Kavm-i Sadıka ile yaşanan acı olaylar – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______22.04.2019_______

Kavm-i Sadıka ile yaşanan acı olaylar

Gülcan Havva Eraslan
Kavm-i Sadıka İle yaşanan acı olaylar
Kavm-i Sadıka İle yaşanan acı olaylar

Türklerin 1071’den önce de Anadolu coğrafyasının önemli bir kesiminde var olduğu bilinmektedir. 1071 ile Türkler Anadolu’da siyaset tarihinin belirleyicisi olmuştur. Bu dönemden, daha sonra Kavm-i Sadıka olarak anılacak Ermeniler de olumlu olarak faydalanmıştır.

Ermeni kilisesi kadim şark kilisesinin bir parçasıdır. Bu yönü ile Katoliklik, Ortodoksluk ve Protestanlıktan ayrılır. Ermeniler bir yandan Sasani, diğer yandan da Bizans tarafından asimilasyona maruz kalmakta ve Bizans’ta Ermeni kilisesine müdahale etmekte idi. Malazgirt Zaferi, Ermenileri bu kıskaçtan kurtarmış, aynı zamanda onlara Batı ve Güney Anadolu’nun da yolunu açmıştır.

1453’te İstanbul’un fethedilmesi; Ermeniler için, yüksek fayda elde ettikleri dönüm noktası olaylardan biridir. Hristiyanlara tam bir hürriyet veren Fatih, Osmanlı millet sistemini kurarak Ermenilere din önderleri sevkinde özerklik vermiştir. Bu sebeple İstanbul Ermeni Patrikliği’nin kurulması da fetihten sonra olmuştur. Monofizit* olmaları sebebiyle Ermeniler Bizans devrinde sıkıntı çekmişti. “Messe ayini**” ve diğer ibadetlerini serbestçe ifa edemiyorlar, Rum Ortodoks ayin ve usulünü uygulamaya zorlanıyorlardı.

Böylece Ermeniler, Osmanlı yönetiminde tarihlerinin en huzurlu ve müreffeh dönemini yaşamaya başlamışlardır. Osmanlı’da saray mimarları, devlet adamları olan çok sayıda Ermeni görülmektedir. Artık onlar, en güvenilen mânâsındaki kavm-i sadıka ismini almışlardır.

Sanayileşme ile güç merkezi Avrupa’ya geçince Osmanlının da sıkıntıları belirmeye başlamıştır. Bu sıkıntı özellikle Fransız ihtilâli sonucunda ortaya çıkan milliyetçilik akımının etkisiyle, Balkanlarda hissedilmiştir. Kavm-i sadıka bu süreçten en az etkilenen ekalliyetti (azınlık). Sanayi ürünlerinin Anadolu’ya gelmesinde bayilik, ustalık gibi konularda, Osmanlı ve Avrupa arasında Rumlarla beraber köprü olan bir diğer kavim Ermenilerdir. Bu onlara, Türklere göre daha fazla refahtan pay alma, eğitim fırsatını daha fazla yakalama ve kendini geliştirme şeklinde yansımıştır.

Ne var ki sömürgecilik ve antropoloji araştırmaları yaygınlaştıkça, sanayi devrimi ile Fransız ihtilâlinin etkileri az da olsa Ermenileri etkilemeye başlamıştır. Bunda Rusya’nın özellikle Bitlis Konsolosluğu aracılığıyla yörede yaptığı etnoloji çalışmaları, sonra da din üzerinden Ermenilerle ittifak kurmaya çalışmasının ciddi etkisi görülmektedir.

Bu çalışmalar siyaset alanında ilk meyvesini Berlin Antlaşması’nda vermiştir. Antlaşmanın 16. Maddesinde, “Bab-ı Âli Ermenilerin meskûn olduğu vilayetlerde yöre taleplerinin gerektirdiği ıslahatları ve geliştirmeleri gecikmeksizin yerine getirmeyi taahhüt eder. Kürt ve Çerkezlere karşı güvenliklerini taahhüt eder.” diyerek, Ermeniler ile ilgili düzenleme yapılmıştır. Berlin Antlaşmasında Kürtler karşısında Ermenilerin korunmasına vurgu yapılması üzerinde bugün bile, uzun uzun düşünmek gerekir.

Bu düzenleme birçok imaları da kendi içinde barındırmaktadır. Nitekim devamında Taşnak, Armenakan, Hınçak Ermeni partilerinin faaliyetleri şeklinde görülen Ermeni isyanları zuhur etmiştir. Ermeni isyanları 1860’larda başlamış, I. Dünya savaşı ile ikinci safhaya geçmiştir. İlk safhadaki Ermeni isyanlarını bastırmak Osmanlı Devleti için zor olmamıştır. Bu safhada devletin tek çekincesi düvel-i muazzamın tepkisiydi. I. Dünya Savaşındaki Ermeni isyanlarına yabancı desteği ise alenî olduğu gibi, isyanın şiddeti ve derinliği de çok daha ileri düzeydedir.

Bugün en çok tartışılan Ermeni isyanları I. Dünya Savaşı içerisinde görülen isyanlardır. Bu isyanlar sadece devlete başkaldırı şeklinde değil, yörede bulunun Türklere yönelik bir kıtal (öldürme) şeklinde cereyan etmiş, devletten ziyade Ermeni ile Türkler arasında yaşanmıştır. Savaşın geniş cephelere yayılmış olması da dikkate alındığında devletin asayişi sağlamada gösterdiği zafiyet, meydanı âdeta Ermeni çetelerine terk ettirmiştir. Halk arasındaki bu çatışmanın en kanlı geçtiği coğrafya ise, Rus işgâlindeki bölgedir. Doğu Anadolu o tarihte Rus işgâlindedir. Gerek Rus ordusundaki Ermeni subay ve askerler ve gerekse yöredeki Ermeniler etkin bir şekilde hem Osmanlıya hem de yörede yaşayan Müslüman ahaliye saldırmaktadır. Rus işgâli sonrası ahali silahtan arındırılmıştır ancak Rus işgâl yönetimi, topladığı silahların depolardan Ermeniler tarafından yağma edilmesine göz yumarak silahsız Müslüman ahaliye karşı, silahlı Ermeni çetelerinin kıtal yapmasının yolunu açmıştır. Ermenilerin silahlı gücü öyle bir hâle gelmiştir ki Ruslar çekildikten sonra Ermeni çeteleri ile mücadelede Türk ordusu, halkı kurtarmak için ciddi emek sarf etmek zorunda kalmıştır. Tehcir bu süreçte devletin vatandaşlarını korumak amacıyla alması gereken hayatî bir tedbir olmuştur.

Ruslar tarafından silahtan arındırılan Müslüman ahaliye karşı, Rus desteğini ve işgâl gücünü arkasına alan Ermeniler; uzun süre yapılan kışkırtmanın da etkisiyle çok ciddi katliamlar yapmıştır. Bunu bugün Erzurum, Iğdır ve Doğu Anadolu’nun bir çok yerinde yapılan kazılar, ortaya çıkarılan mezarlar ve derleme çalışmaları da ortaya koymuştur. Adana-Kahramanmaraş (Kilikya-Zeytun) olayları bir yana bırakılırsa, Doğu Anadolu dışında kayda değer bir Ermeni isyanı görünmemektedir. Hâlbuki bu bölgelerde üstelik de daha az oranda Ermeni nüfus görülmesine karşın, Ermenilere karşı herhangi bir saldırı yoktur. Kilikya ve Zeytun İsyanlarının da Ermenilerin ağırlıklı olarak öncesinde halka saldırması, daha sonra da Ruslarla olduğu gibi Fransız ordusu ile işbirliği yapmasının sonucunda ortaya çıktığı görülmektedir. Rusların ve Fransızların Ermeni isyanlarını teşvik edici başat aktörler olduğu gerçeğinin hiçbir şekilde dile getirilmemesi de pek mânidar.

Gerek Doğu Anadolu’da, gerekse Kilikya-Zeytun bölgesindeki Ermeni çetelerinin zulümleri bugün türkülerde bile görülmektedir. Türklerden çok daha fazla imkâna sahip kavm-i sadıka, Osmanlıyı, I. Dünya Savaşı’nda, en dar anında Fransız ve özellikle de Ruslarla işbirliği yaparak zor durumda bırakmış, sadece devletle çatışmamış asırlardır iyilik gördüğü yöre halkına da saldırmıştır. Türk milleti Ermenilerin sayıca az olduğu ve bu sebeple de halka saldıramadığı ve isyan da edemediği yörelerde ise, Ermenilere zarar verici hiçbir davranışta bulunmamıştır. Bu durum da göstermektedir ki Türk milleti mücadelesinde sadece meşru müdafaa hakkı çerçevesinde tepkisini göstermiş, tehlike bertaraf edilince de bizatihi isyan eden Ermeni sivil, kadın ve çocuklara sahip çıkmıştır. Türk devleti savaşırken arkasından gelecek saldırılara ve tebaası arasındaki olayları önlemek için tedbir almıştır. Bu tedbir de bir kısım insanların devletin sınırları içerisinde yer değişikliği yaparak güvenliği sağlamak şeklinde olmuştur.

Sömürgeci devletlerin kışkırtması ile isyan hareketlerine başlayan Ermeniler, Türk milletine büyük acılar yaşatmıştır. Bu süreçte Türklere Emeniler tarafından yapılan zulüm ve katliamlar dayanılmaz bir hâl almıştır. Osmanlı Devleti huzuru ve sükûneti sağlamak için o günün koşullarında, bir devletin büyük bir isyan karşısında alabileceği yegâne tedbiri alıp hayata geçirmiştir. Tehcir acı bir uygulama olsa da bu uygulamaya Osmanlıyı mecbur bırakan yine Ermenilerin kendisi olmuştur. 1000 senedir Türk devletinin tebaası olarak huzur içinde yasayan Ermeniler kendisini geliştirmiş, dilini, dinini ve kültürünü korumuştur. Bir Türk devleti olarak Osmanlı, bunlara müdahale etmemiş, bilâkis gelişme ortamı sunmuştur. Sömürgecilerle işbirliği yapan Ermenilerin saldırılarını, meşru müdafaa yaparak def eden Türk milleti, asayiş sağlandıktan sonra da hiçbir Ermeni’ye dokunmamıştır. Bununla beraber sömürgecilik boş durmamış, önce ASALA ile terör eylemlerine devam etmiş, ASALA sonrasında da PKK ile terör faaliyetine devam etmiştir.

Berlin Antlaşması’ndan da görüleceği üzere sömürgeci ülkeler, Ermenilerin doğu halkına karşı korunmasını Osmanlıya taahhüt ettirmişlerdir. Burada, Berlin Antlaşması ile kastettikleri doğu halkını da açıkça Kürt halkı olarak ifade etmişlerdir. Zîra Ermenilerin iddia ettiği sözde olaylar doğuda meydana gelmiştir. Ermeniler tarafından mağdur edilen doğu halkından bunun öcü PKK ile seneler sonra, yine doğu halkı katledilerek alınmıştır. Bugün PKK ve türevlerinin Ermeni katliamlarına sahip çıkması, doğu halkının meşru müdafaa sonucu kazanımlarını görmezden gelmesi, aslında Taşnak, Armenakan, Hınçak terörünün PKK adıyla devam ettiğini göstermektedir.

Sonuç

Osmanlı döneminde Hristiyan tebaa içinde kavm-i sadıka unvanını alarak Türk milletine, en yakın ve dost halk olarak görülen Ermeniler, Türklerin zaferinden ve fetihlerinden hisselerine düşenden daima fazlasını almışlardır. Ermeni isyanlarının Türk milletinin hafızasındaki acı hatıraları hâlâ tazedir. Buna rağmen cumhuriyetin ilânı ile birlikte, Türk dilinin araştırılması, sanat, bilim gibi birçok alanda Ermeniler çalışmakta ve Türkiye’de fırsat eşitliğine sahip Türk vatandaşı olarak yaşamaktadırlar. Bugün Türkiye’de yaşayan Ermenilerin vatana sahip çıkarak Türkiye’yi geliştirmeleri, yaşanan acılardan ders çıkararak daha çok huzur peşinde koşmaları temel hedefleri olmalıdır. Tarihin kaydettiği Ermeni isyanları hakikatlerini bütün belge ve arşivlere rağmen, siyasi ve etnik saiklerle değiştirmeye çalışma çabası beyhudedir. Ermeni diasporasının kimin kontrolünde olduğu ve ne için çalıştıkları da ortadadır. Geçmişte olduğu gibi, bugün de sömürgeciliğin maşası olan örgütlerle değil, asırlara dayalı ortak geçmişe sahip çıkılması gerekmektedir.

*Monofizit: 5-6. yüzyıllarda ortaya çıkan Hristiyanlığın bir koludur. Hz. İsa’nın aynı zamanda hem insan hem de Tanrı olan tek bir tabiatı bulunduğunu ileri sürer. Ortadoğu’da Yakubi, Kıpti ve Ermeni olmak üzere üç monofizit kilise vardır.

**Messe Ayini: Katolik kilisesine özgü bir ayin müziği

Abdurrahman Küçük, Ermeni Kilisesi ve Türkler; Ocak Yayınları, Ankara 1997, S.87;
The Süblime Porte undertakes to carry out, without further delay, the improvements and reforms demanded by local requirements in the provinces inhabited by the Armenians, and to guarantee their security against the Circassians and Kurds.

http://isamveri.org/pdfdrg/D01949/2001_10/2001_10_ISIKH.
Malazgird_Zeferiyle_Kilikya_Ermeni_Prensliklerine_Achilan_Yol-Ali_Ipek-14s%20(1).pdf
http://acikerisim.ikc.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11469/328/216-YLT%20Engin%20Öztürk%202017%20-YOK.pdf?sequence=1&isAllowed=y

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!
       

Yazarın MİSAK'taki yazıları