03.08.2021

Resulzade’nin İran Türkleri

Burada Resulzade  Kaşkaylar hakkında değerli etnografik bilgiler verir. Böylece, büyük düşünür Resulzade'nin İran Türkleri, 20.  yüzyılın başları millî tarihimiz için değerli  bir  kaynak,  aynı  zamanda milletin  o  dönem sorunları hakkında değerli  değerlendirilmelerle dolu zengin bir eserdir.


Bu makale Prof. Dr. Nesib Nesibli’nin

“Güney ile Kuzay Azerbaycan Sorunları”

kitabından alınmıştır.

Mehmet Emin Resulzade’nin yaklaşık 105 yıl önce İstanbul’da yayımlanan Türk Yurdu dergisinde İran Türkleri başlıklı altı makalesi yayınlanmıştır[1]. Bu makalelerin yazılmasındaki amaç, biçimlenmekte olan Türkçülüğün bilgi ihtiyacını karşılamak, Osmanlı aydınlarının “Acem” dedikleri ve “Şia” olarak yadırgadıkları İran nüfusunun “en azından üçte birinin” Türk olduğunu hatırlatmak, Türk dünyasının bu önemli bölümüne dikkat çekmekti. Süreçlerin içinde doğrudan yer alan Resulzade’nin bu eseri İran Türkleri konusunda yazılmış ilk genel eserlerden biridir. Yazılmasının üzerinden 105 yıl geçmesine rağmen bu araştırma akademik önemini hiçbir zaman kaybetmedi. Güney Azerbaycan ve İran Türklerinin durumunda sonraları dramatik değişiklikler olmasına rağmen, bu eser “Güney meselesi” dediğimiz sorunlar toplamının anlaşılması için ilk kaynaklardan biri olma özelliğini korumaktadır.

İlk iki makale İran’ın, özellikle Güney Azerbaycan’ın coğrafî ve etnik-demografik yapısı hakkındadır. Sonra  Resulzade, İran’ın devlet hayatında iki ana etnisitenin -Türkler ve Farsların rolü konusuna değinir. Ona göre, son beş yüzyılda İran devletçiliği iki unsura- Türklerin gücü, cengâverliği ve “Fars kültürünün maneviyatı” üzerine kurulmuştur. Farslar yalnız maneviyat alanında kalmamış, sivil yönetim işlerinde nüfuzlarını korumuşlardır. Kural olarak devlette ikinci önemli şahıs -sadrazam görevine Farslar atanmıştır. Kacarlar döneminde sadece iki Şah döneminde- Muhammed Şah’ın döneminde Hacı Mirza Ağası ve Muzafferüddin Şah döneminde Eynüddövle Fars değil, Türklerdendi[2].

Askerî-siyasi yönden mağlup olan Fars unsuru, İran coğrafyasındaki hanedanların yüzyıllar boyunca Türklerden olmasını kabul etmeye mecbur kalmış, onları kendi çıkarlarına uygun olarak yönlendirmeye çalışmışlardır.

Azerbaycan Halk Cumhuriyeti’nin ilk Devlet Başkanı Mehmet Emin Resulzâde
Bey

Resulzade “Farslar, Türk hükümdarlarını kendi milliyetlerine karşı bir unsur olarak görmediklerinden onları millî İran padişahları gibi kutsal saymışlardır [3]diye yazar. Böyle bir durum -yabancı hanedanları kendinden saymak ve ona itaat etmenin ötesinde onlara kutsiyet atfetmek- sadece Perslere özgü bir şey değildir. Bilindiği gibi, Çin’i fetheden, sonra ise yüzyıllarca hâkimi olan Türk hanedanları, Çin tarihinde bugün de takdir edilen, kendisinden saygıyla bahsedilen hanedanlardandır[4]. Önce  Araplara,  sonra   Türklere   askerî   ve  siyasi  açıdan   yenilen Farslar, çeşitli biçimlerde direnmeye başladılar. Fars direniş hareketi Selçuklular döneminde esasen siyasi teröre (İsmaililer hareketi) başvurdu.

Bu girişim de etkili olmadığından -Moğolların Alamut’u dağıtmasından sonra- Fars unsuru, kültürü ile varlığını korumaya karar verdi. Etnik enerji daha çok kültürün yaygınlaşması ve gelişmesine yöneldi. Şüubiye hareketi bunun en önemli örneğidir. Batılı araştırmacılar bunu mevcut şartlarda en etkili davranış tarzı olarak kabul etmektedirler[5]. Çağdaş  Amerikalı araştırmacı S. Enders Wimbush Fars devlet ideolojisinin  üç prensip üzerine kurulmuş olduğunu  belirtmektedir. Birinci prensibe göre, hâkim hanedanın etnik kökeninin önemi yoktur. Yeter ki, aşağıda belirtilen diğer iki prensibe uyuyor olsun.  “İkinci prensibe göre ise, devlet kültürünün, edebiyat ve yönetim dilinin bir ve tek olması şarttır.” Üçüncüsü ise devlet dininin olmasıdır[6].

Dönemin İranı’nın ikinci etnik unsuru olan Türklerin durumu hakkında Resulzade’nin fikirleri de çok  ilginçtir: “İran’da  Türkler,  ne Rusya’da olduğu  gibi  mahkum   ne  de  Türkiye`de  olduğu  gibi  hakim  bir millet değildir. İran Türkleri, asıl İranlı olan Perslerle hukukta müsavi [eşit] vatandaşlar olarak yaşamaktadırlar: Aynı haklara, aynı imtiyazlara haizdirler; yabancılık yaşamazlar.”[7]. Burada yazar, Kacar yönetiminin “Türk ırkından gelmelerine” rağmen, millî süreçlerden kenarda kalmalarını vurgulayarak: “Fakat  İran  hükümdarlarının Türk  olması  Türklere  hususi bir  imtiyaz  bahşetmediği gibi, Fars  milletinin  tazyikine  de  sebep olmamıştır[8]” diye yazmaktadır. Aksine, “bu suretle her ne kadar beşyüz seneden beri şahlık tahtında Türk hanı oturuyorsa olsa da gerek bu hanlar, gerekse  Türk  ahalisi  İranlılaşmış,  yani Farslar  tarafından temsil  [asimile] edilmişlerlerdir.”[9] Resulzade  bu  asimilasyon sürecinde  iki  etkenin   –  Şiilik ve  Fars dilinin – önemli rollerinin olduğunu  belirtmektedir. “Şiilik, İran Türklerini o kadar Farslaştırmıştır ki, şimdi onlar kendilerini Türkleşmiş Fars, yani aslen İranlı telakki ederler.” Elbette, bu son fikir -Farslaşmak- Türk eliti için geçerlidir; çünkü sonraları yazdığı gibi, “İran’da bir kelime Farisi [Farsça] bilmeyen büyük bir Türk kitlesi vardır.”

Türk elitinin Farslaşması olayında Fars dilinin önemli rolüne dikkat çeken Resulzade, bu konuyla ilgili şunları yazmıştır: “Hükümdarların Türklüğüne rağmen memleketin lisan-i resmisi Farisi kalmış ve merasim ve teşrifatta hep Farisi adap muhafaza edilmiştir[10].”  Eğitim tamamen Farsça olduğundan eğitimli kesim güçlükle Türkçe yazıp okuyabilir. Resulzade devamında şunları   yazmıştır: “Hülasa Arapça nasıl bir lisan-i dini ise Farsçada da o derece bir yetkili ve nüfuza haiz lisan-i tahrir [yazı dilidir].

Türkçe konuşulur, Türkçe nutuk   edilir, Türkçe vaazlar   söylenir.  Fakat yazıya gelince hep Farisi yazılır.”[11] Böyle uygunsuz şartlarda yerli Türk edebiyatı kendine yol bulmalı, gelişmeliydi. Makalelerin beşincisinde Türk edebiyatının öncü temsilcilerinin eserlerinden verilen örnekler temelinde bir analiz yapılmıştır. Makalenin sonraki bölümünde ise Türkçe basının özeti verilmekte ve Sohbet ve Feryat gazeteleri yorumlanmaktadır.

İran Türkleri yazı dizisinin önemli bir bölümü Türklerin Meşrutiyet Devrimi’ne (1905-11) katılımına   ayrılmıştır.  Resulzade “Fransız Devrimi’nde Marsilya, Osmanlı Devrimi’nde Selanik ne idiyse, Meşrutiyet Devrimi’nde de Tebriz odur” diye yazmıştır. Yazar, ünlü Türk aydınlarının (Şeyh Cemaleddin, Muhammed Tahir, Abdurrahim Talıbzadə, Zeynelabidin Marağayi) devrimin fikir açısından hazırlanmasındaki rolünü, onların siyasi olaylara etkin katılımının nedenlerini geniş bir bakış açısıyla analiz ederek devrimin Azerbaycan’da gidişatının kısa bir özetini sunar. Türklerin bu devrime aktif bir şekilde katılımına rağmen, bu devrimin sonuçları itibarı ile Farslara yaraması da Resulzade’nin dikkatini çeken meselelerdendir.

Hatta bu eserin en değerli noktalarından biri de bu tespittir. Resulzade’nin aşağıdaki fikri metodolojik bir öneme sahiptir: “Türk devrimcileri, Türk mebusları, Türk encümenleri dediğimizde bunların sadece Türklük namına hareket ettikleri düşünülmemelidir.  İran   Türk   meşrutiyetçileri Türklüklerini düşünmediler; tüm fedakârlığı sadece İranlılık ve vatan-i müşterek uğruna icra etmişlerdir.”[12] İran Türkleri zincirinin son makalesi Kaşkaylar’a ithaf edilmiştir.

Burada Resulzade  Kaşkaylar hakkında değerli etnografik bilgiler verir. Böylece, büyük düşünür Resulzade’nin İran Türkleri, 20.  yüzyılın başları millî tarihimiz için değerli  bir  kaynak,  aynı  zamanda milletin  o  dönem sorunları hakkında değerli  değerlendirilmelerle dolu zengin bir eserdir.

Ulusal hareketin ideolojik yönden ilerlemesinde, kuşkusuz   bu ilk teşebbüsün önemli bir rolü olmuştur.  Bu nedenle ‘Güney sorunu’ devam ettiği sürece bu değerli kaynak güncelliğini asla kaybetmeyecektir.

 

[1]  Türk Yurdu, yıl 1, sayı 4, 11 Ocak 1912;  yıl 1, sayı 14, 30 Mayıs 1912;  yıl 1, sayı 18, 25 Temmuz  1912;  yıl 1, sayı 21, 5 Eylül 1912;  yıl 1, sayı 22, 19 Eylül 1912; yıl 1, sayı 24, 17 Ekim 1912; Bu makalelerin toplu metni için bakınız: Mehmed Emin Resulzade, İran Türkleri (Türk Yurdu ve Sebilürreşaddaki  Yazıları), hazırlayanlar Yavuz Akpınar, İrfan Murat Yıldırım, Sabahattin Çağın, İstanbul: Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, 1993.

[2] Mehmed Emin Resulzade, İran Türkleri (Türk Yurdu ve Sebilürreşaddaki  Yazıları), s.18.

[3] A.g.e., s. 17.

[4] Örneğin bakınız: Rene Grousset, Bozkır İmparatorluğu. Atilla, Cengiz Han, Timur, İstanbul: Ötüken, 2006, s.90-95.

[5] Richard N. Frye, İranlıların kültürden temel  mücadele  aracı olarak  kullanmaları hakkında yazıyor  ki, onlar  “Selçukluları kültürleri ile feth  ettiler.”  Richard  N. Frye, Iran, New York, 1953, p. 53.

[6] E. Enders  Wimbush,  Divided Azerbaijan:  Nation  Building,  Assimilation,  and  Mobilization Between Three States, Soviet Asian Ethnic Frontiers, New York-Paris, 1979, p. 63. 7  Mehmed Emin Resulzade, İran Türkleri (Türk Yurdu ve Sebilürreşaddaki  Yazıları), s.17

[7] Mehmed Emin Resulzade, İran Türkleri (Türk Yurdu ve Sebilürreşaddaki  Yazıları), s.17.

[8] A.g.e.

[9] A.g.e., s. 17-18.

[10] A.g.e., s. 17.

[11] A.g.e., s. 31.

[12] A.g.e., s. 30.

 

Yazar

Nesib Nesibli

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.