Azerbaycan’ın bölünmesi – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______15.04.2020_______

Azerbaycan’ın bölünmesi

Nesib Nesibli

 

Rusya Saldırganlığının Artması

19. yy’ın başlarına doğru Rusya, kudretinin doruğuna ulaştı. Artık büyük devlet statüsünü sağlamlaştırmış, Avrupa ve dünya işlerine aktif olarak müdahale etmekteydi. Rus İmparatoru I. Aleksandr, dünyanın iki-üç kudretli hükümdarıyla birlikte, yüzyılın ortalarına kadar durumun ana hatlarını çizmiş olan Viyana Kongresi’nin (1814-15) kararlarının belirlenmesinde aktif rol aldı. Tam da onun önerisiyle Kutsal İttifak kuruldu.

Bu yüzyılın başlarında, Rus ekonomisi dünyanın en büyük ekonomisi olarak kabul edilmekteydi. 1830’da Rusya’da Gayri Safi Yurtiçi Hâsıla 10,5 milyar ABD dolarıydı (1960 yılının piyasa fiyatlarıyla). Buna göre, aynı yıl Fransa’da bu rakam 8,5 milyar dolara, İngiltere’de 8,2, Almanya’da 7,2, Habsburg İmparatorluğu’nda 7,2, İtalya’da 5,5’e tekabül etmekteydi. İlginçtir ki, kişi başına Gayri Safi Yurtiçi Hâsıla hacmine göre Rusya büyük güçler arasında son sırada yer almaktaydı; Rusya’da bu rakam 170 dolar iken, İngiltere’de 346, İtalya’da 265, Fransa’da 264, Habsburg İmparatorluğu’nda 250, Almanya’da 245 dolardı.1 Rus ordusu donanım ve askeri teknoloji avantajına sahip olmasa da sayı olarak dünyanın güçlü devletlerinin ordularından farklıydı: 800 bin kişilik Rus ordusu, Avrupa’yı bile dehşete düşürmekteydi. 1816’da İngiltere ordusunda 255 bin, Habsburglar’ın emrinde 220 bin, Fransa ordusunda 132 bin, Prusya/Almanya ordusunda 130 bin asker ve subay bulunuyordu.2

19. yy’ın başlarında, hâkim millet Ruslarda, millî konsolidasyon süreci artık belli bir seviyeye ulaştı. Bu asır, Rusların da millet olarak ortaya çıktığı bir dönemdi.

Trediakovskiy, Kantemir ve Lomonosov’la başlayan Rus edebiyatı, 19. yy’da görülmemiş bir gelişim dönemi yaşadı. Edebiyatın bundan önceki sınırlı konu alanı (esasen Petro’nun ve onun reformlarına övgü, Rusya’yı methetme vs.) önemli ölçüde genişledi ve yeni edebi simalar, millî konularla edebiyatı zenginleştirdi.3 1812 Rus-Fransız savaşı, Rus toplumsal yaşamının her alanını etkilediği gibi, edebiyat ve sosyal bilimler alanına da tesir etti. Aleksandr Puşkin, Mikhail Lermontov gibi büyük şairler, Rus millî değerlerini yücelterek eserleriyle Rus millî bilincinin gelişmesine büyük bir ivme kazandırdılar.

16. yy’ın ortalarından itibaren Rusya’nın komşuları aleyhine devamlı topraklarının genişlemesi, Rusya’da devlet kurumunun daimi sömürgeci karakteri, burada milletleşme sürecinde güçlü bir iz bıraktı. Yeni toprakların işgali ve sömürülmesi merkezileşme sürecini nispeten yavaşlattı. Başından itibaren milliyetçilik, aşırı bir biçim kazanarak şovenizm karakterine büründü.

Rusya sınırları komşuları aleyhine genişledikçe, Üçüncü Roma Doktrini de popüler hale geldi. Söz konusu doktrine göre, I. ve II. Roma’nın (Bizans’ın) dünya tarihinde oynadığı rolü, bundan sonra Moskova üstlenecekti. Bir başka deyişle, Hıristiyan dünyasının lideri olacak olan Rusya İmparatorluğu’nun görevi dünyaya egemen olmaktı. Bu doktrinin inandırıcı olması için, din adamları ve tarihçiler eski kaynakları bile çarpıtmayı göze aldılar.

Rusya İmparatorluğu sınırları içerisinde yaşayan yerli Türklere karşı uygulanan zulüm siyasetini meşrulaştırmak amacıyla, Tatar-Moğol boyunduruğu (Tataromonqol’skoe iqo) diye adlandırılan tarihî bir kavram yaratıldı.4 Vasili Tatişev, Nikolay Karamzin, Sergey Solovyov gibi tarihçilerin çalışmalarında, Rusya tarihinin Moğollar ve Türklerle ilgili dönemleri ve olayları çarpıtıldı. Örneğin, Kalka Nehri Muharebesi’ndeki (1223) başarısızlık, Kıpçakların Rus prenslerini “satması” ile izah edildi. Oysa tarihî gerçek tam tersiydi: birbiriyle anlaşamayan Rus prensleri, Moğolların üzerine giderken korkup savaş alanını terk etmişlerdi. Onların müttefiki olan Kıpçaklar, Moğolları tek başına ezmişti. Rus tarihçilerin iddialarının aksine, Moğollar Rusya’nın iç yönetimine müdahale etmedi, dini işlerine karışmadı, ancak yılda bir kez Moskova prensinin doğrudan katılımıyla yıllık vergileri topladı. Rus prensleri, Altın Ordu ile yakın temas kurmaya çalışmış, yakın akrabalık da dâhil olmak üzere bu ilişkilerden gurur duymuştu. Büyük Han’ın onlara duyduğu sempatisini rakip prensleri zayıflatmak ya da yok etmek için kullanmaya çalışmışlardı. Tarihin çarpıtılmasına dayanan bu kavramın, “Tatar” olarak adlandırılan yerli Türklere karşı nefret duygusu aşılanmasını, onların ezilmesini ve asimilasyonunu haklı çıkarması bekleniyordu.5

En insancıl ve evrensel değerlerin müjdecisi olan Rus şair ve yazarlar (Puşkin, Lermontov, Dostoyevski, Belinski vb.) bile Rusya İmparatorluğu içinde yaşamaya mahkûm edilen halklara hakaret etmekte tereddüt etmiyor ve olumsuz etnik steryotipler onların eserlerinde yer alıyordu.6 Söz konusu şair ve yazarlar, Rus Çarlığı’nın etnik ayrımcılık siyasetini haklı çıkarıyor, zoraki asimilasyon çabalarını destekliyordu. Rus şovenist propagandasının ve siyasetinin hedefinde daha çok Türk halkları ve Müslümanlar vardı (sonraki bölümlerde bu konuya geri dönülecektir).

Rusya, Volga boyu topraklarını, uçsuz bucaksız Sibirya’yı işgal ettikten sonra okyanusu geçerek Amerika kıtasının kuzey kısmını (Alaska) da kontrolü altına almış, Kuzey Denizi üzerinden Avrupa’ya pencere açmış, Fin körfezi kıyısında kendine yeni bir başkent inşa etmişti. Bununla da yetinmeyerek Doğu Avrupa’nın bir kısmını işgal etmiş, Karadeniz çevresinde güçlenmiş, nihayet Kuzey Kafkasya’yı da ele geçirmiş olan Rusya, 19. yy’ın başlarına doğru artık sıcak denizlere inmeyi planlıyor, İngiltere’nin Hindistan’daki sömürgesine sahip çıkmayı ya da ona ortak olmayı arzuluyordu. Sömürgeci Avrupalı devletlerin işgal yöntemlerinden ilkesel olarak farklı olmasa da Rusya’nın yeni sömürgeler ele geçirme hedefi nispeten farklıydı. Avrupa’nın Kuzey ve Güney Amerika’da, aynı zamanda Asya’daki sömürge siyaseti öncelikle ekonomik gelirler elde etmeyi amaçlıyordu. Avrupa’nın Hudson Körfezi Şirketi, Doğu Hindistan’ın İngiliz Komisyonu (East India Şirketi) gibi dev ticaret şirketleri girdikleri ülkeleri sömürüyordu. East India Şirketi 1858 yılına kadar Hindistan’ı yönetti, ancak bundan sonra iktidarı İngiliz hükümetine devretti. Rusya’nın sömürge siyaseti ise daha çok ve bir kural olarak devletin jeopolitik çıkarları doğrultusundaydı.7

Ocak 1801’de, Rus Çarı Pavel, Don Atamanı Orlov’a tüm gücüyle Hindistan üzerine yürümesini emretti. Bir aydan fazla süren bir hazırlık aşamasından sonra Kazaklar, 22.507 asker ve 24 topla hareket etti. Kazaklar Volga nehrini geçtiğinde Çarın ölüm haberi geldi ve harekât durduruldu.8 Bu hareketten önce

Rusya, Hindistan yolu üzerindeki Kafkaslar ve Batı Türkistan’da artık iyice yerleşmişti. Rusya İmparatorluğu’nun sınırlarını buralara kadar genişletmek için militarize ve modernleşmekte olan, otoriter Rus hâkimiyeti defalarca girişimlerde bulunmuş, başarılı ve bazen de başarısız savaşlarla bu mevkilere ulaşmıştı.

1716-17 yıllarında Kazaklar ve Hıristiyanlığı yeni kabul etmiş olan Kabardeyler, Hive Hanlığı üzerine yürüdü. Kabardeyler’e Prens Bekoviç-Çerkasski önderlik ediyordu. Kazakların sayısı 800 kişiydi. Bu yürüyüş onlar için tam bir felaketle sonuçlandı. Kabardeyler’in önderinin derisi diri diri yüzülerek içine saman doldurulmuş ve Hive’nin ana girişinde asılmıştı.9

Bu başarısız harekâttan kısa bir süre sonra, I. Petro’nun da katıldığı 1722’deki Hazar harekăt düzenlendi. Rus birlikleri Terek’ten Derbent’e yol alır almaz Kartli hükümdarı Vakhtang (resmî statüsü İran Şahı’nın valisi) ona katılmak için Gence’ye hareket etti. Önceden kararlaştırıldığı gibi, Rus ve Gürcü birliklerinin Şirvan’da birleşmesi gerekiyordu. Karabağ’ın Ermeni meliklerinin grupları da burada onlara katılacaktı. Vakhtang Petro’yu, Gence’de üç ay bekledi. Sonunda, Petersburg’dan, Rus Çarı’nın harekâtı gelecek bahara kadar ertelediği haberi geldi. Osmanlı Devleti’nin Petro’yla anlaşması sonucunda, Kartli ve Kaheti, Osmanlı İmparatorluğu’nun etki alanında kalan topraklar olarak kabul edildi. Vali Vakhtang ailesi ve çevresiyle Rusya’ya sığınmak zorunda kaldı ve Moskova’da Gürcü kolonisi (topluluğu) kuruldu. Vakhtang’ın bu maceracı tutumu kendisi ve ailesi için felaketle, ülkesi için ağır kayıplarla sonuçlanmasına rağmen, Gürcistan’ın yerel hâkimlerinin, yaklaşık bir asır geçmişi olan başarısız Rusya’ya eğilim siyaseti10 bundan sonra da devam etti. Rusya da Güney Kafkasya siyasetinde Hıristiyan dindaşları olan Gürcü ve Ermeni unsurları büyük ölçüde kullandı.

Nadir Şah’ın Kartli’ye tayin ettiği Teimuraz, 1760’da Petersburg’a giderek, Çariçe Yelizaveta’ya önerilerini sundu. Onun planına göre, Rusya, Kartli ve Kaheti hükümdarlarına para ve askeri birlik sağlamalı, onlar da öncelikle kuzeyden gelen Lezgi saldırılarını önlemeli, sonra da bu askeri birliklerle beraber İran’ı işgal ederek, burada Rusya’nın işine gelecek kişiyi iktidara getirmeliydi. Teimuraz’ın bu önerisi Petersburg’da ciddiye alınmadı ve Teimuraz iki yıl sonra Rusya’da hayatını kaybetti.11

1768-74 Osmanlı-Rus savaşı sırasında Rus birlikleri Gürcistan’a girdi. Ancak General Totleben, yerel Gürcü valilerini görmezden gelerek onların çıkarlarını umursamadı. Onun yerine gelen diğer Rus generaller de aynı siyaseti yürüttü. 1772’de Gürcistan’ı terk eden Rus birlikleri, Gürcü hâkimlerini tekrar Osmanlı İmparatorluğu ve İran’la karşı karşıya getirdi. 1772 yılının sonunda, Kartli ve Kaheti hükümdarı İrakli, Rus Çariçesi II. Katerina’ya çağrıda bulunarak, Gürcistan’ı Rusya’nın himayesi altına almasını istedi. Haziran 1783’de, KartliKaheti ve Rusya arasında Geogiyevski’de (Kuzey Kafkasya) antlaşma imzalandı. Antlaşma uyarınca, Kartli-Kaheti hükümdarı, İran ve diğer ülkelerin ülkesi üzerindeki otoritesini reddediyor, Rus İmparatoru’nun himayesi altına girdiğini ilan ediyordu. Kartli-Kaheti hükümdarları bağımsız bir dış politika yürütemezlerdi. Atacakları tüm adımların Rus hükümet temsilcileri tarafından onaylanması gerekirdi. Ayrıca gerektiğinde Rusya’nın yanında savaşa katılmaları şarttı. Rus tarafı da Kartli-Kaheti’nin içişlerine müdahale etmeyecek, İrakli ve ondan sonra gelecek olanları Gürcistan’ın hükümdarı olarak tanıyacak ve Gürcistan’ın düşmanlarını kendi düşmanı olarak kabul edecekti. KartliKaheti’nin savunması için Rusya’nın burada iki piyade taburu bulundurması gerekiyordu. Kısa bir süre sonra, Rus birlikleri Tiflis’e girdi, Ocak 1784’te de II. İrakli, Rus İmparatoru’na sadakat yemini etti. Ruslar II. İrakli’yi, kendi otoritesini Azerbaycan yönünde yaymak için bir araç olarak görmekteydi. Rus temsilcinin talimatı üzerine İrakli, Azerbaycan hanları arasında entrika çevirmeye çalışıyor, bazı hanlara Rus Çarı adına hediyeler gönderiyor, Rusya’nın himayesine girmeleri için onları teşvik ediyordu. İrakli, zaman zaman tehdit edici mektuplar göndermekten de çekinmiyordu. İç yönetim haklarını elinde bulunduran İrakli, sınırlarını Ruslar aracılığıyla genişletmeyi de düşünüyordu. Gah-İlisu, Şeki-Şirvan’ın yanı sıra, Gence ve İrevan hanlıklarını da kendi topraklarına katmayı düşünüyordu.12 Bu isteği doğrultusunda, İrakli, (Osmanlı belgelerinde “Tiflis Hanı” olarak anılmaktaydı) birkaç kez İrevan ve Gence’ye hücum ederek, buraları geçici olarak işgal edebilmişti.

Çok geçmeden, olayların gidişatı Rusya’nın Georgiyevsk Antlaşması’na ciddi yaklaşmadığını gösterdi. Rusya her şeyden önce, Kartli-Kaheti’yi dış müdahalelerden korumak için hiç acele etmedi. Dağıstanlı silahlı grupların saldırıları eskisi gibi devam etti. 1785’de Khunzakh hükümdarı Ömer Han Kaheti’yi ele geçirerek, İrakli’yi yıllık haraç vermek zorunda bıraktı. 1795’de, İran hâkimiyetini tanımayan “hain valiyi” cezalandırmak için Ağa Muhammed Şah Kacar, Kartli-Kaheti’yi ele geçirdi. Tiflis’i tarumar etti. Ancak o zaman Ruslar harekete geçti. 1796 yılının baharında, Gürcistan’ı koruma ve Ağa Muhammed Şah’tan intikam alma bahanesiyle, Derbent, Guba, Bakü, Salyan, Şamahı işgal edildi; ancak Petersburg’da iktidar değişikliği ve Pavel’in tahta geçmesinden sonra Rus hükümetinin planları değişti. Pavel, Rus birliklerini Gürcistan’dan çekti. 1798’de İrakli’nin ölümünden sonra oğlu Georgi’nin iktidarını tanımayan Rus hükümeti, doğrudan Gürcistan’ı yönetmeye karar verdi. İrakli’nin yıllarca hayal ettiği büyük bir Rus ordusu gönderildi. Ancak bu orduyla birlikte, Doğu Gürcistan’ı doğrudan yönetecek olan Kovalenski de Tiflis’e girdi. Aralık 1800’de, Rus hükümeti, Kartli-Kaheti yerel çarlığının ortadan kaldırılmasına ilişkin kararı kabul etti. Gürcistan’ın doğu kısmı Rus İmparatorluğu’nun yeni sömürgesi haline geldi. Rus hükümeti, işgalci faaliyetlerini genişletmek amacıyla uygun bir köprübaşı elde etmiş oldu.

Bu olaylar, ayrı ayrı hanlıklara parçalanmış, artık zayıf merkezli İran hâkimiyetinden ayrılmış olan komşu Azerbaycan’da da izlenmekteydi. Azerbaycan’ın siyasi eliti, ülkesine yönelik tehdit karşısında ne tür bir yol izleyecekti? Bu konuya geçmeden önce, bu bölgedeki siyasi gelişmelerin diğer bir önemli faktörünü – Osmanlı Devleti’nin tutumuna da kısaca değinmekte yarar var.

Osmanlı Devleti’nin tepkisizliği

Yukarıda da kaydedildiği gibi, Büyük Selçuklu İmparatorluğu’ndan sonra, Anadolu ve Azerbaycan’daki devletler arasında önemli çatışmalar yaşanmış, hatta bazen aynı Türk boyları bir taraftan diğer tarafa göç etmişlerdir. İstanbul’un fethinden sonra, Osmanlı’nın imparatorluğa dönüşmesi ve sınırlarını batı ve doğuya doğru genişletmek isteği, Karakoyunlu ve Akkoyunlu hükümdarları tarafından endişe ile izlenmiştir. Uzun Hasan’ın yayılmacı planlarında batıya doğru ilerlemek, İstanbul’u Osmanlı İmparatorluğu’ndan almak istediği bilinmektedir. Orta çağlarda hanedanların çıkar çatışması sonucu kanlı savaşların meydana gelmesi ve kısa bir süre sonra iki hanedan arasında akrabalık ilişkilerinin ortaya çıkması sıradan bir olaydır. 16. yy’ın başlarında durum değişti.

Büyük iddialarla tarih sahnesinde yer alan Safevi Devleti, genişleyen Osmanlı Devleti’ne karşı direnme aracı olarak mezhep faktörünü öne çıkarmıştır; böylece Doğu Anadolu’da aktif bir şekilde Şii propagandası yürütmüş, hatta yerel halkı isyana teşvik etmiştir; dolayısıyla ikili ilişkilerde çok gergin bir durum meydana gelmiştir.13 Sultan II. Bayezid, Anadolu işlerine karışmaması, genişleme siyasetinin yönünü doğuya çevirmesi ve de Sünni halka yumuşak davranması için Şah İsmail’e tavsiyelerde bulunmuştur; ancak bu tavsiyelerin etkisiz kalması ve daha sonra Çaldıran savaşının meydana gelmesi ile iki devlet arasında iki yüz yılı aşkın süreyle savaş dönemi başlamıştır. Osmanlı Devleti, defalarca (1534, 1548, 1549, 1551, 1555, 1578, 1585, 1605, 1610, 1617, 1639, 1722, 1724, 1732 yıllarında) Azerbaycan’ın çeşitli bölgelerini istila etmiştir.14 Sovyet tarihçiliğinin iddia ettiği gibi, Osmanlı ordusu aynı etnik kökenden gelen Azerbaycan’ı yalnız yağmalamakla meşgul olmadı. Osmanlı İmparatorluğu’nun Azerbaycan’da hayata geçirdiği bayındırlık işleri dikkat çeker. Örneğin, Şamahı`da ve diğer yerleşim yerlerinde inşa edilen camiler veya 1586 yılında Özdemiroğlu Osman Paşa’nın Bakü’de yaptırdığı kale duvarları gibi inşaat işleri Osmanlı faaliyetlerinin canlı şahitleridir.

18. yy’ın ikinci yarısında öncesine oranla hayli zayıflayan Azerbaycan, Osmanlı Devleti ile rekabet edecek durumda değildi. Azerbaycan’ın da dâhil olduğu İran, Şah Abbas ile (ölm. 1629) daha fazla Fars devleti karakteri taşımaya başladı. Azerbaycan siyasi merkez olma niteliğini hızla kaybediyordu. Kuzey Azerbaycan’daki bazı hanlıklar Fars idari-kültür merkezli İran’dan kopma eğilimindeydiler. Millî kültür alanında ilerleme, örneğin kudretli şairler Vagif ve Vidadi sanatının ortaya çıkması bunun bir göstergesi olarak görülebilir. Bir başka sebep de Kuzey Azerbaycan halkının önemli bir parçasının Sünni olmasıydı. Bu nedenlerden dolayı Kuzey’deki hanlıkların merkezkaç eğilimleri yalnız hanların feodal çıkarları ile sınırlı olarak düşünülmemelidir.

Kuzey Azerbaycan, güneyine kıyasla Osmanlı İmparatorluğu için daha çekiciydi. Fakat Osmanlı Devleti, Nadir Şahın ölümünden sonra İran’da meydana gelen siyasi krizden faydalanma konusunda acele etmedi. Afganistan’da yeni devlet kuran Ahmet Şah Dürrani, İstanbul’a gönderdiği mektubunda Kızılbaşlardan kurtulmak için fırsat doğduğunu bildirerek, Osmanlı Sultanına, Şii devletini yok etmek için ortak hareket etmeyi öneriyordu. Osmanlı Padişahı III. Mustafa, cevap mektubunda “onurlu bir Türkmen lideri olan Nadir Şah” ile imzalanan antlaşmaların halen geçerli olduğunu belirtmiş, “Allah’ın yardımı ile devletialiyyemizin hazinesi ve askeri çok ve kuvvetli olduğundan bizler için İran’ı zapt etmek gayet kolay ise de böyle zayıf durumda olan bir milletin üzerine asker göndermek, onların varlıklarını harap etmek devleti-aliyyemizin şanına yakışmaz” ifadeleri ile onun teklifini reddetmiştir.15

Babı-Ali, İran işlerine diğer müdahile çağrılarına da cevap vermedi. Nadir Şah’ın öldürülmesinden sonra Tebriz Valisi Rıza Han, Osmanlı hükümetine başvurarak, Azerbaycan’da bağımsız bir sultanlık kurmak için buraya bir şehzade gönderilmesini istemiş, ancak İstanbul bu başvuruya olumlu cevap vermemiştir.16

Nadir Şah’ın resmî elçisi olarak İstanbul’a gönderdiği Şamlı Mustafa Han, Şah’ın ölümünden sonra yolda iken, Bağdat Valisi ile ona yardım sağlanması halinde İsfahan, Kazvin, Hemedan ve Kirmanşah’ı Osmanlı Devleti’ne katmak teklifinde bulunmuştur. Ancak onun teklifi de Osmanlı hükümeti tarafından reddedilmişdi.17 Hindistan’daki Haydarabad Devleti’nin sultanı Nizamülmülk’ün İran’ı istila etmek ve “Şiiliğin ortadan kaldırılıp, Sünniliğin hâkim duruma getirilmesi, böylece halkın rahatlatılması” teklifi karşısında da aynı tutumu sergilemiştir. İran sınırlarındaki valilere, İran topraklarının taciz edilmemesi yönünde talimat verildi.18

Babı-Ali’nin İran ile ilgili zayıf tepkisi, ülkenin genel durumu ile açıklanmalıdır. Osmanlı İmparatorluğu bu dönemde yorgun düşmüş, idari, askeri, adli ve ekonomik açıdan zayıflamıştı. Sadrazam Koca Ragıp Paşa Osmanlı Devleti’ni “tırnakları sökülmüş aslana” benzetmiş, mümkün olduğunca devleti yeni savaşlara girmekten alı koymuştu.19

Kuzey Azerbaycan hanlarından birkaçının Osmanlı Devletine müracaatı da çekingen doğu siyasetinin talep ettiği şartlarda cevaplandırılmıştır. Şeki Hanı Hacı Çelebi 1747 yılında, Gence Hanı Şahverdi 1751 yılında, Şirvan Hanı Muhammed ise 1760 yılında Osmanlı Devleti’ne tabi olmak istediklerini resmen bildirmişlerdir.20 Sonraki yıllarda da bu istek tekrarlanmış, Osmanlı’nın himayesini isteyen hanların sayısı artmıştır. Örneğin, 1787 yılı Kasım ayında İrevan Hanı Muhammed, Osmanlı padişahına yazdığı Farsça mektubunda Tiflis Hanı İrakli’nin İrevan kalesini istila edip, Müslümanlar üzerine hücum etmek niyetinde olduğunu kaydederek Osmanlı’dan yardım talep etmiş ve İrevan Hanlığının Osmanlı himayesinde olduğunu birkaç kez özel notlarla bildirmiştir. Mektubun Farsçadan Osmanlıcaya tercümesinin bir bölümünde, bu hanlığın Osmanlı Sultanının bir memleketi gibi korunduğu belirtiliyor: “… Çuhur-ı Sa’d-ı İrevan’ı memalik-i fesuhatü’l-mesalik-i sultani kurb ü civarında vaki’ etmekle…”21 Ağa Muhammed Han’ın Karabağ’a hücumu sırasında, Karabağ Hanı Osmanlı sadrazamına yardım isteği içeren mektubunda kendisi hakkında şu ifadeleri kaydeder: “Hülasatü’l-kelam Devlet-i Aliye-i Aliye’nin hizmet-güzar  bendeleriyüz.”22 Babı-ali Çıldır Beylerbeyine, Kars Beylerbeyine ve Van Başkomutanına Kafkaslar ve Azerbaycan hanlıkları ile ilgilenme emri vermiş, burada olup bitenlerden anında haberdar olmağa çağırmıştır. Bu hanlara arada bir değerli hediyeler de gönderilmiş, buradan gelen elçilerin ihtiyaçları sağlanmıştır.23

