Kadın toplumdaki adındır

Tayt giymişti indirimi, piercing takmıştı, cilve yaptı... Türkiye’de kadın ne giyse ne taksa ne kullansa suç olacaksa bu ülkede kadın-erkek eşitliğini bir yana bırakın, kadının insan kabul edildiğini bile söylemek olanaksızdır.


Kadına şiddete dur de!

Şiddet nedir?

İster toplum içindeki hayatta ister özel hayatta meydana gelsin, fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik zarar veya endişe veren her türlü eylem, tehdit, zorlama veya keyfi olarak özgürlükten yoksun bırakma şiddete işaret eder. Bu türden bir şiddete maruz kalanların hemen hemen tamamı ne yazık ki kadınlardır. Şiddet kadına uygulanıyor olsa da bundan bütün bir toplum etkilenir. Toplumun her kademesinde bu kanserli davranışın etkileri gözlemlenir. Kısacası kadına uygulanan şiddet sadece kadını etkilemez, bütün bir toplumu etkiler. Toplum olarak gayri medeni tarafa yolculuğun biletlerini kesen bu şiddet eğilimini tetikleyen de mahalle baskısı, inançlar ve kabullerdir. İşte bunlar da en az bu suçu işleyenler kadar sorumludur.

Neden kadına şiddet? Beden memnuniyetsizliği, kendi benliğine duyduğu saygının düşüklüğü, kendine güvensizlik, aşırı pasiflik, iletişim ve uyum sorunları kadına şiddetin sebepleri olarak sıralanabilir. Gücü yeten yetene durumu yani. Kadına insan olarak bakamamanın bir sonucu gibi bu yaşananlar. Tek başına var olabilme, karar verebilme ve özgürce yaşama hakkına sahip olduklarına yönelik inancın daha az olduğu toplumlarda tırmanan bu şiddet türünün henüz belirgin bir çözüm yolu ne yazık ki bulunamamıştır.

Kıskanç, kontrol düşkünü….

Şiddet uygulayan kişilerin ortak özellikleri; kıskançlık, kontrol isteği, toplumsal cinsiyet rolünü çok önemseme, aşırı ruhsal değişimler, aşırı duyarlılık, alınganlık ve katı cinsiyet rol belirtileri olarak sayılabilir. Kendi eksikliğini; karakter ve inanç bakımından tam olgunlaşamamış yanlarının acısını, yön değiştirme ve yansıtma savunma mekanizmalarını kullanarak kendince eksik gördüğünden; bu zaman zaman kadın zaman zaman çocuk ya da savunmasız bir hayvandan, çıkarmaktır.

Ataerkil toplum düzeni kavramını yanlış yorumlama ve anaerkil toplum düzeninde olmayı kusur kabul etmenin gölgesinde yaşanan bu korku filminin sonuçları ne yazık ki gerçek. Yasal hakları yasal olmayan şekilde elinden alınan, özgürlüğü kısıtlanan, aşağılanan ve nihayet sonunda tüm diğer özgürlükleri gibi yaşama özgürlüğüne de tahammül edilemeyen kadınların acı sonları topluma mâl olmuş ayıplardır. Yüz karası olan bu türden olayların tırmanışa geçmesi, toplumun “tek dişi kalmış canavara” yenildiğinin ifadesidir. Doğada hâkimiyet kuran insanın en büyük yanılgısı kendi türünden olan kadın üzerinde de hâkimiyet kurabileceğine kendini inandırmasıdır.

Gerçeği açıkça görebilmek mümkün. Kadınlar her geçen gün çağın daha da gerisinde bir hayatı yaşamak zorunda bırakılıyor. Resmi araştırmalar bile Türkiye’de kadın olmanın zorluğunu açıkça gösteriyor. Sosyalleşmesine, çalışmasına ve tek başına birey olmasına izin verilmeyen kadınlar, şiddet görmelerine rağmen gidecek yerleri olmadığı için bu duruma katlanmak zorunda kalıyorlar. Devletin güvenli bir kapı açmasıyla bir parça umuda kavuşan kadınların korunma taleplerinin reddedilmesiyle ya da bu sürecin sona ermesiyle yeniden aynı yere dönmek zorunda bırakılması da çözüm isteyen diğer bir büyük sorundur.

Karşı cins olmanın zorluğu

Türkiye’de kadın olmak, karşı cins, yani erkek olmaya oranla epey zor. Çarpık bir din anlayışından arınamayan politik bir çerçeve içinde yaşıyoruz. Erkek ağırlıklı bir siyaset dünyasının içindeyiz. Türkiye’de kadın olmak, yönetme arzusuna kurban edilmiş bir kimlik. Hak ve özgürlükler açısından hiçbir zaman erkek kadar olamayan kadın; daima engellenen, küçümsenen ve cinsel obje diye itham edilen kadın; erkek kendine hâkim olamadığı için daima suçlanan, azarlanan, aşağılanan, şiddet gören ve eve hapsedilmek istenen kadın…

Zihnin cinsiyeti yoktur. İlerlemek ve gelişmiş ülkeler seviyesine ulaşmak için de yine zihin gereklidir. Peki biz neden hâlâ cinsiyetçi söylemlerle ve ilkel suçlarla zaman harcıyoruz? Karşımızdakini çocuk, kadın, yaşlı, engelli, güzel, çirkin, kadın gibi sayısız sıfatla görmek yerine neden sadece insan ve birey olarak göremiyoruz?

Erkek olmanın; kadınlar, çocuklar ya da daha güçsüz olan herkes üzerinde hükümranlık kurmak olduğunu düşünen bu zihniyet için erkeğe verilen cinsiyet rolü, güçlü, kontrollü ve duygulardan bağımsız olmayı ve imtiyazlarını korumak için ne gerekirse yapmayı emrettiğinden kendileri dışındaki herkes yönetmek değil yönetilmek için vardır. Kadınlar ve erkekler arasındaki farklılıkların bir eşitsizlik nedeni olamayacağını, kadınların da en az erkekler kadar hareket ve seçme özgürlüğüne sahip olması gerektiğini savunmak ve bu doğrultuda siyaset yapmak “erkekleşmek” hevesi değil, insan haklarını yaşama geçirebilmek çabasıdır.

Bir bahaneyle indirelim

Caydırıcı cezaların yokluğu da bu türden olayların artışını tetikleyen en büyük etkenlerden biridir. Daha önceki bir yazımda tüm ayrıntılarını verdiğim bazı örnekler bu sözümün güzel bir örneği olacaktır. ( https://millidusunce.com/misak/siyasal-islamda-kadin-olmak/ )

“Kot giyiyordu indirimi.” Tanımadığı birine saati soran eşini öldürdü, “cilve yaptı” ve “kot giyiyordu” indirimi aldı. Ölenin de insan olduğu düşünüldüğünde bu ceza insan haklarına kesinlikle aykırıdır.

“Piercing takıyordu indirimi.” Bir süredir ayrı yaşadığı eşini kabloyla boğup öldürdükten sonra, cesedini buzdolabında sakladı. Cinayet gerekçesini; “Eşimin başka erkeklerle olduğu kulağıma geldi, çantasında da doğum kontrol hapı gördüm. Göbeğinde de piercing vardı, namusumu temizledim.” diyerek anlattı. Yaşama şansı tanınmayan kadınlar ne yaparsa yapsın tecavüzü, ölümü, hiçe sayılmayı ve aşağılanmayı kendisi istemiş gibi gösteriliyor.

“Tayt giymişti indirimi.” Nikâhsız eşini “beyaz tayt giydi” gerekçesiyle bıçaklayarak öldürdü. Ömür boyu hapis cezası aldı ama cezası ‘haksız tahrik’ ve ‘iyi hal’ gerekçeleriyle yirmi iki yıla indirildi. Türkiye’de kadın ne giyse ne taksa ne kullansa suç olacaksa bu ülkede kadın-erkek eşitliğini bir yana bırakın, kadının insan kabul edildiğini bile söylemek olanaksızdır.

17.02.2015 tarihli “İyi Hal” isimli köşe yazısında Yılmaz Özdil’in söyledikleri:

“Üç çocuğunun annesi olan eşini sopayla döve döve öldürdü, taksirle, yani dikkatsizlikle öldürmekten yargılanıp, bir senede çıktı.

Eşini kafasından pompalı tüfekle vurdu, sarhoştum, tüfeğimi inceliyordum, yanlışlıkla ateş aldı dedi, serbest bıraktılar…

10 yaşındaki erkek çocuklarına tarikat yuvasında senelerce tecavüz edildiği ortaya çıktı, aile bakanı “bi kerecik” dedi.

11 yaşındaki kız çocuklarını koynuna alan 75 yaşındaki sapıklara af çıkarmaya çalıştılar, başbakan “bi kereliğine” dedi.

AKP milletvekili, hayvanlara tecavüz eden insanlara, yeniden hayvan sahibi olabilmeleri için “bir şans daha” verilmesini önerdi.

Isparta Yalvaç’ın Koruyaka Köyü’nde tabanca zoruyla tecavüz eden, hamile bırakan, “çocuklarını öldürürüm” tehdidiyle tacize devam eden, “sevgilim olduğunu söylerim, seni rezil ederim, sana değil bana inanırlar” tehdidiyle rahatsız etmeyi sürdüren, kahvede pazarda Nevin’in adını çıkaran, Nevin’in eşi evde yokken kapıya dayanan, olay gecesinde belinde tabancayla iki katlı evin damına tırmanarak içeri girmeye çalışan eniştesini… Av tüfeğiyle vurup, kafasını keserek köy meydanına fırlatan, “arkamdan konuşmayın artık, işte namusumla oynayanın kellesi” diye bağıran Nevin’e, müebbet hapis cezası verildi!” (Özdil, 2015)

Bu düzenin tekerine çomak sokamayan toplumların dibe vuruşuna engel olunamaz. Kadının, insan olmak bakımından haklarına ve varlığına tahammül etmeyi öğrenemediği ve öğretemediği sürece hiçbir toplumun ileriye doğru yol alması mümkün olamaz. Kadın, toplumdaki adındır, yaşamalıdır.

Söz Konusu 8 Mart Özel Yayını: https://www.youtube.com/watch?v=vDyx37gOjlU

 

 

 

Yazar

Demet Yener

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.