Soykırım yalanını himaye edenler – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______14.04.2019_______

Soykırım yalanını himaye edenler

Sadık Rıdvan Karluk

Wall Street Journal Türkiye’ye muhalif bir gazetedir!

WSJ Türkiye’ye muhalif bir gazetedir.Bu gazeteye MUSİAD, TOBB, Türk-Amerikan İş Konseyi gibi Türk-Amerikan kuruluşlarının ilan vermesi doğru bir tercih değildi. ATAA (Assembly of Turkish American Associations) ve Federasyon (FTAA) ilana katılmamıştır.Çünkü, WSJ  25 Ocak 2018 tarihinde ABD’nin eski İstanbul Büyükelçisi Henry Morgenthau Sr.’ın (http://www.armenian-genocide.org/morgenthau.html) torunu Robert M. Morgenthau’nın kaleme aldığı bir yazı yayınlamıştı.Yazıda Hitler’in sahte evraklara dayanan sözde Ermeni soykırımı gündeme getirilmiş ve Başkan Trump’ın sözde Ermeni soykırımını tanıması gerektiği savunulmuştur. L. Gordon Crovitz ise gazetenin 3 Mayıs 2015 tarihindeki baskısında Türkiye’yi bir milyondan fazla Ermeni vatandaşı katletmekle suçlamıştır. (Turkey’s massacre of more than one million of its Armenian citizens) “Ankara, olanları badanalamak için elinden gelenin en iyisini yapıyor. Sosyal medya ve çevrimiçi videodan çok önce ABD’li diplomat sayesinde bu imkansız. 1915 yılında Henry Morgenthau Sr., Osmanlı İmparatorluğu’nun ABD Büyükelçisi idi.” (Opinion  Informatıon Age The Diplomat Who Called Out Mass Murder Using just a pen and a phone, Henry Morgenthau exposed Ottoman atrocities) 9 Şubat 2018 tarihinde torun Robert  Morris Morgenthau’nun  makalesini yayınlayan Wall Street Journal editörüne aşağıdaki aydınlatıcı mektup gönderilmiştir. (Open Letter To Wall Street Journal To Correct Morgenthau Falsehoods About Armenıan Claims – 09.02.2018 https://www.ata-a.org.au/morgenthaus-hate-and-lies-still-haunt-history/.BLOG NO : 2018 / 16, TASC 06.03.2018, 9 February 2018,The letter below was sent on February 9, 2018 to Wall Street Journal (WSJ) which published an earlier article by R. M. Morgenthau, grandson of Henry Morgenthau, former U.S. Ambassador to the Ottoman Empire)

 9 Şubat 2018 tarihinde torun Robert  Morris Morgenthau’nun  makalesini yayınlayan Wall Street Journal editörüne   aşağıdaki aydınlatıcı mektup gönderilmiştir. (Open Letter To Wall Street Journal To Correct Morgenthau Falsehoods About Armenıan Claims – 09.02.2018 https://www.ata-a.org.au/morgenthaus-hate-and-lies-still-haunt-history/.BLOG NO : 2018 / 16, TASC 06.03.2018, 9 February 2018,The letter below was sent on February 9, 2018 to Wall Street Journal (WSJ) which published an earlier article by R. M. Morgenthau, grandson of Henry Morgenthau, former U.S. Ambassador to the Ottoman Empire)

“Editöre

1915’ten bu yana Büyükelçi Morgenthau, 1915’teki Türk Ermeni ihtilafı hakkında yalan söyleme propagandasını  gerçekleştirenlerden herkesten daha fazlasını yapmıştır. Son zamanlardaki araştırmalar, Henry Morgenthau’nun iddialarının yanlış bilgilere dayandığını, iddiaların gerçek  değil propaganda niteliği olduğunu göstermiştir. Kısaca bu iddialar reddedilmiş  ve 1915  tehciri hakkında ciddi araştırmalarda kullanılmamıştır. Bölge Savcılığı görevinde bulunan emekli Robert Morris Morgenthau’nun “Trump, Ermeni Soykırımı Hakkında Gerçeği Söyleyecek mi?” yazısı (25 Ocak 2018) bizleri rahatsız etmiştir. Trump bu yalanı söylerse, bay Morgenthau ile aynı fikirde olmak zorunda kalacaktır..Osmanlı İmparatorluğu Büyükelçisi Henry Morgenthau’nun (1913-16) Osmanlı-Ermeni ihtilafı ile ilgili raporları, (1885-1919), iki  Ermeni kökenli diplomat olan Arshag Schmavonian ve Hagop Andonian’a güvendikleri için son derece kuşkuluydu.Onlar, Osmanlı İmparatorluğu’na karşı savaşan Ermeni Devrimci Federasyonu (ARF) üyesiydi. Ne Morgenthau, ne de Ermeni personel bildirdikleri olaylara tanık olmadı.Daha da kötüsü, Morgenthau Türk ve Müslümanlara “aşağılık bir ırk” diyerek atıfta bulundu.Gerçek şu ki, cehalet ve ön yargı Büyükelçi Morgenthau’nun Osmanlı-Ermeni ihtilafı konusundaki perspektifini tanımlamaktadır. Bay  Morgenthau, bu yanlılığı kendi bakış açısıyla ele alıyor ve Adolf Hitler’e uzman tanıklığı olarak güveniyor. Robert Morgenthau’nun dayandığı Ermeni  katliamlarından   söz eden Hitler, Kasım 1945’te Nürnberg Mahkemesi tarafından güvenilmez olarak reddedilmiştir.Yanlış alıntı, ilk  defa  24 Kasım 1945’te, “Nazi Almanya’nın Savaşa Giden Yol” adlı London Times’daki bir makalede, Hitler ve onun komutanları arasında, işgalden önce 22 Ağustos 1939’da yapılan bir konuşmayla ilgili olarak yazılmıştır.Bu konuşmanın birden çok versiyonu  açıklanmıştır.Ancak sadece biri  cahillik ve ön yargı ile harekete geçen, ne yazık ki kışkırtıcı alıntıyı içermektedir.Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, dede Morgenthau hukuki  örnekleri görmezden geldi. 2015 yılında, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Ermeni soykırımı iddialarının hukuki olarak kanıtlanmamış olduğuna karar vermiştir. 2016 yılında, Fransız Anayasa Konseyi aynı kararı almıştır. 2012 yılında, ABD Yüksek Mahkemesi, 9. Devreye ilişkin 11-0’luk bir  kararla Ermeni davasını soykırım olarak nitelendirmemiş ve bu konunun ABD dış politikası olmadığına karar vermiştir. 1920’li yıllara gelindiğinde, İngiliz liderliğindeki Malta Mahkemeleri 144 Osmanlı memuruna karşı suçlamada bulunmuştur. Çünkü İngiliz, Fransız ve ABD’deki arşivlerde  Ermenilere karşı bir zulüm ve imha politikasının hiçbir kanıtı yoktur. Gerçekten Morgenthau, hukukun üstünlüğünü yok sayıyor, 1948 Birleşmiş Milletler Soykırım Sözleşmesi’ni  kabul eden Birleşmiş Milletleri de görmezden geliyor. BM  sözde Ermeni  soykırımını 1985 yılında reddetti,  2000, 2007 ve 2015 yıllarında da benzer kararlar aldı.

“Sevgin Oktay, Başkan,Türk İftira Önleme İttifakı   www.TADAlliance.org PO Box 2586, Poughkeepsie, NY 12603-2397, Halil Mutlu, Eş Başkan Türk Amerikan Ulusal Yönlendirme Komitesi, Washington Türk Evi, 1526 18th Street NW Ste 200, Washington DC 20036,  David Saltzman, Danışman,Türk Amerikan Yasal Savunma Fonu, Amerika Türk Koalisyonu, 1510 H Sokak NW Ste 900 Washington DC 20005.”

Yukarıdaki belge ve açıklamalardan sonra Ermeni muhibi WSJ gazetesine ilan verilmesi bir akıl tutulması değilse nedir? Böyle bir ilanı  Ermeni diasporası ve devleti “ sözde Ermeni soykırımı  yoktur” tezini savunan bir gazeteye kesinlikle vermezdi.

24 Nisan için  zaman geçirmeden  tedbir alınmasında yarar vardır.  9 Aralık 2017 tarihinde Turkish Forum’daki “Donald Trump Kudüs Açıklamasının Ardından 24 Nisan’da ‘Türkler Ermenilere Soykırımı Yaptı’ Derse Ne Olur?” başlıklı yazımda bu konuya dikkat  çekmiştim: “ABD’de yayın yapan ve daha çok Ermeni tezlerini destekleyen  The Wall Sreet Journal   gazetesine Türkiye’nin önemli ekonomi kuruluşlarının ilan vermesine bir anlam veremedim. Bu gazete Türkiye’ye hasım bir yayın organıdır. 17 Eylül 2018 tarihinde Türkiye aleyhine  aşağıdaki yorumu yapmıştır: “Finansal krizden sonra, yatırımcılar riskli gelişmekte olan piyasalarda daha yüksek getiri talep etti… Ancak pek çok yatırımcı, tek başına daha yüksek faiz oranlarının  yeterli olmayacağına, Türk şirketleri ile  büyük miktardaki borçları finanse etmeye çalışan bankalar için sorun yaratabileceklerine inanmaktadır… Türkiye Merkez Bankası, Perşembe günü enflasyonda ana faiz oranını % 17,75’ten % 24’e yükseltti ve bankanın bağımsızlığıyla ilgili olarak ilgili sorunlara cevap verdi ama  Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bir gün sonra yüksek faizlerden  hoşnutsuzluğunu yineledi.” (https://www.wsj.com/articles/some-investors-want-a-recession-in-turkey-1537178401 Sept. 17, 2018)

Türkiye aleyhine yazının yayınlanmasından sonra rahmetli Şükrü Server Aya ve Feruh Demirmen WSJ’e Türkiye’nin görüşlerini açıklayan mektup göndererek bunların da yayınlamasını istemişlerdir. WSJ’ın, bu mektupları yayınlamaması üzerine Demirmen  gazetenin  tutumunu kınayan, gazetenin ifade özgürlüğü hususunda hipokrasi  (ikiyüzlülük)  yaptığını dile getiren kinayeli ikinci bir mektubu diğer bazı yayın organlarında  göndermiştir: “Ermeni sorununda Türk karşıtlığı ile bilinen ve boykot edilmesi gereken böyle bir gazete şimdi ne yazık ki birtakım Türk-Amerikan dernekleri tarafından verilen bir sayfalık ilan ile ticari bakımdan taltiflenmiştir. Bizim makaleleri yayımlamayı reddeden WJS editörleri şimdi acaba ne düşünmektedir? Demek ki Türk tarafından herhangi bir yaptırım, boykot, rahatsızlık söz konusu değilmiş! Ve ilan veren Türk-Amerikan derneklerinin bu hassasiyetine ne denir?”

Ermeni terör örgütü ASALA’nın Paris’te görev yaptığım 1985-1990 yıllarında tehdidine  maruz kalmış biri olarak  bu konu benim için çok önemlidir. “Armenian Deportation Is Not A Genocide” başlıklı makalem https://www.researchgate.net/; https://www.researchgate.net/publication/325157544_ARMENIAN_DEPORTATION_IS_NOT_A_GENOCIDE; https://www.academia.edu/31604811/; https://www.academia.edu/31604811/ARMENIAN_DEPORTATION_IS_NOT_A_GENOCIDE, https://independent.academia.edu/r%C4%B1dvankarluk  ve azvision.az/news’ta en çok okunan (4883, 24 April 2017 ) makaleler arasında yer almıştır. (https://en.azvision.az/news/63760/armenian-deportation-is-not-a-genocide%E2%80%A6!!!.html)

Amerika Ermeni Ulusal Komitesi (ANCA), ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Paul Ryan (R-WI) ve Çoğunluk Lideri Kevin McCarthy  (R-CA)  ve Azınlık Lideri Nancy Pelosi ‘den (D-CA)  iki partili bir soykırım önleme tedbiri olan H.Res.220 hakkında bir oylama planlamak üzere  kampanya başlattığı bir dönemde Ermeni yanlısı gazeteye ilan vererek destek olmak doğru değildir.

İlan  yerindedir ve bir gerçeği açıklamaktadır. Bundan kimsenin şüphesi yoktur.  Doğru olmayan, yanlış gazete seçilmesidir. İlan verilmeden önce yetkililer Fransız avukat Georges de Maleville’in 1915 Osmanlı-Rus Ermeni Trajedisi (La Tragedie Armenienne de 1915, Lanore, Paris, 1988) Toplumsal Dönüşüm Yayınları, Temmuz 1998)  kitabını okumuş olsalardı, ilanı bu gazeteye vermezlerdi. “Türk Amerikan Topluluğu, ABD-Türkiye İlişkilerinin Canlılığını Vurgular ve Mevcut Çıkmazın Üstesinden Gelmek İçin Sürekli Diyalog Çağrısında Bulunur” (The  Turkish  Amerıcan Communıty Underlınes The Vıtalıty Of Us-Turkey Relatıons And Calls For Contınued Dıalogue To Overcome Current Impasse) başlığı ile verilen ilan şöyledir:

Türk-Amerikan Topluluğunun temsilcileri, ABD-Türkiye ilişkilerinde yaşanan son gelişmelerle derinden endişe duyuyor ve üzülüyor. ABD yönetiminin Türkiye’ye karşı uygulanan çelik ve alüminyum tarifeleri artırmaya yönelik son kararı, özellikle de Amerikan ve Türk çıkarlarına hizmet etmeyeceğine inanıyoruz. Bu sebeple  ABD yönetiminden kararını yeniden değerlendirmesini istiyoruz. ABD ve Türkiye, NATO müttefikleri olarak, dünyanın farklı bölgelerinde barış, demokrasi ve refahı teşvik etmek ve yıllarca birlikte çabalamak için ortak bir vizyona sahipler. İlişkiler zor zamanlar içinde en iyi anlam ifade ediyordu. Bu kesinlikle bu zamanlardan biridir. Türk Amerikalılar, yaşamın ekonomik, sosyal ve kültürel alanlarındaki önemli katkılarıyla, tarihsel olarak ABD ile Türkiye arasında daha iyi ilişkiler için uygun bir köprü olmuştur. Türkiye ile ABD arasındaki iyi ilişkilerin korunmasının sadece ortak hedeflerin peşinde koşmak için değil, hem Amerikalılar hem de Türkler için daha iyi bir geleceğin gerçekleşmesi için hayati öneme sahip olduğuna  ilişkin gerçek inancımızı dile getiriyoruz. Türk Amerikalıları, ticaret savaşının tehdidi ve tırmanışı söyleminin  sadece  durumu daha da kötüleştirdiğine ve eldeki sorunların kalıcı biçimde çözülme ihtimalini azalttığına inanmaktadır. Uzun vadeli çıkarlar için ihtiyat ve yeniden odaklanma çağrısında bulunuyoruz. Sürdürülebilir bir çözümün karşılıklı saygı ve hukukun üstünlüğü ilkelerine dayanan sürekli diyalog gerektirdiğini hatırlatırız. ABD ve Türkiye arasındaki sağlam kazanılmış dayanışma ve dostluk kısa vadeli hedefler için  feda edilmemelidir. Tarih bize  siyasi  zorlukların zamanla aşılabileceğini söyler. Ancak, ivme ve işbirliği ruhu ortadan kalktığında ekonomik bağları yeniden kurmak çok daha zor olur.” (Yet it would be much more difficult to restore economic ties once the momentum and the spirit of cooperation is lost.) Türk-Amerikan Topluluğu adına  Turkish Union of Chambers and Commodity Exchanges (TOBB USA), Foreign Economic Relations Board of Turkey (DEIK),Turkey-U.S. Business Council (TAIK), Independent Industrialists and Businessmen Association (MUSIAD USA), Turkish American National Steering Committee (TASC), Nimeks Organics, The Foundation for Political, Economic and Social Research (SETA DC), Turkish-American Chamber of Commerce & Industry (TACCI), Turkish Anti-Defamation Alliance (TADA),Turkish Heritage Organization (THO).”

Georges de Maleville’in, Osmanlı vatandaşı Ermenilerin Birinci Dünya Savaşı başlar başlamaz Çarlık  Rusya’sına karşı savaşan Osmanlı ordusunu arkadan vurduklarını belirtiyor ve bu bölgelerdeki Ermenilerin bu  sebeple  Osmanlı sınırlan içinde Suriye’ye göç ettirildiklerini, bunun kaçınılmaz bir önlem olduğunu açıklamaktadır.  Benzer önlemlere   silahlı bir ihanet olmamasına karşılık başta Fransa olmak üzere Avrupa devletlerinin de başvurmuş olduklarına da değinmekte, bunun asla bir  soykırım  olarak nitelendirilemeyeceği  açıklamaktadır.  Bu yer değiştirme sırasında birçok Ermeni’nin eşkıya, Ermenilerce öldürülen yakınlarının öcünü almak isteyenler ve hatta onları  korumakla yükümlü olanlarca öldürüldüğünü belirtmektedir. Maleville’in değindiği bir diğer gerçek ise, bu olayların Osmanlı merkezi yönetiminin bilgisi ve denetimi dışında olduğudur. Osmanlı Devleti’nin bu gibi olayları önlemek için elinden geleni yaptığı, yakalanabilen sorumluların yargılanıp cezalandırıldığı ve bu yüzden birçok görevlinin idam edildiğini belgelemektedir ki, bu gerçekler soykırım  iddialarını temelden çürüten olgulardır.

Morgenthau’nun yalanları

Büyükelçi Henry Morgenthau Sr.’ın torunu Robert M. Morgenthau’nun AİHM’nin Perinçek ve 28 Kasım 2017 tarihli Mercan ve diğerleri kararlarına (Affaire Mercan et Autres C. Suisse, Requête No 18411/11) rağmen sözde Ermeni soykırımdan söz etmesi ve işe Adolf Hitler’i de karıştırması, aşırı Ermeniler ile Ermeni sevenlerin iddiasından başka bir şey değildir. Aradan yüzyıl geçtikten sonra torun Morgenthau, 25 Ocak 2018 tarihinde The Wall Street Journal’da  “Trump, Ermeni soykırımı hakkında gerçeği söyleyecek mi?” başlığı ile yazı yayınlaması bir provakasyondur. (Will Trump Tell the Truth About the Armenian Genocide? He recognized the reality that Jerusalem is the capital of Israel. Such daring is needed again. By Robert M. Morgenthau Jan. 25, 2018) İsviçre Federal Mahkemesi’nin Perinçek lehine verdiği 25 Ağustos 2016 tarihli bozma kararı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 2. Dairesi’nin 16 Aralık 2013 tarihli ve AİHM Büyük Dairesi’nin 15 Ekim 2015 tarihli kararlarına rağmen bu yazının WSJ’de yayınlanması, gazetenin Türkiye’ye bakışı açısından önemlidir.

İsviçre’de bir konferansta “Ermeni soykırımı emperyalist bir yalandır” sözüyle İsviçre tarafından cezaya çarptırılan Doğu Perinçek konuyu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşımıştı. 28 Ocak 2015 tarihindeki AİHM temyiz duruşmasından sonra karar 15 Ekim 2015’de açıklanmıştır. AİHM  verdiği kararda Doğu Perinçek’i ifade özgürlüğü noktasında haklı bulmuş, Perinçek’in “Ermeni soykırımı emperyalist bir yalandır” sözlerinin düşünceyi açıklama özgürlüğü kapsamında olduğunu tespit etmiştir. Avrupa ülkeleri, bu kararın düşünceyi açıklama özgürlüğünün ötesindeki gerekçesini de kabul etmeye başlamışlardır. Almanya Başbakanı Merkel’in “Alman Meclisi’nin Ermeni soykırımını tanıma kararının hukukî değeri olmadığı” yolundaki açıklaması, İsviçre yargısı ve siyasetinde de kabul edilmektedir.  AİHM kararın gerekçesinde,1915 olaylarının Yahudi Soykırımı ile aynı sınıflama içinde olmadığı,1915 olaylarında soykırım suçunun işlendiği konusunda bir mahkeme kararının bulunmadığını belirtmiştir. Kararda;1948 BM Sözleşmesine göre soykırım suçuna hükmetme yetkisinin sadece suçun işlendiği ülke mahkemesinde ve Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde olduğu vurgulanmıştır. İsviçre Federal Mahkemesi  AİHM’nin Perinçek Kararı’na uyarak, BM 1948 Soykırımın Cezalandırılması ve Önlenmesi Sözleşmesi uyarınca ancak yetkili mahkemelerin soykırım konusunda karar alabileceğini kabul etmesine rağmen torun Morgenthau’nun konuyu WSJ’de yayınlaması,Türkiye’ye yönelik karalama kampanyasından başka bir şey değildir. WSJ sabıkalı bir gazetedir. Çünkü, L. Gordon Crovitz isimli yazar  gazetenin  3 Mayıs 2015 tarihli yazısında Türkiye’yi  bir milyondan fazla Ermeni vatandaşı katletmekle suçlamıştır (Turkey’s massacre of more than one million of its Armenian citizens)

ABD Büyükelçisi olarak 1915-1916 yıllarında İstanbul’da görev yapmış olan Henry Morgenthau, (Morgenthau, Türkiye’deki Aşkinaz Yahudilerinin Hahambaşısı Dr. Markus’a yardımda bulunmuştur)  yalanlarla dolu hatıralarını ABD’ye döndükten sonra Büyükelçi Morgenthau’nun Hatıraları (Ambassador Morgenthau´s Story, http://www.raoulwallenberg.net/wp-content/files_mf/1439907848HenryMorgenthauAmbassador.pdf) adı altında yayınlamıştır.(Büyükelçi Morgenthau’nun Öyküsü, Belge Yayınları, 2015) Henry Morgenthau (1856-1946) New York’ta  emlak komisyoncusu iken 1912  seçimlerinde Başkan adayı Wilson’u desteklemiş, Wilson seçimleri kazanıncan İstanbul’a Büyükelçi  atanmıştır.  27 Kasım 1913 tarihinde İstanbul’da gelmiş, 26 ay görev yaptıktan sonra 1916’da  ABD’ye dönmüş, Başkan Wilson’a “Hükümetin savaş politikası adına bir zafer kazanmamız ve bunun için de her türlü yasal yol ve imkana başvurmamız gerekmektedir”  diyerek uydurma hikayesini yazmıştır. Kitabını yazarken  elçilik sekreteri Hagop S. Andonian ile hukuk danışmanı Arshag K. Schmavonian’dan yardım almıştır. Gazeteci Burton J. Hendrick, Büyükelçi Morgenthau’nun anlattıklarını yeniden düzenlemiş, ABD Dışişleri Bakanı Robert Lansing kitabın provalarını okuyup eklemelerde bulunmuştur. O dönem 120 bin tirajlı aylık dergi olan The World’s Work’ta (1900–1932) gerçek dışı hikaye tefrika edilmiştir.  Uydurma  hikayeler  tirajı yüksek  çeşitli gazetelerde de  yayınlanmıştır. Morgenthau’nun kitabın yayımlanmasından önce Ermeni soykırımı iddiasını araştıran Alman Johannes Lepsius, İngiliz Lord Bryce ve Arnold Toynbee’ye belge sağladığı da söz konusudur.

Ataöv’den bir yıl sonra, 1985 yılında  Prof. Dr. Heath W. Lowry, Ermeniler Üzerine ABD Kongresi ve Adolf Hitler (The U.S. Congress and Adolf Hitler on the Armenians) başlıklı makalesinde, müzeye konulmak istenen sözün Hitler’e ait olmadığını, uydurma (spurious) olduğunu göstermiştir. Lowry (Mustafa Kemal Ataturk Professor of Ottoman and Modern Turkish Studies, Princeton University) bu konuda şu  eleştiride bulunmuştur: “Savaş döneminde Türkler aleyhinde yapılan propagandanın en etkili örneklerinden birinin esasını teşkil eden bu belgelerin İngiliz haber alma örgütüne tarafsız Amerika Birleşik Devletleri’nin bir Büyükelçisi tarafından sağlandığı ve bunların Amerikan kamuoyunu Türkler ve Almanlar aleyhine kışkırtarak ülkeyi savaşa sokma amacını güden İngiliz çabalarının bir parçası olarak yayımlandığı anlaşılınca, Morgenthau’nun kullandığı ‘yetki’ konusunda insan meraka düşüyor.”(The Story Behind Ambassador Morgenthau’s Story,  Istanbul, Isis Press, 1990)  Bu araştırma kamuoyunda değilse bile Amerikan diplomatik çevrelerinde etkili olmuştur. Prof.  Lowry’a göre  “Büyükelçi Morghentau’nın hikayesinde yer alan tüm yorumlar, Eylül 1915’in sonlarına doğru Morghentau’nun, Ermenilerin, Genç Türk liderliği tarafından imha edilmeye maruz kaldığı konusunda kesin bir sonuca varmamışlardır.” (All comments in Ambassador Morghentau’s Story notwithstanding, as late as September 1915, Morghentau had not firmly concluded that the Armenians were the subject of an attempted ‘extermination’ by the Young Turk leadership, s. 51) Ermeni soykırım propagandasında kullanılan yalanları kitaplarında belgelerle çürüten bir diğer önemli araştırmacı ise rahmetli Şükrü Server Aya’dır. Hitler’e atfedilen “Bütün olanlardan sonra, kim bugün Ermenilerin yok edilmesinden söz ediyor?” sözlerinin uydurma olduğunu The Genocide of Truth (İstanbul Ticaret Üniversitesi yayınları, 2008, s.366), Soykırım Tacirleri  (Derin Yayınları, Ocak 2009, s.205-206)  The Genocide of Truth Continues, (Derin Yayınları, Aralık 2010, s.249-270)   açıklamıştır.

