07.08.2022

Türkiye-Çin İlişkileri

"Geçmişten Bugüne Türk-Çin İlişkileri" konulu makalesinin ilk bölümü birkaç gün önce sitemizde yayımlanan yazarımız Talat Şalk'ın yazısının ikinci bölümünü okuyucularımızın ilgisine sunuyoruz.


Çin, bugün ABD ile yarışan siyasi ve askeri bir güçtür. Çin Halk Cumhuriyetinin kurucusu Mao’nun liderliğinde eski imparatorluk idaresi yıkılmış, komünist bir idare kurulmuştur. Çin’de bugün de komünist idare iş başındadır, fakat Çin’in bugünkü idarecileri uluslararası ilişkilerde liberal ekonomi prensiplerini benimsemişlerdir. Dünyada komünizmi bu şekilde uygulayan başka ülke var mı bilmiyorum, ancak Çin ekonomisi ve sanayisi bu sistemle yükselmiştir.

Çin geniş topraklara sahiptir, bu topraklarda her çeşit ürün yetişmektedir. Bu topraklarda yetişen ürünleri, dış ülkelere pazarlamakta çok usta olduklarında şüphe yoktur. Birçok Çin filmi seyrettim, izlediğim filmlerden anladığım: Çin halkının kültürlerine bağlı, çok çalışkan bir halk olduğudur. Halkının bu özelliği idarecilerinin işini mutlaka kolaylaştırmıştır.

Başlangıçta ileri bir sanayileri olmadığı halde halkının geri teknolojiyle ürettiği ürünleri dış ülkelere pazarlamayı başardılar. Zamanla teknolojileri de gelişti, ürettikleri malların tamamını ihraç edemediklerinden sanayinin çarklarını döndürmek için iç pazara yöneldiler.

İç pazarda mallarını satabilmeleri için orta sınıf olması gerekiyordu. Komünist idarelerde orta sınıf yoktu.

Komünizmden vazgeçmediler, fakat sanayilerinin çarklarının dönmesi gerektiği için mecburen orta sınıf yarattılar. Halkın bir kısmının mülk edinmesini, toprak sahibi olmasını sağladılar. Bu suretle ihraç fazlası mallarını iç pazarlarında satmaya başladılar ve sanayinin çarklarını döndürdüler.

 

 

Fakat Çin masum bir devlet değildir. Geçmişte olduğu gibi bugün de Asya hakimiyeti peşindedir. Hiç hakkı olmadığı halde Doğu Türkistan’daki Uygur topraklarını işgal etmiş, kendi topraklarına katmıştır. Fakat bu kadarla da kalmamıştır; geçmişte yaptığı gibi bugün de Uygurları Çinlileştirmek, asimile etmek istemektedir.

Uygurları büyük bir kampa toplamış, onlara işkence yapmaktadır. Uygur kadınları, Çinli erkeklerle evlenmeye zorlanmaktadır. Çin yönetimi bunu inkâr etse de Uygurları asimile etmek için insanlık dışı yöntemler uyguladıkları doğrudur.

İngiliz Parlamentosu, Çin yönetiminin Uygur Türklerine baskı uygulamalarını soykırım olarak tanımış, hükümeti Pekin’e yönelik baskıyı arttırmaya çağırmıştır.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, hazırladığı elli üç sayfalık raporunda, Çin yönetiminin Uygurlara ve diğer Müslüman Türk azınlıklara karşı belli bir nüfusu hedef alarak kitlesel ve keyfi alıkoyma, işkence, kitlesel takip ve gözetim, kültürel ve dini telkin, ailelerin dağıtılması, Çin’e zorla geri gönderilme, zorla çalıştırılma ve cinsel şiddet gibi insan hakları ihlalleri yapıldığı, Çin’in Doğu Türkistan’da insanlığa karşı suç işlediği değerlendirmesinde bulunmuştur.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, Çin Direktörü Sophie Richardson ise, “Çinli yetkililer Müslüman Türklere sistematik bir şekilde zulmediyor. Çin, mesleki eğitim sağladığını ve radikalleşmeyi önlediğini iddia ediyor, ancak bu söylemi insanlığa karşı işlenen suçları gizleyemez.” demiştir.

Bir televizyon programında Emekli Tümamiral Cihat Yaycı’yı dinledim. Cihat Yaycı, Türkiye’de ikamet eden Uygur Türkü bir arkadaşının Doğu Türkistan’da kalan annesini Çin’in zorla kampa aldığını, annesinin hâlâ hürriyetinden yoksun olduğunu, kampta tutulduğunu söyledi.

Cihat Yaycı, Çin’le ilgili başka şeyler de söyledi. Anladığım kadarıyla, Çin, kıyısı olduğu denizlerde uluslararası kabul görmüş kurallara uymuyor, denizin tamamını kendisinin kabul ediyor. Mesela, o denizde kıyılarından çok uzakta bir kara parçası mı var o kara parçası karasularından çok uzakta olsa da, “O ada benim” diyor. Sık sık komşusu Japonya’nın karasularını ihlal teşebbüsünde bulunuyor.

