Taksi ne olur beni evime götür

Yazarımız İskender Öksüz, Türkiye'deki büyük şehirlerde ve özellikle de İstanbul'da terörize olmuş bir soruna parmak basıyor: Taksiciler... İktidarın da duruma dâhil olmasıyla kangrene dönüşen bu durumun adeta bir rant savaşı hâline geldiğine vurgu yapan yazar, çözüm önerisini de ihmâl etmiyor.


Paylaşın:

Gazetelere geçen bir haberdi. İstanbul’da, hastaneden çıkan yaşlı bir teyze, taksilere yalvarıyordu: “Taksi, ne olur beni evime götür.” Fakat yüce hazreti taksi, sözde taksi esnafı, teyzenin gideceği mesafeyi beğenmediği için bu yalvarışa cevap vermiyordu. Problemin mesafede oluşu gazetenin yorumuydu bence.

Bir Ankaralı olarak bundan on yıllar önce, İstanbul’da insanların geçen taksilerin penceresine eğilip sürücülere gidecekleri yeri beğendirmeye çalışmalarını hayretle izlemiştim. Bunun öfkesiyle olacak, AŞTİ’de bir taksinin kapısını açarken, şoförün, “Nereye?” sorusuna sertçe “Sana ne?” diye çıkıştığımı hatırlıyorum. (Garip değil bu cevap. Bavulum yerleşir, ben otururum, araba hareket eder- zaten tek çıkış yolu var- nereye gideceğimi ondan sonra söylerim.)

Başka ülkelerde rantiye taksi var mı?

Bu on yıllar önceydi. Şimdi durum büsbütün değişmiş. Eminönü’nde, meydanda, üç taksi bekliyor. Her birine tek tek gidiyorum- birinin kapısı açık- fakat içinde şoför yok. Şoför olduğunu tahmin ettiğim zata, “Bu arabanın şoförü nerede?” diye soruyorum, omuzlarını kaldırıp ellerini iki yana açarak, bilmiyorum işareti yapıyor. Nihayet, yanımdaki engelli arkadaşıma acıyan ve oranın taksisi olmayan bir başka araba bizi alıyor. “Bunlar ne yapıyor? Uyuşturucu ticareti mi?” diye soruyorum.  “Hayır” diyor “Arap bekliyorlar.”. Eh tıpkı bizim ekonomimiz gibi!

Taksi sistemine bir daha bakmamızda yarar var. Benzeri başka ülkelerde var mı, bilmiyorum. ABD’de, İngiltere’de yok. Bizim mevcut sakat yapımızın aklı başında bir memlekette hayatını devam ettirdiğini öğrenirsem çok şaşarım. Mesela ABD’de şehir çapında çalışan taksi şirketleri vardır. Bizim taksilerin rengini kopyaladığımız Sarı Taksi (Yellow Cab) bunlardan sadece biridir. Londra’da taksi şoförleri Londra’nın bir noktasından diğerine en kısa hangi yolla gideceklerinin sorulduğu sıkı bir sınavdan geçirilir. Şimdi Google devrinde bu sınav ne oldu bilmiyorum.

Rantiyelik için nas var mı?

Bizde taksi esnafı diye bir esnaf grubu sadece lafta var. Eskiden vardı. Fakat hızla yok oluyor. Mevcut bir esnaflık işi değil. Plaka kapitaline dayanan bir rant düzeni. Taksi ama illa plaka sahipleri genellikle evlerinde oturuyor. İlla plaka diyorum, çünkü o plakaların fiyatı, otomobil fiyatlarının çok üstünde.  Bu rantiyeler, arabaları şoför olarak çalıştırdıkları bir-iki adama veriyorlar. Genellikle iki adama, çünkü bu iki vardiyayla daha fazla gelir elde ediliyor. Bazıları ise şoförün yüzünü görmeden plakalarını “kiralıyor”. Kiralamayı, plaka kapitalistinin vekalet verdiği biri, genellikle bir otomobil galerisi yapıyor.

Faizin nasla yasaklandığını söyleyenlerin bu mekanizmaya da bir bakmalarını tavsiye ederim. İşin özü, “insanın iki eliyle kazandığından gayrı” bir gelir elde etmemesi değil midir? Rant, riba ile aynı şey değil mi? Fakat faize karşı kükreyenler rantı bağrına basıyor. Ama, Buharî’de taksi plakası yoktu değil mi!

Son tahlilde, taksicilik bir tekel, daha doğrusu bir oligopoli işi. Devlet sektöre girişi, piyasaya bırakmıyor, yapay yollarla sınırlıyor. Böylece plaka kapitalistleri, plaka rantiyeleri cari kazançlarını emniyete alıyorlar. Bir taraftan da ellerindeki rant aracını, devletçe sınırlanmasından başka hiçbir değeri olmayan T harfli plakalarının değerini koruyorlar.

Peki neden Arap bekliyorlar? Çünkü Arapları kandırıyorlar. Taksimetreye düğme bağlayıp daha fazla yazmasını sağlayanlar mı istersiniz, yazan rakamın TL değil Euro olduğunu söyleyenler mi… Veya Arab’a nereye gideceğini sorup fiyatı kendi belirleyenler mi…

Sonuçta çifte kazanç var. Hem daha fazla gelir sağlanıyor, hem de arabanın kilometre saatinin gösterdiğinin dışında, fazladan bir gelir elde ediliyor. Bu yolla kira değil de ortak kazanç yoluyla çalışan plaka rantiyesine de birazcık kazık atılıyor.

Müsebbip ve çözüm

İstanbul Büyükşehir Belediyesi, şehirdeki taksi yokluğunu gidermek için bilmem kaçıncı defa yeni plaka verme teklifini UKOME denilen ve iktidar kontrolündeki kurula getiriyor ve kaçıncı defa ret alıyor. Galiba İstanbulluların çektikleri eziyetten muhalefetin elindeki Büyükşehir belediyesini sorumlu tutacaklarını sanıyorlar. Fakat halk bu derece akılsız değil. “Taksi beni ne olur beni evime götür.” diye yalvaran teyze de bu rezaletin müsebbibini biliyor. Halkın tamamı da.

Başka ülkelerde seçilmiş yönetimlere saldırılmasını, haklı olarak, demokrasiye tecavüz diye değerlendiren ve yapanları – hiç olmazsa birkaç yıl boyunca- affetmeyen iktidarımız, seçilmiş yönetim kendilerinden değilse, aksini yapmakta bir beis görmüyor. Halk iradesi mukaddestir; bizi seçtiği sürece. Başkasını seçmeye görsün, cezalandırırız, eziyet ederiz, göz açtırmayız. Ta ki seçmen bizden başkasına oy verilmeyeceğini öğrensin.

Musibetler, insanın aklına yeni çözümler getirir.

Taksilerde plaka sahibinden başkasının çalışmasını yasaklasak? Veya daha namuslu bir çözüm: Plaka kısıtını kökten kaldırsak. Belki İngiltere’deki gibi bazı sınavlardan ve bazı filtrelerden de geçmek şartıyla isteyen taksicilik yapabilse. Uber ve benzerleri gibi farklı sistemler, şirketler de bu alana girebilse. Bütün sokaklar taksi dolar diyeceksiniz. Hayır dolmaz. Bakkal veya kasap veya manav sayısında kısıtlama var mı? Yok. Her taraf bakkal, kasap, manav mı doldu?

Kesin olan şu: Sıkıntı kalmaz. Edepsizlik ve rantçılık biter.

Yazar

İskender Öksüz

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar