26.11.2022

İslâm’da ve Türklerde zaman ve takvim

İslâm’da zaman, mutlak zaman olarak düşünülmüş ve genellikle de manevi olarak ele alınmıştır. Bu mutlak zaman, kürenin (felek) başlangıçtan sonuna kadar dolanımıdır. Zaman, bu mutlak zamanın kaba olarak uzun periyotlara, vakit ise, zamanın belirli kısa periyotlara bölümlenmesidir.


Zaman

Yunanca “khronos” kelimesinden gelen zaman, sürekli ve aynı biçimde akıp giden, her an yaşadığımız, ölçülebilir nicelik olarak düşünülen hareket ve değişim dünyasının temel boyutlarından birisidir. İnsanoğlunun zamanı bir kavram olarak ne zaman düşündüğünü bilmiyoruz. Muhtemelen zaman kavramının doğuşu, gök cisimlerinin düzenli hareketlerine, mevsimlerde görülen düzenliliğe bağlı olarak ortaya çıkmış olmalıdır.

Zaman kavramı, yüzyıllar boyunca insanlar tarafından sorgulanmış ve adeta somut bir biçimde algılanmaya çalışılmıştır. Ancak çeşitli düşünürler, zamanın ne olduğu sorusunun doyurucu bir yanıtının olamayacağı konusunda hemfikirdir.

Saatli Maarif Takvimi

İslâm’da Zaman ve Zaman Ölçümü

İslâm’da zaman, mutlak zaman olarak düşünülmüş ve genellikle de manevi olarak ele alınmıştır. Bu mutlak zaman, kürenin (felek) başlangıçtan sonuna kadar dolanımıdır. Zaman, bu mutlak zamanın kaba olarak uzun periyotlara, vakit ise, zamanın belirli kısa periyotlara bölümlenmesidir.

Zamanın ve vaktin belirlenmesi meselesi, diğer uygarlıklarda olduğu gibi İslâm uygarlığının da önemli meselelerinden biridir. İslâm uygarlığında ibadet vakitlerinin belirlenmesi ayrı bir önem taşır. Güneş, Ay ve yıldızlar aracılığı ile zamanın, özellikle de namaz vakitlerinin belirlenmesi ilmine İlm-i Mikât adı verilir. İslâm astronomisinin amaçlarından birisi, ibadet vakitlerinin tam olarak belirlenmesi ve namazın tam vaktinde ve Kıble yönünde kılınabilmesine olanak sağlamaktır. 6. yüzyıldan itibaren bu konuda uyulması gereken bilimsel esaslar ortaya konulmuş ve bazı küçük değişikliklerle günümüze kadar geçerliliğini korumuştur. 9. yüzyılda, her boylam derecesi veya yılın her bir günü için bu amaçla çeşitli tablolar hazırlanmıştır. Bu belirlemelerde, Kurân’ın yanında, çoğunlukla astronomlar tarafından yapılan belirlemeler esas olarak kabul edilmiş.

İbadet vakitlerinin belirlenmesi amacı ile Emeviler döneminde (661-750) Muvakkithaneler açılmış ve bu işi yapan kişiye muvakkit adı verilmiştir. Bu yapılarda bu iş için çeşitli astronomik araçlar da yer alıyordu. Muvakkithanelerde kullanılan başlıca araçlar, kadran, usturlap, sekstant, kum saati, güneş saati ve mekanik saatlerdir. Muvakkithaneler, hem astronomi eğitimi veren hem de basit bir gözlemevi vazifesini gören kurumlardı. Muvakkitlerin atamaları müneccimbaşı tarafından yapılırdı. Bu kurumlar Cumhuriyet’in ilanı ile başmuvakkitlik adı altında yeni bir kuruma devredildi ve 1952 yılında da kapatıldı.

Yine bu ve diğer amaçlar için çeşitli gözlemevleri de kurulmuştur. Gözlemevleri, ilkin İslâm Dünyası’nda ortaya çıkmış önemli bir araştırma kurumudur. Gözlemevlerinde, muntazam ve devamlı gözlemler yapılmıştır. Gözlemevindeki faaliyet, astronomi biliminin ve ona yardımcı bilim dallarının meseleleri üzerindeki araştırma ve çalışma, zaman ve ibadet vakitlerinin belirlenmesi amacını taşıyordu. Amaç, dakik gözlemlere dayanan yeni astronomik tabloların oluşturulması idi. O dönemlerde, gözlemevlerinde yapılan gözlem sonuçlarının tablolar halinde gösterildiği kataloglara zîc adı verilmekteydi. Zîcler, bu tabloların yanı sıra, dönemlerindeki trigonometriye, küresel astronomiye, takvim çeşitlerine ve yapımına, izdüşüm yöntemlerine, gözlem aletlerinin yapılışı ve kullanımına, astrolojiye ve ibadet vakitlerinin belirlenmesine ilişkin bilgileri de kapsamaktaydı.

Gündüz ve Gece

Bir günün 24 saate ayrılması, gerçekte yapaydır. Örneğin Çinliler 1 günü 20 parçaya, Hintliler ise 60 parçaya ayırmışlardır.

Eski insanlar, gündüzü belli bölümlere ayırmışlardı; 1) şafak (yıldızların kayboluşundan gündoğumuna kadar), 2) sabah (gündoğumuna kadar), 3) öğle (gündoğumundan Güneş’in yükseldiği bir zamana kadar), 4) günbatımında sona eren öğleden sonra ve 5) gece- ya da alacakaranlık (günbatımından yıldızların görünmesine kadar).

Eski Mısırlılar gündoğumuyla günbatımı arasındaki süreci, güneş saati gibi bir gözlem aracıyla işaretlemiş, iki alacakaranlık eklemiş (sabah öncesi ve gece) ve gökyüzündeki yıldız konumlarını kullanarak geceyi on ikiye bölmüşlerdi. Su saati geliştirildikten sonra da, hem gündüzü, hem de geceyi 20 kısma ayırmışlardı. Eşit olmayan saatler olarak adlandırılan bu saatlerde yaz ve kış günlerindeki saatlerin uzunlukları farklı idi.

Eski Babilliler ise 1 günü, 12 saati gündüz ve 12 saati gece olmak üzere 24 eşit saate ayırıyorlardı. Babilli Kidunnu’nun M.Ö. dördüncü yüzyıl başlarında gece yarısından gece yarısına altı eşit saat kullanarak astronomik tablolar oluşturduğu iddia edilir. M. Ö. 150 yıllarında yaşayan ünlü astronom Hipparcus, bu saatlerin standart olarak benimsenmesini önermiş ve bundan sonra da bir gün 12 gündüz ve 12 gece olmak üzere 24 eşit saate ayrılmıştır.

Takvimler

Takvim zamanı değerlendirmek için kurulmuş düzen, yılları, mevsimleri, ayları, günleri, vakitleri göstermek üzere hazırlanan cetvellerdir.

Birbirini izleyen günlere göre senelerin, mevsimlerin, ayların ve haftaların belirlenmesi çok eskilere dayanır. Bu yöntemin ne zaman başladığı belli değildir. Geçmiş milletlerin çoğu yılı ve ayları gökcisimlerinin en iyi görünenleri olan Güneş ve Ay’ın dolanım ve hareketleri ile belirlemişlerdir. Güneş’in bir dolamımın, yani burçlar dairesi üzerinde bir noktadan ayrılarak yine aynı noktaya ulaşmasına kadar olan zamanı bir yıl;[3] Ay’ın Güneş ile kavuşum noktasından veya hilâlin görülmesinden yine o konum ve hale gelinceye kadar olan zamanı ise bir ay;[4] 12 ayı bir yıla yakın olduğundan bir yıl;[5] her burcu 30 dereceye bölerek Güneş’in burçtaki seyir süresini, bir aya yakın olduğundan bir ay[6] olarak kabul etmişlerdir.[7]

Eski Mısırlılar Güneş’in dolanımını esas alan Güneş takvimi[8] kullanıyorlardı. Yılı otuzar günlük on iki aya bölmüşlerdi; ayrıca her yıla beş gün ilave ediyorlardı. Yılların başlangıçları her hükümdarın tahta geçmesiyle yeniden başlatılıyordu. Yıl üç mevsime ayrılmaktaydı. Birinci mevsim 15 Temmuz – 15 Kasım arasını kapsayan Taşma Mevsimi, ikinci mevsim 15 Kasım’dan 15 Mart’a kadar olan Kış Mevsimi, üçüncü mevsim ise, 15 Mart’tan 15 Temmuz’a kadar süren Yaz Mevsimi idi.

