Günümüzde Ermeni emelleri ve işbirlikçileri – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______11.04.2019_______

Günümüzde Ermeni emelleri ve işbirlikçileri

Gürbüz Mızrak
BDP, ARF ve ANCA görüşmesi
Washington’daki ANCA’da yapılan BDP ve Ermeni diasporası temsilcileri arasındaki görüşmelerde “Ermeni-Kürt ortaklığının geliştirilme imkânları ile milli ve demokratik hedeflerinin tartışıldığı” bildirilmiştir.

Ermeni emelleri

Ermenistan Meclisi’nin 23 Ağustos 1990’da onayladığı Bağımsızlık Bildirgesi’nin 11.Maddesinde “Ermenistan Cumhuriyeti 1915 yılında Osmanlı Türkiye’sinde ve Batı Ermenistan’da uygulanan Ermeni soykırımının uluslararası alanda tanınması ve tescilinin sağlanmasını görev olarak kabul etmekte ve bu görevin başarılmasını desteklemekte ve bu faaliyetin arkasında durmaktadır” ifadesi yer almaktadır. Bildiride Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinden “Batı Ermenistan” olarak söz edilmekte, yani bu bölgeler Ermenistan toprağı olarak kabul edilmektedir. Ermenistan Dışişleri Bakanlığı’nın web sitesinde Türkiye Cumhuriyeti topraklarının önemli bir bölümü “Ermenistan” olarak gösterilmektedir.

Ermenistan’ın yayılmacı politikasının yansıması: Armadaki Ağrı dağı

Ermenistan Anayasası’nın başlangıç bölümünde “Ermeni halkı, Ermenistan Bağımsızlık Bildirgesi’ni, Ermenistan Devleti’nin ve Ermeni milli ruhunun temel ilkeleri olarak kabul eder” ifadesi, 13.maddesinde ise “Ermenistan Cumhuriyeti’nin armasının Ağrı Dağı ve Nuh’un Gemisi ile dört Ermeni Krallığının armasından meydana gelir” ifadesi yer almaktadır.

Ermenistan Cumhuriyeti arması
Ermenistan Cumhuriyeti arması

Ermenistan Parlamentosu 6 Aralık 1989’da Türkiye’nin Ermenistan ile mevcut sınırının çizildiği 16 Mart 1921 tarihli Moskova Anlaşması’nı fesih kararı alarak Türkiye-Ermenistan sınırını kabul etmediğini ilan etmiştir. Nisan 1993’te Ermenistan savunma bakan vekili Vazgen Manukyan, TASS ajansına yaptığı açıklamada;

*Erivan yönetiminin “sınırların değişmezliği ilkesini” kabul etmediğini, bu ilkenin iki dünya savaşı sonucunda oluşmuş olan Batı ve özellikle Avrupa sınırları için geçerli olduğunu,

*Eski Sovyet Cumhuriyetleri’nin ise kalem darbeleriyle çizilmiş olan sınırlarının aynı ilkeler çerçevesinde tanınamayacağını iddia etmiş;

*Erivan’ın Türkiye topraklarındaki yayılmacı politikasını resmi söylemle de pekiştirmiştir.

Ermenistan, -mevcut haliyle- güçlü bir Türkiye karşısında emellerini gerçekleştirme şansının olmadığını bilmektedir. Buna karşılık Diaspora, Türkiye’nin bir iç (etnik) çatışma ile bölünüp parçalanmasının ya da bölgesel bir savaşa girip zayıf düşmesinin, Ermeni emellerini gerçekleştirecek ortamı oluşturacağına inanmaktadır. Güdümündeki Ermeni Hükümeti ise, Türkiye’ye dönük bölücü terörü desteklemekte, bölgemizi istikrarsızlaştıracak olayları körüklemekte, Türkiye karşıtı ittifaklar oluşturmakta, oluşturulmuş olanlara katılmaktadır. Bir yandan Türkiye aleyhine tavizler koparmak, diğer yandan Türkiye’yi uluslararası camiada yalnızlaştırmak, hatta dost ve kardeş Azerbaycan ile ilişkilerimizi bozmak için politik manevralar yapmaktadır.

