Özbek dili ve edebiyatına gönül veren Prof. Dr. Fatma Açık ile dil ve edebiyat üzerine bir söyleşi – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______12.11.2020_______

Özbek dili ve edebiyatına gönül veren Prof. Dr. Fatma Açık ile dil ve edebiyat üzerine bir söyleşi

Özbek dili ve edebiyatı üzerine başarılı çalışmaları bulunan ve almış olduğu ödülle başarısı bir kez daha taçlandırılan Prof. Dr. Fatma Açık Hoca’mız ile dil ve edebiyat üzerine keyifli ve aydınlatıcı bir sohbet gerçekleştirdik.

Esra Çam
Prof. Dr. Fatma Açık

Esra Çam: Değerli Hocam, öncelikle Özbekistan Cumhuriyeti’nin “Özbek dilinin yurt dışında tanıtıcısı” ödülünü kazanmanızdan dolayı sizi yürekten kutlarız. Okuyucularımıza kazandığınız ödül hakkında bilgi vermenizi rica ederek söyleşimize başlamak isteriz.
Fatma Açık: Merhaba Esra, çok teşekkür ederim. Bana gönderilen belgede; “O‘zbekiston Respublikası Vazirla Mahkamasi Davlat Tilini Rivojlantirish Departamenti “Qadring Baland Bo‘lsin, Ona Tilim” Xalqaro Tanlovi O’zbek tilining xorijdagi targ‘iboti yo‘nalishi bo‘yicha “Eng yaxshi xorijiy targ‘ibot ishi 2. O‘rin”i.
Biraz uzun oldu ama kısaca söylemek gerekirse bu yıl Özbekistan’da ana dili yılı ilan edildi ve bu bağlamda birçok etkinlik düzenlendi. Ülke içindeki faaliyetlerin ödüllendirilmesinin yanında yurt dışında Özbek dili ve edebiyatı ile ilgili çalışmalar da değerlendirilmeye alındı. 400’den fazla çalışma içerisinde benim makalem ikinciliğe layık görüldü.

E.Ç.: Sayın Hocam, bize kendinizi tanıtır mısınız?
F.A.: Ankara doğumluyum ancak aslen Konyalıyım. İlk, orta ve lise eğitimimi Ankara’da tamamladım. Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi Bölümünden mezun oldum. 1990 yılında Bingöl’de başladığım öğretmenlik mesleğini 2001 yılında bırakarak Gazi Üniversitesinde okutman olarak çalışmaya başladım. Beş yıl Gazi TÖMER’de çalıştıktan sonra 2006 yılında mezun olduğum Fakültenin Türkçe Eğitimi Bölümü’nde yardımcı doçent olarak ders vermeye başladım. 2008 yılında doçent, 2013 yılında profesör oldum. Halen aynı üniversitede görev yapmaktayım.

E.Ç.: Kıymetli Hocam, Özbekistan sahasıyla ilgili araştırmalar yapan önde gelen bilim insansınız ve yapmış olduğunuz çalışmalarınızla Özbekistan ve Türkiye arasında adeta bir köprü oluşturmaktasınız. Peki Özbek dili ve edebiyatı üzerine çalışmalar yapmaya nasıl karar verdiniz ve bu kararı alma sebebiniz ne idi? Kimlerden etkilendiniz?
F.A.: Teşekkür ederim. Yüksek Lisans döneminde Danışmanım Prof. Dr. Abdurrahman Güzel Hoca Türk dünyasına olan ilgim nedeniyle Türkiye’de eğitim gören Özbek öğrencilerin Türkiye Türkçesi öğrenmelerinde karşılaştıkları sorunlar üzerine bir tez konusu vermesiyle Özbekistan serüvenim başladı. Tezimi savunduktan iki hafta sonra Taşkent Cihan Dilleri Üniversitesi İngilizce Tercümanlık Fakültesi’nde Türkçeyi ikinci dil olarak seçmiş öğrencilere ders vermeye gittim ve üç yıl boyunca orada Türkiye Türkçesi öğretmekle meşgul oldum.
Özbekistan’a gitmeden önce Prof. Dr. Sadık Kemal Hocam, Begali Kasımov’u bulmamı ve onunla çalışmamı tembihlemişti. Hocamı dinledim ve Özbekistan’da kaldığım süre içerisinde doktora derslerini tamamladım. 2001 yılında tezimi savunmak için üç aylığına tekrar Taşkent’e gittim. Sonrasında da oradaki hocalarımla, arkadaşlarımla irtibatımı hiç koparmadım.

E.Ç.: Modern Özbek edebiyatı ve klasik Özbek edebiyatını karşılaştırdığınızda hangi döneme ait eserlerin, yazarların ve şairlerin, günümüzde Türkiye’de yaşayan okuyucular tarafından daha çok tanındığını düşünüyorsunuz, değerlendirme yapabilir misiniz?
F.A.: Türkiye’de özellikle 20. asrın başlarında eserler vermiş Ceditçi yazar ve şairler ile Seksenli-Doksanlı yıllarda eserler veren Özbek şairleri ve yazarları tanınıyor ve ilgi görüyor.
20. asır başlarındaki sanatçıların dilini anlamanın kolaylığı yanında ele aldıkları temalar Türkiyeli okurların ilgisini çekiyor. Erkin Vahidov, Rauf Parfi, Abdulla Aripov vb. günümüz şair ve yazarlarının ilgi görmesinde de aslında onların Ceditçi Çolpan, Fıtrat, Elbek, Batu, Kadiri çizgisini devam ettirmelerinden kaynaklandığını düşünüyorum.
Tabi Özbek Türkçesinden Türkiye Türkçesine yapılan aktarmaların da Türk okuyucunun ilgisini şekillendirdiğini düşünüyorum. Çünkü geniş kitleler söz konusu eserleri yazıldığı lehçeden değil aktarmalarından okumak durumunda.
Klasik Özbek edebiyatı kavramı Özbekistan’da Nevai’den başlatılıyor ve Agahi, Sıddıki ile yakın döneme geliyor. Türkiye’de Nevai üzerine birçok akademik çalışma mevcut. Fakat 19. asır Özbek klasik edebiyatı sanatçıları pek tanınmıyor. Bu bağlamda biz modern Özbek edebiyatı hakkında daha fazla bilgiye ve ilgiye sahibiz diyebilirim.

 

Prof. Dr. Fatma Açık

E.Ç.: Peki hocam, Türkiye’deki yazarların, şairlerin Özbekistan’da yeterince tanındığını düşünüyor musunuz? Tanınırlığın artması için neler önerirsiniz?
F.A.: Türk edebiyatına ait Reşat Nuri, Aziz Nesin, Nazım Hikmet, Yaşar Kemal ve Orhan Pamuk bir az da Rusların yürüttüğü kültür politikası sonucunda tanınır hale gelmişler. Bunun yanında Ömer Seyfettin ve Ziya Gökalp’e ait eserlerden bazıları Tahir Kahhar aracılığıyla Özbek okuyucularına tanıtılmaya çalışılmış. Cihan Edebiyatı Dergisi’nde zaman zaman Türk edebiyatı üzerine yazılar ve aktarmalar yapılmakta. Türkçe okutmalarının da aktardığı bazı eserler mevcut. Mesela Şule Yüksel Şenler, Ahmet Günbay Yıldız’dan aktarmalar mevcut.
Türkiye’de lehçeler bölümlerinde sadece Özbek Türkçesinden Türkiye Türkçesine aktarmalar yaptırılıyor. Öğrencilerimize bitirme tezleri olarak Türk edebiyatının önde gelen eserlerini Özbek Türkçesine aktarmalarını da verirsek biraz daha tanınır hale gelebiliriz. Ya da Türkiye’de Türk dünyasıyla ilgili resmi ve sivil kuruluşlar hep onların lehçesinden bize aktarımlar konusunu teşvik etmekte. Tersi de bizim tarafımızdan teşvik edilip Özbekistan’da yayınevlerine dağıtımı yapılırsa tanınırlığımız artar diye düşünüyorum.

E.Ç.: Hocam, Özbek dili ve edebiyatı üzerine Türkiye’de yapılan çalışmaları yeterli görüyor musunuz? Araştırmacılara ve gençlere tavsiyeleriniz nelerdir?
F.A.: Özbekistan’da Türkiye ile ilgili yapılan çalışmaları dikkate alırsak oldukça yeterli. Ancak Rus ve batılı araştırmacıların çalışmaları ile mukayese ettiğimizde yeterli olmadığını söyleyebilirim. 19., 20. asırdaki Rus Türkologların Özbek dili ve edebiyatı çalışmalarının yanında Batılı Edward Allwort, Annemarie Schimmel vb. sayı ve nitelik açısından bizden hayli ilerideler.
Bu nedenle genç arkadaşlara Özbek dilini akıcı konuşur ve yazar haline gelebilmeleri için en az altı ay Özbekistan’da kalmalarını tavsiye ediyorum. Bu süreç içerisinde akademiden arkadaşlar edinmelerini ve irtibatlarını koparmamalarını, bolca gramer kitapları edinmelerini ve edebi eserleri toplamalarını öneririm.

E.Ç.: Özbek hikâyeciliği üzerine değerli çalışmalarınız olduğunu ve çok sayıda hikâyeyi Türkiye Türkçesine aktardığınızı biliyoruz. Sayın Hocam, Özbek Türklerine ait edebî eserlerin Türkiye Türkçesine aktarımı ile ilgili ne düşünüyorsunuz? Hangi türlerde eksiklik olduğunu görüyorsunuz?
F.A.: Öncelikle aktarmaları yaparken son derece kararsız kaldığım bir hususu dile getirmek isterim. Birebir aktarma yapmalıyım şeklindeki yanlış yargım nedeniyle söz konusu hikâye ve şiirlerin edebi değerini düşürdüğümü şu an biliyorum. Her iki kitabımın da ikinci baskılarını hazırlarken “tefsiri tercüme”ye dikkat edeceğim. Böylece kitaplarımdaki dil ve üslupta daha doğru ve akıcı olacak. Sizlerin de aklında bulunsun bu husus.
Destan, şiir ve hikâye aktarımlarının arttığını görüyoruz ancak roman konusunda çok eksiklik var. Ayrıca, çocuk edebiyatına yönelik eserlerin aktarılması da bence önemli ve eksik olan bir tür.

E.Ç.: Hocam, Türk coğrafyasında yaşayan Türk yazar ve şairlerin eserlerinin farklı lehçelere aktarımının işlevleri sizce nelerdir?
F.A.: Öncelikle birbirimizi daha iyi tanımamıza vesile olmakta. Akabinde ortak duygu, düşünce ve dil oluşturmada rol oynadığına inanıyorum.

E.Ç.: Sayın Hocam, dil üzerine de söyleyeceğiniz değerli düşünceleriniz olduğuna da eminiz. Türk dünyasında yaşayan Türkler için Türkiye Türkçesi öğrenilmesi kolay bir dil midir?
F.A.: Kullandığımız/kullanacağımız yönteme göre değişmekte. Aynı dilin farklı lehçelerini kullananlar veya aynı dil ailesinde yer alanların dil öğrenimi için Karşılaştırmalı Çözümleme Yöntemi geliştirilmiş. Bu yöntemi biz de Türk soylularla hayata geçirebilirsek şu andakinden daha başarılı olacağımızı söyleyebilirim. Ancak yöntem ne olursa olsun Arapça, Rusça veya İngilizce öğrenmekten daha kolay olduğu açık.

E.Ç.: Türk dünyasında ortak dil ve alfabe konusunda düşünceleriniz nelerdir?
F.A.: Birkaç sesin farklı işaretlerle gösterilmesi o lehçede yazılanları anlamamızın önünde engel değil. Ancak öncelikle ya Latin ya Kiril ya Arap alfabesi ama tek bir alfabe olmalı. Böylelikle okuma engeli aşılmış olur. Anlama noktasında ise birebir eşdeğerli kelimelerden yola çıkılabilir. Gaspıralı’nın Tercüman vasıtasıyla yaptığını biz; aktarmalar, gidiş gelişler, ortak çalışmalar (sempozyum, sergi, ticari işler, eğitim vb.) televizyon ve sinema aracılığıyla süreklilik sağlanırsa yirmi otuz yıl içerisinde ortak dilin kendiliğinden oluşacağına inanıyorum.

E.Ç.: Değerli Hocam, ortak dil ve alfabe ideali gerçekleştirdiği takdirde bu durum edebiyata nasıl yansır? Bu idealin gerçekleşmesi halinde Türk dünyasında ortak bir edebiyattan söz edebilir miyiz?F.A.: Edebiyatta konular, temalar bir anlamda zaten ortaktır. Ölüm, sevgi, ayrılık. Ancak şu olabilir 20. asrın başlarında Türk dünyasındaki yazar ve şairlerin birbirlerinden etkilenerek romanlar, hikâyeler yazdıklarını biliyoruz. Bu gelecekte de mümkün olabilir.

E.Ç.: Sayın Hocam, değerli vaktinizi ayırdığınız, bilgi ve tecrübelerinizi bizimle paylaştığınız için sonsuz teşekkür ederim.
F.A.: Rica ederim. Hepinizi Türk dünyasına açılan kapıdan girdiğiniz için tebrik ediyorum. Bu uzun yürüyüşte başarılar dilerim.

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!
       

Yazarın MİSAK'taki yazıları