Yeni Vakıflar Kanunu ve Ayasofya – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • Türk ilim dünyasının acı kaybı   • Söz konusu-6: Kadın ve çocuk şiddetinin arka planı (canlı)

Yeni Vakıflar Kanunu ve Ayasofya

Tartışmalarda gördük ki; Ayasofya 1991’de ibadete açılmıştır. Hünkâr Mahfilinde namaz kılınmaktadır. Tapuda cami olarak tescil edilmiştir. Fatih Sultan Mehmet’ten sonra, ikinci defa Mustafa Kemal Paşa tarafından İngiliz, Fransız ve İtalyanların işgalinden kurtarılmıştır.

24 Temmuz 2020
Sadi Somuncuoğlu

“Ayasofya tekrar cami oldu. Ne düşünüyorsunuz” diye soranlara cevabım; “Haçlılardaki derin ve anlamlı sessizliğin arkasında ne var, bunu gördüğümde fikirlerimi söylerim” şeklinde oldu. Bildiğimiz kadarıyla, Ayasofya camiye dönüştürülürse, Yunan-Rum ikilisi başta olmak üzere batılılar kıyameti koparacaklardır. Ama böyle olmadı, doğrusu şaşırdık. Yasak savmak kabilinden söylenenlerin ötesinde, ülkemizi rahatsız edecek bir öfke dalgası kabarmadı. O zaman bekleyelim, ne oluyor görelim demeyi uygun gördük. Bu sessizliğin arkasında ne var sorusu çok önemlidir.

Nitekim Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan, düzenlediği mitingde ‘Ayasofya Camii olarak açılsın’ diye seslenen vatandaşa ‘Önce Sultanahmet’i doldurun sonra bakarız’ diye cevap verdi. Erdoğan’ın yaptığı açıklama şöyle:

“Bak şimdi Büyük Çamlıca Camii’ni yaptık. 4 tane, 5 tane Ayasofya eder. O kadar büyük. 60.000 kişiyi alabilecek kapasitede. Ve Anadolu Yakası’nda tüm İstanbul’da ve Türkiye’de en büyük camii oldu. Buyurun mesele o değil. Bu işin siyasi boyutu var. Yan tarafta Sultanahmet’i doldurmayacaksın, Ayasofya’yı dolduralım diyeceksin. Bu oyunlara gelmeyelim. Bunların hepsi tezgâh” (Milli Gazete 16 Mart 2019)

Yine soralım, bir yılda neler oldu da, herkese meydan okuyabiliyoruz? Konjonktür mü değişti? Türkiye ekonomisini, bölgedeki bütün komşu devletlerle barıştı da haberimiz mi yok.   Eyt, var mı bize yan bakan” diyecek durumuna geldik?

Tartışmalarda gördük ki; Ayasofya 1991’de ibadete açılmıştır. Hünkâr Mahfilinde namaz kılınmaktadır. Tapuda cami olarak tescil edilmiştir. Fatih Sultan Mehmet’ten sonra, ikinci defa Mustafa Kemal Paşa tarafından İngiliz, Fransız ve İtalyanların işgalinden kurtarılmıştır. Bu önemli bilgilerin gözden kaçırılmaya çalışıldığı dikkatleri çekmiştir. Aynı şekilde, resmi beyanlarda ve iktidar yanlısı medyada “Ayasofya 80 yıl sonra ibadete açılıyor” şeklinde söylemlerle gerçekler değiştirilmek istenmiştir. Özellikle bir kısım medyada “80 yıllık zulüm sona eriyor” denmesi, son derece tahrik edici ve insanlar arasında kin ve nefreti besleyecek nitelikte bir zihniyet. Türkiye’nin çeşitli il ve ilçelerinde, bütün yurtta yüzlerce yıl önce camiye çevrilen kiliselerin, şimdi sessiz sedasız tekrar kiliseye dönüştürüldüğünü gördük. Hem de aslına uygun olarak. Safranbolu’da Ulucami’ye gitmiştik. İnşaat vardı. Sorduk, dediler ki, “Burası eskiden kiliseymiş. Yeniden kilise yapılacakmış.” Peki siz camisiz mi kaldınız deyince, “Bize ileride bir yerde daha büyüğü yapılacak” cevabını verdi.

Şu anda Selanik’te, beş camiyi Yunan hükümeti kapattığı için Cuma namazı kılacak cami yok. Mezarlıklarına el konduğu için cenazelerini 200 kilometre uzaktaki Gümülcine’ye götürüyorlarmış. Bu feryat Selanik imamından geliyor. Batı Trakya’daki Türk Vakıflarının mallarına el konuyor. Atina, camisi bulunmayan tek başşehir. Müslümanlar Başmüftüyü seçemiyor, Yunan hükümeti atıyor. İstanbul’daki Fener Patriğini ise kendileri seçiyor. Maliye memurları Patrikhaneyi denetleyemiyor. Ayrıca uzman hukukçulara göre Danıştay’ın daha önce kesinleşmiş kararı karşısında, davaya yeniden bakması mümkün değildir. Ancak Cumhurbaşkanının KHK ile Ayasofya’yı camiye çevirmenin mümkün olduğunu ifade etmişlerdir.

Bugün Cuma. Manzaraya bakınca, AKP ve İktidarın rehberliğinde yurt içinden ve yurt dışından cemaat, tarikat ile benzeri dernek ve vakıf mensuplarının Ayasofya’nın önünde toplandığını görüyoruz. Adeta bir gövde gösterisi yapılıyor. Bu gösteri içeride “seçim hazırlığı” gibi görülebilir. Ama batı dünyasına karşı yapılıyorsa, acaba beklenen ve yaşanacaklar neler olabilir?
Son bir örnek daha aynen verelim.

18 ülkede 329 Türk mimari eserini kiliseye çevirdiler. Osmanlı İmparatorluğu’nun hâkim olduğu topraklardaki Türk mimari eserlerini, ülke ülke gezerek araştıran Yüksek  Mimar Yılmaz, 18 ülkede cami, mescit, tekke, türbe gibi 329 Türk mimari eserinin kiliseye dönüştürüldüğünü tespit etti.

Çalışmasına önce Balkanlardan başlayan Yılmaz, bulduğu veriler ışığında araştırma sahasını genişlettiğini belirterek, “Önce Macaristan, Bulgaristan ve Yunanistan’a yoğunlaştım. Çünkü en çok kiliseye dönüştürülen yapılar bu 3 ülkede bulunuyor. Daha sonra Cezayir, Ukrayna, Kırım, Gürcistan, Ermenistan, Bosna Hersek, Güney Kıbrıs, Hırvatistan, Kırım, Kosova, Makedonya, Moldova, Romanya, Sırbistan ve Türkiye ile birlikte toplamda 18 ülkede cami, mescit, tekke, türbe gibi Türk eseri olup da çeşitli tarihlerde kiliseye dönüştürülen toplam 329 mimari yapı tespit ettim.” dedi.

Hayati derecede önemli konularda, gerçekler Türk Milletinden ve devletinden gizlenmeye kalmışsa, sonumuza dair derin endişeler duymamız. Gerekmez mi?

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları