Almanya Federal Cumhuriyeti Meclisi, Ermeni yalanlarına çanak tutmuştur – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______06.04.2019_______

Almanya Federal Cumhuriyeti Meclisi, Ermeni yalanlarına çanak tutmuştur

Gürbüz Mızrak
Ermeni Soykırımı Yalanı
Ermeni Soykırımı Yalanı

Türk bir milletvekilinin Ermeni Soykırımı önergesi

Alman Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Cem Özdemir’in Şubat 2016’da Almanya Federal Meclis’ine verdiği “Ermeni Soykırımı”yla ilgili önerge, 2 Haziran 2016’da oylandı ve maalesef onaylandı. Bu teşebbüs bir hukuksuzluktur. Aşağıda verilen örneklerde de görüleceği üzere, uluslararası hukuka uygun olarak yürütülen davalarda “Ermeni soykırımı” iddiaları hep reddedilmiştir.

Alman Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Cem Özdemir
Alman Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Cem Özdemir

BM kararlarına göre soykırım şikâyetleri

Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 9 Aralık 1948 tarih ve 260 A (III) sayılı kararıyla kabul edilmiş olan Soykırım Sözleşmesi’nin 6. maddesine göre soykırıma dair şikâyetlerde yargılamalar;

  • suçun işlendiği ülkedeki devletin yetkili bir mahkemesi veya
  • yetkilendirilmiş uluslararası bir ceza mahkemesi tarafından yapılır.

Uluslararası Adalet Divanı’nın görüşleri

Bu konuda yetkili uluslar arası ceza mahkemesi, aynı sözleşmenin 9. maddesine göre Uluslararası Adalet Divanıdır. Nitekim Fransa Anayasa Konseyi 8 Ocak 2016 tarihinde verdiği bir kararla,

  • “bir fiilin soykırım olup olmadığının sadece Birleşmiş Milletler Soykırım Sözleşmesi’nin 6. ve 9. maddelerinde belirtilen yetkili mahkemeler tarafından saptanabileceğini ve
  • devletlerin yasama ile yürütme organlarının bir olayı insanlığa karşı suç olarak tanımlama yetkisine sahip olmadıklarını”
    vurgulamıştır.

Bu karar, Fransa Parlamentosu tarafından 29 Ocak 2001 tarihinde kabul edilen ve 1915 olaylarını “soykırım” olarak tanımlayan yasanın hukuken geçerliliğini ortadan kaldırmış ve bundan böyle “Ermeni soykırımının” inkârını suç sayan yasa yapımını da men etmiştir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Dairesinin, 9 Temmuz 2015 tarihinde aldığı kararında şunlar yer almıştır:

  • “1915 olayları” (Ermeni tehciri) için alınmış bir yargı kararı yoktur.
  • 1915’te yaşananlar, 2. Dünya Savaşı’nda yaşanan Yahudi soykırımından farklıdır.
  • Konu, tarihçilerin tartışmaları gereken bir husustur. Dolayısıyla bu konuda parlamentolar ve mahkemeler karar veremez.”

AİHM’in verdiği bu karar, hukuk açısından bağlayıcıdır. Buna göre:

  • Parlamentolarında “sözde Ermeni soykırımını tanıma” kararı alan devletler, bu kararlarını geri almak;
  • mevzuatlarında “Ermeni soykırımı inkarını” suç olarak kabul eden devletler mevzuatlarını değiştirmek;
  • ayrıca 1915 olaylarını ders kitaplarında “soykırım” olarak niteleyen devletler, müfredatlarını değiştirip, düzeltmek zorundadırlar. Aksi takdirde hukuksuzluğa ortak olmak, Ermeni yalanlarına çanak tutmaktadırlar.

Ermeni tehciri ve Birleşmiş milletler

Ermeni tehciri 1915-1916 yıllarında uygulanmış, Birleşmiş Milletler Soykırım Sözleşmesi’nden ise 1948 yılında çıkarılmıştır. Ceza hukukunun temel hükmü olan “kanunsuz suç ve ceza olmaz” ilkesi gereğince “kanunlar ancak yürürlük tarihlerinden sonraki olay, işlem ve eylemlere uygulanabilirler”. Dolayısıyla ilk kez 1948 yılında tanımı yapılan soykırım fiilinin cezalandırılmasına ilişkin Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin 1915 yılına götürülerek Ermeni tehciri olayına uygulanması hukuken mümkün değildir”.

Ermeni tehciri soykırım sözleşmesinin yürürlüğe girdiği tarihten sonra vuku bulmuş olsaydı bile ne maddi ne de manevi unsurları yönünden Ermeni tehcirinin “soykırım” olarak nitelendirilebilmesi mümkün değildir. Birinci Dünya Savaşı sürerken Osmanlı Devleti’nin tüm ikazlarına rağmen isyancı Ermeniler düşman saflarında yer almaya, cephe gerisinde askerî depoları ve ikmal kollarını basmaya, özellikle masum sivil halka karşı soykırım denilebilecek ölçüde katliama devam etmişlerdir. Dönemin savaş hukukuna göre, düşman saflarında yer alan, düşman sayılırdı. Bu durumda, isyancı Ermenilere karşı Osmanlı Devleti’nin seçeneklerinden birisi isyancılarla savaşmak, diğeri de isyancıları savaş sahasından uzaklaştırmaktı. Osmanlı Devleti, vatan topraklarını korumada bunlardan en insanî olanını, isyancıları savaş sahasından uzaklaştırmayı seçmiştir. Tehcir kararını;

  • isyancı Ermenilerin, ilerleyen Rus Ordusu karşısında savunma ve direnme gücü tehlikeye düşen Osmanlı Ordusu’na arkadan saldırmalarına;
  • tehcir bölgesindeki isyancı Ermenilerin
  1. işgal ordularıyla birleşip Osmanlı ordularına karşı yapacakları harekâta,
  2. “Vilayat-ı Sitte” denen doğu bölgesindeki nüfusun %84’ünü oluşturan Türk ve Müslümanları, Balkanlar’daki gibi soykırım boyutlarında bir etnik temizlikle yok etmesine,
  3. cephe gerisinde sabotajlar ve ikmal yollarını kesme eylemlerine, sivil halka saldırılar düzenleyip isyanlar çıkarmalarına
    engel olmak için almıştır. Osmanlı Türk Devleti, silahlı Ermeni çeteleri ile potan-siyel olarak bunlara katılacağı düşünülenleri savaş sahasından alıp, kendi toprağı Suriye ve Lübnan’a yerleştirmiştir.

İngiltere 1919’da “Ermeni katliamı” yaptığı iddiasıyla Tehcir sırasındaki Osmanlı yöneticilerini Malta’ya topladı. Uluslararası bir mahkeme kuruldu, başına da İngiliz Kraliyet Başsavcısı Woods getirildi. Savcı; Osmanlı, İngiltere, ABD, Mısır ve Irak arşivlerini iki yıl araştırdı, sonunda Ermeni Katliamı yapıldığını dair delil bulamadığı için 29 Temmuz 1921’de takipsizlik kararı verdi. Bu karar çok önemlidir, vicdan sahibi hiç kimse buna itiraz edemez.

Tarihi belgeler ve uluslar arası hukuk açısından Ermeni tehcirinin soykırım olarak nitelendirilebilmesi mümkün değildir. Bu gerçeği çok iyi bilen Ermenistan Devleti ve Ermeni Diasporası hukuki yollara başvurma yerine olayı kara propaganda ve siyasi baskı yöntemleri ile yürütmektedir. Bunlara destek verenlerin Ermeni çabalarının arka planını görmeleri önem taşımaktadır. Hangi tarafın saldırı ve savuma yaptığı ve amacının ne olduğu, yargı kararlarının ne dediği ortada iken, Almanya Parlamentosu’nun tekrar “soykırım yalanına” evet demiş olmasıyla;

  • Bir defa daha hukuk ve temel insan hakları çiğnenmiş, barış, güvenlik ve istikrar zarar görmüş,
  • Kendilerini uygarlığın, uluslararası hukukun, demokrasi ve özgürlüklerin temsilcisi sayanların, iddialarıyla eylemleri, tarihte olduğu gibi bugün de çelişmiştir.
       

Yazarın MİSAK'taki yazıları