Mezopotamyalıların takvimi ise Ay yılına dayanan bir takvimdi. Bu takvim daha sonraki dinî takvimlere ve İslâm Dünyası’ndaki Hicrî Takvim’e temel oluşturmuştur. Burada Ay’ın safhalarıyla belirlenen 29,5 günlük kavuşum ayı esas alınmaktaydı. Aylar hilâlin görünmesiyle, yıl ise, genelde ilkbahar gündönümünden hemen sonra gözlemlenen hilâl ile başlatılıyordu. Takvimleri Ay yılını esas aldığından yıl 354 gün idi. Fakat bu Güneş yılına göre oldukça kısaydı ve arada fark oluşuyordu. Bu farkı da yıla 13. bir artık ay ekleyerek kapatmaya çalışıyorlardı.[9] Bu düzenleme çok erken döneme aittir. Urur (2294-2187) üçüncü sülalede 8 yıllık bir dönem için bu düzenlemenin yapıldığı saptanmıştır. Yine Hammurabi yöneticileri de böyle bir artık ayın eklenmesini emrederler. M.Ö. 383-380 yılları arasında Ay yılı ile Güneş yılı arasındaki ayarlama işi 19 yıllık devrelere bağlanmış ve bu bir kural olarak uygulanmıştır. Bu 19 yıllık devre Yunanistan’da Meton (M. Ö. 5. yüzyıl) tarafından uygulanmış ve “Meton devresi” adıyla anılmıştır. Meton devresinde Ay yılı takvimine 19 yıllık süre içerisinde belirli yıllara birer ay ilave edilir. Artık ayı bulunan yıllar 1., 4., 6., 12., 14. ve 17. yıllardır. M.Ö. 380 yılı sıralarından itibaren bu kurala uyulduğu görülmektedir.

Eski Türklerin Kullandıkları Takvimler

İslâmdan önce Türkler Güneş yılı esasına dayanan bir takvim olan On İki Hayvanlı Türk Takvimi kullanmışlardır. Bu takvimde, yılların ve ayların adları hayvan isimleri ile adlandırılır. Sâl-ı Türkân (Türk Yılı) olarak adlandırılan bu takvimde on ikili devreye giren hayvanlar şöyledir; 1) Sıçan. 2) Sığır. 3) Pars. 4) Tavşan. 5) Ejder. 6) Yılan. 7) At. 8) Koyun. 9) Maymun. 10) Tavuk. 11) Köpek. 12) Domuz.

Bu takvimde yılın başı, 21 Mart’tır. Ancak Güneş Yılı ile Ay Yılı arasında 13 günlük bir fark bulunduğundan, 21 Mart tarihi, bazı topluluklarda Mart’ın 9’una, nadiren bazı topluluklarda 1 – 3 Nisan ve 21 Haziran’a tekâbül eden kutlamalara yol açmıştır.

Türklerin bir de Ay-Güneş yılı vardır. Burada aylar Ay’ın hareketine göre, yıl ise Güneş’e göre hesaplanır. 1 yıl 12 aya bölünür. Bu aylar şöyledir: 1) Aram. 2) İkindi (İkinci) Ay. 3) Üçünç Ay. 4) Törtinç Ay. 5) Beşinç Ay. 6) Altınç Ay. 7) Yitinç Ay. 8) Sekizinç Ay. 9) Tokuzınç Ay. 10) Onınç Ay. 11) Bir Yigirminç (On Birinci Ay). 12) Çakşapat Ay.

İslâmiyetin kabulünden sonra On İki Hayvanlı Türk Takvimi bir çok Türk devletinde kullanılmaya devam etmiş, ancak Hicrî-Kamerî Takvim kullanımı ağırlık kazanmıştır.

Hicri Takvim

Peygamberimiz Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye hicretini başlangıç kabul eden ve Ay’ın Dünya çevresinde dolanımını esas alan bir takvim sistemidir. 1 yıl 354 gündür ve 12 aydan oluşur. Hicrî-Şemsî ve Hicrî-Kamerî Takvim olarak ikiye ayrılır.

Hz. Muhammed Medine’ye hicret etmek üzere Mekke’den ayrılmış ve 20 Eylül 622 Pazartesi günü Kuba Köyü’ne gelmiştir. 20 Eylül 622 tarihini, Hicri sene başlangıcı olarak kabul eden ve Yer’in Güneş etrafındaki dolanımını esas alan Takvim sistemine Hicrî-Şemsi Takvim denilmektedir.

Kamerî aylara göre ilk defa tarihi başlatan Halife Ömer’dir. Ömer zamanında Hicretin 17. yılında alınan bir kararla Hicretin olduğu sene Hicrî Takvimin 1. yılı ve o yılın Muharrem ayı da Hicrî-Kamerî takvimin yılbaşısı kabul edilmek suretiyle, o yıl 1 Muharrem’in rastladığı 16 Temmuz 622 tarihi de Hicrî-Kamerî Takvimin başlangıcı olarak kabul edilmiştir. Bu takvimde ise Ay’ın Yer etrafındaki dolanımı esas alınmaktadır.

Hicrî takvimlerde, Miladî takvimlerde olduğu gibi artık yıllar mevcuttur. Takvimde 30 yılda yaklaşık 11 günlük bir gerileme ortaya çıkar. Bu gerilemeyi düzeltmek için 30 yıllık dönemlerin 2, 5, 7, 10, 13, 15, 18, 21, 24, 26 ve 29 yılları 355 gün, diğer yıllar ise 354 gün kabul edilir.

On İki Hayvanlı Türk Takvimi

Osmanlıların Kullandıkları Takvim

Osmanlıların kullandıkları takvim, başlangıcı olarak Hicret’i kabul eden ve Ay’ın dolanımını esas alan Hicrî Takvim’dir. Osmanlılar Hicrî Takvim’in yanı sıra, Hicret tarihinde başlayan, ancak Güneş yılı esasına dayanan Rûmî Takvim de kullandılar. Ancak aradaki fark 33 senede 1 yılı bulduğundan 20 Temmuz 1677’de Baş Defterdar Hasan Paşa’nın teklifi ile, her 33 senede 1 sene atlanmak suretiyle 1087 Hicrî-Şemsî yılı (1676) Siviş (Tedavül) yılı sayıldı ve mali kayıtlar bu esasa göre düzenlenmeye başlandı (Malî Sene). 1740’ta Defterdar Atıf Efendi, 1152 Hicrî-Kamerî yılından maaşların ve vazifelerin Muharrem ayından değil, Mart ayından itibaren esas alınmasına dair padişaha sunduğu takrir üzere irade çıkarttı. Bu tarihten itibaren mali yılbaşı Mart ayı oldu. 1794 yılında Defterdar Moralı Osman Efendi’nin, tefavütlerin (hicri yıl ile mali yıl arasındaki farktan meydana gelen gelir farklılıklarının) hesabının devlet hazinesine yük olmamasını sağlayan teklifi kabul edildi ve Malî Seneye dayanan sarfiyat (harcama) ve tediyat (ödeme) şeklinin tatbik sahası genişletildi. 1840 yılında da Resmî işlerde Hicrî-Kameri tarihle birlikte Rumî tarih kullanılmaya başlandı. 1917’de ise (1 Mart), 21 Şubat 1333 tarihli 125 sayılı kanunla tarihin başlangıcı (Hicret) değiştirilmemek üzere “Takvim-i Garbi” adı altında Gregoryan takvim sistemi yürürlüğe konuldu ve bu kanunla, 15 Şubat 1333 tarihini 1 mart 1333 (1917) tarihi takip etti. Böylece günlük tarih Gregoryan esasına göre düzenlenmeye başlandı. 125 sayılı Kanuna göre; a) 15 Şubat 1333 tarihini 1 Mart 1333 (1917) günü takip etti, böylece tarihten 13 gün silinerek gün sayısındaki hata düzeltildi. b) 1333 Rûmî yılı teknik sebeple 1 Mart’tan başlamakla beraber 10 ay devam ederek, 31 Kânûn-u Evvel (Aralık) 1333 (1917) günü sona erdirildi ve 1 Kânûn-u Sânî (Ocak) 1334 = 1 Kânûn-u Sânî (Ocak) 1918 olarak başlatıldı. 1840 yılından beri Jülyen usulüne göre yürüyen mali ve resmi muamelattaki tarihi kayıtlar, 1918 tarihinden itibaren Gregoryen usulüne göre devam ettirildi ve yılbaşı 1 Ocak tarihine alındı.

Osmanlılarla Kullanılan Hicrî-Şemsî[10] (Malî) Senenin Ayları[11]

Mart [12]

Nisan[13]

Mayıs[14]

Haziran[15]

Temmuz[16]

Ağustos[17]

Eylül[18]

Teşrîn-i Evvel[19] (Ekim)[20]

Teşrîn-i Sânî[21] (Kasım)[22]

Kânûn-u Evvel[23] (Aralık)[24]

Kânûn-u Sânî[25] (Ocak)[26]

Şubât[27]

 

Günümüzde Kullanılan Gregoryen Takvim’in (Milâdî Tarih) Gelişimi

M.Ö. 7. yüzyılda, Roma Takvimi’nde 1 yıl 10 ay ve 304 gün olarak kabul edildi. Söylentiye göre bu belirlemeyi, Roma’nın kurucusu Rumulus yapmıştır. Bu takvimde birinci ay Martius idi ve ayların isimleri şöyleydi: Martius[28] (31 gün), Aprilis[29] (30 gün), Maius[30] (31 gün), Iunius31[31] (30 gün), Quintilis[32] (31 gün), Sextilis[33] (30 gün), September[34] (30 gün), Oktober[35] (31 gün), November[36] (30 gün), December[37] (30 gün). Roma’nın ikinci kralı Numa Pompilis (M.Ö. 716-673) döneminde, 1 yıl 12 ay ve 365 gün olarak kabul edildi ve 10 aya Ianuarius[38] ve Februarius[39] ayları eklendi. Yılın başlangıcı Ianurius olarak benimsendi.[40]

M.Ö. 6. yüzyılda, Roma’nın beşinci Kralı adına Etrüsk’lü astronom Tarquinius Priscus (M.Ö. 616-579) tarafından 12 aylık takvim yeniden düzenlendi ve Roma’nın “Devlet Takvimi” (resmî takvim) adını aldı. M.Ö. 432 yılında Meton adlı astronom, Ay yılı ile Güneş yılı arasındaki ayarlamayı 19 yıllık periyodik (Metonik Dönem) bir kurala bağladı. Buna göre, 19 yıllık süre içerisinde, Ay takvimine 7 ay ilave edilmeliydi. M.Ö. 323’te takvimin başlangıcı olarak, İskender’in ölüm tarihi olan 323 tarihi belirlendi. Yine M.Ö. 323-30 yıllarında Roma İmparatorluğu 7 günlük haftaya 7 gezegenin adlarını verdi: Dies Solis, Dies Lunae, Dies Martis, Dies Mercurii, Dies Iouis, Dies Veneris, Dies Saturni.[41] M.Ö. 311 yılında ise, Suriye hükümdarlarından ve Selevkler hanedanın kurucusu olan I. Selevkos’un Gazze tarafındaki başarısı takvim başlangıcı ve sene başı Teşrîn-i Evvel olarak kabul edildi. Böylece Suriye taraflarında bu takvim (Selevkos Takvimi ya da Süryanî Takvimi) kullanılmaya başlandı. M.Ö. 238 yılında da III. Ptolemy’nin emriyle Euergetes Seler, 4 yılda bir, Mısır yılına 366. gün eklemeyi önerdi. M.Ö. 45’te Julius Sezar, Sosigenes’i takvimi düzenlemekle görevlendirdi. Sosigenes, 1 yılı 12 ay ve 365 A (365,25) gün olarak kabul etti ve 4 senede oluşan 1 günlük farkı da her 4 senede bir Şubat ayına ekledi. Böylece her 4 senede bir 1 yıl 366 gün olarak kabul edildi ve bu senelere de Ekli Yıl (Kebise Sene) adı verildi. Ayların adedi yeniden belirlendi ve yılbaşı Mart ayından 1 Ocak gününe alındı. Böylece Jülyen Takvimi ortaya çıkmış oldu. M.S. 325 yılında Roma Takvimi’nin başlangıcı olarak Hz. İsa’nın doğumu kabul edildi ve bundan sonra da bu takvim Milâdî Takvim adıyla tanındı. 1545 yılında Veronalı Pilatus, İlkbahar ılım noktasının 21 Mart’tan 11 Mart’a gerilediğini belirledi ve Julian Takviminde bir düzenleme yapılmasını önerdi. 1582 yılında da 24 Şubat 1582 tarihinde yayınlanan bir “Papalık Kararnamesi” ile takvim reformunun ya da Gregoryen takviminin esaslarını bildirildi. Uygulama sonucu, 1582’de Papa XIII. Gregory , 1) 1582 yılının 4 Ekim gününün 15 Ekim olmasına; 2) Son iki rakamı 00 olan yıllardan ancak 400 ile bölünebilen yılların ekli yıl olmasına ve 3) tarih başlangıcının İsa’nın doğum günü olmasına karar verdi. Böylelikle Gregoryen takvim düzeni yürürlüğe konmuş oldu. Bu tarihten sonra bu takvim çeşitli ülkelerce kabul edildi. 1927 yılında da Türkiye tarafından kabul edildi.

 

 

[1] Türk Dünyası, Nevruz Ansiklopedisi, Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları, Editör: Öcal Oğuz. Ankara 2004, s. 15-24.

[2] Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi, Felsefe Bölümü, Bilim Tarihi Anabilim Dalı.

[3] Güneşsel Yıl (Şemsî Sene).

[4] Aysal Ay (Kamerî Ay)

[5] Aysal Yıl (Kamerî Sene)

[6] Güneşsel Ay (Şemsî Ay)

[7] Yıllar ve aylar, gerek Güneşsel ve gerekse Aysal olsun, hakikî yani tabiî ve ıstılahı kısımlara bölünür. Günlerin sayısına itibar olunmaksızın sadece Güneş ve Ay’ın bir konumdan ayrılarak yine o konuma geri dönmesine kadar olan hakikî dolanımına itibar olunur ise yıl ve ay hakikî olur. Eğer hakikî dolanıma itibar olunmayıp da günlerin sayısına itibar olunur ise yıl ve ay ıstılahı olur.

[8] Güneş’in, burçlar dairesi (ekliptik) üzerinde bir noktadan (Koç Başlangıcı) ayrılarak yine o noktaya ulaşmasına kadar olan zaman bir yıl kabul edilir (Güneşsel Yıl). Ekliptik üzerindeki her bir burcun derecesi 30 derece olduğundan Güneş’in bir burçtaki süresi 30 güne yakındır. Bu zaman bir ay olarak alınır (Güneşsel Ay) ve bir ay 30’ar ve 31’er gün olarak kabul edilir. Şubat ayı ise 28 gündür. Aylardan dördü 30, yedisi 31 gündür. Bir yıl böylece 365 gün olur. Takvim hesaplarında Güneş’in hareketi Koç başlangıcına göre başlatıldığından yıldızıl yıl (sideral yıl) kullanılır. 1 yıldızıl yıl = 365,2565 gündür. Bu nedenle, bu zamanla 365 günlük Güneşsel Yıl (1 yıl 12 toplamı olan 365 Y gündür) arasında Y günlük bir fark oluşur. Bu fark 4 yılda 1 güne eşitlenir ve 4 yılda bir kez Şubat 29 gün sayılarak takvime yedirilir.

[9] Ay’ın evreleri üzerine kurulmuştur. Ay başları, Ay’ın Güneş ile kavuşum noktasından veya Ay’ın Yeniay evresinin görünmesi ile başlar ve Ay’ın, yine o konum ve hale gelinceye kadar olan zamanı “bir ay” sayılır (Aysal Ay). On iki ay toplamı da bir yıl kabul edilir (Aysal Yıl). Bu takvimde, matematik olarak bir ay süresi 29,5 olduğundan, hesapları kolaylaştırmak için bir ay 30 ve onu takip eden ay 29 gün olacak biçimde aylar düzenlenmiştir. Bu durumda altı ay 29’ar ve 6 ay’da 30’ar gündür. Böylece bir yıl 354 gün olur. 354 günlük bu yıla bir “ıstılahî yıl” adı verilir. Gerçek Aysal Yıl (1 yıl 12 ay toplamı olan 354 1/3 gündür) 12 kavuşul ay toplamı yani 354,3670 gün olduğundan, bu yıl gerçek Aysal Yıla göre her yıl 0,3671 gün kadar ileri gider. Bu değer 30 yılda 11 güne ulaşır. Buna göre bu takvim, 30 yılda yaklaşık 11 günlük bir gerileme yapar. Bu hatayı düzeltmek için, her 30 yıllık dönemlerin 2, 5, 7, 10, 13, 15, 18, 21, 24, 26 ve 29’uncu yıllarına bir gün eklenir ve bu yıllar 355 gün olarak kabul edilir. Yine bir Güneş Yılı 365 Y gün olduğundan Aysal Yıl ile Güneşsel Yıl arasında bir yılda yaklaşık 11 günlük bir fark oluşur. Bu fark 3 yılda yaklaşık 1 aya eşit olur. 19 yıllık dönemlerde, belirli yıllara on üçüncü bir ay daha eklenerek bu fark takvime yedirilir.

[10] Başlangıcı Hicret olduğundan ve Güneş’in dolanımı esas alındığından Hicrî-Şemsî takvim olarak adlandırılır.

[11] 10 Ocak 1945 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilen bir kanunla, bazı ayların isimleri Türkçeleştirtmiş ve Teşrîn-i Evvel Ekim, Teşrîıı-i Sânî Kasım, Kânûn-u Evvel Aralık, Kânûn-u Sânî Ocak olarak kabul edilmiştir.

[12] Rum aylarının birinci ayıdır. Latincesi Martius’dur. Hasadı takdis ya da mahveden, tabiat tanrısı Mars’tan gelir. Mars tanrısı 1 Mart’ta doğduğundan bu güne Yevm-i Vilâditinî adı verilir.

[13] Akadlıların birinci ayıdır. Aslı Nissanon’dır.

[14] Rum aylarının üçüncü ayıdır. Latincesi Maius’tur. İlkbahar tanrısı Maia’dan gelir.

[15] Kökeni Süryanice’dir. Aslı Heziron’dır.

[16] Akadlıların dördüncü ayıdır. Aslı Dou’uzo ve Tamm-ouz’dur. Tamm-ouz Babillilerde bir tanrının ismidir. Asur dilinde dou’uzo ve tamm-ouz, kuvvet sahibi anlamına gelir. Kimilerine göre dou’uzo, Sümerce olan doumuzi- zuab kelimesinin Akad diline geçmiş biçimidir ve “su derinliğinin hakiki çocuğu” anlamına gelmektedir. Temmuz, eski zamanlarda ilkbaharı bitiren tanrı veya bu ayda (Temmuz) ölen tanrıdır. Yine Anadolu’nun bazı yerlerinde “hınzır” anlamına gelen do,ouz, dongouz, domouz kelimesinin Temmuz biçimine dönüştüğü de söylenmektedir.

[17] Rum aylarının altıncı ayıdır. Latincesi Augustus’tur. Romalılarda dördüncü ay aslında altıncı anlamına gelen Sextilis idi. Ancak Roma Senatosu tarafından bu ayın ismi, İmparator Augustus’un yaptığı işlerden dolayı Augustus olarak değiştirdi.

[18] Akadlıların altıncı ayıdır. Aslı Oululu’dur. Haykırmak anlamına gelir. Alalu’dan gelmesi muhtemeldir.

[19] Akadlıların yedinci ayıdır. Aslı Ticshritu’dur. Başlamak anlamına gelir. Yılın ikinci kısmının başlangıcını oluşturduğu için bu şekilde adlandırılmıştır. Teşrin, Arapça’da, sonbahar ve bunun çoğulu olan Teşârîn ise sonbaharda hayvanlara yedirilen dut ağacı yaprakları olduğu da söylenmektedir.

[20] Türkçe’dir. Ekmek’ten gelir; ekim zamanı anlamındadır.

[21] Akadlıların yedinci ayıdır. Aslı Ticshritu’dur.

[22] Arapça’dır. Bölen, ayıran, taksim eden anlamına gelir. 8 Kasım’dan 6 Mayıs’a kadar süren kış devresi. Eskiden “Hızır Günleri” ve “Kasım Günleri” olarak ayrılırdı. 6 Mayıs’ta başlayan Hıdrellez ile Kasım başlangıcı olan 8 Kasım arasındaki günler Hızırilyas’ın devamı sayılırdı.

[23] Süryanilerin üçüncü ayıdır. Aslı Konoun’dur. Kanûn Arapça’da “topraktan yapılmış mangal ya da fırın” anlamında geldiği de söylenmektedir.

[24] Türkçe’dir. Aramak’tan gelir. 21 veya 22 Aralık’a doğru Güneş, Oğlak burcuna girer ve kış başlar. Bu gün yılın en kısa günüdür. Gerçekte ortalama Güneş ile gerçek Güneş arasındaki aralanma yüzünden 13 Aralık’tan itibaren Güneş gittikçe daha geç batmaya başlar.

[25] Süryanilerin üçüncü ayıdır. Aslı Konoun’dur.

[26] Türkçe’dir. Ot, ateş anlamına gelir.

[27] Akadlıların on birinci ayıdır. Aslı Schabatu’dur. Schabatu, bir buğday çeşididir.

[28] Savaş tanrısı Mars’tan gelir.

[29] Güzellik tanrçası Aphrodite’nin adından türetilmiş olduğu ve Roma karşılığı tanrıça Venüs’e adanmış ay mânâsını taşıdığı, genel kabul görmüş bir anlayıştır. Bu ismin, tanrısal kahraman Aper ya da Aprus’un adından geldiğini belirten kaynaklara da rastlanmaktadır.

[30] Titan Atlas’ın kızı ve Hermes’in annesi tanrıça Maia’nın adından alınmıştır.

[31] Ana tanrıça “Junon”dan (Grekçe Hera) gelir.

[32] Beşinci anlamına gelir.

[33] Altıncı anlamın gelir.

[34] Yedinci anlamına gelir.

[35] Sekizinci anlamına gelir.

[36] Dokuzuncu anlamına gelir.

[37] Onuncu anlamına gelir.

[38] Roma dininde tüm dualar tanrı “Janos”a hitap ederek başlar ve “Vesta”yı anarak sona erer. Janos, giriş, kapılar, açma ve başlangıcın tanrısıdır. Yılın başlangıcı olan Ianuarius buradan türetilmiştir.

[39] Lâtince “arınma” anlamındaki “februa”dan gelmektedir.

[40] Sezar zamanında, yedinci aya, Jülius Sezar’a ithâfen,”Julius” adı verildi; Sezar’ın ölümünden sonra tahta geçen Oktavius, Augustus’a ithâfen de sekiz ve dokuzuncu ayların isimleri değiştirildi.

[41] M.Ö. 2000-1800’lerde Babilliler yedi gezegenden yararlanarak yedi günü 1 hafta kabul etmişlerdi.

Yazar

Yavuz Unat

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar