Yasalar, yasaklar, kurallar kimin için var?

Yasalar, yasaklar ve kurallar kimin için var? Anayasal bir düzene sahip ülkelerde yaşayan tüm insanlar için.


-Yasalar kimler içindir?

-Anayasal bir düzene sahip ülkelerde yaşayan tüm insanlar içindir.

-Yasalar ne içindir?

-Yaşamı belirli bir düzende yürütmek, eşitliği sağlamak, hak ve ödevleri düzenlemek, yönetim şekillerini, devletin yapısını belirlemek vs. içindir.

Anayasal düzenlerde hak ve hürriyetler, görev ve sorumluluklar büyük ölçüde eşit ve hakkaniyetlidir. İdeal bir düzende her vatandaş hakkını da bilir, topluma karşı sorumluluğunu da. Böyle bir düzende vatandaşların yasaya uyması için her birinin başına kolluk kuvvetinden bir fert dikmek gerekmez. Bir şey yasaca yasaksa yasaktır. Bunun sürekli hatırlatılması da gerekli değildir. Ama tabi ki anayasal düzene sahip ideal bir devletten söz ettiğimizi unutmamak gerek. Yoksa biz de biliyoruz kimse görmüyorsa yasaya, yasağa ve de kurala uyup keyfimizi bozmamızın abesle iştigal olduğunu!

Neden mi böyle söylüyorum? Söyleyene değil söyletene bakmalıyız bence. Sonuçta kinaye ile kurduğumuz her cümle yaşanmışlıklarımızın, gördüklerimizin ve en çok da  katlanamadıklarımızın eseri.

Yasalara ve kurallara bakışımız

Yasalar, yasaklar, kurallar diyorduk değil mi? Kurallarla ilgili çok basit bir örnekle başlayalım o halde. Araç kullanmaya başladığım yıllarda ilk defa iş için başka bir şehre gittim. Karşılaştığım ilk trafik ışığında kırmızı yandığı için “durmam gerektiğini düşünerek” durdum. Ama yol serbestti. Arkamdan gelen minibüs şoförü ışıkta neden beklediğimi anlamamış olacak ki korna ile uyarma ihtiyacı duydu. Yanımdan hızla geçen aracın içindekilerin de acemi olduğum için durduğumu düşünmüş olmaları muhtemel. Buna hemen hemen tüm ışıklarda rastlayınca burada kuralların böyle olduğunu(!) düşündüm. Öyle ya hata bendeydi. Eğer yol serbestse kırmızıda da geçilir, aksini yapıp hayatı duraklatmanın ne anlamı var!

Hepimize mi yasak!?

Bahsettiğim basit bir trafik kuralıydı. Uymazsak, biz ve en fazla aynı yolda hareket ettiğimiz insanlar etkilenir. Son zamanlarda hayatımıza girmiş bazı kurallar var ki bu kurallara uyulmadığında, yediden yetmişe, doğudan batıya hatta dünyanın öbür ucuna bile etki edebiliyor: her gün söyleye söyleye anlamını aşındırdığımız, “maske, mesafe, hijyen”, kapalı ve kalabalık ortamlardan uzak durmak.

Vatandaşlık bilincine sahip her birey aylardır bu kurala uymaya çabalıyor. 65 yaş üstü vatandaşlarımız çocuklarına, torunlarına, temiz havaya hasret aylardır evde hapis hayatı yaşıyor. Sağlık çalışanlarımız desek, haklarını asla ödeyemeyiz, ailelerinden uzak, tabiri caizse “kelle koltukta”, bu biyolojik savaşta en önde savaşıyor. Gelin görün ki her akşam aynı uyarıları alan bizler, kuralları bizzat kural koyucular ve onların taraftarlarının çiğnediğini gördükçe hayretler içerisinde kalıyoruz. Üstüne üstlük gitgide kızaran haritadan evde yatan dedemiz, ninemiz dahil 84 milyon topyekün sorumlu oluyoruz! E haliyle her akşam tivit atmak suretiyle bizleri uyaran sayın yetkililerden “hangi kurala kimin uyması gerektiğini,  kargaşa çıkmasının önüne geçilebilmesi için en azından bir liste yayımlanmak suretiyle kamuoyunun bilgilendirilmesini” talep etmek zorunda kalıyoruz. Yazık bize!

Müteahhitlik mi mühendislik mi?

Başlığa göre tersten başlayıp kural ve yasaklardan bahsettik. Bir de yasalara nasıl bakıyoruz örneklerle değerlendirelim. Normlar hiyerarşisinde yasadan sonra gelen, yasalara dayanarak hazırlanmış, yasaya göre daha spesifik ve teknik konularda düzenlemeler ortaya koyan tüzük, yönetmelik, tebliğ vs. var. Hemen hemen her uygulama için bir mevzuat var. Yapılacak tüm faaliyetler mevzuata uygun planlanmalı ve yürütülmeli. Birazdan vereceğim örneklerle toplum olarak bizim yasalara ve gerekliliklerine bakış açımızı görebiliriz.

Ankara’da bir apartman son günlerde meşhur oldu: ”Açelya Apartmanı”. Ne zaman televizyonu açıp haberlere denk gelsem karşımda bu haberi görüyorum: “Açelya Apartmanı yıkılıyor!”. Neden bu kadar meşhur oldu derseniz, yanında yapılacak inşaat için kazı çalışması yapılıyor. Bu sırada istinat duvarı çöküyor ve binanın temeli kayıyor. Bunun sonucunda apartman sakinleri apar topar binayı terk etmek zorunda kalıyor. Olay burada bitmiyor, 21 ev için yapılan risk tespitinde tahliye kararı veriliyor. İşin ilginç yanı görgü tanığı bir kadının televizyona verdiği röportajda kepçeci ve operatörü bina için riskli bir iş yaptıkları konusunda uyardığını söylemesi. Görgü tanığı devam ediyor: “Uyarımı dikkate almadılar, üstüne üstlük kepçe operatörü ve müteahhit el hareketi yaparak işe devam etti”. Yani teknik bir bilgiye sahip olmadan da görülebilecek bir risk, işi yapanlar tarafından göz ardı edilmiş.

Âdetimiz üzere uzman görüşünü hep felaket olduktan sonra ararız. Yine öyle yapalım âdet yerini bulsun. Zira İnşaat Mühendisleri odasının yaptığı açıklamalar meramımı anlatmaya yardımcı olacak.

Ankara`nın Çankaya İlçesi, İleri Mahallesinde 09.04.2021 tarihinde Mektep Sokak`ta bir arsada yapımına başlanan inşaat çalışması sırasında temel kazısının bitişiğinde bulunan Altay Sokak`taki 8 katlı Açelya Apartmanının temelinde kayma meydana gelmiştir. Binanın temelinde boşluk oluşmasıyla çökme tehlikesi meydana gelmiş ve Açelya Apartmanı ile beraber toplam 21 bina tahliye edilmiştir.

Güvenli yapıların oluşturulması açısından üç ana bileşen vardır: projelendirme süreci, inşa süreci ve denetim süreci. Yaşanan olay; başta yapı üretim süreci, kent planlaması ve yapı denetimi olmak üzere ülkemizdeki yapı üretiminin fotoğrafını göstermektedir.”

İnşaat Mühendisleri Odası’nın söylediğinden anlaşılacağı üzere bizde projelendirme ve inşa süreci en çok da denetim süreci iyi işletilemiyor. Burada şu soruyu sorup, değerlendirmeyi okuyucuya bırakıyorum:

Bu işe emek vermiş, gece gündüz çalışmış, kafa yormuş bu işin tekniğini, ilmini öğrenmiş mühendis ve mimarların bilgisi ve yetkisi mi daha önemli, yoksa kodaman olma yolunda emin adımlarla ilerleyen kurnaz, para sahibi müteahhitin görüşü mü? Yani Mühendislik mi müteahhitlik mi?

Devlet milletiyle barışıyor!

Son bir örnekle yazımı noktalayayım. Aslında bu seferki örnek yasa koyucunun, yasayı nasıl işlevsizleştirdiği ile ilgili.

Her konuda birçok yasal düzenleme yapıldığından bahsetmiştik. Yukarıda sıraladığımız olaylara benzer ve hatta daha kötü olaylar kanaatimce yasaların yetersizliğinden çok, uygulanamamasından kaynaklanıyor. Ya da yanlış kişiler tarafından açıkça istismar edildiği ve yeterince denetlenemediğinden. Tabi bunlar sadece sebeplerden bir kaçı olabilir. Mesleğim icabı benim yakından gözlemlediğim iki yasa var bununla ilgili. Birincisi İş Güvenliği Yasası’ndaki düzenlemelerde yapılan ertelemeler. Bu ertelemeler işverenlerde “nasıl olsa ertelenir, şimdi bunu yapmaya gerek yok” şeklinde karşılık buluyor. Bu yüzden birçok iş güvenliği tedbirinin alınmasında yavaş davranıldığını hatta buna hiç yeltenmediğini gözlemlemiştim.

İkinci örnek ise İmar Affı Yasası. Adında af olunca “yapılan eylem yasaya aykırı ama biz sizi affediyoruz.” anlamı çıkıyor. “Nasıl?” “önce şu hesaba şu kadar parayı yatırın bakalım”. Sonra? “sonra gecekondunuz, acil durumlar için ayırdığımız çekme mesafelerine, sağlık koruma bantlarına yaptığınız kaçak yapılarınız, izin verilenden fazla çıktığınız kaçak katlarınız sizin olsun, hem de belgeli!”

Bu yasa ve uygulamalar “devlet vatandaşı ile barışıyor” konulu reklam nitelikli kamu spotları ile duyuruldu. Reklamlarındaki oyuncu, babacan bir tavırla müjdeyi veriyor, gariban ve bu dertten mustarip figüran vatandaşlar da mutluluktan havaya uçuyordu. Bu kamu spotunu gördüğümde ağlasam mı gülsem mi bilememiştim. En az bu uygulama kadar trajikomik bir reklam!

Burada esas konu vatandaşların kaçak yapılarının belgelendirilmesi değildi. Meralarımıza, yaylalarımıza, rekreasyon alanlarımıza, toplanma alanlarımıza, sit alanlarımıza yapılan kaçak yapılar elbette önemliydi fakat burada en önemli ve yaralayıcı konu bence yasaların uygulanmasına olan inancımızın yok olmasıydı. Bunun sonucunda vatandaşta doğal olarak, yaptığı her yasa dışı faaliyetin nasıl olsa bir seçim öncesi affedileceği algısı oluştu. Haksız bir algı da sayılmaz.

Anlatmaya çalıştığım mesele aslında burada düğümleniyor. Baştan sona yazdığım tüm örneklerden şu sonuca varıyorum:

Vatandaşın vatandaşlık bilincine sahip olmasının yanı sıra,  devlet tarafından konulmuş yasalara, yasaklara ve kurallara uymasında, devletin bu konudaki öncülüğü, kararlılığı ve denetim mekanizmasının etkinliği hayati derecede önemli.

Aklın ve bilimin ışığı yolunuzdan eksik olmasın, esen kalınız.

Yazar

Şadiye Okur

3 Yorum

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.