Louis P. Lochner’in “What About Germany” kitabında, Hitler’in  “Gücümüz, hızımız ve acımasızlığımızdadır. Cengiz Han, milyonlarca kadın ve çocuğu önceden tasarlayarak ve iç huzuruyla katliama sürükledi. Bugün tarih onu yalnızca büyük bir devlet kurucu olarak görüyor. Zayıf Avrupa uygarlığının benim için ne diyeceği umurumda değil. Eleştiri için tek söz edeni bile infaz etmeleri için idam mangasına emir verdim. Savaş hedefimiz belirli hatlara ulaşmak değil, düşmanın fiziksel olarak yok edilmesidir. Polonya dili türevi konuşan her çocuk, kadın ve erkeği acımaksızın öldürme emrini uygulamak üzere Doğu’ya ölüm mangalarımın gitmesini ben emrettim. Bize gerek duyduğumuz yaşam alanını (lebensraum) kazandıracak olan yalnızca budur. Bütün olanlardan sonra, kim bugün Ermenilerin yok edilmesinden söz ediyor?” dediği yazılıdır. Fakat aynı konuşmanın Amerikan askerlerince Nazi belgeleri arasında ele geçirilen metninde ve savunma kanıtı olarak sunulan diğer belgelerde  Ermenilerden  hiç söz edilmemiştir.

Kaynak: https://www.aljazeera.com/news/europe/2011/12/20111223223922279.html,

Fransa’nın yalanları himaye etmesi

Fransa’yı olmayan sözde Ermeni soykırımına sahip çıktığı için eleştirirken, Türkiye’nin geçmişte izlediği yanlış politikaları da yok sayamayız. Türkiye, Cezayirlilerin Fransa’ya karşı verdiği bağımsızlık savaşında maalesef Fransa’ya destek vermiştir. Bu durumu emekli Büyükelçi Onur Öymen şöyle değerlendirmektedir:  “Cezayir Cumhurbaşkanı, orada görev yapan elçilerimizden bir tanesine bu konu ile ilgili dert yanmıştır. Fransa’ya karşı savaşan Cezayirli mücahitlerin iç cebinde Atatürk’ün fotoğraflarını taşıdığını, Türk bağımsızlık savaşını örnek aldıklarını ifade etmiş fakat Türkiye’nin Cezayir’in bağımsızlığı için Birleşmiş Milletler’de yapılan oylamalarda, Cezayir’in karşısında ya da çekimser kaldığını unutmadıklarını eklemiştir. Hatırlarsınız o oylamaların bir tanesi, bir oyla Cezayir’in aleyhine sonuçlanmıştır. Maalesef o oy Türkiye’nin oyudur.”  

15 Aralık 1957 tarihli Milliyet Gazetesi’nde yer alan haber şöyledir: “Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda Cezayir Hakkında Asya-Afrika Memleketleri tarafından hazırlanmış olan karar sureti üçte iki çoğunluk elde edilemediği için reddedilmiştir. Tasarı 34 lehte,19 aleyhte rey almış, 28 delege de müstenkif kalmıştır. Türkiye müstenkif kalanlar arasındadır. Daha evvel Siyasi Komisyonda kabul edilmiş olan tasarıda Cezayir halkına istiklal hakkı tanınması ve Fransa ile muvakkat Cezayir hükümeti arasında müzakerelere girişilmesini tavsiye etmekte idi. Siyasi komisyon ve Genel Kuruldaki müzakerelere Fransız delegesi katılmamıştır.” Cumhurbaşkanı Erdoğan Başbakan iken 23 Aralık 2011 tarihinde Sarkozy’ye Cezayir soykırımını  hatırlatmıştır.

Kaynak:https://www.bbc.com/news/world-europe-16314373

Fransa  Anayasa Mahkemesi,  Yahudi soykırımı ile sözde Ermeni soykırımının aynı şey olmadığını, çünkü Ermeni soykırımında bir mahkeme kararının  bulunmadığını belirlemiştir. Böylece, Ermeni soykırımı yasası ile ilgili Fransız Parlamentosu’ndan  gelebilecek bir yasanın önünü kapatmış, daha önce Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin  verdiği Perinçek Kararı tanınmıştır. Karar, Türkiye’yi soykırımla suçlayan 29 Ocak 2001 tarihli yasayı iptal etmemiş, fakat Danıştay’ın (Conseil d’Etat) 19 Kasım 2015 tarihli kararının hatalı olduğunu belirlemiştir.

Fransa, 2011 yılında Türkiye’yi  tarihte yapılmayan sözde Ermeni soykırımı ile suçlayan  yasa çıkaran dünyadaki ilk ülkedir. Ayrıca Fransa, Osmanlı İmparatorluğunu tarihe gömen Sevr (Sevres) Anlaşması’nın imzalandığı Paris’in Sevr banliyösündeki seramik müzesinin önüne Ermeniler tarafından  8 Mart 2001 tarihinde Ermeni soykırım  anıtı açılmasına izin veren ülkedir. Anıtın üzerinde “1915’te Jön Türk Hükümeti tarafından Birinci Dünya Savaşı’nda soykırıma uğratılan 1,5 milyon Ermenin anısına” yazılıdır. Bu ifade  Auschwitz- Birkenau toplama kampının önünde de vardır. Bir farkla. 1,5 milyon Yahudi 1,5 milyon Ermeni olarak değiştirilmiştir. Auschwitz- Birkenau toplama kampının  girişine yazılan cümle şudur: Auschwitz- Birkenau toplama kampının  girişine yazılan cümle şudur: “Arbeit Macht Frei”  (Çalışmak Özgürlük Getirir) minik bir çocuğun küçücük ayaklarıyla toprağı sürüyerek, annesinin avcunun içinde sımsıkı kavranmış eliyle, gözlerini kırmızı tuğlalara dikip, güya özgürlüğe adımını attığı  bu kapıdan, bir daha çıkmamak üzere 1,5 milyon insan girmiştir.

Bu konuda Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada  rakamlar verilmektedir: (Question 8: Did 1,5 Million Armenians Die During World War I?)(http://www.historyoftruth.com/history/documents/9363-armenian-claims-and-historical-facts-questions-and-answers-8)

Sevr Müzesi’nin önüne, sanki Fransa’da başka bir yer yokmuş gibi anıt dikilmesine izin veren Fransa Ermenilere göz kırpmakta ve şu mesaj vermektedir: “Türkiye Cumhuriyetini   kuran Lozan Anlaşması’nı tanımıyoruz. Bizler Sevr Anlaşması’nın halen yürürlükte olduğunu kabul ediyoruz. Çünkü Sevr’de büyük Ermenistan vardır.”  Fransa, 24 Nisan 2003 tarihinde Paris’in en merkezi yeri olan  Kanada Meydanı’na  Gomitas Sogomonyan  (gerçek adıyla Ermenice Soğomon Kevork Soğomonyan ya da Komitas Vartabed ) adına  bir sözde Ermeni  kin anıtı  dikilmesini de onaylamıştır. Azerbaycan, Fransa’nın hiçbir yerinde Karabağ’da Ermeniler tarafından Hocalı’da yapılan soykırımı ile ilgili bir anıt dikemez.

Anıtı dikilen Gomitas’ın soykırımla ilgili hiçbir açıklaması ya da eylemi olmamıştır. Ermeni ulusal müzik okulunun kurucusu olup, rahip, müzikolog, besteci, aranjör ve koro şefidir. 8 Ekim 1869 tarihinde Kütahya’da doğmuş, 22 Ekim 1935’de Fransa’da Villeiuif’de ölmüş, Ermenistan’da defnedilmiştir. Gomidas, 4000’e yakın Ermenice, Kürtçe, Arapça ve Türkçe halk şarkısını notaya alarak bu şarkıların günümüze kadar ulaşmasını sağlamıştır. Gomidas’ın verdiği konserlere katılanlar arasında dönemin İçişleri Bakanı Talat Paşa ve Savaş Bakanı Enver Paşa, Şehzade Mecid Efendi de vardır. “Ben bir Türk’üm dinim cinsim uludur, Özüm sinem áteş ile doludur” diye başlayan şiirin yazarı Mehmed Emin Yurdakul tutuklanan  Gomidas’ın serbest bırakılıp İstanbul’a getirilmesini sağlamıştır.

Gomidas, Jön Türkler ve saray çevresine yakın olmasına rağmen 24 Nisan 1915’de  tutuklanır ve  hayatı  Fransa’da  son bulur. Türk Müziği’nde tarih boyunca bestekar  olarak  isim yapmış çok sayıda Ermeni  müzisyen vardır. Bimen Şen, Udi Hırant, Kemani Tatyos, Artaki Candan, Nikoğos Ağa, Asdik ve Boğos Efendiler, Kemani Serkis, Nubar Tekyay, Udi Apet, Levon Hancıyan, Udi Arşak ve Hampartsum Limoncuyan bunların en tanınmışlarıdır. Gomidas da bu müzisyenler arasındadır. Gomidas’ın 1915 yılının Mart ayının sonlarında Türk Ocağı’nda verdiği konserden  önce Hamdullah Suphi  kendisinden  övgüyle bahsetmiştir.  Paris’in merkezinde, turistlerin yoğun olarak ziyaret ettikleri parka dikilen Gomidas  heykelinin kaidesine “soykırım” yazmak, Murat Bardakçı’nın da belirttiği gibi Gomidas’a yapılan  büyük saygısızlıktır. (Murat Bardakçı, 17.03.2003,http://www.hurriyet.com.tr/o-heykelin-altina-soykirim-yazmak-en-azindan-gomidas-a-hakarettir-142877)

16 Mart 2019 tarihinde sarı yeleklilerin eylem yaptıkları tarihte Paris’te idim. Özellikle bu anıta gittim. Çok sayıda turistin fotoğraf çektiğini görünce kendilerine bunun kim olduğunu sordum. Cevap tahmin ettiğim  gibi geldi: “Türkler Ermenilere soykırım yapmış. Bu kişi de buna karşı çıkmış.”

Fransa, Paris Büyükelçiliğimizin bulunduğu Paris’in en küçük sokağına (148 m. uzunluk, 15 m. genişlik)  Ankara (rue d’Ankara) adını vermiştir. Fakat Türkiye,  Ankara’nın en güzel  caddelerinden Paris Caddesi’nin  (2,5 km) adının bir küçük sokağa verilmesi konusunu  gündemine hiç almamış, seçimlerde adaylardan hiçbiri bu  konuya değinmemiştir. Paris’te bir de Rue de Constantinople caddesi vardır ama İstanbul caddesi yoktur. Bu cadde üzerinde 100 m2’lik bir daire ortalama fiyatı 6,5 milyar TL’dir.

Hocalı Soykırımı ve Türkiye

Azerbaycan Meclisi 1994 yılında  Hocalı katliamını “soykırım”  olarak kabul ederken Türkiye Hocalı’da yaşananları “soykırım” olarak   tanımlamaması ilginçtir. Dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün 6 Eylül 2008 tarihinde futbol maçı izlemek için Erivan’a yaptığı ziyaretin ardından atılan adımlar, Türkiye-Ermenistan arasında başlayan yakınlaşma süreci karşılıklı olmadığı için sonuç vermemiştir. Zaten vermesi de beklenmemeliydi. Bence sayın Gül Ermenistan’a gitmemeliydi ve de Bursa’daki milli maça Azerbaycan bayraklarının sokulması  engellenmeliydi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Ermenistan Futbol Federasyonu’nun FİFA’ya müracaatı üzerine talimat vererek, Türkiye-Ermenistan futbol maçına Azerbaycan bayraklarının sokulmasını yasaklatmıştır. Bursa Valisi Şahabettin Harput Anadolu Ajansı’na yaptığı açıklamada, “Azerbaycan bayrağı veya başka türlü flama ve sloganlarla buraya gelip, maç seyretmeye müsamaha göstermeyeceğiz ve müsaade etmeyeceğiz” demiştir.  Harput,  1 Aralık 2018 tarihinde yargılandığı FETÖ/PDY davasında 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılmıştır.

Aşağıdaki fotoğrafı, Hocalı katliamını kimin yaptığını bilmeyen biri çektirebilir. Ermenistan Devlet Başkanı Serj Sarkisyan, Hocalı Katliamı’nın sorumlusu birliklerin başındaki iki liderden biriydi ve bazı kaynaklara göre katliam emirlerinin sahibiydi.  Sarkisyan,İngiliz araştırmacı Thomas de Wall’un yaptığı bir röportajda o günlerden şu şekilde söz etmiştir: “Azerbaycanlılar Ermenilerin sivil halka karşı katliam yapmayacağını düşünmekteydiler. Biz bunu Azerbaycanlılara şaka yapmadığımızı göstermek amacıyla ibret olsun diye yaptık.- He told me: “Before Khojalu, the Azerbaijanis thought that they were joking with us, they thought that the Armenians were people who could not raise their hand against the civilian population. We needed to put a stop to all that. And that’s what happened. And we should also take into account that amongst those boys were people who had fled from [the anti-Armenian pogroms in] Baku and Sumgait.” (https://carnegieendowment.org/2012/02/24/president-interview-and-tragic-anniversary/9vpa)

Dünya basınında Hocalı Katliamı

“Ölülerin yakılmasıyla görevli Ermeni grup, Hocalı’nın 1 kilometre batısında bir yere 2 Mart günü 100 Azerbaycan Türkü’nün ölüsünü getirip yığdı. Son kamyonda 10 yaşında bir kız çocuğu gördüm. Başından ve elinden yaralıydı. yüzü morarmıştı. Soğuğa, açlığa ve yaralarına rağmen hala yaşıyordu. Çok az nefes alabiliyordu. Gözlerini ölüm korkusu sarmıştı. O sırada Tigranyan isimli bir asker onu tuttuğu gibi öteki cesetlerin üstüne fırlattı. Sonra tüm cesetleri yaktılar. Bana sanki yanmakta olan ölü bedenler arasından bir çığlık işittim gibi geldi yapabileceğim bir şey yoktu. Ben Şuşa’ya döndüm. Onlar Haç’ın hatırı için savaşa devam ettiler. For The Sake of Cross, s. 62-63. “Ermeniler Hocalı’ya saldırdılar. Bütün dünya tanınmaz hale getirilmiş cesetlere tanıklık etti. Azerbaycanlılar çok sayıda insanın öldürüldüğünden haber vermekteler.” Krua l’Eveneman Paris, 29 Şubat 1992.

“Ermeni askerleri binlerce aileyi yok etmiştir.” Sunday Times,1 Mart 1992.

“Ermeniler Ağdam’a doğru giden orduyu kurşun yağmuruna tutmuştur. Azerbaycan Türkleri 1200 kadar ceset saymış. Lübnanlı kameraman, ülkesinin zengin Ermeni Taşnak lobisinin Karabağ’a silah ve asker gönderdiğini onaylamıştır.” Financial Times, 9 Mart 1992.

“Birçok insan çirkin hale getirilmiş, masum kızın sadece kafası kalmış.” Times, 4 Mart 1992.

“Video kamera kulakları kesilmiş çocukları gösterdi. Bir kadının yüzünün yarısı kesilmişti. Erkeklerin kafa derisi soyulmuştu.” İzvestiya, 4 Mart 1992.

“Ağdam’da bulunan yabancı gazeteciler  Hocalıda öldürülmüş kadın ve çocuklar arasında kafa derisi soyulmuş , tırnakları çıkarılmış 3 kişi görmüşlerdir.” Le Monde, 14 Mart 1992.

“Binbaşı Leonid Kravets: Ben şahsen tepede yüz civarında ceset gördüm. Bir erkek çocuğun kafası yok idi. Her tarafta acımasızca öldürülmüş kadın, çocuk ve ihtiyar vardı.” İzvestiya,  13 Mart 1992.

BM İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 2, 3, 5, 9 ve 17’nci maddelerinin ihlal edildiği Hocalı Katliamı’ndan ötürü kimse yargılanmamıştır.

  • Bu yazı, “24 Nisan yaklaşırken sözde Ermeni Soykırım yalanına cevap: Bir manifesto” başlıklı makalenin ikinci bölümüdür. Yazının devamı gelecektir. 
       

Yazarın MİSAK'taki yazıları