Yandık daha da yanacağız!

Adı artık iklim değişikliği ile mücadeleyi de içeren bakanlığımıza ve adında orman olan Tarım ve Orman Bakanlığımıza seslenmek istiyorum: Orman varlığının yok olmasına izin vererek iklim değişikliği ile mücadele edemezsiniz.


Paylaşın:

Mevsimler hızla gelip geçiyor.  Her mevsimimize yetecek kadar kötü olay yaşadık ama yine de hayatı yeni ve güzel haberler alabileceğimiz günlerin umuduyla, tabiri caizse ağzımızdan kan damlayarak yaşamaya çalışıyoruz. Kimimiz nereden gelip nereye gittiğini umursamadan sürükleniyor, kimimiz de inandığı değerlere sadakatiyle direnmeye, dik durmaya çabalıyor. Umursamayanın uykuları eminim direnmeye çalışanlarınkinden daha rahat ve sağlıklıdır. Direnenlerse her gün etrafını ayrık otu gibi saran, nefessiz bırakan haberlerle kâbuslara yatıyor.

Yeni yıla umutlarla girişimizin üstünden 7 ay geçti. Kışı 11 ilimizi etkileyen depremlerle uğurladık. Ardından bahar geldi, belki yaralarımızı bir nebze sararız dedik fakat ne mümkün! Bu kez seçim ve ardından gelen krizler vurdu. Yaz geldi, güzel mevsimdir. Belki içimiz açılırız desek de ülkemizin her tarafında çıkan orman yangınlarının dumanı sardı bu kez de dertli başımızı.

Bir yaz daha gelip geçerken maalesef her taraftan kötü haberler almaya devam ediyoruz. Bir şeylerin iyiye gitmesine olan inancımız her gün biraz daha sarsılıyor. Bir yandan afetler, bir yandan ekonomik ve siyasi kriz derken vatandaşın gelecek kaygısı gittikçe artıyor.

En sıcak gün

Temmuz ayının ortasına doğru haber sitelerinde “Sıcaklık değerleri rekor kıracak! Uzmanlar öğle saatlerinde dışarıya çıkılmaması konusunda uyarıyor”  minvalinden haberler görmeye başladık.  7 Temmuz tarihli habere göre,  dünya sıcaklık ortalaması 17,23 derece ile kendi rekorunu kırdı. İzmir’de bir vatandaşımız sıcaktan dolayı beyin kanaması geçirerek hayatını kaybetti.

Sıcaklık sadece ülkemiz için problem değil tabii ki. Uzunca bir süredir Avrupa ülkeleri kavruluyor. BBC’nin haberine  göre Avrupa’da 16 ülkede sıcak hava dalgası sebebiyle kırmızı alarm verildi.

Yandık, daha da yanacağız bu gidişle. Dünya genelinde ortaya çıkan aşırı sıcak, aşırı soğuk gibi hava olayları, keskin iklim geçişleri, yüksek debili yağışlar küresel ısınma gerçeğinin tam ortasında olduğumuzun somut bir göstergesi. Hatta artık küresel ısınma devri sona erdi ve küresel kaynama devrine girildi. Bu konuyu 27 Temmuz’da Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres dile getirdi ve küresel ısınma çağının sona erdiğini, bunun yerine “küresel kaynama çağının” başladığını söyledi. Dünyaya acil önlem çağrısında bulunan Guterres, devletlerin bir an önce karbon hedeflerini gerçekleştirmek için somut adımlar atması ve yeşil aklamanın* son bulması konusunda uyardı.

Peki, nasıl mücadele edilecek?

Küresel ısınmaya en çok etki eden faktörün fosil yakıtlar olduğu su götürmez bir gerçek. İkinci sırada ormanların yok olması, sonrasında ise tarım ve diğer insan faaliyetleri geliyor. En büyük pay fosil yakıtlarda olduğuna göre ilk değişikliğin bu alanda yapılması gerekiyor. Fosil yakıtlarla üretim yapılan alanlar hızla temiz enerjiye dönüştürülecek ve yenilenebilir enerji daha fazla desteklenecek.

İçinden geçtiğimiz dönemde, özellikle doğalgaz piyasasındaki sıkıntılar dolayısıyla Avrupa ülkelerinin kömürden çıkma taahhütlerini ertelemeleri, son dönemlerde yangınlar ve yapılaşma sebebiyle kaybettiğimiz ormanlar küresel ısınma sürecini biraz daha hızlandırdı.

26 Temmuz tarihinde Tarım ve Orman Bakan’ı, sadece bu yıl ülkemizde 1.022 orman yangını çıktığını ve 6.900 hektar alanın zarar gördüğünü açıkladı. Her gün orman yangını haberleri gelmeye devam ediyor.

Peki, ormanların yok olmasının sebebi sadece yangınlar mı? Elbette değil. Özellikle ülkemizde orman alanları birçok yatırımcı firma için maalesef iştah kabartıcı bölgeler. Oteller ve lüks yaşam alanları için muazzam bir manzara! Kazara çıkan bir yangında ne hikmetse projeye uygun bir bölge yanıyor ve orman vasfını kaybeden alan yatırımcıya teslim ediliyor.

Akbelen

Ormanlar maden ve enerji şirketleri için de önemli bir kaynak. Çünkü altında milyarlarca yılda biriken malzemelerin dönüşümü ile oluşan bir hazine saklıyor. Hazine avcıları içinse o toprağın altı üstünden her zaman daha değerli. En son örneğini Muğla Akbelen’de gördük. Hükümetin her türlü proje işinde ihale alan bir firma 4 yıldır süren mücadeleyi hiçe sayarak Akbelen’de alanını büyütmek için büyük bir kıyıma başladı. 4 yıldır orman varlığını korumak için kıyama kalkan Akbelen halkı vazgeçmiyor. Öyle bir bütünleşiyor ki ormanla sanırsın kesilen ağaçlar değil,  Akbelen’in evlatları. Zira gözü yaşlı bir teyzenin yerde boylu boyunca uzanmış ağaca sarılıp evladım diye haykırması ve bir amcanın “evladınız yok mu sizin” haykırışları arasında o yaşlı ağacın devrilmesi gözümün önünden gitmiyor ve öfkemi bir kat daha arttırıyor.  Yüzlerce yılda yetişen ormanların kıyımı tüm vatanseverlerin yüreğini yakıyor.

Buradan adı artık iklim değişikliği ile mücadeleyi de içeren bakanlığımıza ve adında orman olan Tarım ve Orman Bakanlığımıza da çevre mühendisi bir vatandaş olarak seslenmek istiyorum: Orman varlığının yok olmasına izin vererek iklim değişikliği ile mücadele edemezsiniz. Bir çağrı da Limak Şirketi’ne: Bu ülkenin has evlatları topraklarını, yüzlerce yıldır gölgesinde yaşadığı ormanlarını korumak için elbette karşınıza dikilecek. Bu faaliyetin kamuya rağmen kamu yararına yapılacak ve savunulacak bir tarafı yok. Son çağrımı da İç İşleri Bakanlığına yapayım: Devletin askerini ve polisini, bu milletin evlatlarını bir şirketin çıkarlarını korumak için karşı karşıya getirmeyin. Bir de unutmadan, her fırsatta devlete kinlerini kusan terör seviciler; sizleri de unutmamak gerek. Milletin haklı davasını sapkın ideolojilerinize ve kininize malzeme yapmayın. Akbelenliler haklıdır ve sizin avukatlığınıza ihtiyaçları yok!

Bu talan ve kıyımlara müsaade eden tarım dışı kullanım kararları, imar değişiklikleri ve ÇED yönetmeliği ile ilgili usulsüzlük ve yolsuzluklara bir sonraki yazımda daha ayrıntılı değinmeye çalışacağım.

Ulaşabileceğim herkesin bu çığlığı duyması ve bir aksiseda vermesi için TEMA Vakfı’nın hazırladığı videoyu buraya bırakıyorum.

Doğa ile kalınız.

*Yeşil aklama, şirketlerin marka ve reklamlarında çevreci bir görünüş sergilerken gerçekte tam aksini yapması anlamında kullanılan bir terim.

Yazar

Şadiye Okur

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar