Asılsız Ermeni iddialarının sahte belgeleri ve yürütülen iftira kampanyaları – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______18.04.2019_______

Asılsız Ermeni iddialarının sahte belgeleri ve yürütülen iftira kampanyaları

Gürbüz Mızrak

Osmanlı belgelerine ve tehcirin yapıldığı bölgelerde bulunan yabancı gözlemcilerin, “harp içinde olmasına rağmen Osmanlı Hükümeti’nin bu işi büyük bir titizlikle ve iyi bir şekilde yürüttüğünü” yazmış olmalarına rağmen; Ermeniler, tamamen duygusal ve siyasî mülâhazalara dayanan düzmece hikâye ve belgelerin arkasına gizlenmek suretiyle, Dünya kamuoyunu aldatmışlardır.

Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devleti toprakları üzerinde vuku bulan Ermeni olaylarına ilişkin yazılanların (raporların, yayınların) büyük çoğunluğu o dönemde; bu olayları yaşadıklarını iddia eden Ermenilerin anlattıklarına ve Batılı ülkelerin kendi konsolosluk ve büyükelçiliklerinden almış oldukları raporlara dayanmaktadır.

Günümüzde Ermenilerin anlattıklarının yalan, yanlış ve abartılı olduğu herkesçe malumdur. Dönemin konsolosluk ve büyükelçilik raporlarının dayandığı kaynaklar ise, ekseriyetle Doğu ve Güney Doğu Anadolu’da faaliyet gösteren Hıristiyan misyonerlerin söylemlerinden oluşuyordu. Ermeni olaylarına ve dolayısıyla tehcir olayına dini ayırımcılık ile bakılıp, anlatımlar Türkleri kötüleyecek şekilde çarpıtılıyordu [1] [2].

Osmanlı toprakları üzerinde faaliyet gösteren Batılı Hıristiyan misyonerlerin ve konsolosluklar ile isyancı Ermenilerin aktardıkları yalan, yanlış, taraflı ve iftiralarla dolu raporları daha savaş bitmeden önce yayımlanmış ve bu yöndeki çalışmalar savaştan sonra da devam etmiştir. Buna mukabil o dönemdeki Türk yetkililerin raporlarını ve Türk tarafının görüşlerini esas alan ciddi çalışmalar ancak 1980’li yılların ortalarından itibaren ortaya konulabilmiştir. Bu dönemde “atı alan Üsküdar’ı geçmiş” atasözünde de ifade edildiği gibi Batı kamuoyunun Ermeni bakış acısıyla beyinleri yıkanmış ve önyargılar çoktan oluşmuştu.

Tehcir konusunda Batı’da ve Amerika’da günümüze kadar yazılıp çizilenlerin pek çoğu gerçek ve güvenilir belgelere dayanmamaktadır. Amerika, İngiltere ve Fransa başta olmak üzere değişik ülkeler ile çoğu Batı basını, olayları olduğundan farklı bir biçimde çarpıtarak vermiştir.

Birkaç örnek vermek gerekirse; Silâhlı Ermenilerin 1895’de Berecik’te başlattıkları olaylar sonunda o ilçede “2.000 Ermeni’nin öldürüldüğü” İngiliz basınında yer almış. Ancak olay, İstanbul’daki yabancı büyükelçilerden oluşan bir kurul tarafından tetkik edildiğinde “yalnız beş kişinin” yaşamını yitirdiği belirlenmişti. Zaten, o tarihte Berecik’te 978 Gregoryen Ermeni ve 8.702 Müslüman yaşamaktaydı. Bu ve benzeri düzeltmeler Batı basınına yansımamış, diplomatik yazışmalarda kalmıştır.

ABD’li Misyonerler, Osmanlı Ermenilerini Protestanlaştırma faaliyetlerine maddi kaynak temin etmek için Amerikan ve Batı kamuoyunda “Türkler eli kanlı katiller”, “Ermeniler ise mazlumlar” olarak göstermişler; Türkler hakkındaki Ermeni iftiralarını fütursuzca yaymışlardır [3].

Amerika’nın Mersin’deki konsolosu Edward Natan, “bazı aksaklıklar görülmesine karşılık, sevkiyatın son derece intizamlı bir biçimde sürdürüldüğünü ve kafilelere tren bileti sağlandığını” ülkesinin İstanbul Büyükelçisi Hanry Morgenthau’a yazdığı raporlarında belirtmiş. Hanry Morgenthau bu raporlarda yazılanlarla hiç ilgisi olmayan; Türklere iftiralarla dolu “Ermeni katliamı” hikâyelerine kaynak gösterilen raporlara, günlüklere, mektuplara ve “Büyükelçi Morgenthau’un Hikâyesi” adlı bir kitaba imza koymuştur.

Büyükelçi Morgenthau’nun Hikayesi

Morgenthau, New York’ta Yahudi asıllı bir emlakçi iken başkanlık seçiminde Wilson’un [4] yanında yer almış ve daha sonra da İstanbul’a Büyükelçi atanarak ödüllendirilmiştir. Osmanlı Devletinin parçalanmasını ve yıkılmasını istemekteydi. Raporlarındaki düzmece hikâyeler ile Ermenilerin gözüne girmek; Birinci Dünya Savaşı’nda müttefik olan İngiliz, Rus ve Fransızlara yaranmak; Amerikan kamuoyunu etkileyerek Osmanlı Ermenileri için yardım toplamak, hatta İngiliz emellerine hizmet ederek Amerika’nın İngiltere yanında savaşa girmesini sağlamak istemiştir. Bu iftiracı sahte kahraman güya;

  • “Osmanlı Hükümeti’ne rüşvetler vererek bazı Ermenileri satın alıp Amerika’ya göndermiş”,
  • “İstanbul’daki İngiliz, Rus ve Fransız tebaasını da kurtarmış.. miş… mış…”

Başlangıçta üç yüz binlerden başlayıp, üç milyonlara kadar varan rakamlarla ifade edilen “Ermeni katliamı” hikâyeleri, çoğunlukla Hanry Morgenthau’nun raporları, günlükleri ve mektuplarını kaynak göstererek kitaplarını yazan James (Lord) Bryce’in, Johannes Lepsius’un ve Arnold Toynbee’nin eserlerine ve tüm bunların hepsinden yapılan alıntılarla hazırlanan diğer yayınlara dayandırılmıştır.

“Büyükelçi Morgenthau’nun Öyküsü”nün perde arkası

Amerikalı tarihçi Profesör Heath Lowry, çok dikkatli ve titiz bir araştırma sonucunda yazmış olduğu Büyükelçi Morgenthau’nun Öyküsünün Perde Arkası kitabıyla, Morgentau’nun anılarını içeren kitabın tümüyle yalan ve yarı gerçek verileri içerdiğini belgelerle ortaya koymuştur.

Morgentau’nun kitabındaki açıklama ve iddiaların tutarsızlığını ve uydurma olduklarını; büyükelçinin İstanbul’daki görevi sırasında Dışişleri Bakanlığı’na gönderdiği resmi rapor ve telgraflar ile Türkiye’de geçirdiği sürede tuttuğu günlüğündeki bilgileri karşılaştırmak suretiyle kanıtlamıştır. Profesör Lowry, “Büyükelçi Morgenthau’un Hikayesi” adlı kitabın nasıl yazıldığını incelemiş ve güvenilirlik derecesini sorgulamış, kitap hakkında ilk elden kaynaklara ulaşarak aşağıdaki somut kanıtları ortaya koymuştur.

Emlakçılık mesleğinden gelen ve İstanbul’da konuşulan dillerin hiçbirini bilmeyen Morgenthau’un en önemli kaynakları İstanbul’da büyükelçiliğindeki yakın danışmanı ve çevirmeni olan iki Ermenidir. Bunlardan daha önce Amerikan Robert Kolej öğrencisi olmuş Hagop S. Andonian adlı kişi özel yazmanlığını yapmaktaydı. Morgenthau’un belirttiğine göre, kendisi, bu Ermeni olmaksızın yazımlarda hiçbir şey yapacak durumda değildi. Bu zat Morgenthau’un günlüklerini daktilo ediyor, ailesine ve yakınlarına gönderdiği mektupları kaleme alıyor, bunları yaparken de Morgenthau’un sözcüklerini düzeltiyormuş pozunda, tahrik amaçlı hamasi ve duygusal ilaveler yapıyordu.

Morgenthau’a faaliyetlerinde yardımcı olan diğer bir kilit Ermeni tercümanı ve danışmanı olan Arşag K. Şmavonian’du. Onun resmi görüşmelerinde, misyonerlerle ve diğer toplantılarında bu iki Ermeni’den en az biri kendine eşlik ediyordu. Telgraflarının kaleme alınmasında da gene bunlar yardımcı oluyordu.

Çoğunlukla bu ikili hayal mahsulü olayları olmuş gibi gösteren birtakım düzmece raporlar kaleme alarak büyükelçiye veriyorlardı. Görev süresinde karayoluyla İstanbul’un dışına bile çıkmayan ve meydana gelen olayları bu iki Ermeni’nin verdiği raporlarla izleyen Morgenthau, Ermeni tercümanının ve kâtibinin yazdığı Anadolu Ermenilerine ilişkin düzmece raporları ABD Dışişlerine gönderiyordu.

Büyükelçi ABD’ye döndükten sonra Osmanlı’yı suçlayabilecek bir kitap yazabileceğini Başkan Wilson’a söyler ve onayını alır. “Büyükelçi Morgenthau’nun Hikayesi” kitabı büyük ölçüde, Morgenthau’un tercümanları olan Arşak Şimavonyan ve Agop Andonyan’ın anlatılarına da-yanmaktadır [5]. Morgenthau, kitabın yazılmasında “Ermeni Katliamına İlişkin Resmi Osmanlı Belgeleri” [6] isimli düzmece kitabın yazarı Aram Andonian’dan da yardım almıştır. Yazımda katkı sağlayan diğer bir kişi de ABD Dışişleri Bakanı Robert Lansing’dir. Bu zat metinde değişiklikler ve bazı kısımların çıkarılmasını önermiş, buna karşılık kitapta adının geçme-mesini istemiştir. Burton J. Hendrick isimli gazeteci ise metne son şeklini vermiştir. Bu kişi hayatı boyunca kitabın kazancının %40’ını istemiş ve almıştır. Yukarıda isimleri verilen iki Ermeni, düzmece belgelerin mimarı Andonian, bakan Lansing ve gazeteci Hendrick’ten oluşan bu iftira ve rant grubu, “Morgenthau’nun raporlarında, günlüklerinde ve mektuplarında da olmayan değiştirme, ekleme, çıkarma, Talat ve Enver Paşalar gibi Türk yetkililerinin ağzından diledikleri açıklamaları” yaptırma suretiyle Türkleri suçlu göstermeye çalışmışlardır.

Morgenthau’nun anıları eski güvenilirliğinden çok şey kaybetmiş olsa bile, ne yazık ki Ermeni tezlerinin taraftarları bugün hala bu kaynağa atıfta bulunmaktadırlar.

Hanry Morgenthau ve uydurma iddialarla yazdığı kitabı "Büyükelçi Morgenthau'nun Hikayesi"
Hanry Morgenthau ve uydurma iddialarla yazdığı kitabı “Büyükelçi Morgenthau’nun Hikayesi”

Naim Beyin Hâtıraları

Ermeni sahteciliğinin dayandığı bir diğer yayın da Aram Andonyan tarafından kaleme alınan, Halep’te yaşadığı iddia edilen Naim Bey adlı bir Türk memurunun sözde hâtıralarına atfen yazılan “Naim Beyin Hatıraları”[7] adlı kitaptır. Bu kitapta bahsedilen Naim Bey’in, Halep Valiliği’nde çalışan ve tehcir uygulamasından sorumlu memur olduğu ileri sürülmek-tedir. Osmanlı belgelerinde ise o dönemde Halep vilayetinde Naim Bey adlı bir Türk memurun ne yaşadığına ve ne de görev yaptığına dair kayıt yoktur. Bu durumda Naim Bey, Andonyan’ın uydurduğu hayali bir şahıstır.

Güya, Naim Bey “Ermeni katliamını” kanıtlayan şifre-telgraf talimatları ve şifre anahtarlarını Andonyan’a satmış. Bu telgraflarla, Talat Paşa’nın, Halep Valisi’ne “bölgedeki Ermenilerin tümünün katledilmesi ve Türk erkeklerle evlenerek sağ kalmayı başaran Ermeni kadınlar ile Türkler tarafından evlatlık alınan öksüz Ermeni çocuklarının toplanarak yok edilmek üzere çöle sürülmesi” talimatını verdiği iftirası yapılmıştır.

Türk Tarih Kurumu’nun yaptırdığı araştırmada bu kitapta Talat Paşa’ya ait olduğu iddia edilen telgrafların ve diğer iddiaların sahte ve yalan oldukları ortaya çıkmıştır. Kitapta yer alan uydurma evrakta Halep valisi olarak Mustafa Abdülhalik Beyin imzası olduğu iddia edilmişti. Ancak hem imza sahte idi, hem de o tarihte Halep valisi Mustafa Abdülhalik Bey değil Be-kir Sami Beydi. Andonyan tarafından üretilen sahte evraklarda Miladi ve Rumi takvim farkına dikkat edilmediğinden, bunlardaki tarih ve sayı Os-manlı arşivinin numaralandırma sistemine uymamaktaydı. Bir sahte evra-ka verilen sıra numarası, Sina Çölü’nde artezyen kuyusu açılması hakkın-daki gerçek bir belgeye aitti.

Ayrıca Osmanlı Devleti’nin yazışmalarında resmi antetli kağıt kullanıldığı halde, Andonyan’ın ürettiği sahte evraklar normal kağıda yazılmıştı. Diğer yandan üretilen bu sahte evraklarda kullanılan Türkçe, dil ve gramer bakımından bozuktu ve Osmanlı yetkililerinin kullanması mümkün olmayan ifadelerle doluydu.

Türk tarihçileri gibi Hollandalı tarihçi Erik Zürcher, Michael M.Gunter ve Andrew Mango gibi yabancılar da Andonyan belgelerinin sahte olduğunu kabul etmişlerdir. O kadar ki, bu sahtekarlığın ortaya çıkarılmasından sonra, Ermeni tarihçiler, Andonyan’ın kitabına artık atıfta bulunmaz olmuşlardır.

Aram Andonian- Naim Bey'in Hatıraları
Aram Andonian- Naim Bey’in Hatıraları

 

Mavi Kitap

Birinci Dünya Savaşı sürerken İngilizler, eski kabine üyelerinden C.F.G. Masterman’a “İngiliz Dışişleri Bakanlığı Savaş Propaganda Bürosu”nun direktifleri doğrultusunda hareket eden “Wellington House” basım-yayım şirketini kurdurtmuştu. Şirketin görevleri arasında “ABD başta olmak üzere ülkeleri ve kamuoylarını etkileyerek, İngiltere yanında savaşa girmelerini sağlayacak propaganda malzemesi üretmek” de vardı. Şirket, ABD ile ilgili olanı da dahil, sekiz ayrı şubenin faaliyetlerini koordine ediyordu.

Wellington House tarafından, çoğunluğu Morgenthau kanalıyla temin edilen yalan ve iftira dolu haberler ile Ermeni ve Hıristiyan misyonerler gibi yandaşların mektup, yazı ve dedikoduları doğruluk dereceleri kontrol edilmeden, İngiliz hedeflerine hizmet edecek hale getirilip basılmakta ve yerel basına servis edilmekteydi. Bu kapsamda James Bryce’in kaleme aldığı, Arnold J. Toynbee editörlüğünü yaptığı “Mavi Kitap” serisi Türkiye aleyhine yürütülecek propagandada kullanılmak üzere yayınlamaya başlandı. Serinin ilk kitabı “Ermeni Kıyımı” adlı propaganda kitabı olmuştur. Arnold J. Toynbee daha sonra “Yunanistan’da ve Türkiye’de Batı Sorunu” adlı kitabında “Mavi Kitap”ın savaş koşullarında propaganda amacıyla yazıldığını itiraf etmiştir.

Mavi Kitap’ın katkısıyla yürütülen kara propaganda, İngilizler açısından hedefine ulaşmış; Amerikan kamuoyunun Ermenilere acıma duygusu sömürülerek, Washington’un savaşa girmesi çabuklaştırılmıştır. Bu propagandanın, Başkan Wilson’un savaşa katılma kararını almasında önemli bir etken olduğu zamanın İngiliz Hükümeti üyeleri tarafından da dile getirilmiştir.

Mavi Kitap’ta verilen malumat, 150 “görgü tanığı” tarafından hazırlanan belge ve raporlara dayandırılmıştı. Bu tanıkların isimleri, güya “Osmanlı misillemesinden korumak amacıyla” gizlenmiş ve kitapta onlara kod adlarıyla atıflar yapılmıştır. Savaşın sona ermesinden sonra İngiliz Savaş Propaganda Bürosu’nun tüm evrakı yakılmıştı. Bu tedbire rağmen, Mavi Kitap’taki kod adlarının kimlere ait olduğunu gösteren bir belge, tarafsız araştırmacılar tarafından İngiliz arşivlerinden bulunup gün yüzüne çıkarıldı. Böylece, 150 “görgü tanığından”, 59’unu misyonerlerin, 52’sini Ermeni aktivistlerin ve yedisini de isyancı Ermeni Taşnak liderlerin oluşturduğu ortaya çıktı. Geriye kalanların kod adlarına gelince, bunlar ya tamamen uydurma kişilere aitti, yahut da aynı kişi başka bir kod adıyla tekrardan Mavi Kitap’ta yer almıştı. Böylece, “görgü tanığı” olarak atıfta bulunulanların, Osmanlı’nın can düşmanı Taşnak komitecilerden, Ermeni taraftarlığı nedeniyle ün yapan ve yansız bir tutum içinde olmaları mümkün olmayan kişilerden ve uydurma isimlerden oluştuğu ortaya çıktı. Bu şekilde, Mavi Kitap’ın güvenilir tarihi bir kaynak olmadığı, tamamen bir propaganda malzemesi olduğu hiç kuşkuya meydan vermeyecek şekilde belli oldu.

Misyoner Johannes Lepsius’un iftiraları

Johannes Lepsius, Ermeni asıllı Alman papazı ve politikacısı olup, Birinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında Türkleri kötüleyen yayınların kalemşorlarındandır. Ermenilerin “soykırım”a maruz kaldıkları iddiasını ha-yatı boyunca devam ettirmiş, yazdığı kitapları “Ermeni meselesinde” Batı kamuoyunu büyük bir tarihi yanılgıya düşürmüş ve bugün Batıdaki birçok “soykırım” içerikli kitaba kaynak oluşturmuştur.

Johannes Lepsius, 15 Aralık 1858’de Berlin’de dünyaya geldi. Protestan bir papaz olarak sosyal aktivitelerini ağırlıklı olarak Ermeniler üzerinde yoğunlaştırdı ve onların Avrupa’daki bir numaralı savunucusu oldu. Er-menilerle daha fazla ilgilenmek için kilise yönetiminden talep ettiği izni alamadı, bunun üzerine 1897’de görevinden istifa ederek, Berlin’de “Deutscher Hilfsbund für Armenien” (Ermenistan için Alman Yardım Derneği) ni kurdu. Bu derneğin Almanya’da Ermeniler lehine kamuoyu oluşturmak için Türkler aleyhine başlatmış olduğu kampanya özellikle kilise çevrelerinde rağbet görmüştür. Bu tarihten sonra Johannes Lepsius, Al-manya’daki değişik Ermeni dernekleri çatısı altında faaliyetlerini sürdüre-cektir.

Lepsius’un düşünce dünyasını ve Osmanlı Devleti’ndeki “Ermeni olayları-na” bakışını bir Alman yazar şöyle ifade etmiştir: “…Türk olan her şeye karşı, vahşi, körü körüne insafsızca bir kin; Ermeni olana karşı ise, paralo-jik bir şefkat, müsamaha ve çocuk saflığı ile Ermeni olaylarının politik, ahlaki ve sosyal sebeplerini kritik etmeyerek, görmemezlikten gelme ve keyfi, sahte vahşet olayları ortaya koyma…” [8]

Kendi ifadesine göre; Alman Dışişleri Bakanlığı, Lepsius’dan bakanlık arşi-vindeki Ermeniler ile ilgili belgelerden bir kitap hazırlamasını istedi. Lepsius bu teklifi üç şarta bağlı olarak kabul etti:

  1. Alman Dışişleri Bakanlığı Lepsius’a belgelerin tamamını görme müsa-adesi verecek,
  2. Yayınlanacak olan belgelerin seçimi yalnızca Lepsius’un takdirine bı-rakılacak,
  3. Eserin dağıtım işini, Dışişleri Bakanlığı değil, Lepsius’un belirleyeceği bir yayınevi üstlenecekti.

Alman Dışişleri Bakanlığı Lepsius’un bu şartlarını aynen kabul etmiş ve çalışma bitene kadar da bu şartlara bağlı kalmıştır. Lepsius,

  • Alman Dışişleri Bakanlığı’ndaki Türk yetkililere ait belgeleri yayımla-maktan mümkün olduğu kadar kaçınmış;
  • O dönemde Doğu Anadolu’da görev yapan ve Ermeni meselesi ile ilgili yazmış oldukları raporlarda mümkün olduğu kadar tarafsız bir tavır sergilemeye çalışan bazı Alman yetkililerin raporlarını yayımlamaya değer bulmamıştır.

Mesela, Alman İmparatorluğu’nun Kafkasya özel ajanı Lois Mosel’in 22 Mart 1915 tarihli raporu Lepsius’un kitabında yer almamaktadır. Mosel bu raporunda; “Osmanlı toprakları üzerindeki Ermenilerin iyi organize olduklarını ve hemen hemen hepsinin bu savaşta Rusların galip gelmesi için çalıştıklarını; Osmanlı Kafkasyası’ndaki Ermenilerin Ruslardan silah ve para yardımı aldıklarını ve Kafkasya’daki çoğu Osmanlı Ermenisinin Rus tarafında savaştıklarını, Rus ordusuna katılamayanların ise çeteler kura-rak, Sivas ile Erzurum arasındaki Osmanlı posta hizmeti gören birliklere saldırarak, bunları soyduklarını ve büyük paralar elde ettiklerini yazmakta ve son olarak da Osmanlı Devleti ne yaparsa yapsın Ermenilerin bu savaşta Osmanlı Devleti tarafında yer almayacakları kanısını” belirtmekteydi [9].

Bu çalışmasını Lepsius, “Deutschland und Armenien 1914-1918. Sammlung Diplomatischer Aktenstucke” (Almanya ve Ermenistan 1914-1918. Toplu Diplomatik Belgeler) ismiyle yayınlamıştır. Ermeni mesele-sindeki önyargısının boyutunu daha kitabının giriş bölümünde ortaya koymaktadır. Bu bölümde göze çarpan en önemli nokta, tehcir edilen veya yolda ölen Ermeniler ile ilgili rakamların abartılı olarak verilmesidir. Bazen bu kitabın giriş bölümünde verilen rakam ile yayımlanmış olan belgede geçen rakamlar birbirine uymamaktadır [10].

Lepsius bu kitabında, “Ermeni tezini” haklı çıkarma amacına hizmet edecek arşiv belgelerini seçmiş, kullandığı belgelerde de bu doğrultuda tahrifat yapmıştır. En dikkat çekici noktalardan birisi, Lepsius’un kitabında verilen bazı belgeler ile bunların asıllarının birbirine uymamasıdır. Bazen orijinal belgede geçen bir kelimeyi atarak yerine farklı anlama gelen başka birini kullanmış, bazı cümleleri veya paragrafları çıkarmış veya aslında mevcut olmayan paragrafları eklemiştir.

Almanlar, Birinci Dünya Savaşı sürerken, Kafkas Ermenileri üzerinde etkili olmak istiyorlardı. Bu çerçevede Johannes Lepsius’u Ermenilerle iletişim kurma ve bilgi toplama amacıyla İstanbul’a göndermişlerdi. Bu dönemde Lepsius Anadolu’ya hiç ayak basmamış, bir ay süreyle sadece İstanbul’da kalmış, buradaki Ermeniler ve ABD Büyükelçisi Morgenthau ile iletişim kurmuştu. Tam bir haçlı zihniyetine sahip olan Papaz Lepsius, Morgenthau’un ve Morgenthau’un Ermeni danışmanlarının aktardıklarından yararlanarak “Ermeni mezalimi” konusunda ahkâm kesen, okuyanın dengesini bozacak, içeriği iftira ve yalanlarla dolu yayınlar yapmıştır.

“Tehcir olayı” ve “Ermeni Meselesi” ile ilgili araştırma yapanlardan Alman arşiv belgelerini kullanmak isteyenler, çoğu zaman bu arşivlere girmeyi gerek duymadan Johannes Lepsius’un yayınlarını kullanmışlar; dolayısıyla kasıtlı veya kasıtsız olarak kamuoyunda “Ermeni tezini” haklı çıkaran yanlış kanaatlerin oluşmasına neden olmuşlardır.

Lepsius’un yarattığı etki, günümüzde Alman diplomasisinin “Ermeni meselesindeki” tavrına malzeme olmuştur. Alman Parlamentosuna, 2 Haziran 2016 günkü oturumlarında sözde “Ermeni soykırımı” oylamasında “evet” oyu vermelerinde arakasına sığınacakları bir gerekçeyi (bahaneyi) yıllar önceden hazırlamıştır.

“Musa Dağı’nda 40 Gün” adlı roman

Avusturyalı yazar Franz Werfel, 1933 yılında bir Ermeni rahibin kendisine anlattıklarından yola çıkarak “The Forty Days of Musa Dagh” (Musa Dağı’nda 40 Gün) isimli bir roman yazdı. Werfel, -bir din adamının asla yalan söyleyemeyeceğini zannederek- kendisine aktarılanları doğruluğunu araştırmadan kitabında kullandı. Roman geniş yankı buldu, daha sonraları da filme çekildi. Yanlış olarak bir tarih kitabı veya belgesel şeklinde algılanan roman ve filmi, tüm dünyada Türk aleyhtarı bir kamuoyunun oluşmasında hayli tesirli oldular.

Prof. Dr. Erich Feigl, “Bir Terör Efsanesi” isimli kitabında yakın arkadaşı olan Werfel’in; başlangıçta “Musa Dağı’nın 40 Günü” adlı romanını, Ermeni dostlarının (!) anlattıklarına ve Osmanlı hükümetinin ‘Kıyım Fermanı”na (yani Aram Andonyan’ın sahte belgelerine) inanarak yazdığını; kendisine aktarılanlara gönülden inandığını, yazdıklarının doğru olup olmadığını araştırmak üzere hiçbir zaman olayın geçtiği bölgeye gitmediğini; sonradan ise Ermenilerin pek çok asılsız iddia ve sahte belge vererek kendisini kandırdıklarını, bir sahtekârlığa kurban gittiğini çok geç anladığını; böyle bir kitap yazdığı için utandığını ve Ermeni baskısından ve Taşnak teröristlerince öldürülmekten korktuğundan bu hatasını açıkça kabul etmeye cesaret edemediğini aktarmıştır.

Yazılanların uydurma olduğunun anlaşılması üzerine, 15 Aralık 1935 günü İstanbul’da Pangaltı Ermeni Kilisesi’nde toplanan bir grup Ermeni, bu kitabı “Türk Milleti hakkında iftiralarla dolu olduğu” gerekçesiyle yakmışlardır.

Ressamın eserini yalanları için malzemeye dönüştürdüler

Diaspora Ermenileri yalan ve iftira dolu yayınlarını sürdürmüşlerdir. Aşağıda gösterilen, “Der Völkermord an den Armeniern vor Gericht” adlı kitabın kapağında üst üste yığılmış kurukafalardan oluşan resim, bunun da sol üst köşesine Talat Paşa’nın fotoğrafı konulmuş, “bu masum insanları Talat Paşa katletti” imajı verilmeye çalışılmıştır. İç kapakta da “Kitabın üzerindeki fotoğrafın, 1916/1917 yıllarında Batı Anadolu’daki kurukafalar piramitlerini gösterdiği, Türk barbarlığına hiç kuşku duyulmayacağı” ifadesi yazılmıştır.

Kitabın kapağı ve Rus ressamın tablosu

Oysa gerçek tamamen başkadır. Halen Moskova’da, Tretyakov Devlet Galerisi’nde sergilenmekte olan bu resim, Rus ressam Vasili Vasilyeviç Vereşçagin’in 1871 yılında yaptığı “The Apotheosis of War (Savaşın Tanrılaştırılması) adını verdiği tablosudur. Bu tablo Ermeni göçünden 44 sene önce yapılmıştır.

Aynı montaj resim, Tessa Hofmann tarafından hazırlanan, Talat Paşa ile ilgili mahkeme tutanaklarının yer aldığı “Der Prozess Talaat Pascha” adlı kitapta da kullanılmıştır.

Yani Ermeniler tarafından üretilen sahte evrak ve resimleri, bunların sahte olup olmadığını araştırmadan ya da bilerek, Ermeni tezlerine destek olanlar da kullanmışlar, kullanmaya devam etmektedirler.

Atatürk’ü “soykırımcı” olarak göstermeye çalıştılar

Diaspora Ermenileri 2005 yılında bir sahteciliğe daha imza attılar. California Eyaletinin UCLA Üniversitesinde “soykırım” konulu bir panel düzenleyen ABD Ermenileri, konferans posterinde Atatürk’ü bir çocuk cesedi önünde poz verirken gösteren bir resim sergilediler.

Oysa bu yalancılar; Mustafa Kemal Atatürk’ün, eşi Latife Hanıma gönderdiği orijinal kartpostal üzerinde, Atatürk’ün ayakları önündeki köpek yavrusunu resimden çıkararak, bunun yerine bir çocuk cesedi fotoğrafı yerleştirmişler; bu suretle Atatürk’ü “soykırımcı” olarak göstermeye çalışmışlardı. Fotoğrafın orijinali ile sahtesi yukarıda yan yana gösterilmiştir.