Ancak Osmanlı Devleti manevi destekten, yardım vaatlerinden, hanları birliğe davet etmenin ötesine gidememiştir, onları tehdit eden tehlike karşısında, ne Ağa Muhammed Şah Kacar’ın saldırılarından, ne de Rusya’nın artan baskılarından Azerbaycan hanlıklarını korumamış, bu yönde ciddi bir çaba sarf etmemiştir. Bu bağlamda Karabağ’lı İbrahim Han’ın Osmanlı Sadrazamına yazdığı mektup sadece bir örnektir. O mektubunda şu ifadeleri kaydetmiştir; “Yirmi yıl, belki de daha uzun zamandır, Rum diyarının ahali siyahısına [listesine] düşmekle şereflendirilmişim.” O, Ağa Muhammed Han’ın Karabağ’a saldırısı sırasında “bizleri koruyup, bize yardımcı olup ve inayetinizi esirgemeyin” talebi ile Osmanlı’dan yardım ister. Sadrazamın cevabı ise nettir: “İran’la Devleti-aliye arasında sulh olduğundan, Ağa Muhammed Han’ın sulhu bozar bir hareketi görülmedikçe Osmanlı Devleti tarafından İran havalisine askeri müdahale edilmeyecek.”24

Osmanlı Devleti ile Azerbaycan hanlıkları arasındaki ilişkilerde pasifliğin bir diğer nedeni, 1798-1805 yılları arasında Osmanlı ve Rusya’nın ittifak içinde olmasıydı. Napolyon’un Osmanlı topraklarını istilası, özellikle Mısır’ı istila etmesi Babı-aliyi müttefik aramaya, İngiltere ve Rusya’nın da dâhil olduğu ittifakta olmaya mecbur etmiştir.25

Bu arada Rusya, Kuzey Azerbaycan hanlıklarını birbiri ardına işgal etmeye başladı, Kacarlar’ın ve yerel hükümdarların zayıf ve gecikmiş tepkileri sonuçsuz kaldı.

Kacarların ve yerli hanların Rus saldırılarına karşı direnişi

Kacar Hanedanı’nın temelini atmış olan Ağa Muhammed Han Kacar’ın kendi hâkimiyetini, İran’ın eski sınırları içinde yaygınlaştırma siyaseti, Kuzey’e mukayeseyle Güney Azerbaycan’da daha hızlı ve başarılı olmuştur. Güney’in büyük bir kısmını kontrolü altında tutan Sadık Han Şikak’i, onun saltanatının tüm İran’a yayma isteğinin önündeki başlıca engellerden biriydi. 1790 yılında, Ağa Muhammed Han Azerbaycan’a ordu gönderdi. Sadık Han’ın kalesi olan Serab alındı ve yok edildi. Sadık Han, komşu Karabağ Hanlığı’nda saklanmak zorunda kaldı. Bir sonraki hedef Urmiye Hanlığı idi. Bu Hanlık da ele geçirildi. Karabağ ve Hoy hanları teslim olduklarını bildirdi. Bir zamanların kudretli hükümdarı olan Ali Han Afşar’ın etkisiz hale getirilmesi, daha sonra gözlerinin kör edilmesiyle, Güney Azerbaycan’ın neredeyse tamamı Ağa Muhammed Han’ın kontrolü altına geçti.

Kuzey Azerbaycan’ı dize getirmek hiç de kolay olmadı. Yukarıda da belirtildiği gibi, Ağa Muhammed Han’ın 1795’de Karabağ’a yaptığı saldırı başarısızlıkla sonuçlandı. Hanlığın merkezi olan Şuşa, kuşatmaya 33 gün dayanabildi. Karabağ’ın yanı sıra, Şirvan ve Talış hanları da Kacar’ın hâkimiyetini kabul etmek istemedi. Onlardan farklı olarak, diğer bir grup – Gence, Şeki, Guba – Kacarlar’ın yardımıyla topraklarını genişletmeyi planlıyordu. Bakü hanı tarafsız kalarak tereddüt ediyordu.

Ağa Muhammed Şah Kacar’ın Kuzey Azerbaycan’ı terk etmesinin ardından burada ve tüm Güney Kafkasya’da siyasi durum hızla değişti. Rus Çariçesi, Kartli-Kaheti ve Tiflis’in alınmasından sonra burada kaybettiği itibarını geri kazanmak için Gürcistan’a ordu gönderdi. Tiflis’te konuşlanan Rus güçleri, kısa süre sonra Gence üzerine saldırı başlattı. Genceli Cevad Han bu kez haraç vermekle kenti işgalden kurtarabildi. Ancak Rus birlikleri Derbent, Guba ve Bakü’yü ele geçirdikten sonra, Şamahı ve Salyan’a doğru yöneldi. Ekim 1796’da, Gence yeniden hedef seçildi ve işgal edildi. Rus birliklerinin Kuzey Azerbaycan hanlıklarını birbiri ardınca kolaylıkla, neredeyse direniş olmadan işgal ettiği, konumlarını güçlendirdiği bir zamanda durum, tekrar radikal bir şekilde değişti. II. Katerina ölmüş, yerine geçen Pavel, Rus birliklerinin Güney Kafkasya’dan çekilmesini emretmişti.26 Rusların, hanlıkların topraklarından çıkması, Ağa Muhammed Şah’a harekete geçmek için fırsat yarattı.

Kacar, ikinci saldırıyı Talış Hanlığına düzenledi. Lenkeran ve çevresi ele geçirildi. Ağa Muhammed Şah’ın kendisi Şuşa’yı ele geçirmek istiyor, Karabağ hanından ve halkından intikam almak istiyordu. Han Şuşa’yı terk etmiş, Car’a geri çekilmişti. Şuşa’da bulunduğu bir hafta içinde Kacar, karakterine uygun bir şekilde ölüm fermanları veriyor, diğer hanlara tehdit mektupları gönderiyordu. Bu arada siyasi durum yeniden köklü şekilde değişti. En inanılmaz acımasız cinayetleriyle isim yapmış, bununla iktidarını güçlendirmeye çalışan Ağa Muhammed Şah Kacar’ın kendisi bir suikasta kurban gitti. Başı kesilerek cesedi tahkir edildi.

Oluşan bu yeni durum – Rus ve İran birliklerinin Azerbaycan’ı terk etmesi – buradaki hanlıkların varlığının koruması için nispeten elverişli koşullar yarattı. Ancak, Azerbaycan hanları bu fırsatı gerektiği gibi değerlendiremedi. 1797-1803 yıları arasındaki zaman dilimi, genellikle hanlıklar içinde ve hanlar arasında çatışmalar, birbirleriyle hesaplaşmaya, iç savaşlara harcandı. Tarih alanı yazınında geniş yankı bulan bu dramatik olaylar, özellikle Karabağ, Şeki, Şirvan, Bakü, Guba, Derbent, Tebriz-Hoy hanlıkları için çok manidardır.

Bu arada, Pavel’in öldürülmesinin ardından iktidara gelen Aleksandr (1801-25) Güney Kafkasya’da etkin bir siyaset yürütmeye başladı. 1801’de Gürcistan’ın işgali son şeklini aldı, Bagrationlar’ın hâkimiyeti ortadan kaldırıldı ve Gürcistan, doğrudan Petersburg’dan yönetilmeye başlandı. Rusya, asla Gürcistan’la yetinmek niyetinde değildi, Güney Kafkasya’nın tamamını işgal etmeyi planlıyordu. Bu işgal planını uygulamak için Gürcü asıllı General Pavel Sisyanov (Paata Sisishvili) Kafkasya’daki Rus birliklerinin Başkomutanlığına getirildi.

Gürcistan’ın işgal modeli temel alınarak, Azerbaycan ve Dağıstan’ın yerel yöneticileri de Georgiyevski’ye görüşmelere davet edildi. Bu müzakereler Aralık 1802’de gerçekleşti. Bakü hanı dışında Guba ve Talış hanları, aynı zamanda Tarku şamhalı, Karkaytak usmisi ve Tabasaran hükümdarı görüşmelere katılarak Rusya’nın önerdiği Georgiyevski Antlaşması’nı imzaladı. Söz konusu belgeye göre, yerel yöneticiler birbiriyle savaşmayacak, anlaşmazlıkları barışçıl yollarla çözecek ve en önemlisi – İran’ın olası saldırılarına karşı birlikte hareket edeceklerdi.27 Bakü Hanlığı’nın stratejik önemi (Daryal geçidinin ihtiyaçları karşılamaması) dikkate alınarak, bu antlaşmaya katılması için çaba gösterildi ve 1803 yılının başlarında aynı içerikli antlaşma Bakü hanıyla da imzalandı.

Bu kadar kolay ilerleyen Rusya, kararlı bir şekilde Azerbaycan’ı işgal planını uygulamaya başladı. Balaken-Car bölgesi ilk hedef ve en zayıf halka olarak belirlenmişti. General Sisyanov, Rus hâkimiyetini tanımayan Gürcü prensi Aleksandr’ın kendilerine teslim edilmesini istedi. Car halkı, misafirin teslim edilmesinin yerel geleneklere aykırı olduğunu bildirerek bu isteği yerine getirmeyi reddetti. Mart 1803’de, Rus-Gürcü birlikleri Car topraklarına girdi, Balaken yerle bir edildi, daha sonra Zakatala işgal edildi. Yerel halkın büyük bir kısmı öldürüldü.

Car-Balaken’den sonraki hedef, stratejik –coğrafi konumu nedeniyle Gence Hanlığı idi. Sisyanov, Genceli Cevad Han’a yazdığı kibir ve tehdit dolu mektuplarıyla, hanın direncini kırarak Rus hâkimiyetini kabul etmek için zorlamaya çalıştı. Cevad Han, ultimatom nitelikli mektuplara verdiği ölçülü yanıtlarıyla, Gence’yi savunma kararlılığını bildirdi. Aynı zamanda da İran’dan askeri yardımın gelmesini beklemekteydi. Gence’nin işgaline karşı yapılan direniş, 1804 yılı Ocak ayının ilk günlerine kadar sürdürüle bildi. Cevad Han, oğluyla birlikle savaşta şehit düştü. Gence’de sivil halka karşı katliamlar yapıldı.28

Gence işgal edilip, Yelizavetpol adı altında Rusya İmparatorluğu’na katıldıktan hemen sonra General Sisyanov, Karabağ, Şeki ve Şirvan hanlarından, Rus himayesine geçmelerini istedi. Ancak dikkatini yerli Ermenilerin isteği üzerine İrevan Hanlığı’na yöneltti. Uygun bir bahane de oluşmuştu. İrevan Hanı Muhammed Han Kacar, Ermeni kilisesinin başına adaylardan David’in Katolikos seçilmesini istiyor, Ruslar da Danil isimli bir başka adayın seçilmesini destekliyordu. İrevan üzerine saldırmak için gerekli hazırlık çalışmalarını tamamlayan Sisyanov, bu durumu kullanarak Muhammed Han’a gönderdiği mektubunda, görüşmelere başlamak için ön şart olarak Danil’in patrik ilan edilmesini, diğer adayın da Tiflis’e gönderilmesini istedi. Bu isteğin yerine getirilmesi durumunda, İrevan hanının, Rus birliklerinin kaleye konuşlandırılmasını kabul etmesi, haraç vermesi, Rus Çarı’na sadakat yemini etmesi gerekiyordu.29 Bu şartların kabul edilmesi, Muhammed Han Kacar’ın savaşsız teslim olması anlamına geliyordu. Han, teslim olmayı reddetti ve savaş için hazırlık çalışmalarını genişletti. İrevan’lı Muhammed Han Kacar ile Feth Ali Han Kacar arasındaki ihtilafa rağmen, İran, Rusların güneye doğru ilerlemesine daha fazla seyirci kalamadı. İrevan’ın kuşatılmasından sonra, Kacar hükümeti Rus birliklerinin Güney Kafkasya’dan çıkarılmasını istedi. Feth Ali Han, aynı zamanda İmereti (Başaçık) Çarı’na, Şemşedil Sultanı’na ve Azerbaycan hanlarına fermanlar göndererek, onları Ruslara karşı mücadeleye çağırdı. Rusya, Güney Kafkasya’yı kendi toprakları olarak gören İran’ın buradan çıkma isteğini reddetti. Haziran 1804’de iki devlet arasındaki diplomatik ilişkiler kesildi ve savaş başladı.

Kuşatma altındaki İrevan’ı kurtarmak için, Kacar birlikleri İrevan’a gönderildi. Bu kez İran ordusu, Rus birliklerini ablukaya aldı. Sisyanov, değil İrevan’ı almak, kendi askerlerini bile koruyamayacağını anladı ve kayıplar vererek Tiflis’e geri çekildi. Ancak, ona verilmiş görevden – Güney Kafkasya’nın tamamen işgal edilmesi planının uygulanmasından vazgeçmedi. Sisyanov, Karabağ Hanlığı’ndaki elverişli durumdan yararlanmak için aceleci davrandı. Şah sarayı ile ilişkileri bozulan ve İran birliklerinin olası saldırısıyla karşı karşıya kalan, CarBalaken ve Gence’nin yenilgisinden gözü korkmuş, ancak Kartli-Kaheti çar ailesinin başına gelenlerden ders alamamış Karabağlı İbrahim Han, yerel makamların görüşünün aksine, Rus süngüleriyle Karabağ’da kendi hâkimiyetini kısmen de olsa korumaya çalıştı. Bu amaçla, Mayıs 1804’de Gence’nin doğusunda, Kürekçay sahilinde General Sisyanov’la, tarihe Kürekçay Antlaşması (aslında “Yeminli taahhüt”) adıyla geçen belgeyi ve ağır şartları kabul etti. Bu belgeye göre, Karabağ Hanı “ailesi, sülalesi ve ülkesi ile” Rusya İmparatorluğu’nun egemenliğine giriyor; “İran veya herhangi bir devletin her türlü egemenliğini veya her ne ad altında olursa olsun, her tür bağlılığı sonsuza dek reddediyor”; büyük oğlunu Tiflis’e rehine olarak veriyor; Gürcistan’ın Baş Yöneticisi (Sisyanov) ile “önceden karşılıklı onay olmadan komşu yöneticilerle irtibat kurmayacağına söz veriyordu”. Ayrıca, Şuşa kalesine 500 kişilik Rus ordusunun yerleşeceğine; Rus Çarlığının hazinesine yıllık 8000 çervon ödenmesi kararlaştırılıyordu. Karşılığında, “İbrahim Han zat-ı âlilerine ve aile efradından olan varis ve veliahtlarının Karabağ hanlığı üzerinde hâkimiyetinin kalıcı olacağı”; “iç yönetim ile ilgili hâkimiyet işleri, mahkeme ve divanhane işleri, bununla birlikte ülkeden toplanan gelir, zat-ı âlilerin (hanın) yetkisinde kalacağı” sözü verilmekteydi.30 Bu belgenin imzalanmasından memnun olan Sisyanov, Çar Aleksandr’a şunları yazmıştır: “Rus İmparatorluğu’nun yeniden genişlemesinden dolayı sizi kutluyorum. Rusya’nın bir eyaleti haline gelmiş olan bu bölge, ne bir kılıç, ne de askeri güç kullanılmaksızın ele geçirilmiştir.”31 İran birliklerinin başkomutanı, Kürekçay rezaleti arifesinde İbrahim Han’a şunu yazmıştır: “… böyle bir davranıştan dolayı tüm nesilleriniz utanacak ve bölgenizin tamamı paramparça edilecektir.”32

Hemen hemen aynı zamanlarda aynı içerikteki bir belge Şeki hanıyla da imzalandı. Şeki Hanlığı’nı temsil eden Selim Han, Karabağlı İbrahim Han’ın damadıydı ve kardeşi Muhammed Hasan Han’ı meşru yönetimden alaşağı etmek için kâh Şirvan hanına, kâh da Sisyanov’a çağrıda bulunarak onlardan askeri yardım almıştı.

Karabağ ve Şeki hanlıklarının Rusya’yla birleştirilmesi ve Rus birliklerinin Aras nehrine yaklaşması, Tahran’da endişe yarattı. Başkumandan Veliaht Abbas Mirza, Karabağ’a doğru hareket etme emrini verdi. Hudaferin köprüsü yakınlarındaki savaşta, Binbaşı Lisaneviç komutasındaki Rus askeri birliği ve Karabağ süvari birlikleri yenilgiye uğradı. Kızılbaş birliğinin ilerlemesi, Azerbaycan halkının moralini yükseltti. Bazı yerlerde Ruslara karşı toplu itaatsizlik ve ayaklanmalar yaşandı. Aynı zamanda, bu bölgelerdeki Rus yönetiminin temsilcilerinin yeni Müslüman müttefiklerine yönelik şüpheleri arttı ve Ermeni azınlık her türlü yola başvurarak bu şüpheleri kışkırtmaya çalıştı. 1805 askeri operasyonunda bazı başarılar elde edilmesine rağmen, Kızılbaş ordusu Rusları Azerbaycan’dan çıkaramadı. Aksine, General Sisyanov, daha da ileri gitmek, yerli yöneticileri dize getirmek için bir gerekçe daha elde etmiş oldu. 1805 yılının sonlarında, Rus generalin tehditlerine dayanamayan Şirvan Hanı Mustafa, Rus egemenliğini kabul etti. Böylece büyük askeri ve stratejik önemi olan Bakü’ye giden yol açılmış oldu. Karadan ve denizden kuşatılan Bakü düşmek üzereyken, olağanüstü bir olay gerçekleşti: Rus birliklerinin Kafkasya’daki başkomutanı General Sisyanov, Bakü Hanı’nın yakın bir akrabası tarafından Bakü kalesinin önünde öldürüldü. Bu olay, Rusya’nın Azerbaycan’daki nüfuzuna yönelik büyük bir darbe oldu ve işgal güçleriyle işgale maruz kalanlar arasındaki uçurumu derinleştirdi. Ancak Azerbaycan’ı işgal planları iptal edilmedi.

Karabağlı İbrahim Han’ın davranışlarından dolayı artan şüphe nedeniyle ve Sisyanov’a karşı yapılan suikasta bir cevap olarak, Şubat 1806’da İbrahim Han ve ailesi katledildi.33 Bu, yerli yöneticilerin büyük bir kısmının, Rus silahıyla iktidar ve servetini kısmen de olsa koruma umutlarına son verdi ve onların Rusya’dan tamamen kopmasına neden oldu.34 1801 yılından sonra, kendisini Rusya’nın vassalı olarak gören ve tümgeneral rütbesi taşıyan Mir Mustafa Han bile Rusya’ya karşı çıktı. Zaten Rus hâkimiyetini kabul etmekte zorlanan CarBalaken, Borçalı halkı, Pembekliler ve Şemşedillerin isyanları daha açık şekilde kendini gösterdi.35 Rus tarihçilerden birine göre, Şekili Selim Han, Rus generaline yazdığı mektubunda şunları ifade etmiştir: “İbrahim Han ve benim şerefsizlik ederek kendi dinimizden olan hükümdara sırt çevirerek Rusya’nın egemenliğine girdiğimiz malumunuzdur. Bunu, ihtiyacımız olduğunda bize yardım edebilmeniz ve rahat yaşayabilmemiz için yaptık. Birincisi, böyle bir yardım yapılmadı, ikincisi, İbrahim Han’a teşekkür etmek yerine, onu öldürdünüz… kız kardeşimi öldürdünüz. Bundan sonra size nasıl güvenebilir ve askerinizi nasıl koruyabilirim. Bu olaydan dolayı sarsılan insanlarım, Rus birliklerini mahvetmek istiyordu, ancak buna izin vermedim.”36 İbrahim Han’ın oğlu Mehdi Kulu Han, Şirvan hükümdarı Mustafa Han, Şeki’ye yeni han olarak tayin edilen Hoylu Caferkulu Han, İlisu Sultanı gibi birkaç yerel yöneticiler dışında, siyasi elit tamamen Ruslarla işbirliği yapmayı (daha doğrusu onlara köle olmayı) reddetti. Azerbaycan’ın bazı bölgelerinde dalga dalga isyanlar çıktı. Üstün Rus askeri gücünün üstesinden gelemeyen halk İran’a göç etti. Rus işgaline karşı direnişin takdire şayan kahramanları arasında, İrevanlı Muhammed Han ve Gubalı Şeyhali Han özellikle öne çıkmaktadır.37

Veliaht Abbas Mirza’nın komutasındaki Kızılbaş birliği de sayısı oldukça artmış olan düzenli Rus ordusuna karşı direnemedi. 1813 yılına kadar Rus ordusu, İrevan ve Nahçıvan dışında, Güney Kafkasya’nın tamamını işgal etmiş, Tahran sarayını perişan etmişti. Savaşın tükettiği Kacar hâkimiyeti daha fazla direnemedi, hatta daha fazla toprak kaybından endişelenmeye başladı. Eylül 1813’te, Karabağ’ın Gülistan köyünde başlayan görüşmeler, 12 Ekim’de antlaşmayla sonuçlandı. İran tarafını Mirza Abul Hasan Şirazi ve Rus tarafını Başkomutan Nikolay Rtişşev temsil ediyordu.38 Söz konusu antlaşma statüko olarak (status quo ad prezenten ilkesi) kontrol altındaki toprakların Rusya’ya geçişini onaylar ve sınır çizgisini belirler (ikinci madde); “Karabağ ve bugün Yelizavetpol adı altında eyalete dönüştürülen Gence hanlıkları, aynı zamanda Şeki, Şirvan, Derbent, Guba, Bakü ve Talış (bu hanlığın Rus imparatorluğu altında olan toprakları) hanlıklarının, bunun yanı sıra, Dağıstan, Megrelya ve Abhazya’nın… Rus İmparatorluğunun mülkiyeti olduğunu kabul eder” (üçüncü madde); Rus İmparatoru “İran Şahı tarafından İran devletinin varisi olarak belirlenecek veliahta, ihtiyaç duyulduğunda yardım etmeyi vaat eder” (dördüncü madde); Hazar Denizi’nin iki ülke gemileri için serbest olmasını, ancak burada sadece Rus askeri gemilerine geçiş hakkını beyan eder (beşinci madde); esirlerin değiştirilmesi prosedürünü (altıncı madde) vs. belirler. 39

Kuzey Azerbaycan’ı işgal eden Rusya İmparatorluğu, zaman kaybetmeden bu topraklarda siyasi kontrolü sağlamaya başladı. Rus işgaline direnen Gence, Guba ve Bakü hanlıkları daha önce ortadan kaldırılmış, bu hanlıkların yönetimi askerlere geçmişti. Sırada, Kürekçay Antlaşması gibi belgelerle eski iç yönetim geleneğini koruyan, ancak gerçekte Rus askerlerinin kontrolünde bulunan bir dizi hanlık ve sultanlık vardı. Prens Aleksey Yermolov’un 1816’da Kafkasya’daki Rus birliklerinin başkomutanı görevine atanmasıyla, siyasi statüsü belirsiz kalan idari birimler konusunun çözümü hızlandı. Bu komutan Sisyanov hayranıydı ve bu bölgede sert siyasetten yana olduğunu da gizlemiyordu.40

Şekili İsmail Han’ın zehirlenerek öldürülmesi ve malvarlığına el konulmasının ardından, 1819’da Şeki Hanlığı resmen lağvedildi. Aynı yıl Kazah ve Şemşedil Sultanlıkları, bir sonraki yıl Şirvan Hanlığı lağvedildi. Yıllarca Ruslara hizmet etmiş olan Karabağlı Mehdi Kulu Han, General Madatov’un (Ermeni asıllıdır) entrikalarına dayanamayarak İran’a kaçtı. Hanlık iddiasında bulunan ve Rusların bir oyuncak gibi kullandığı Caferkulu Han da Rusya’ya sürgün edildi. Karabağ hanlarının malvarlığına el konuldu, hanlık resmen ortadan kaldırıldı. En son olarak Talış Hanlığı lağvedildi (1826).

Rusların yeni talancı, acımasız sömürge sistemi, Kuzey Azerbaycan’da yerli halkın, aynı zamanda varını yoğunu ve hâkimiyetini kaybetmiş olan eski yönetici kesimin hoşnutsuzluğuna yol açtı. Gülistan Antlaşması imzalandıktan sonra, Kuzey’in neredeyse tüm bölgelerinde art arda isyanlar çıktı. 1813’te Derbent halkı keyfi yönetimi protesto etti. İsyancıların lideri ve onlarca insan öldürüldükten sonra isyan bastırıldı. Bir sonraki yıl Şeki halkı keyfi yönetime karşı ayaklandı. Kazah, Şemşedil ve Borçalı’da toplu itaatsizlik kalıcı hale gelmişti. Derbent-Guba bölgesinde, Şeyhali Han’ın Rus hâkimiyetine karşı mücadelesi kesintisiz 20 yıl sürdü (1822’deki ölümüne kadar). Çeşitli biçimlerdeki çatışmalar, yerli halkın yeni Rus hâkimiyetini kabul etmediğini göstermekteydi. Az çok bilinen yerel yöneticilerin neredeyse hiçbiri artık Ruslarla işbirliği yapmıyor, çoğu İran’a sığınarak, şahtan servetini ve hâkimiyetini geri kazanmak için yardım istiyordu. Bununla birlikte, ayrı ayrı bölgelerde Rus yöneticilerin yerli Türklerden paralı süvari grupları topladığı da bilinmektedir. Burada Ermeniler, Rus hâkimiyetinin güvendiği başlıca unsurdu. Onlar, çeşitli amaçlar için kullanılıyordu.41

Kacar hâkimiyeti, yerel güçleri destekliyor ve her şeyden önce onlara manevi destek vermeye çalışıyordu. Kuzey’den İran’a göç eden hanlar ve diğer asilzadeler de Şah sarayını Rusya’ya karşı yönlendirmekteydi. Veliaht Abbas Mirza, ilk savaşın ardından askeri ve yönetim sisteminde bazı reformlar gerçekleştirmiş, yeni savaşla kaybedilmiş toprakları ve konumları geri kazanmayı düşünüyordu. Aynı zamanda, Osmanlı İmparatorluğu’na defalarca elçiler gönderilmiş, Rusya’ya karşı birlikte savaş açılması teklif edilmişti. 1826’da, Mirza Ağa Bey başkanlığındaki heyet Çıldır Beylerbeyi Hakkı Paşa’ya giderek temsil ettiği devletin isteklerini bir daha dile getirmişti.42 Önceki savaşta İrevan ve Nahçıvan hanlıklarını işgal edemediğinden memnun olmayan Rusya, yeni savaşla bu “eksiği” düzeltmek istiyordu.

Yeni, ikinci Rus-İran savaşı 1826’da başladı. Bu savaş, çeşitli kaynaklarda ayrıntılarla ele alındığından43 burada sadece birkaç noktayı vurgulamak uygun olacaktır. Savaş, İran ordusu için başarılı bir şekilde başladı. İran ordusu, Aras nehrini geçtikten sonra birkaç çatışmada Rus birliklerini ezdi. Ancak Şuşa’nın kuşatmasına takılıp kalan Abbas Mirza, dağınık Rus güçlerinin birleşmesine olanak sağladı. Bütün Kuzey Azerbaycan’ı saran yerel ayaklanmalar da iyi koordine edilemedi. Toparlanan Rus güçleri, yeni tayin edilen General Paskeviç komutasında Şemkir ve Gence’deki çatışmalarda İran ordusunu ezdi. Bu çatışmalardan sonra tamamen dağılmış olan İran birlikleri alelacele Aras’ın güney tarafına geçmeye başladı. Rus birlikleri, taktiksel avantajdan yararlanarak Nahçıvan ve İrevan hanlıklarının üzerine yürüdü. İrevan çevresinde stratejik açıdan önemli konumları ele geçirdikten sonra, Rus birlikleri İrevan kalesini kuşattı. Kanlı savaşlardan sonra, Ekim 1827’de İrevan düştü. Güneye giden yol açıldı. Hızlı operasyonlarla Eher, Merend, daha sonra 13 Ekim’de Tebriz işgal edildi. Ruslar askeri operasyonları genişletmekteydi. Urmiye’nin ardından Erdebil de işgal edildi. Burada bulunan Şeyh Safi Kütüphanesi yağmalandı. İran tarafı barış istedi ve müzakereler, 10 Şubat 1828’de Tebriz yakınlarındaki Türkmençay köyünde imzalanan anlaşmayla tamamlandı. Türkmençay Antlaşması, İrevan ve Nahçıvan hanlıklarının “Rus İmparatorluğu’na bırakılmasını” (3.madde); ilk savaşla Rusların işgal ettiği toprakları da içine alan yeni sınırları belirliyor (4.madde); İran’ın savaş tazminatını (6.madde) ve Abbas Mirza’nın veliahtlık meselesini (7.madde) onaylıyordu. İki ülke arasındaki ticari ilişkilere (8.madde) ve diplomatik-protokol kurallarına (9, 10, 11. maddeler), savaş esirlerinin değiştirilmesi (13.madde) konusuna açıklık getiriyordu. Antlaşmada Azerbaycan’ın ve Güney Kafkasya’nın geleceğini, İran-Rus ilişkilerini etkileyebilecek iki madde dikkat çekmektedir. Adı geçmemiş olmasına rağmen, Ermeniler’i kasteden 14. maddede şunlar yazılmaktadır: “Her iki devletin ahalisine gelince, taraflar, bir devletten diğerine geçmiş ve bundan sonra geçecek olan her iki tarafın tebaasının hükümetin izin verdiği her yere yerleşebileceğine karar vermiştir.” 15. madde yine Ermeniler’i kastederek şuna işaret ediyordu: “…Bunun dışında, memur ve ahaliye bugünden itibaren aileleriyle birlikte İrevan vilayetinden Rusya’ya serbest göç edebilme, hükümet ve yerel yetkililerin herhangi bir engeli olmaksızın satılık mal ve mülküne, eşyalarına herhangi bir gümrük ve vergi uygulanmadan taşınabilir mallarını yanlarında götürme ve satma amacıyla bir yıl süre tanınmıştır.”44

Böylece, 19. yy’ın başlarında Azerbaycan’ın kaderinde çok önemli, hayati bir olay yaşandı. Nadir Şah’ın ölümünden sonraki dönemde merkezî hâkimiyet krizinden faydalanan, İran’dan kopmuş olan Kuzey Azerbaycan’daki hanlıklar kendilerini kanıtlamaya, hiç değilse yerel yönetim alanında özerkliği korumaya çalıştılar. Hanlıkların feodal karakteri birleşik bir “millî platform” yaratmaya izin vermedi. Hanların bir kısmı, bölgede nispeten yeni bir aktör olan Rusya’ya eğilimli olmak gibi sıra dışı bir adım attı. Ancak Rusya önce Gürcistan’da, sonra da Azerbaycan’da doğrudan sömürge yönetimine geçti, bu hanların ve yerli soyluların siyasi, ekonomik hâkimiyetine son verdi, bazılarını da fiziksel olarak yok etti. Sovyet döneminde, “gönüllü birleşme” diye gerçek tarihle alay eden tezin aksine, Rusya burada yeni sömürge elde etmek için savaş açtı, binlerce zayiata rağmen, Azerbaycan’ın kuzey kısmını imparatorluk topraklarına kattı. Çürümüş İran siyasi hâkimiyetini kabul etmeyen, ancak yeni aktör ile de uzlaşamayan (uzlaşması da imkânsızdı), 1813’den sonra onunla açık savaş durumunda olan Azerbaycan siyasi seçkinlerinin çoğu, başarılı bir siyasi çizgi izleyemedi. Tekrar Kacar İran’ına olan eğilimine rağmen, modern, askeri yönden güçlenmiş olan Rusya’ya yenildi. İki İran-Rus savaşı (1804-13, 1826-28) sonucunda Azerbaycan ikiye bölündü: kuzeyi Rus İmparatorluğu’nun ücra bir sömürgesi haline geldi, güneyi ise küçülerek Kacar İran’ının sınırları içinde kaldı. Bundan sonra Aras’ın kuzeyi ve güneyi farklı milletleşme süreçlerini yaşayacaktı.

 

[1] Paul Kennedy, The Rise and the Fall of the Great Powers, p. 171.

[2] A.g.e, s. 154.

[3] Н.Дружинин (ред.), Вопросы формирования русской народности и нации, Москва: Издательство АН ССР,1958, с. 231-296.

[4] Н. Рубинштейн, Русская историография, Москва: ОГИЗ, 1941.

[5] “Tatar-Moğol boyunduruğu” kavramının amacı ve asılsızlığı hakkında bkz:: Edward Keenan, ‘On Certain Mythical Beliefs and Russian Behaviors’, in S. Frederick Starr (ed.), The Legasy of History in Russia and the New States of Eurasia, New York etc: M. E. Sharpe, 1994, p.25-26; Мурад Аджи, Полынь Половецкого Поля, Москва: АСТ, 2008, с. 230-276; Сергей Баймухаметов, Ложь и правда русской истории, Москва: Яуза/Эксмо, 2005.