Şavarş Koçaryan: Şartlar değiştiğinde var olan sınır yeniden sorgulanabilir

Türkiye ile Ermenistan arasında, 10 Ekim 2009’da Zürih’te protokoller imzalandı. Türkiye ve Ermenistan dışişleri bakanlarının Zürih’te protokole imza atmak üzere olduğu sırada, Ermenistan dışişleri bakan yardımcısı Şavarş Koçaryan, “bugünkü Türkiye-Ermenistan sınırının soykırım sonucunda oluştuğunu” öne sürerek “şartlar değiştiği takdirde var olan sınırın yeniden sorgulanabileceğini” açıkladı. Ermenistan başbakanı Tigran Sarkisyan ise protokollerin imza tarihinden bir gün önce yaptığı açıklamada “Protokollerin imzalanmasından sonra Türk tarafından, arşivlerde bulunan tapu kütüklerini açmasını talep edeceğiz. Miras hakkına sahip Ermenilerin davasının arkasında durulacak” demek suretiyle Ermenistan’ın protokollerin onaylanmasının ardından toprak taleplerini gündeme taşıyacağının sinyalini vermiştir.

Ermeniler tarafından işgal edilmiş olan Karabağ ve diğer Azerbaycan topraklarının işgaline son verilmeden Türkiye’nin Ermenistan’la protokol imzalaması ve sınırlarını açmayı kabul etmesi karşısında Azerbaycan’ın ve Türk kamuoyunun gösterdiği haklı tepkiler üzerine hükümet protokolü TBMM’ye getirememiştir.

Ermenistan Anayasa Mahkemesi (EAM), Türkiye ile Ermenistan arasında imzalanan protokolleri, Ermeni emelleri açısından uluslararası hukuk, Ermenistan Anayasası ve iç hukuk bakımından yorumlamak suretiyle, şu ön şartların Türkiye’ye dayatılmasını öngörmüştür:

* Kars ve Moskova antlaşmaları geçersizdir, dolayısıyla Ermenistan’ın Doğu Anadolu toprakları üzerindeki hakları meşru ve geçerlidir. (EAM, Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerini “Batı Ermenistan” olarak kabul eden yani Ermenistan toprakları olarak gösteren Ermenistan Bağımsızlık Bildirgesi’nin 11. maddesine atıfta bulunmuştur.)

* 1915 soykırımı bir gerçektir ve Ermenistan bu gerçeğin dünyaya tanıtılması misyonundan vazgeçmeyeceği gibi, bir tarih komisyonunda da bu gerçeğin tartışılmasını kabul etmez. (EAM, Protokollerin yürürlüğe girmesini Türkiye’nin soykırım yaptığını kabul etmesi şartına bağlamıştır.)

* Türkiye-Ermenistan sınırının açılması ile Karabağ sorununun çözümü ilişkilendirilemez. (EAM, Türkiye-Ermenistan sınırının açılması ile Karabağ meselesi arasında hiçbir şekilde ilinti kurulamayacağı hükme bağlamıştır.)

Sayın Büyükelçi Şükrü Elekdağ’ın yorumuyla; Ermenistan Anayasa Mahkemesi protokollerin içini boşaltmış, bunları Ermeni tezleri doğrultusunda yeniden yazmıştır. Neticede Ermenistan, Türkiye ile müzakerelere taktik bir amaçla girişmiş ve beklentisi ise hiçbir taviz vermeden sınırları açtırmak ve Azerbaycan’la Türkiye ilişkilerini bozmak olmuştur.

Ermenistan Hükümeti 22 Nisan 2010’da yaptığı açıklamada “Türk tarafının anlaşmayı ön koşulsuz olarak makul bir süre içinde onaylama yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle ulusal parlamentodaki onay süreci anlamsız hale gelmiştir. Bu nedenle süreci askıya almayı gerekli görmekteyiz” ifadesi ile protokolleri askıya almıştır.

10 Aralık 2011 tarihinde Serj Sarkisyan, Marsilya’da Diaspora Ermenilerine hitaben yaptığı konuşmada, “Nazi rejiminin katliamları için diz çöküp özür dileyen Alman Başbakanı Brandt gibi, Türk liderlerinin de er ya da geç Erivan’da soykırım anıtı önünde diz çökeceğini” söylemiştir.

Türk düşmanı yeni nesil…

Ermeniler gerçekleri çarpıtmakla yetinmemekte ve yeni nesillerini de Türk düşmanı olarak yetiştirmektedir. Beş yaşından itibaren Ermeni çocukları Erivan’daki sözde soykırım müzesine götürülerek sahte belgelerle, sahte resimlerle ve görsel-işitsel efektlerle beyinleri yıkanmaya çalışılmaktadır.

Türkiye, Birleşmiş Milletler’in “Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Komitesinin çalışmaları kapsamında nefret söylemlerinin durdurulması kararlarına” ve UNESCO’nun “öteki uluslara veya belli gruplara karşı önyargıları ve klişeleri ayıklamak üzere belirlediği kriterlere” uyarak tama-men haklı olduğu konularda bile diğer ülke ve milletleri incitebilecek ifa-deleri ders kitaplarından çıkartmıştır. Ermeni ders kitapları ise BM kararlarına aykırı olarak, Türklere karşı asılsız iddiaların yanı sıra birçok küfür, hakaret ve nefret söylemleri ile doludur.

Ermenistan’da bir ilkokul töreninde çocuklara çiğnetilen Türk Bayrağı (Türkiye’nin tüm barışçı tutumu ve gayretlerine karşılık Ermenistan, yeni nesillerini çocukluktan itibaren Türk düşmanı olarak yetiştiriyor)

Uluslararası Adalet Divanı “zorunlu göçün soykırım olarak kabul edilemeyeceği” kararını almıştır. Buna rağmen, Türkiye’ye dost olduğunu söyleyen bazı ülkeler, Ermeni ders kitaplarındaki “soykırım” iddiasını ders kitaplarına almış bulunmaktalar. Bu eylemleri, uluslararası hukuka ve 1998 tarihli “İnsanlığa Karşı İşlenen Suçlar Sözleşmesi”ne aykırıdır.

Ermeni-PKK İlişkileri

Ermeni “Taşnak Partisi”, 1925 yılında Marsilya’da toplanan “Sosyalist Enternasyonal”e Kürt bağımsızlığını savunan bir bildiri sunarak bölücülere işbirliği niyetini deklere etmişti. 5 Ekim 1927 tarihinde Lübnan’da bölücü Hoybun Örgütü’nün [1] kurulduğu toplantıya da, Ermeni Taşnak lideri Vahan Papazyan davet edilmiş ve burada Ermenilerle dostluk ilişkilerinin kurulması kararı alınmıştı.

Kuruluş aşamasında fikir birliği yapan Hoybuncular ile Taşnak Ermenilerinin dayanışması, 21 Haziran 1928 tarihinde Halep’te yapılan bir anlaşmayla resmileştirildi. Türkiye’ye karşı yapılan bu anlaşmanın içeriği, günümüzdeki Ermeni-PKK ilişkilerinin anlaşılmasına yardımcı olacağı düşüncesiyle, aşağıda özetlenmiştir:

* “Ermeni Taşnak ve Hoybun Cemiyetleri, aralarında geçmiş olan düşmanlıkları unuttuklarını, müşterek düşman olan Türkiye’ye karşı ittifak yaptıklarını, ortak amaçları için güçlerini birleştireceklerini kabul ederler.

* Bölücülerin ayrılıp devlet kurma amaçlarını elde etmeleri için Taşnak Cemiyeti tüm sahip olduğu siyasi, idari ve askeri bütün gücünü ortaya koyar; aynı şekilde Ermeni hükümetinin amaç ve arzularını gerçekleşmesini, Hoybun Cemiyeti bir vazife olarak telakki eder.

* Taraflar, Türkiye Cumhuriyeti’nden alacakları toprakları, anlaşma sı-rasında tasdik ettikleri haritaya göre paylaşılacaklarını kabul ederler [2].

* Her iki cemiyet; Nasturi, Yezidi ve Çerkezlerle birleşmeyi; onları da isyana teşvik etmeyi taahhüt eder; İranlı Fars ırkdaşları ile dostluk ve işbirliği içerisinde yaşamayı; Rıza Pehlevi’nin emirlerinin kendi menfaatlerine olduğunu kabul ederler.

* Taşnak Cemiyeti, Hoybun Teşkilatı için gerekli unsurları temin eder. Bu çerçevede Türkiye’ye karşı hareketin icrasına başlanıldığında Taşnak Cemiyeti Karakin, Nejde, General Dm, General Subuhı, General Simpat, General Nazarbekof ve General Gargatof gibi önemli kumandanlarını görevlendirecek. Hoybun Cemiyeti de Seyyit Mehmet Taha, Seyyit Abdullah, Muşlu Kasım Bey, Hakkarili Şeref Bey, onun oğlu Hasan Bey, Batnusi Hüseyin Paşa, Barkinli Mehmet Sıddık, Mustafa Nadir ve Musa Bey ve Osmanlı Ordusu’nda hizmet edip Cemiyete katılan tüm subayları istihdam edecektir.

* Haydaranlı, Bahtiyarlı, Lolanlı, Balabanlı, Karakiyhili, Arelli ve Çarıklı aşiretlerinin tamamen taraflarına çekilmesini Hoybun Cemiyeti üstlenir.

* Türkiye’ye karşı dışarıdan yapılacak genel bir harekât için muayyen ve detaylı bir plan hazırlanacaktır.

* Tarafların temsilcileri Halep’te bulunacaklar, daima temas halinde olacaklar, önemli meseleleri merkezlerine bildireceklerdir. Ermeni Taşnaksutyun ve Hoybun cemiyetleri, ittifakın faaliyetlerini birlikte yürüteceklerdir.

Anlaşmanın maddelerinden de açıkça anlaşılacağı gibi, Hoybun ve Taşnak Cemiyetleri Türkiye’yi zayıf düşürmek ve bölmek amacıyla geniş çaplı bir organizasyon içine girmişlerdi.

Manoyan: İade edilmesini talep ettiğimiz Ermeni toprakları Kürtlerin eline geçerse, geri vermelerini talep ederiz.

Ermenistan Taşnak Partisi’nin Erivan temsilcisi Kiro Manoyan Erivan’da 1915 olaylarının yıldönümü vesilesiyle düzenlediği basın toplantısında; “Ermenistan’ın iade edilmesini istediği topraklar şu anda Türklerin egemenliği altında. Yarın bizim iade edilmesini talep ettiğimiz Ermeni toprakları Kürtlerin eline geçerse onlardan geri vermelerini talep ederiz. Bölgemizde gerçekleşebilecek köklü değişimleri seyirci olarak izleyebileceğimiz gibi, gidişatı yönlendirmek de elimizde. Gelişmeleri yakından takip ederek hareket etmeliyiz.” ifadesiyle Türkiye toprakları üzerindeki Ermenistan-Kürdistan planlarının örtüştüğüne vurgu yapmış ve Ermenistan’ın bölgede köklü değişimlere hazır olması gerektiğini belirtmiştir. Manoyan’ın açıklamaları 18 Nisan 1980’de PKK ile ASALA sorumlusu Hermez Samurouyan arasında yapılan toplantıda alınan; “muhtemel devrimden sonra elde edilecek topraklar Ermeniler ile Kürtler arasında eşit olarak bölüşülecektir” kararıyla örtüşmektedir.

İki unsur arasındaki işbirliğinin bir diğer göstergesi Barış ve Demokrasi Partisi’nin (BDP) 28 Ekim – 1 Kasım 2013 tarihleri arasında ABD’ye yaptığı ziyarette ortaya çıkmıştır. Ziyaret sırasında BDP heyeti ile Ermeni Devrimci Federasyonu (ARF) ve Washington’daki Armenian National Committee of America (ANCA, Amerika Ermeni Milli Komitesi) temsilcileri arasında görüşmeler yapılmış. Görüşmede ‘‘Ermeni-Kürt ortaklığının geliştirilme imkânları ile milli ve demokratik hedeflerinin tartışıldığı’’ bildirilmiştir.