Gerçeklerin araştırılmasını istemediler

Amerikan, İngiliz ve Fransız basınında yukarıdaki yayınlardaki dezenformasyonlar Türkler aleyhine bol bol kullanıldı. “Mavi Kitaplar” olarak bilinen seride Osmanlı ülkesinde bulunduğu iddia edilen 1.800.000 Ermeni’den üçte birinin katledildiği gibi iftiralar yazıldı. The Times’de 20 Eylül 1917’de çıkan bir makalede Türkler “Acımasız bir ezici”, “Vicdansız bir zorba”, “Gerçek bir barbar” olarak suçlandı, tüm dünyayı yakıp yıktıkları ifade edildi. İran’da bulunan İngiliz konsoloslarının raporlarında yer alan 1.000.000 Ermeni’nin öldürüldüğü gibi iddialar, İngiliz parlamentosunda tartışıldı ve Türk Hükümeti’nin protesto edilmesi kararı alındı.

Osmanlı Hükümeti, İngiliz iddialarını tekzip etti. Tekzip yazısında Osmanlı sınırları içinde yaşayan Ermeni nüfusunun; hiçbir zaman bir milyona ulaşmadığı, savaştan önceki göçler dolayısıyla daha da azaldığı ifade edilerek iddiaları yalanladı. Sadrazam Ahmet Tevfik Paşa, Avrupa devletlerinin katliam iddialarına karşı 13 Şubat 1919 tarihinde, “tehcirin soruşturulması ve nedenlerinin tespiti” için ikişer kişiden oluşan tarafsız hukukçulardan bir komisyon kurulması için İsveç, Hollanda, İspanya ve Danimarka hükümetlerine bir nota verdi. Nota sözlü olduğu için, İngilizlerin sansürü atlatıldı. Bu ülkeler ne yapacaklarını merkezlerine sordular. İspanyol hükümeti bu konuda İngiltere’nin düşüncesini öğrenmek istedi. İngilizler “biz nasıl olsa kendimiz mahkeme kurup yargılayacağız, zahmetinize gerek yok” dediler. Sonuçta bu dört ülke Osmanlının teklifini reddettiler.

Viyana Üniversitesi’nde tarihçilerden oluşan “Viyana Ermeni-Türk Platformu, VAT” tarafından, 2004’de, soykırım iddialarıyla ilgili, Türkiye ile Ermenistan tarihçileri arasında 180 belge alışverişinin yapılması öngörülmüştü. Komisyona Türkiye ve Ermenistan’dan yetkili tarihçiler katıldılar. Taraflar seçtikleri 180 belgeyi karşı tarafa aşamalı olarak verecek, komisyon bunları değerlendirecek ve sonucu herkes kabul edecekti. Ancak daha ilk belge teatisinden sonra Ermeni tarafı devam etmeyeceğini açıkladı. Böylece kimin gerçeklerle yüzleşmek istemediği de ortaya çıktı. Kararı açıklayan platform, Ermenilerin toplantıya katılmayacaklarını, Türk tarafının konuyla ilgili diyaloga hazır olduğunu ispatladığını vurguladı [11].

Dürüstler de var…

Siyasi mülahazaları olanların ve sinsi emeller besleyenlerin dışındaki çevreler gerçekleri raporlarında ve hatıratlarında hep dile getirmişlerdir. Aşağıda Amerikan arşivlerinde 1919 tarihli iki önemli rapordan yapılan alıntılar sunulmuştur: Yüzbaşı Emory Niles ve yardımcısının, yapılacak yardımlar için Doğu Anadolu’da at sırtında 1426 kilometre dolaşarak yazdıkları raporlarında “esas katliamların rafine yöntemlerle Ermeniler tarafından işlendiği, Müslüman köylerin tahrip edildiği” detayları ile yazılıdır.

Gene aynı yıl, Ermenistan’a Amerikan mandası kurma görevi ile gelen General Harbord ve heyeti, “esas Ermenilerin Müslümanları yok ettiklerini ve buna ait Ermeni Ordu emirlerini gördüklerini” yazmışlardır.

Rus-Ermeni Alay Komutanı Yarbay Tverdohlebof, 1917 yılı sonları ile 1918 yılının ilk aylarında Erzurum ve Erzincan’daki Ermeni terörüne bizzat tanıklık etmiş ve bu konudaki hatıralarını yayınlamıştır. Yarbayın hatıratından bazı alıntılar aşağıda özetlenmiştir:

  • Erzurum’un Rus birlikleri tarafından alınması sonrasında, ilk zamanlar Rusların varlığından dolayı Ermeniler yağma ve cinayetlerini açıktan değil, gizlice ve ihtiyatlı bir şekilde işliyorlardı.
  • Zamanla tek tük olan yağma ve cinayetler çoğalmaya başladı. Geceleri şehrin ileri gelen Türk sakinlerinin evleri de dahil yağmaya, ev sahiplerini öldürmeye başladılar. Yol temizleme bahanesiyle götürdükleri Türklerin pek çoğunu geri getirmiyorlardı.
  • Bolşevik ihtilalinden sonra Rus orduları çekilmeye başlayınca, Erzurum ve çevresine saldırılarını yaygınlaştırdılar; şehirde ve köylerde yağmalamalarını ve cinayetlerini artırdılar.

Çoğunluğu Ermeni askerlerinden oluşan Erzurum İhtilal İcra Komitesi, halkın elindeki silahları bulup el koymak gerekçesiyle Erzurum’da geniş kapsamlı arama faaliyetleri düzenledi. Zamanla bu faaliyetler tamamen yağmaya, işkenceye ve cinayetlere dönüştü.

Erzincan’dan Erzurum’a ricat eden Ermeni sürüsü, yollarının üzerinde önlerine çıkan tüm Müslüman nüfusu katlettiler. Topları taşıyan at arabalarını; işlerini itina ile yapan kiralık, sivil, silahsız Kürtler idare ediyorlardı. Erzurum’a yaklaştıkça Ermeni askerler ve kaçaklar mola yerlerinde bu Kürtleri öldürmeye başladılar.

Namuslu yabancı çevrelerce, Ermeni vahşetini anlatan daha pek çok bilgi ve belge vardır. Ancak, bu yayında hepsinden bahsetmek sınırlı kapasite nedeniyle mümkün olmamıştır.

 

 

 

[1] Mustafa Çolak. Kaynak Kritiği ve Tehcir Olayında Belge Tahrifatı: http://www.ttk.gov.tr/templates/resimler/File/fulltext/Belleten_Makale/kaynakkritigi vetehcirolayindabelgetahrifati.pdf

[2] Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devleti sınırları içerisindeki Ermeni olaylarını, bir Hıristiyan – Müslüman çatışması şeklinde görmek isteyen ve bu yönde propaganda yapan sadece İtilaf Devletleri değildi. Osmanlı Devleti’nin müttefiki Alman İm-paratorluğu’ndan yardım almak isteyen Ermeni ileri gelenleri de bu olayları “din şablonu” içerisine koyarak, bu yolla Osmanlı toprakları üzerindeki Ermeni olaylarına Al-manya’nın Ermeniler yanında ağırlığını koyması için çaba sarf ediyorlardı. Buna en güzel örnek Lepsius’un 29 Temmuz 1915 tarihli raporudur. Lepsius bu raporunda esas itibariyle Ermeni olaylarını ele almak istiyor, ancak sözü sürekli Osmanlı himayesindeki Hıristiyanlara getirerek, İttihat ve Terakki yöneticilerinin Osmanlı topraklarındaki bütün Hıristiyanları ya öldürerek ya da göçe zorlayarak yok etmek istediklerini, bunun İngilizlerin uydurduğu bir yalan olmayıp gerçek olduğunu yazıyor ve Alman kamuoyunun bu şekilde aydınlatılmasını Alman İmparatorundan istiyordu. (Bkz. Bundesarchiv (BA), Berlin, Auswartiges Amt (AA), Nr. 2458/9, Potsdam, den 29 Juli 1915). Böylece Lepsius, Osmanlı toprakları üzerindeki Ermeni olaylarını bir Hıristiyan – Müslüman çatışması şeklinde göstererek, müttefik Almanya’nın Osmanlı Devleti üzerinde baskı kurmasının daha kolay olacağını düşünüyordu.

[3]Edwin Bliss’in yazdığı “Turkey and Armenian Atrocities” adlı kitabının önsözü.

[4]Sevr Anlaşması’na göre Ermenilere verilmesi planlanan Osmanlı topraklarının sınır-larını teklif eden ABD Başkanı.

[5] AYA, Şükrü Server. SOYKIRIM TACİRLERİ VE GERÇEKLER – TÜRK ALEYHTARI VE YA-BANCI TARAFISZ BELGELERLE DIASPORA YALANLARININ İÇYÜZÜ. Derin Yayınları.

[6] 1920 yılında Aram Andonyan adlı bir Ermeni yazar tarafından kaleme alınan “Ermeni Katliamına İlişkin Resmi Türk Belgeleri” adlı düzmece bir kitaptır.

[7] Osmanlı Ermeni’si Aram Andonyan’a ait “Turkish Official Documents Relating to the Deportation and the Massacres of Armenians” adı ile 1919 ve 1920 senelerinde Londra’da Hodder & Stoughton yayınevinde basılmış bir kitap.

[8] Barth, Hans, Turke Wehre Dich!, Rengersche Buchhandlung, Leipzig 1898, s. 14-15.

[9]Politisches Archiv des Auswartiges Amt (PA-AA), Berlin, Der Weltkrieg Nr. 11d. Die armenische Bewegung. 22 Marz 1915.

[10] Mustafa Çolak: http://www.ttk.gov.tr/templates/resimler/File/fulltext/Belleten_ Makale/ kaynakkritigivetehcirolayindabelgetahrifati.pdf

[11] Prof. Dr. Alaeddin Yalçınkaya. 2015. Emperyalizm ve Ermeni Meselesinde Çözüm Önerileri: http://www.haberkita.com/kose-yazisi/emperyalizm-ve-ermeni-meselesinde-cozum-onerileri/284733

 

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!
       

Yazarın MİSAK'taki yazıları