MİSAK
MİSAK

Almanya Federal Cumhuriyeti Meclisi, Ermeni yalanlarına çanak tutmuştur

2016 yılında Almanya Parlementosu'nun da onaylamasıyla yine gündeme gelen soykırım yalanı, uluslar arası hukuk çerçevesinde değerlendirildiğinde, soykırım olarak nitelenemeyeceği açık. Ermenistan'ın hukuk yoluna başvurmamasının en önemli sebebi budur
Gürbüz Mızrak
Yazar: Gürbüz Mızrak MİSAK Araştırmacısı
⏱ Tahmini Okuma Süresi: 6 Dakika
Yazı Boyutu:
Satır Boşluğu:
Dışa Aktar:
Ermeni Soykırımı Yalanı
Ermeni Soykırımı Yalanı

Türk bir milletvekilinin Ermeni Soykırımı önergesi

Alman Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Cem Özdemir’in Şubat 2016’da Almanya Federal Meclis’ine verdiği “Ermeni Soykırımı”yla ilgili önerge, 2 Haziran 2016’da oylandı ve maalesef onaylandı. Bu teşebbüs bir hukuksuzluktur. Aşağıda verilen örneklerde de görüleceği üzere, uluslararası hukuka uygun olarak yürütülen davalarda “Ermeni soykırımı” iddiaları hep reddedilmiştir.

Alman Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Cem Özdemir
Alman Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Cem Özdemir

BM kararlarına göre soykırım şikâyetleri

Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 9 Aralık 1948 tarih ve 260 A (III) sayılı kararıyla kabul edilmiş olan Soykırım Sözleşmesi’nin 6. maddesine göre soykırıma dair şikâyetlerde yargılamalar;

Uluslararası Adalet Divanı’nın görüşleri

Bu konuda yetkili uluslar arası ceza mahkemesi, aynı sözleşmenin 9. maddesine göre Uluslararası Adalet Divanıdır. Nitekim Fransa Anayasa Konseyi 8 Ocak 2016 tarihinde verdiği bir kararla,

Bu karar, Fransa Parlamentosu tarafından 29 Ocak 2001 tarihinde kabul edilen ve 1915 olaylarını “soykırım” olarak tanımlayan yasanın hukuken geçerliliğini ortadan kaldırmış ve bundan böyle “Ermeni soykırımının” inkârını suç sayan yasa yapımını da men etmiştir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Dairesinin, 9 Temmuz 2015 tarihinde aldığı kararında şunlar yer almıştır:

AİHM’in verdiği bu karar, hukuk açısından bağlayıcıdır. Buna göre:

Ermeni tehciri ve Birleşmiş milletler

Ermeni tehciri 1915-1916 yıllarında uygulanmış, Birleşmiş Milletler Soykırım Sözleşmesi’nden ise 1948 yılında çıkarılmıştır. Ceza hukukunun temel hükmü olan “kanunsuz suç ve ceza olmaz” ilkesi gereğince “kanunlar ancak yürürlük tarihlerinden sonraki olay, işlem ve eylemlere uygulanabilirler”. Dolayısıyla ilk kez 1948 yılında tanımı yapılan soykırım fiilinin cezalandırılmasına ilişkin Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin 1915 yılına götürülerek Ermeni tehciri olayına uygulanması hukuken mümkün değildir”.

Ermeni tehciri soykırım sözleşmesinin yürürlüğe girdiği tarihten sonra vuku bulmuş olsaydı bile ne maddi ne de manevi unsurları yönünden Ermeni tehcirinin “soykırım” olarak nitelendirilebilmesi mümkün değildir. Birinci Dünya Savaşı sürerken Osmanlı Devleti’nin tüm ikazlarına rağmen isyancı Ermeniler düşman saflarında yer almaya, cephe gerisinde askerî depoları ve ikmal kollarını basmaya, özellikle masum sivil halka karşı soykırım denilebilecek ölçüde katliama devam etmişlerdir. Dönemin savaş hukukuna göre, düşman saflarında yer alan, düşman sayılırdı. Bu durumda, isyancı Ermenilere karşı Osmanlı Devleti’nin seçeneklerinden birisi isyancılarla savaşmak, diğeri de isyancıları savaş sahasından uzaklaştırmaktı. Osmanlı Devleti, vatan topraklarını korumada bunlardan en insanî olanını, isyancıları savaş sahasından uzaklaştırmayı seçmiştir. Tehcir kararını;

  1. işgal ordularıyla birleşip Osmanlı ordularına karşı yapacakları harekâta,
  2. “Vilayat-ı Sitte” denen doğu bölgesindeki nüfusun %84’ünü oluşturan Türk ve Müslümanları, Balkanlar’daki gibi soykırım boyutlarında bir etnik temizlikle yok etmesine,
  3. cephe gerisinde sabotajlar ve ikmal yollarını kesme eylemlerine, sivil halka saldırılar düzenleyip isyanlar çıkarmalarına
    engel olmak için almıştır. Osmanlı Türk Devleti, silahlı Ermeni çeteleri ile potan-siyel olarak bunlara katılacağı düşünülenleri savaş sahasından alıp, kendi toprağı Suriye ve Lübnan’a yerleştirmiştir.

İngiltere 1919’da “Ermeni katliamı” yaptığı iddiasıyla Tehcir sırasındaki Osmanlı yöneticilerini Malta’ya topladı. Uluslararası bir mahkeme kuruldu, başına da İngiliz Kraliyet Başsavcısı Woods getirildi. Savcı; Osmanlı, İngiltere, ABD, Mısır ve Irak arşivlerini iki yıl araştırdı, sonunda Ermeni Katliamı yapıldığını dair delil bulamadığı için 29 Temmuz 1921’de takipsizlik kararı verdi. Bu karar çok önemlidir, vicdan sahibi hiç kimse buna itiraz edemez.

Tarihi belgeler ve uluslar arası hukuk açısından Ermeni tehcirinin soykırım olarak nitelendirilebilmesi mümkün değildir. Bu gerçeği çok iyi bilen Ermenistan Devleti ve Ermeni Diasporası hukuki yollara başvurma yerine olayı kara propaganda ve siyasi baskı yöntemleri ile yürütmektedir. Bunlara destek verenlerin Ermeni çabalarının arka planını görmeleri önem taşımaktadır. Hangi tarafın saldırı ve savuma yaptığı ve amacının ne olduğu, yargı kararlarının ne dediği ortada iken, Almanya Parlamentosu’nun tekrar “soykırım yalanına” evet demiş olmasıyla;

Gürbüz Mızrak
Yazar: Gürbüz Mızrak

Millî Strateji Araştırma Kurulu (MİSAK) araştırmacısı ve yazarı.

Diğer Gürbüz Mızrak Analizleri

04 Ocak 2023

Buğday, GDO ve çölyak hastalığı

13 Mayıs 2020

Ermeni iddialarının dayandırıldığı yayınlar: Mavi Kitap-Papaz Johannes Lepsius’un iftiraları-Musa Dağı’nda Kırk Gün romanı

04 Mayıs 2020

Ermeni iddialarının dayandırıldığı yayınlar: Öykü ve hatıralar

Siyaset-Tarih Kategorisinden İlgili Analizler

Ali Duymaz • 27 Ağustos 2026

Ziya Gökalp ve Birinci Heyet-i İlmiye Toplantısı

Süleyman Dönmez • 05 Ağustos 2026

Son dönem Türk siyasetini bilimsel devrimlerin yapısı bağlamında okumak 

Mertcan Abbasoğlu • 23 Temmuz 2026

Demokratik İspanya’nın yeni kimliği: Avrupa, NATO ve Akdeniz

Yorum Gönder

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorumlar (0)

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!