Orman sınırları dışına çıkarma ve izinler – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______15.02.2019_______

Orman sınırları dışına çıkarma ve izinler

Aziz Bozatlı

Kamuoyunda “2/B arazileri” olarak bilinen alanlar

Orman alanlarından başka amaçla kullanılmak üzere orman sınırları dışına çıkarılma işlemine basitçe”2/B” uygulaması denilmektedir. “2/B”nin hukuki dayanağı, Anayasanın 169 ve 170. Maddeleri ile 6831 Saylı Kanunun 2. madde/B fıkrasıdır.

  1. Madde:…“Orman olarak muhafazasında bilim ve fen bakımından hiçbir yarar görülmeyen, aksine tarım alanlarına dönüştürülmesinde kesin yarar olduğu tespit edilen yerler ile 31.12.1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş olan tarla, bağ, meyvelik, zeytinlik gibi çeşitli tarım alanlarında veya hayvancılıkta kullanılmasında yarar olduğu tespit edilen araziler, şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerler dışında, orman sınırlarında daraltma yapılamaz.”
  2. Madde:..“31.12.1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tamamen kaybetmiş yerlerin değerlendirilmesi; bilim ve fen bakımından orman olarak muhafazasında yarar görülmeyen yerlerin tespiti ve orman sınırları dışına çıkartılması; orman içindeki köyler halkının kısmen veya tamamen bu yerlere yerleştirilmesi için Devlet eliyle anılan yerlerin ihya edilerek bu halkın yararlanmasına tahsisi kanunla düzenlenir.”

6831/madde2-B bendi: “31/12/1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş yerlerden; tarla, bağ, bahçe, meyvelik, zeytinlik, fındıklık fıstıklık (antep fıstığı, çam fıstığı) gibi çeşitli tarım alanları veya otlak, kışlak, yaylak gibi hayvancılıkta kullanılmasında yarar olduğu tespit edilen araziler ile şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerleşim alanları, orman sınırları dışına çıkarılır.”

Bilindiği gibi AKP’nin 2002 yılında iktidara geldikten sonra, 25 milyar USD kaynak yaratma umuduyla ilk el attığı konu, kamuoyunda “2/B” olarak bilinen arazilerin satışı konusu olmuştu.

Bunun için Anayasanın 169 ve 170 maddeleri bile değiştirilmek istendi, başarılı olunamadı. Ama vazgeçmediler.

15 Ocak 2009 da “5831 Sayılı Tapu kanunu ve bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun” la 6831 Sayılı Orman Kanunu’nun kadastro çalışmalarını düzenleyen 7, 9, 45.nci maddelerini değiştirildi ve bir de Ek madde-10 getirildi. Böylece 2/B arazilerinin satışı için gerekli alt yapıyı oluşturuldu.

19 Nisan 2012 tarihinde 6292 sayılı “Orman köylülerinin kalkındırılmasının desteklenmesi ve hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin değerlendirilmesi ile hazineye ait tarım arazilerinin satışı hakkında kanun” u çıkarıldı. Bu kanun yürürlükteki benzeri olan 2924 sayılı kanunun yerine ikame edilmiştir. Anayasanın 170 maddesine aykırı olan bu kanunu muhalefet de desteklemiştir.

Hemen 2/B uygulama yönetmeliğini değiştirildi ve 2004 yılı sonunda 341 bin Ha olan 2/B arazisi, %41 artarak 438 bin Ha. a ulaştı. 9 ay sonra 30 Ocak 2013 te “6421 sayılı kanun”la aynı konuda bir düzenleme daha yapıldı. Bu kanunda dört değişiklik daha yapıldıktan sonra, 25 milyar umuduyla çıkılan yolda 4,3 milyar dolar gelir sağlandı.

Bu yasa ile 473 bin Ha. 2/B arazisine ilaveten, bir milyon Ha. tarım arazisi hiçbir kısıtlama getirilmeden hak sahiplerine satıldı.

Ayrıca; “2/B alanlarını ve proje bütünlüğünü sağlamak amacıyla gerektiğinde bu alanların dışında kalan yerleri de kapsayan ve sınırları Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Toplu Konut İdaresi Başkanlığı veya ilgili büyükşehir ya da diğer belediyelerce belirlenen ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca onaylanan gecekondu veya kentsel dönüşüm projesi uygulanacak alanları” biçiminde tanımlanan “proje alanları” uygulamasıyla siyasal iktidarların ve yandaşı belediyelerin “devlet ormanı” sayılan yerleri istediği gibi kullanabilmesi imkânı yaratılmıştır. Üstelik bu genişletmede inisiyatif Orman teşkilatında değil, projeyi yapan belediye, Çevre ve Şehircilik bakanlığı ve TOKİ dedir.

Başlangıçtan günümüze “orman rejimi dışına çıkarma işlemi” birisi başkan olmak üzere, bünyesinde 2 ormancı teknik eleman bulunan “orman kadastro komisyonları” tarafından yapılırken, artık içinde ormancı olmayan “tapu kadastro ekipleri” bir yerin orman olup olmadığına karar vermektedirler.

2/B arazilerinin Anayasamızın 170 maddesine göre orman köylülerinin kalkındırılması amacıyla kullanılması hedeflenirken, kimlerin bu konuya müdahil olduğuna dair bir gazete haberine yer vererek bu konuyu burada sonlandıralım.

“Tapu Kadastro Genel Müdürü Davut Güney, 2B arazilerini eksik yazıp, ardından da Ağaoğlu’nun isteği doğrultusunda “Yanlışlık yoktur” yazısı veren, Ümraniye Kadastro Mühendisliği için inceleme başlattı.”…. (Habertürk; 27 Nisan 2012)

Orman alanlarında verilen izinler

Yukarıdaki başlıkta belirtildiği gibi sadece “2/B” uygulaması “orman sınırları dışına çıkarma” olarak nitelense de orman alanlarında yol, enerji nakil hattı, eğitim tesisi, katı atık alanı, turizm tesisi, maden ve taş ocakları vs için verilen izinler de bir çeşit orman sınırları dışına çıkarmadır. Çünkü bu alanların çok büyük bir bölümü, orman alanına geri dönmeyecektir.

Son dönemde yapılan orman alanları üzerindeki yol inşa ve enerji hattı tesisi, maden arama ve işletme izinleri, tüccar mantığına dayanan ve çevresel kaygıları dikkate almayan bir yaklaşımla verilmektedir. Bu yaklaşımın ürünü olarak 6831 sayılı Orman Kanununun 17. maddesine eklenen 3. fıkra Anayasa mahkemesince iptal edilmiştir. Yeniden yapılan düzenlemede ise Mahkemenin gördüğü sakıncalar tam olarak düzeltilmemiş, muğlaklıklar taşımaktadır.

8 Nisan 2014 günü yürürlüğe konulan Orman Kanununun 16, 17/3 ve 18 İnci Maddelerinin Uygulama Yönetmelikleri (İzin yönetmelikleri) siyasal iktidarın “devlet ormanı” sayılan yerlere nasıl yaklaştığını bir kez daha açıklıkla ortaya koyan belgelerdir. Bu bakış açısında, kamu yararının gözetilmesi değil sermayenin, kazanımlarının azamîleştirilmesi amacı güdülmektedir.  

Birçok kişi kurum tarafından maksatlarını aşan kullanımın veya istismarın söz konusu olduğu orman alanlarında verilen izinlerde objektif ölçü ne olmalıdır? Sorusunun cevabı, izinler konusunda yol gösterici olacaktır.

Öncelikle bilinmesi gereken husus şu dur ki; ormanlar toprak ve üzerindeki ağaç topluluğundan oluşan tek eksenli basit bir ekosistem değildir. Orman alanlarının diğer kullanım amaçlarına tahsisi söz konusu olduğunda, bu alanların kamu yararına sağladığı bütün fonksiyonları değerlendirilmeli ve bu “toplam kamusal değer” ile “önerilen tahsisin sağlayacağı kamusal değer” çok ciddi bir şekilde kıyaslanarak karar verilmelidir.

Turizm-orman ikilemi

2007 yılında, AKP nin değiştirdiği 2634 Turizmi teşvik kanunu 8. maddesinin A, C ve D fıkraları Anayasa Mahkemesi tarafından, “bir yıl sonra yürürlüğe girmek üzere iptal edilmiştirNeden “bir yıl sonra yürürlüğe girmek üzere”? Bu gelişme üzerine siyasal iktidar, deyim yerindeyse, “fırsat bu fırsattır” düşüncesiyle 2008 yılında çıkardığı 5761 sayılı yasayla söz konusu maddeyi yeniden düzenlemiştir. Bu düzenlemeyle, başta “devlet ormanı” sayılan araziler olmak her türlü kamu arazisi, deyim yerindeyse, turizmcilerin “yolgeçen hanına” dönüştürülmüştür:

5761 sayılı yasayla yapılan yeni düzenlemeler, Anayasaya aykırılıkları ve Anayasa Mahkemesi’nin iptal gerekçelerindeki eksiklikleri gidermemiştir: Anayasa mahkemesi, orman alanlarının turizm yatırım alanlarına dönüştürülmesini;

“Hazine mülkiyetinde yeterli alanın bulunmaması (Sanki özel mülkler üzerinde turizm yatırımı mümkün değilmiş gibi)  ve yatırımların ormanlarda yapılmasında zorunluluk veya kaçınılmazlık olması” gibi herkesin bakış açısına göre değişecek muğlak şartlara bağlamıştır. Tabii ki bu gerekçeler yerine getirilmeden Bakanlar Kurulu Kararı ile “Turizm Bölgeleri”, “Turizm Alanları” ve “Turizm Merkezleri” ilan edilmiş ve orman teşkilatına turizme ayrılan bu arazilerin amenajman plan değişikliklerinin bir ay içinde sonuçlandırılması dikte edilmiştir.

Turizm “siyaset üstü” anlayışı;

Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu, 22 Şubat 2016 günü Çankaya Köşkü’nde kamuoyuna dokuz maddelik “2016 Turizm Eylem Planı” nı açıklarken:

Turizm, Türkiye’nin ortak çıkarlarını ilgilendiren siyaset üstü bir alandır” demiştir.

Dış Politika, milli güvenlik, milli eğitim, sağlık “siyaset üstü” olmuyor da turizm niçin siyaset üstü sayılıyor ve tartışılması istenmiyor?

1984-2013 döneminde; 228 “turizm merkezi”, 34 “kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgesi”, 6 “turizm alanı”, 2 “turizm bölgesi” olmak üzere toplam 1,8 milyon hektar genişliğindeki 270 alanda yapılacak turizm yatırımlarına “ayrıcalık” kazandırılmıştır.

Orman bürokrasisi ise bu dönemde “kraldan fazla kralcı” kesilerek, ormancılık bilim ve tekniğine aykırı beyanlarda bulunmuşlardır. Örneğin; Çevre ve Orman Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı ve sonra da AKP Uşak Milletvekili olan bir orman Y. Mühendisi;

Ormanı istediğimiz yerde kurarız ama turizmi istediğimiz yerde yapamayız.” diyebilmiştir.

Yüksek kamu yararı” dikkate alınmak kaydıyla, tabii ki orman alanlarında da turizm yatırımı yapılabilir. Ancak hiçbir kısıtlama olmadan “her orman alanında turizm yatırımı yapılır”, düşüncesi yanlıştır. Buna çok yönlü arazi kullanım ilkeleri ışığında bir uzmanlar heyeti, il veya havza gibi geniş alanları baz alarak planlayıp karar vermelidir. