmen ne kadarının Mâturîdîlik hakkında bilgi sahibi olduğu soru işaretidir.

[5] Bazı Osmanlı devri Mâturîdiyye âlimleri ekollerine sadece sözde bağlı kalmışlardır. Zira medreselerde Eş’ariyye  alimlerine ait kelam kitapları okutulmuş, teliflerde de Eş’ariyye kelamcılarının görüşlerine ağırlık verilmiştir. Ancak  Beyâzîzâde Ahmed Efendi’nin İşârâtü’l-Merâm’ı gibi bazı önemli eserler Mâturîdîyye açısından özellik ve büyük önem taşır.

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!
       

Yazarın MİSAK'taki yazıları