[6] Fyodor Dostoyevski’nin şovenist görüşleriyle ilgili bkz: Akdes Nimet, ‘Dostoyevskiy ve Şark meselesi’, Azerbaycan Yurt Bilgisi, NN 21-22, 1933, s. 361-367, 397-402.

[7] Майкл Ходарковский, ‘В королевстве кривых зеркал’, Д. Фурман (рeд.), Чечня и Россия: Общества и государства, Москва: Полинформ-Талбури, 1999, с.21.

8 John Baddeley, Rusyanın Kafkasyayı İstilası ve Şeyh Şamil, İstanbul: Kayıhan, 1989, s. 51.

[9] A.g.e., s. 42.

[10] С. Джанашиа (ред.), История Грузии с древнейших времен до начала XIX века, часть I, Тбилиси: Государственное издательство Грузинской ССР, 1946, с. 342-343, 355,368-369, 372-373, 395-398.

[11] С. Джанашиа (ред.), История Грузии с древнейших времен до начала XIX векаs. 409.

[12] A.g.e, s.435-437.

[13] İkili ilişkilerdeki bu gerilimin az sonra savaş haddine çıkmasının diğer nedeni de Safeviler’in yanı sıra Osmanlı’da da 16. yy’ın başlarından itibaren mezhep ayrışmasının siyası hayata yansıması oldu. Bu kitabın Üçüncü bölümüne bkz.

[14] Zeki Velidi Togan, ‘Azerbaycan’, İslam Ansiklopedisi, 2. Cilt, İstanbul, s. 113-114.

[15] Mehmet Saray, Türk-İran Münasibetlerinde Şiiliğin Rolü, Ankara: Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü, s. 59-60.

[16] Zeki Velidi Togan, ‘Azerbaycan’, s. 115.

[17] Abdurrahman Ateş, ‘Nadir Şah Afşarın Ölümünden Sonra İranda Hăkimiyyet Mücadeleleri ve Osmanlı Devletinin İran Politikası’, Sosial Bilimler Dergisi, yıl 8, sayı 2, s. 59.

[18] A.g.e, s. 60-61.

[19] A.g.e, s. 62.

[20] İbrahim Yüksel, ‘Çarlık Rusya’sının Azerbaycan’ı İstilası ve Osmanlı Devleti’nin Tutumu’, Azerbaycan, yıl 37, sayı 265, 1988, s. 58.

[21] Osmanlı Devleti ile Azerbaycan Türk Hanlıkları Arasındakı Münasebetlere Dair Arşiv Belgeleri, I cilt (1578-1914), Ankara: Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü, 1992, s.37.

[22] “Lafın kısası, Devlet-i Aliye’nin hizmetçi kuluyuz.” Osmanlı Devleti ile Azerbaycan Türk Hanlıkları Arasındakı Münasebetlere Dair Arşiv Belgeleri, II cilt (1575-1918), s. 98.

[23]Bkz: Osmanlı Devleti ile Azerbaycan Türk Hanlıkları Arasındakı Münasebetlere Dair Arşiv Belgeleri, I cilt (1578-1914), s.34.

[24] S. Əliyarlı (red.), Azərbaycan tarixi, Bakı: Azərbaycan nəşriyyatı, 1996, s. 545.

[25] Ayrıntılı bilgi için bkz: Akdes Nimet Kurat, Türkiye ve Rusya, Ankara: Kültür Bakanlığı, s. 40- 52.

[26] Bkz: S. Əliyarlı (red.), Azərbaycan tarixi, s. 550-554.

[27] S. Əliyarlı (red.), Azərbaycan tarixi, s. 576.

[28] Ayrıntılı bilgi için bkz: Vidadi Umudlu, Şimali Azərbaycanın çar Rusiyası tərəfindən işğalı və müstəmləkəçilik əleyhinə mübarizə (1801-1828), Bakı: Elm, 2004, s. 38-42.

[29] A.g.e, s. 47.

[30] Əhməd bəy Cavanşir, Qarabağ xanlığının 1747-1805-ci illərdə siyasi vəziyyətinə dair – Qarabağnamələr, s. 183; Трактат между карабахским ханом и Русской империей о переходе ханства под власть России от 14 мая 1805 года (ayrıca nəşr), Bakı: Şərq-Qərb, 1992.

[31] Vidadi Umudlu, Şimali Azərbaycanın çar Rusiyası tərəfindən işğalı və müstəmləkəçilik əleyhinə mübarizə (1801-1828), s. 57.

[32] A.g.e, s. 56.

[33] Geniş bilgi için bkz: Mirzə Camal Cavanşir Qarabaği, Qarabağ tarixi – Qarabağnamələr, Bakı: Yazıçı, 1989, s. 138; Muriel Atkin, ‘The Strange Death of Ibrahim Khalil Khan of Qarabagh’, Iranian Studies, volume XII, nos 1-2, Winter-Spring 1979, pp. 79-107.

[34] Daha 1731 yılında Osmanlı padişahı, Rus çarlarının ahde vefasızlığına ilişkin yazıyordu: “Moskov çarı öteden beri ahdine sabit olmadığı alemin malumudur.” Osmanlı Devleti ile Azerbaycan Türk Hanlıkları Arasındakı Münasebetlere Dair Arşiv Belgeleri, I cilt (1578-1914), s. 57.

[35] Bkz: Vidadi Umudlu, Şimali Azərbaycanın çar Rusiyası tərəfindən işğalı və müstəmləkəçilik əleyhinə mübarizə (1801-1828), s. 65-66.

[36] Н.Ф.Дубровин, История войн и владычества русских на Кавказе, том V, Санкт Петерсбург, 1888, с. 59. İqtibas: Vidadi Umudlu, Şimali Azərbaycanın çar Rusiyası tərəfindən işğalı və müstəmləkəçilik əleyhinə mübarizə (1801-1828), s. 73.

[37] Geniş bilgi için bkz: Vidadi Umudlu, Şimali Azərbaycanın çar Rusiyası tərəfindən işğalı və müstəmləkəçilik əleyhinə mübarizə (1801-1828), s. 60-104.

[38] Milli şair merhum Bahtiyar Vahapzade, yaklaşık 150 yıl sonra ünlü Gülistan şiirinde yazıyordu: Öz sivri ucuyla bu tüy kalem, Deldi sinesini Azerbaycan’ın… Taraflar kim idi, ikisi de yabancı! Yabancı mı edecek bu halka imdat?!”

[39] Antlaşmanın tam metni için bkz: S. Əliyarlı (red.), Azərbaycan tarixi, s.602-607.

[40] Yermolov bu göreve atandıktan kısa bir süre sonra resmî görevle gittiği Tahran’da, soyunun “Cengiz neslinden” geldiğini iddia etmiştir. Daha sonra, bu neslin kökeninde, 1506’da Altın Ordu’dan gelen Arslan Murza Yermola’nın olduğunu iddia etmiştir (Мурад Аджи, Полынь половецкого поля, с. 269). Rus bilim adamı Nikolay Baskakov, Yermolov’ların Türk kökenli olduğunu bildiriyor (Н.Баскаков, Русские фамилии тюркского происхождения, Бakу: Язычы, 1992, с. 174.).

[41] Geniş bilgi için bkz: Vidadi Umudlu, Şimali Azərbaycanın çar Rusiyası tərəfindən işğalı və müstəmləkəçilik əleyhinə mübarizə (1801-1828), s.106-139.

[42] Cemal Gökçe, Kafkasya ve Osmanlı İmperatorluğunun Kafkasya Siyaseti, İstanbul: HasKutulmuş Matbaası, 1979, s. 221.

[43] Savaşın ayrıntıları için bkz: Хаджи Мурад Ибрагимбейли, Россия и Азербайджан в первой трети XIX века (Из истории военно-политической истории), Москва:Наука, 1969, с.154- 252; S. Əliyarlı (red.), Azərbaycan tarixi, s.611-618; Vidadi Umudlu, Şimali Azərbaycanın çar Rusiyası tərəfindən işğalı və müstəmləkəçilik əleyhinə mübarizə (1801-1828), s.140-170;

[44] Antlaşmanın tam metni için bkz: S. Əliyarlı (red.), Azərbaycan tarixi, s. 618-624; Советскоиранские отношения в договорах, конвенсиях и соглашениях, Москва: Министерство Иностранных Дел, 1946, ss.29-38.

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!
       

Yazarın MİSAK'taki yazıları