01.08.2021

Üç kültür*

Garp, İslam ve Buda-Brahman kültürleri, aralarında tarihi alâka ve münasebetler olmakla beraber tamamen farklı kültürlerdir. Bu üç kültürün kendine has özellikleri mevcuttur ve birbirleriyle rekabet ve mücadele içerisindedirler.


 

Üç Medeniyet Eseri

Ahmet Ağaoğlu

Bu yazı, Ahmet Ağaoğlu’nun Üç Medeniyet kitabından alınmıştır.
Eser, Doğu Kitabevi Genel Yayın Yönetmenleri
Ertan Eğribel ve Ufuk Özcan’ın özel izniyle kullanılmaktadır.

Medeni beşeriyet üç kültür arasında inkısama uğramıştır: Garp, İslam ve Buda-Brahman kültürleri. Bu üç kültür, aralarında tarihi alâka ve münasebetler olmakla beraber tamamen ayrı ayrı varlıklardır. Bunlardan her biri kendine mahsus; mantıki, zihniyeti, hukuk ve sanat tarzlarını, ahlak ve kıymet ölçülerini haizdir ki diğerleri için yabancıdır. Bunlar tarihen yekdiğeri üzerine tesir yapmaktan geri kalmamışlardır. Mesela İslam ve Garp medeniyetlerindeki mistisizm akımlarının mebdeleri hiç
şüphe yoktur ki Buda-Brahman kültüründen gelmiştir. Keza İslam kültürüdür ki diğer ikisine rasyonel düşünce örneği vermiştir. Garp kültürü ise ötekilerine müspet ilim vermeye ve maddenin kâinattaki kıymetini öğretmeye başlamıştır.
Fakat bu üç kültür birbirine hulûI ederek imtizaç etmekten ziyade birbiri ile rekabet ve mücadele etmişler ve hala da etmektedirler. Bunun en kanlı numunelerini zamanımızda üç kültürün yan yana geldikleri Hindistan’ da her gün
müşahede etmekteyiz!

Uzun devam eden bu mücadelede nihayet Garp kültürünü galip mevkide görüyoruz. İslam kültürü onun yanında tamamen sinmiş ve uzun mukavemetten sonra artık onun faikiyetini kabul ederek önünde baş eğmiş ve emirlerini birer birer kabul ederek tatbik etmeye koyulmuştur. Buda-Brahman kültürü mücadeleye devam ediyor gibi görünüyorsa da o da artık ezilmiş ve teslim olma vaziyetine gelmiştir: Hindistan ve Çin’ deki vaziyet bilhassa Japonya bunun canlı misalleridir.

Bu galebeyi Garp kültürüne temin eden nedir?

Üç kültür, mahiyetleri itibariyle mukayese olundukları takdirde aralarındaki esas fark bu sualin cevabını kendi kendine vermiş oluyor. Garp kültürü dinamiktir. İslam ve Buda-Brahman kültürleri statiktir! Birisi müteharriktir; diğerleri sakin! Birisi ileriye doğru yürüyen, koşan, açılan, yayılan cevval bir varlıktır. Ötekilerse bir noktada donup kalmış buz parçalarıdır!

Vakıa ötekiler de ilk görünüşlerinde ve tarihlerinin muayyen devirlerinde dinamiktiler; onlar da bir zamanlar ilerlediler, yürüdüler, açıldılar ve o zamanlar pek velud ve pek feyizli oldular; fakat bunlar mahiyetleri itibariyle bir gün durmaya ve bir noktada donmağa mahkum idiler. Halbuki Garp kültürü böyle bir mukadder mahkumiyeti içinde taşımıyordu. Onun her zaman ilerlemek feyzi kendi mahiyetinde idi! İslam ve Buda-Brahman kültürleri menşelerini ilahi kaynaktan alıyorlar veyahut
daha doğrusu esaslarını ilahi mahiyette olan kitaplara, ilhamlara, ananelere bağlıyorlar. Bunlar ise mahiyetleri itibariyle değişmezler ve binaenaleyh onlara bağlı olan kültürler de durmağa, donmağa mahkumdurlar.

Garp kültürü ise başka mahiyettedir. Bunun menşei beşeridir. Beşerin akıl ve duygusudur, akıl ve duygu açıldıkça o da açılır, yürürse o da yürür! Vakıa akıl ve duygunun durduğu zamanlar olmuştur. Fakat bu fatal bir hadise değildir; arızi, geçici, muvakkat bir vakadır! Akıl ve duygu kendine gelir gelmez yürür ve yürütür. Buda-Brahman kültürleri; Ebu Heride’ ye, İbn-i Abbas’ a, Ramayanalar’a dayanırlar. Garp kültürü ise Eflatun’a, Aristo’ya dayanır. Birisi rivayetleri, hadiseleri kendisine rehber ittihaz eder, diğeri akıl ve zekayı. Vakıa zamanlar oldu ki rivayetlere ve hadiselere de akıl ve zeka karışlı! Fakat bu arızi, yandan gelme bir hadise idi. Esas rivayetler ve hadiselerse asırlarca değişmeden aynen durur ve zamanı gelince kendilerine karışmış olan akıl ve zekayı kovar, atar. Çünkü asıl otorite, asıl kaynak kendileridir. Nasıl ki bir zamanlar geldi, İslam ve Buda-Brahman kültürleri bir noktada donup kaldılar; taştan kaya kesildiler! Vurulan bütün darbelere, yapılan bütün
hücumlara, yıkılan bütün memleketlere, ezilen bütün milletlere rağmen yerlerinden bir zerre bile kımıldamadılar! Mösyö Pemo Hindistan’ da ve harp sonunda yaptığı bir seyahat esnasında müşahidi olduğu şu garip hadiseyi naklediyor: Untouchable denilen elli milyonluk, mahkum bir kütleye mensup bir zavallı dar ve bir tarafı uçurum bir yol üzerinde, yüksek Brahman kastına mensup birisine tesadüf diyor; yaklaşsa-nefesi Brahmayı telvis edecek! Ne yapsın tereddütsüz kendini uçurumdan aşağıya doğru yuvarlıyor! İkinci Büyük Milllet Meclisi’nde kadının veraset hakkından bahseden birisini tekfir ederek dövmek için üzerine yürüyen hocalar vardı! Çünkü böyle bir bahis nassı şerihe tehalüf edermiş!

Hindin en namdar önderi ve inkılapçısı Gandi kast usulüne dokunmaktan ateşten sakınır gibi çekiniyor! Çünkü millî birliği, insanın şeref ve haysiyetini ta kökünden yıkan bu kurum mukaddestir! Bu zihniyetle, kültür açılır mı? Ve hatta hakiki kültür kurulur mu? Hakiki kültürün esas vasfı durmaksızın açıldı, yürüdü, yarattı ve tabiatıyla diğer kültürlere galebe çaldı! Şimdi öteki kültürlere mensup olanlar bu kültürü almak mecburiyetindedirler. Bir kültür nasıl alınır ve nasıl kurulur bahsine de gelecek sayılarımızda temas edeceğiz.

Dipnotlar:

• “Üç Kültür”, Kültür Haftası, No: 1, 15 İkincikamın 1936.

Yazar

MİSAK Editörü

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.