Çin, tarihte olduğu gibi bugün de Asya’nın tamamında üstünlüğünü kabul ettirme peşindedir. Milyonlarca dolar harcayarak hayata geçirdiği “bir yol bir kuşak projesi” de aynı amaca ulaşmak içindir. Çin’in Kazakistan’a da büyük yatırım yaptığını gazeteler yazıyor.

Bugün Çin’in Asya’da en büyük rakibinin Rusya olduğunu düşünüyorum. Rusya Devlet Başkanı Putin, Sovyetler Birliği’nin dağılmasını, topraklarında müstakil devletler kurulmasını kabul edemiyor. Yeni kurulan devletlerin Rusya’dan bağımsız hareket etmesini, Çin’e bağlanmasını kabul edemez. Olaylar nasıl gelişir, bunu ileride görürüz.

Türkiye’de Çin nasıl değerlendiriliyor?

Türkiye’de ideolojik sebeplerle Çin’i sevenler var: Çin’e söz söylenmesinden rahatsızlık duyuyorlar, bu önemli değildir. Asıl önemli olan, devletimizin Çin’in hamlelerini, Uygurlara uyguladığı asimilasyon politikasını nasıl gördüğüdür.

Uygurlara uygulanan asimilasyon politikasıyla ilgili idare edenlerimiz sessiz… Ne düşündüklerini bilemiyorum.

Ekonomi hocası Prof. Dr. Esfender Korkmaz, 30 Kasım 2021 tarihli “Dış Güçler Belli” ve 6 Ocak 2022 tarihli “İktidarın Gündemi Ekonomi Gündemine Uymuyor” başlıklı iki makalesini Yeniçağ gazetesinde yayımladı.

Siyasi iktidarımız, “Dış güçler bizi denklemin dışına itmeye çalışıyor, kurtuluş savaşı veriyoruz.” diyor. Esfender Korkmaz Hoca dış güçlerin kimler olduğunu açıklıyor.

Ticaret açığı verdiğimiz ülkeler, Rusya ve Çin’dir. Rusya’dan doğal gaz satın alıyoruz, doğal gazı almamız gerekiyor çünkü elimizdeki en iyi alternatif bu.

2021 yılı Ocak ve Kasım ayları arasında Çin’den ithalatımız 29 milyar 100 milyon dolardır. İhracatımız ise 3 milyar 400 milyon dolardır. Yani, on bir ayda Çin’ e karşı 25 milyar 700 milyon dolar dış ticaret açığı vermişiz.

Esfender Korkmaz’a göre Türkiye’nin Çin’den yaptığı teknoloji ithalatı düşüktür. Çin’den ithal edilen malların çoğunluğu Türkiye’de bulunan deri, kösele, plastik eşya, aydınlatma araçları, oyuncaklar gibi mallardır. Yani Çin’den ileri teknoloji ürünü mal ithal edilmektedir. Esfender Korkmaz Hoca haklı olarak “Türkiye’de Çin lobisi mi var?” diye soruyor.

Birkaç gün evvel Yeniçağ’da okudum. Okulların, polis güçlerinin ve hükümetin kullandığı güvenlik kameralarının Doğu Türkistanlılara yönelik baskı uygulamalarıyla ilişkili Çinli şirketlerden alınması İngiltere’de sivil toplum kuruluşlarının tepkisini çekmiştir. Bu şirketlerin ürettiği mallar Doğu Türkistan’da, toplama kamplarındaki Uygur Türklerinin takibinde kullanılıyormuş.

Big Brother Watch araştırma müdürü Lake Hurfurt, “Pekin’in insanlığa karşı işlediği suçlara teknolojik altyapı sağlayan şirketlerin İngiltere’deki kamu kuruluşlarının yüzde altmış birine kamera sağlaması korkunç bir durum.” demiştir.

İngiliz Parlamentosu, Çin’in Doğu Türkistan’da yaşayan Uygur Türklerini kamplarda toplamasını kadınlarını, Çinli erkeklerle birlikte olmaya zorlamasını, Uygur Türklerini asimile etmek istemesini insanlık suçu olarak görüyor ve protesto ediyor.

Çin, insanlığın kabul edemeyeceği soykırım suçunu işlemektedir. Uygurlar Türk’tür, Çin zulmünden kaçan çok sayıda Uygur Türkü Türkiye’de yaşamaktadır. Bizim de Çin’in Uygurlara yaptığı zulme sessiz kalmamamız lazım geldiğine inanıyorum.

Talat ŞALK

Emekli Cumhuriyet Savcısı

22.05.2022

Yazar

Talat Şalk

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar