07.08.2022

YÖK üyelerine tavsiyeler

Yazarımız Rıdvan Karluk'tan YÖK'ün yeni atanan üyelerine, Türk üniversitelerinin geleceği hakkında tavsiyeler...


Resmi Gazete’de 3 Haziran 2022 tarihinde  yayınlanan kararla Yükseköğretim Kurulu’ndaki  6 üyenin görevlerine son verilmiş, onların yerine 5 yeni üye atanmıştır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın imzasıyla yayımlanan karara  göre, YÖK üyeleri Prof. Dr. Zeliha Koçak Tufan, H. Abdullah Kaya, Prof. Dr. Murat Tuncer, Prof. Dr. Mehmet Şişman, Prof. Dr. Hayati Develi ve Prof. Dr. Mustafa Çiçekler’in yerine  Prof. Dr. Cevahir Uzkurt, Prof. Dr. Halit Eyüp Özdemir, Prof. Dr. Ayşen Gürcan, Prof. Dr. Mürteza Bedir ve Prof. Dr. Haldun Göktaş seçilmiştir. Yeni üyelerden Ayşen Gürcan’ın Anadolu Üniversitesi mensubu  olması, Anadolu Üniversitesi’nde görev yaptığımdan dolayı benim için  sürpriz olmuştur. Yeni seçilen üyelere görevlerinde başarılar diliyorum.

2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’na  (YK)  göre üniversiteler, “Bilimsel özerkliğe ve kamu tüzel kişiliğine sahip yüksek düzeyde eğitim – öğretim, bilimsel araştırma, yayın ve danışmanlık yapan; fakülte, enstitü, yüksekokul ve benzeri kuruluş ve birimlerden oluşan bir yükseköğretim kurumudur.” Yükseköğretimin amacı; “Yükseköğretim kurumları olarak yüksek düzeyde bilimsel çalışma ve araştırma yapmak, bilgi ve teknoloji üretmek, bilim verilerini yaymak, ulusal alanda gelişme ve kalkınmaya destek olmak, yurt içi ve yurt dışı kurumlarla işbirliği yapmak suretiyle bilim dünyasının seçkin bir üyesi haline gelmek, evrensel ve çağdaş gelişmeye katkıda bulunmaktır.”

Bu kapsamda YK madde 42   önemlidir: “Kurumlar içi Bilimsel Denetim: Öğretim elemanlarının bilimsel yönden denetlenmeleri, onların eğitim – öğretim, bilimsel araştırma, yayım, seminer, klinik ve uygulama faaliyetleri üzerinde olur.”  Bu kapsamda yeni atanan üyeler,  üniversitelerimizde aşağıdaki kriterler ile profesör ataması yapılıp yapılamayacağına karar vermek durumundadırlar.

Türkiye’de bir  üniversitenin profesör atamasında kullandığı 9 kriter aşağıdadır.

  • Dosyanın düzenli olması,
  • Taşınır bellek,
  • Adayın genç olması,
  • Adayın dinamik olması,
  • Adayın projeci olması,
  • Adayın yaşı,
  • Adayın dinamikliği,
  • Adayın lisans programlarında ders vermesi,
  • Adayın yüksek lisans programlarında ders vermesi.

Yeni üyeler yukarıdaki 9 kriteri onaylamıyorlarsa, bu kriterleri esas alarak profesör ataması yapan üniversiteye gerekli uyarıyı yapmak, gerekirse soruşturma açmak durumundadırlar. Eğer profesör atamalarında söz konusu 9 kriter diğer üniversitelerde de geçerli olursa, YK’da gerekli düzenlemenin yapılarak bu hukuk dışı uygulama önlenmelidir. Ben, şahsen tanıdığım 3 YÖK üyesine bu kriterleri gönderdim ama biri dışında bir tepki alamadım. Tepki veren YÖK Yürütme Kurulu üyesi ise bu kriterlerin “ölçülemez” olduğunu açıklamıştır.

Üniversitelerarası Kurulun video Konferans yoluyla almış olduğu 29 Mart 2021 tarih ve 2021/4 sayılı karar önemlidir ama Kurul kararına uyulmamıştır: “Komisyonumuz söz konusu jüri üyelerinin tamamının uluslararası ticaret alanından olması gerektiği kanaatine ulaşmıştır.”   “X” üniversitesinden bilim jürisi olarak seçilen 3 üye açılan kadronun “bilim” alanından olmadıkları gibi, atanan aday ile geçmişte aynı üniversitede görev yapmışlardır.

Yeni üyelerin, Danıştay 8. Dairesi’nin 27.09.2010 tarih ve 2010/3384 Esas No. 2010/4726 Kararının yok sayılarak  atama yapılması konusundaki görüşleri  önemlidir. Çünkü ataması yapılan aday atamadan 4 ay önce açıklanmıştır. Bu konudaki yargı kararı açıktır: “…bu koşul, açılan kadroya atanması istenilen kişiyi tarif eder nitelikte olduğundan, bu yönüyle dava konusu edilen işlemde hukuka uyarlık bulunmayıp, mahkeme kararının bu gerekçeyle onanması gerekmektedir. Açıklanan nedenlerle Ankara 5. İdare Mahkemesi kararının yukarıda anılan gerekçeyle onanmasına … oybirliğiyle karar verildi.”

Yeni üyeler,  Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun E. 1990/744, K. 1991/41, K.t. 11.10.1991 kararının “yok” sayılmasını nasıl  değerlendirmektedirler? “…davacının başvurduğu profesörlük kadrosunun bulunduğu bilim alanından çok ayrı bir bilim alanında… jüri üyeliğine seçilmiş olması itibariyle, jürinin oluşum biçiminin mevzuata uyarlık taşımadığı açıktır. Bu durumda, usulüne uygun oluşturulmayan jüri değerlendirilmesine dayanılarak tesis edilen dava konusu işlemlerin hukuka uygun olduğunun kabulüne imkan bulunmamaktadır.”

Yeni üyelerin,  Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun  E. 1990/744, K. 1991/41, K.t. 11.10.1991)  kararına uymayan  üniversite hakkındaki görüşleri  de önemlidir: “…mevzuatta öngörüldüğü ve amaçlandığı şekilde, adayın bilimsel değerlendirmesini yapacak olan jürinin, adayın bilim alanıyla ilgili kişilerden oluşturulması esas olup… olayda, diğer üniversitelerde Farmasötik Toksikoloji Anabilim dalında öğretim üyesi bulunup, bulunmadığı araştırılmaksızın, davacının başvurduğu profesörlük, kadrosunun bulunduğu bilim alanından çok ayrı bir bilim alanında, analitik kimya anabilim dalında görevli bir öğretim üyesinin jüri üyeliğine seçilmiş olması itibariyle, jürinin oluşum biçiminin mevzuata uyarlık taşımadığı açıktır.

Yeni üyelerin yukarıdaki paylaşımı yapanlar hakkında  gerekli işlemi ilgili üniversitenin neden yapmadığını sorgulamaları görevleri olmalıdır. Yoksa önüne gelen bu yola başvurur ve YÖK bu konuda sessizliğini korursa, bu çeşit iftiralar üniversitelere ve öğretim üyelerine zarar verir.

Yeni üyeler, İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Temyiz veya itiraz istemlerinde yürütmenin durdurulması” başlıklı 52. maddesinin son fıkrasında yer alan “Kararın bozulması kararın yürütülmesini kendiliğinden durdurur.”  hükmü konusunda ne düşündükleri önemlidir. Çünkü bu süreçte Danıştay alt mahkemenin verdiği kararı bozmuştur ama buna uyan olmamıştır. Bu durumda Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Madde 2 sorgulanır duruma gelmiştir. Anayasanın 138/son maddesi şöyledir: “Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.” Bozma kararı, bozulan yargı kararının hukuksal etkisini ortadan kaldırmaktadır.

Yeni üyelerin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin Adil Yargılama Hakkı başlığını taşıyan 6. Maddesi konusundaki görüşleri de  önemlidir. “1. Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır.”

Yeni üyelerin, YÖK mevzuatı yok sayılarak atanan G. E. A.’nın  bilim jürisi A. H. Ç.  ile bir yüksek lisans tezinde birlikte görev yaparak ortaklaşa imza atmaları ve  geçmişte aynı üniversitede görev yapmaları konusundaki görüşleri, Türk üniversitelerinin geleceği açısından önem taşımaktadır.

Yeni üyelerin, 11. Kalkınma Planı’ndaki  hedefleri gerçekleştirme konusundaki  görüşleri  önemlidir.  Eski bir DPT mensubu olarak açıklamak isterim ki söz konusu plan hedeflerine ulaşmak artık mümkün değildir. 11.  Plan hedefleri şimdi Kaf dağının arkasına gidilecek bir yolculuğa çıkmıştır.

Son noktayı  üzülerek açıklamak isterim. 11. Kalkınma Planı’nda  2023 yılında “en az 2 üniversitemizin ilk 100’e ve en az 5 üniversitemizin de ilk 500’e girmesi”   bu şartlarda mümkün değildir.  Bunun olabilmesi için, öğretim üyelerinin “nitelikli yayın” yapması ve “intihale” başvurmamaları gerekir. Başvuranlar, aftan yararlansalar bile onlara üniversite kapıları kapatılmalıdır. Bu  konudaki tespitlerim  aşağıdaki makalemdedir.

Türk Yükseköğretiminde Bilimsel Hırsızlıklar

 

Yazar

Sadık Rıdvan Karluk

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar