‘Türk Tarihinde Asya Hunları’ ve Türk Tarih Yazıcılığı – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______20.10.2019_______

‘Türk Tarihinde Asya Hunları’ ve Türk Tarih Yazıcılığı

Dursun Yıldırım

Türklerin kadim tarihi ve üzerine çeşitli dillerde yazıya alınmış türlü kayıtlara dayalı pek çok araştırma yapılıp yayınlanmıştır[1]. Kadim tarihin yazılı kaynakları <Çince, Arapça, Farsça, Türkçe, Latince ve Grekçe> eski ve yakın zamanlarda çeşitli dillere tercüme edilip notlanarak yayınlanmış olduğu alan uzmanlarınca ve konuya ilgi duyan okuyucuların bildiği bir husustur. Türkiye tarih yazıcılığında kadim Türk tarihi yazıcılığının temellerini Zeki Velidi Togan’ın atmış olduğunu burada belirtmek gerekir. Onun ortaya koyduğu Türk tarihinin nasıl ele alınıp incelenmesi icap ettiği teorik çerçeve öğrencisi Nihal Atsız ve onlara öğrenci olmuşlarca izlenir.

Togan’ın ileri sürdüğü görüşe göre, Türklerin tarihinin yazılmasında kurmuş oldukları iki yurt üzerinde geçirmiş oldukları tarihî macera göz önünde tutulmalıdır. Ben rahmetli hocamın belirtmiş olduğu ve rahmetli öğrencisi Nihal Atsız’ın takip ettiği Türk tarihinin üzerine oturtulmuş olduğu iki yurt topraklarını, tarihî süreç boyca ortaya çıkan değişmeleri de göz önünde tutarak Merkezi Avrasya ve Önavrasya diye iki büyük tarihî coğrafya diye tanımlıyorum. Merkezi Avrasya benim anlayışıma göre Sibirya kuşağını da okyanustan okyanusa kadar kapsar. Bunun kuzeyinde Kuzey Avrasya ile, Dip/Arka Avrasya yer alır. Türklerin buralara da kimi zamanlarda yerleşip yaşadığı ve yaşamakta olduğu bilinen bir husustur.

Bu yazıda üzerinde durmak istediğim eser Türklerin kadim tarihiyle bağlı bir çalışmadır: “Türklerin Tarihinde Asya Hunları. Birinci Hâkimiyet Dönemi” adlı eserdir[2]. Konuralp Ercilasun tarafından kaleme alınan bu çalışmada konu, Türklerin Çin kaynaklarında yer alan bilgilerden yararlanılarak ele alınmıştır.

Konuralp Ercilasun, kadim Türk tarihi ile uğraşanların yakından tanıdığı genç bir bilim adamı. Çince kaynaklardan yararlanıp tercüme edebilecek ölçüde eski Çin filolojisi hakkında bilgi sahibi bir bilim adamı. Yurt dışında eğitim gördü. Çin ve Avrupa kaynaklarını kullanma ve ifade açısından bir dil sorunu olmadığı da, araştırmasında kullandığı çalışma ve kaynaklardan anlaşılmaktadır. Ancak bundan daha önemlisi, K. Ercilasun’un tahlil ve terkip yeteneğini akıcı bir dil ile birleştirip okuyucusu önüne konuyu getirmiş olmasıdır. Tarih yazıcılığının ve yazımının bir özelliği de budur. Okunmaz ve anlaşılmaz bilgi yığını içinde okuyucuyu ne yapacağını bilmez hâle getirmek de ne tarih yazıcılığı ve ne de tarih yazımıdır

‘Hun’ adıyla bildiğimiz ve Çin kaynaklarına Hsiung-nu ve son okuyuşa göre Xiong-nu diye kayıtlara geçen Türkler kendi tarihleriyle bağlı ilk bilgileri buradan öğrenir. Bana göre bu dönem Türk Kağanlığının da bilinen ilk dönemidir. Çin kayıtları MÖ 220’den ‘Xiong-nu’ Türkleri hakkında bilgi vermeğe başlar.

Hun Türklerinin başında bilinen kişinin adı ‘Tümen’ veya ‘Tuman’ diye değerlendirilir. ‘Tümen’, on binlik orduyu yöneten kişi veya o sayıda asker çıkarıcı boy/boylar birliği beyi/hanı anlamına gelir. Fakat, ‘tuman’ adının da kişilere verildiğini Ebulgazi Bahadur Han’ın ‘Şecere-i Terâkime’ adlı eserinden bilmekteyiz. Bu ad, ne yazık ki, Köl Tigin Benggü Taş Bitiğ yaratısı yazıtında <METNİNDE> da geçmiş, ama hakkında kağana bilgi veren Çinli danışmanlar yanlış yapmıştır. Doğrularının ‘Uç Temir’ ve ‘Tuman/Tümen’ olması icap eder. Bu ‘tuman’ ve ‘tümen’ gibi ad vermelerinin kadim yaşam içinde bir geleneği olduğu açıktır.

Tuman Han’ın boy beyi olan oğlu’nun unvanı da Türk dilinde sözcük başı b ve m denkliği göz önüne alınır ise Mode=Bode yani ‘Boy’beyi/hanı olmalıdır. Başa geçtiğinden kısa bir süre sonra, kuzeyde yay çeken boyları birleştirip Çin ile aynı konuma geldiğini vurgular. Kağan kaldırılır ve Tanrı’dan kut alır, boylar birliğini kuran, tek bir millet haline getiren anlamında ‘Tengri Kutı Mo-tun[3]’, b ve m sesleri denkliği çerçevesinde ve ‘kağan’ ünvanını tercih ederek, Türklerin tarihinde devrim yapan bu insanın adının tam olarak ‘Tengri Kutı Bodun Kağan’ olması icap ettiği görüşündeyim. ‘Kağan’ unvanını tercih nedeni süreklilikti. ‘Tanhu’ ve ‘Şanyü’ söylenişlerine Çin kaynakları yer veriyor ama, ‘kagan’ sözcüğünü ‘kaldırılmış’ veya ‘yukarı çıkan’ gibi anlıyorum. Çünkü, ona Tengri’nin kut vermesi için yukarı kalkmış olması, göğe yükselmiş olması icap eder. Benggü Taş Bitig’lerde sözümüzü kanıtlayıcı örnek ifadeler vardır.

Konuralp Ercilasun’un da eserinde belirttiği gibi tarih yazıcılığı ve yazımı sırasında yazılı kayıtlar ve arkeolojik buluntular önemlidir. Ancak, her ikisinde de ‘yanıltıcı’lar olabilir. Kişisel tercihler, duygular, kızgınlıklar, öfke ve sevgi,kısaca bireysel ve yönetim tercihleri, kayıtlar ve nesneler üzerinde etkili izler bırakabilir. Toprağa bağlı toplumların yazılı kayıtları saklaması kolaydır. Türkler gibi hareketli, göçerevli ve şehirlerini, kasabalarını, köylerini ve obalarını mevsime göre sürülerini otların ve suların bol olduğu ovalara taşıyarak yaşayan kadim Türklerin bu neden ile tahta çubuklar ve kâğıt üzerine yapmış oldukları kayıtları saklayamadıkları bilinmektedir. Belki de, ‘Benggü Taş Bitig’ <Ölümsüz Taş Kitap>ların ortaya çıkışının bir nedenlerinden biri bu olsa gerektir.

Türklerin tarih yazıcılığına katılmış olan Asya Hunları çalışması önemli bir katkıdır. Esas itibariyle eser, Milâttan önceki süreçten Milâttan sonra 11. yıla kadar geçen zamanı kapsayan bir çalışmadır. Tarih tenkidine kıymet vererek incelemenin yapılmış olması, tahlil ve terkibin güvenilirliğini arttıran önemli bir husustur.

Konuralp Ercilasun’un çalışması, ‘Sözbaşı’, ‘Kaynaklar’ ve ‘Dizin’ gibi izlencenin ortaya çıkışına basamak olan kısımları bir yana bırakırsak, eserin çatısı on bir ana bölüm üzerine olduğu görülür. İlk bölümde, Çin kaynaklarının tenkidi ve özelikleri üzerinde durulmuştur.

İkinci ana bölümde çeşitli adlar ile Çin kaynaklarında yer alan en eski atalar üzerinde durulur. Bundan sonra dokuzuncu bölüme kadar Çin kayıtlarına Xiong-nu veya Hsiunng-nu, Ercilasun’un kaydı ile Şiung-nu tarihi başlar, bu durum, yükseliş ve çöküşü ve yeniden dirilişi içinde barındırır.

Asya Hunları adlı eser, Türklerin kadim tarihiyle bağlı olarak tarih yazıcılığına tahlilî ve terkibî boyut yanı sıra, Togan Hocamız’ın ortaya koymuş olduğu tarihte tenkid ve usul kaidelerine uymuş bir çalışmadır. Ejder kültü üzerine açmış olduğu tartışma önemlidir. Türk tarihinin önemli bir sorunu ele alıyor. Ercilasun, yaptığı tartışma sonunda ‘Long-çın’ şehir adının ‘Uzun otlu Şehir’ anlamına geldiği yargısına varır ve şehrin çadırlardan kurulu olduğunu belirtir. Bana sözcüğün Türk dilinde çayır veya kırlarda görülen ‘öleng’ sözcüğünü çağrıştırdı. Hayvancılık ile yirminci yüzyıl başlarına gelinceye dek uğraşan Merkezî Avrasya Türkleri arasında söylenen türküler/öleng’ler de acaba kır türküleri yerine mi kullanılıyordu? K. Ercilasun ‘çın’ kısmını şehir diye çevirip ilk kısmına ise ‘otlak’ anlamı yükleyerek ‘Otlak Şehir’ adı ortaya çıkmış oluyor. Hayvancılık ile uğraşanların otlakları, şehirleri, kasabaları ve obaları ile gezip uygun yerlerde dolaştıkları biliniyor. Ercilasun’un bu keşfinin yanı sıra yine yeni denebilecek açıklamaları eserde yer aldığını belirtmeliyim.

Eser, sadece mücadeleler tarihi değildir. Türklerin Hunlar dönemi kültürü ve devlet teşkilâtı üzerinde duruluyor. Kimi parçalanma sorunlarına değinilip tahlilî değerlendirilmesi yapılıyor.

Hunların tarihine, kültürüne ve devlet yönetim yapısına ilgi duyanların okuması icap eden bir eser. Anlatım akıcı bir üslup içinde insanı sürüklemektedir. Dediğim gibi, tenkid, tahlil ve akıcı bir üslupla birleşince okuyucuyu sürükleyici bir eser ortaya çıkmıştır. Kutluyorum.

 

[1] Bu konuda yapılmış çalışmaları sıralamak olanaksız. Konunun uzmanları bilir ki, kitap ve makalelerin sayısı kendi başına bir kitap oluşturacak niteliktedir. İnceleme niteliğinde olanlara Türk tarih yazıcılığına bağlı türlü dillerde yapılmış ‘kaynak eser’ kapsamındaki yayınları da eklerseniz, sayı daha da artar, belki bir iki kapsamlı kitap boyutu kazanır. Konuralp’ın kitabında yer alan kısa kaynakça yine de bir fikir verebilir.

[2] Konuralp Ercilasun, Türk Tarihinde Asya Hunları <Birinci hâkimiyet dönemi>. Dergâh yayınları, İstanbul, 2019.

[3] E. Pulleyblank tarafından sözcüğün okunuşu böyledir. Ses denkliklerine göre ‘Mo-tun’ okunuşunu boyları birleştirene verilen unvan’ın Mo-tun=bo-dun > Bodun olması yargısına varılmıştır. Unvanın ilk parçası ‘Çeng-li ku-tı’ Çin kayıtlarına girmiştir. Bunun doğrusunun da Türk dilinde ‘Tengri Kutı’ olması kaçınılmazdır.

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!
       

Yazarın MİSAK'taki yazıları