* Görüşmelere katılan ARF temsilcisinin; BDP heyeti ile yapılan toplantılar hakkında; “Görüşme, Ermeni-Kürt ortaklık imkânları, ‘Batı Ermenistan’ ve ‘Kürdistan’ ile ulusal ve demokratik hedeflerdeki Ermeni ve Kürt Ulusları için yararlı bir diyalog fırsatı sundu” ifadesini kullanması;

* PKK’nın 18 Nisan 1990 tarihinde PKK-ASALA ilişkilerinden sorumlu Hermez Samurouyan’la Lübnan’da yaptığı toplantıda alınan; “Muhtemel devrimden sonra elde edilen topraklar Ermeniler ile Kürtler arasında eşit olarak bölüşülecektir” kararının Washington’da yeniden ele alınarak değerlendirildiğini göstermektedir. Bu husus BOP Projesi kapsamında;

Türkiye’nin ilk etapta federasyona dönüştürülmesi, bu suretle oluşturulacak Kürt özerk bölgesinin zamanla bağımsız devlet statüsüne kavuşturulması,uygun ortamda Irak’taki Kürt özerk bölgesi, mümkün olabilirse Suriye ve İran’da kurulacak Kürt özerk bölgeleri ile de birleştirilerek 4 devletten koparılacak topraklar üzerinde “Büyük Kürdis-tan”ın kurulması hedefi ile örtüşmektedir.Esasen kurulması tasarlanan devlet Kürdistan’dan ibaret olmayıp, Wilson Prensiplerinde geçen Vilayat-ı Sitte denilen topraklar üzerinde Van şehrini ve Ağrı Dağı’nı da içine alan “Büyük Ermenistan” kurulması hedefini de içermektedir.

BDP ve ARF görüşmeleri

PKK lideri Öcalan, -Ermeni tezlerini destekler doğrultuda- Ermeni halkının 1915’te yaşadıklarını “soykırım” olarak tanımlamış, tüm dünyayı ve Türkiye Cumhuriyeti’ni bununla yüzleşmeye çağırmıştır. 12 Kasım 2013’de İstanbul’da BDP tarafından düzenlenen toplantıya “Ermenistan Taşnak Partisi Gençlik Organizasyonu” yetkilileri davet edilmiş. İki kuruluş arasındaki görüşmelere BDP dış ilişkiler sorumlusu Nazmi Gür ile Van milletvekilleri, Ermenistan tarafından ise Taşnak Gençlik Örgütü Başkan Yardımcısı Mario Nalpatyan başkanlığındaki Taşnak temsilcileri katılmış.

“The Armenian Weekly” adlı dergi, söz konusu toplantıyı haberleştirirken “Ermeni Taşnak örgütü temsilcilerinin İstanbul’daki toplantısı 1923 yılından bu yana bir ilk olma özelliği taşımaktadır” ifadesini kullanmıştır. Söz konusu toplantıda; “Batı Ermenistan” ile “Kürdistan” toprakları konusun-da Ermeni–Kürt işbirliği imkânlarının araştırılmasının yanı sıra iki millet arasında diğer işbirliği konularının ele alındığı bildirilmiştir.

30 Kasım-2 Aralık 2013 tarihleri arasında Diyarbakır’da BDP tarafından düzenlenen BDP Gençlik Kolları Kongresi’ne yine ARF (Ermenistan Taşnak Partisi) Gençlik Teşkilatı temsilcileri davet edilmiş. Toplantıda taraflar arasında Washington ve İstanbul toplantılarında ele alınan konuların tartışıldığı bildirilmiş ve Taşnak Partisi temsilcilerine BDP tarafından plaketler verilmiştir. Sevr paçavrası “anlaşması” ile Ermenilere peşkeş çekilmek istenen vatan topraklarının günümüzde tekrar bölüşüm planları hazırlanırken aynı zamanda bir Ermeni-Bölücü rekabeti de başlatılmıştır.

Yukarıda belirtilen hususlar;

* Ermenistan’ın Türkiye Cumhuriyeti’ne soykırımı kabul ettirme (tanı-ma) çabalarının sadece soykırımla sınırlı kalmayacağını,

* ilk aşamada soykırımın kabulünden sonra zaman içinde tazminat ve toprak taleplerinin de gündeme taşınacağını ve

*Türkiye’den toprak kopartma gayreti içindeki Ermenistan’ın ileride Türkiye’den kopartılacak toprakların paylaşımını;

* bölgedeki Kürt bölücü hareketi liderleriyle kendi aralarında halledilecek bir konu olarak düşündüklerini, başka bir deyişle Ermeni ve Kürt bölücü hareketlerinin Türkiye Cumhuriyeti üzerindeki hedeflerinin büyük ölçüde örtüştüğünü göstermektedir.

2013 yılı Haziran ayı içinde Diyarbakır’daki BDP’li Belediye Başkanları’nın sokakların isimlerini değiştirerek, buralara Ermeni yazarlar ve kiliselerin adlarını vermeye başlaması; PKK içindeki Ermenilerin, bölgeyi BDP eliyle Ermenileştirmeye çalışması yukarıdaki endişeleri artırmaktadır.

Ermeni Diasporasının şifresi ve destekçileri

Günümüzde Ermeni Diasporası kini ve nefreti körükleyen tezlerini savunma için tarihi belgelerden ve uluslararası hukuktan ümidini kesmiş, bunun yerine iki safhalı bir yöntemi, kamuoyuna tarihçi diye empoze ettiği beslemeleri vasıtasıyla uygulamaya koymuştur:

Diaspora, yöntemin ilk safhası olarak: Dünyayı kandırmada kullandığı yalan yanlış hatıratları yeni bir kılı-fa büründürmekte, “mikro tarih” terimi altında kendince bilimselleştirmekte; entel görünümlü ve tarihçi diye empoze ettiği beslemeleri vasıtasıyla insanımızı etkilemeye çalışmaktadır. Kısaca süslü kelimelerle asıl gerçeklerin tarihi belgeler değil, olayları yaşadıklarını iddia eden isyancı/ayrılıkçı Ermenilerin ifadelerinin olması gerektiğini ileri sürmektedir.

İkinci safha ise:Türkiye’nin, centilmenlik göstererek Diasporanın suçlamasını kabul etmesi; bunun iyi bir jest olacağının, Türk-Ermeni ilişkilerinde bir yumuşama sağlayacağının, diyalog ve barış sürecinin başlatılması için gerekli olduğunun, süslü ifadelerle kiralık basın yayın organlarından anlatmasıdır.

Diaspora, yukarıda anlatılan dalavereli ve dolambaçlı yönteminin başarılı sonuç vereceğinden ümitli gözükmektedir. Bu kanısını, şimdiye kadar arkasına aldığı destek ve yaptığı kara propagandanın görünen etkileri güçlendirmektedir.

Diaspora’ya destek cephesi; isyancı Ermenilerin geçmişteki azmettiricileri, işbirlikçileri ve emperyal emelleri için kullanıcıları; haçlı zihniyetini yaşatanlar, Türk ve Müslüman düşmanları, Diaspora’nın iftiralarına inananlar ve inanmak isteyeler, Diaspora sermayesi ile kiralananlardan oluşmakta ve büyük bir yekûn tutmaktadır.

Papa dahi Vatikan’da 12 Nisan 2015 günü, “1915 Olayları”ndan bahsettiği ayinde, tarihi ve hukuki gerçeklere rağmen, “20. yüzyılın ilk soykırımının Ermeni toplumuna karşı yapıldığını” söylemiş, bu suretle Diaspora ve onun kuklası olan Ermeni Hükümeti’nin “soykırım” yalanlarına ortak olmuştur [3].

Çelişkisine bakın ki Papa bu beyanını verirken Hocalı’da Yirminci Yüz Yılın en son katliamını ve soykırımını planlayan, uygulanması için emir veren ve yöneten Taşnaksutyun örgütü liderlerinden Serj Sarkisyan’ı [4] başköşesinde ağırlamıştır. Kim bilir, belki de “Haçın Hatırı İçin” [5] eli kanlı katillerin liderine, misafir muamelesi yapmıştır.

Asıl katliamcı ve soykırımcılar; Osmanlıdaki azınlıkları, bu arada Ermeni ihtilalci komitelerini eli kanlı katil çetelerine dönüştüren ve emelleri doğrultusunda hunharca kullanan emperyalist devletler ile onların misyoner teşkilatlarıdır. Bunların günümüzdeki uzantıları, akıtılan Türk ve Müslüman kanının hesabını vermeleri gerekirken, yüzleri kızarmadan milletimizi “soykırımcı” olarak suçlamaktalar. Her türlü çabalarına rağmen istedikleri seviyede bir karışıklık yaratamadıkları ülkemize, Müslüman coğrafyasında oluşturulan istikrarsızlığı taşımanın gayreti içindeler. Bizi uluslararası toplumda yalnızlaştırmak istemekteler.

Serj Sarkisyan

Papa’nın yukarıdaki beyanı, geçmişin emperyalistleri ve din tüccarlarının, günümüzde de Dünyamızdaki mevcut konjüktürü emperyal ve misyonerlik emelleri, hiçbir zaman vazgeçmedikleri “Şark Meselesi” [6] projeleri ve Türkiye’de kaos yaratma hedefleri için uygun bulduklarının işaretidir.

Emperyalistler; devletimizi istikrarsızlaştırma, iç meselelerle meşgul etme ve önemli konulara zaman ayıramamasını sağlama amaçlarıyla, yarattıkları suni etnik grupları (ırki ve dini unsurlar) ve kandırdıkları/satın aldıkları çevreleri kullanmada tecrübelidirler. Bizler geçmişte başımıza gelen olumsuzlukların tekrarlanmaması için, tarihi olaylardan ve yakın zamanlarda yaşadıklarımızdan ders almalıyız.

Her şeyden önce millet olarak kenetlenmemiz ve içte birliği sağlamamız, oynanan oyundan insanlarımızı ve Dünya’daki namuslu çevreleri haberdar etmemiz, doğruları ısrarla savunarak yurtiçi ve dışında kendi lobile-rimizi oluşturmamız gerekiyor. Böyle bir uğraşıda tüm vatandaşlarımıza iş düşüyor.

 

Dipnotlar

[1] Hoybun Örgütü, 5 Ekim 1927’de Lübnan’ın Bihamdun kentinde Kürdistan Teali Cemiyeti, Kürt Millet Fırkası, Comite de Independence Kurde başta olmak üzere bölücü örgütler ve Taşnak kökenli Ermeniler tarafından gizlice düzenlenen ve 45 gün süren bir kongrede kurulmuştur. Suriye, Lübnan, Avrupa ülkeleri ve Amerika Birleşik Devletleri’nde kolları oluşturulmuştur. Celadet Ali Bedirhan, Kâmuran Ali Bedirhan, Nuri Dersi-mi, Ekrem Cemilpaşa, Memduh Selim gibi isimler tarafından yürütülmüş ve Ağrı isyanları meydana geldiğinde örgütün kararıyla İhsan Nuri bölgeye yollanmıştır. Ağrı isyanları bastırıldıktan sonra gücünü yitirerek dağılmıştır.

[2] Bu harita’da Doğu Anadolu Bölgesi’ni Kafkasya’ya kadar içine alan “Esas Ermenistan” ve Çukurova bölgesinde de “Güney Ermenistan” çizilmişti. Rize “Esas Ermenistan”a, İskendurun Körfezi “Güney Ermenistan”a ait olacak, bu iki Ermenistan arasında müttefik bir Kürdistan vücuda getirilecekti.

[3] Türkiye Sivil Toplum Birliği, Papaya bir mektup göndererek uyarıda bulundu (EK-8).

[4] http://onedio.com/haber/hocali-katliami-tarihin-siyah-gecesi–460813:
Günümüzün Ermenistan Devlet Başkanı Serj Sarkisyan, o zamanlar Hocalı Katliamı’nın sorumlusu birliklerin başındaki iki liderden biriydi ve bazı kaynaklara göre katliam emirlerini verendi. Sarkisyan, İngiliz araştırmacı Thomas de Wall’un yaptığı bir röportajda o günlerden şu şekilde bahsediyor: “Azerbaycanlılar Ermenilerin sivil halka karşı katliam yapmayacağını düşünmekteydiler. Biz bunu Azerbaycanlılara şaka yapmadı-ğımızı göstermek amacıyla ibret olsun diye yaptık”.

[5] Hocalı Katliamı’nı yaşayan ve sonra Beyrut’a yerleşen Ermeni gazeteci Daud Kheyriyan, “For the Sake of Cross” (Haçın Hatırı İçin) isimli kitabına adını veren katliam harekâtı. Bu kitabın 62-63 sayfalarından alıntı: “Ölülerin yakılmasıyla görevli Ermeni grup, Hocalı’nın 1 kilometre batısında bir yere 2 Mart günü 100 Azeri ölüsünü getirip yığdı. Son kamyonda 10 yaşında bir kız çocuğu gördüm. Başından ve elinden yaralıydı. Yüzü morarmıştı. Soğuğa, açlığa ve yaralarına rağmen hala yaşıyordu. Çok az nefes alabiliyordu. Gözlerini ölüm korkusu sarmıştı. O sırada Tigranyan isimli bir asker onu tuttuğu gibi öteki cesetlerin üstüne fırlattı. Sonra tüm cesetleri yaktılar. Bana sanki yanmakta olan ölü bedenler arasından bir çığlık işittim gibi geldi. Yapabileceğim bir şey yoktu. Ben Şuşa’ya döndüm. Onlar Haç’ın hatırı için savaşa devam ettiler.”

[6] Hıristiyan Batı’ya göre Şark Meselesi Türklerin Anadolu’ya girdiği Malazgirt Savaşı’yla baş-lar, günümüze kadar gelir ve Türklerin Anadolu’dan tamamen çıkarılmasına kadar devam ede-cektir. Hıristiyan Batı’nın değişen tarihî şartlara göre izlediği stratejiler iki ana dönem altında aşağıda verilmiştir:

Üstünlüğün Türklerde Olduğu Dönem Hıristiyan Batı:  Müslüman Türkleri Anadolu’ya sokmamak için 1071 tarihinde Bizans İmparatoru’nun komu-tasında büyük bir haçlı ordusunu Türkler üzerine gönderir. Amaçlarına ulaşamazlar. Türkler Anadolu’ya girer. Anadolu’ya giren Türkleri geri çıkarmak için 200 yıl süren haçlı seferleri düzenlerler. Fakat amaçlarına ulaşamazlar. İstanbul’u alan Avrupa’ya doğru ilerlemeye başlayan Türklerin ilerlemelerini durdurmak için Varna, Kosova, Sırpsındığı, Niğbolu, Belgrad ve Mohaç gibi mevkilere haçlı seferleri düzenlerler; amaçlarına ulaşamazlar. Türkler Viyana önlerine kadar ilerlerler.

Üstünlüğün Hıristiyan Batı’ya Geçtiği Dönem Hıristiyan Batı: Türkleri Avrupa’dan atmak için; önce Osmanlı Devleti içinde yaşayan Hıristiyanlar için geniş tavizler koparırlar; ardından Osmanlı Devleti’nin Avrupa topraklarında yaşayan Hıristiyan tebaasına ayrı devletler kurdurturlar (Yunanistan, Bulgaristan, Romanya, Sırbistan, Macaristan ve Polonya gibi); sonunda Balkan Savaşlarıyla Türkleri Avrupa’dan çıkarma hedeflerine ulaşırlar.  Osmanlı Devleti’nin Asya topraklarında yaşayan Hıristiyanlara (Ermenilere, Pontus Rumlarına) devletler kurdurmak istedilerse de Türk Milleti buna izin vermez. Türkleri Anadolu’dan çıkarmak veya sömürge yapmak için I. Dünya Savaşı’ndan sonra Mondros Anlaşması’nı bahane ederek Anadolu’yu dört bir yandan işgale başlarlar; Türk milleti Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde İstiklal Savaşı’nı kazanarak Anadolu’da kalmayı başarır. Türkiye Cumhuriyeti’ni zayıflatma, parçalama ve yok etme emellerinin devam ettiğini gösteren yeni etnik gruplar yaratma ve misyonerlik faaliyetlerine hız verirler; Türk vatanı üzerinde Ermenistan ve Kürdistan haritaları çizmeye başlarlar.

 

       

Yazarın MİSAK'taki yazıları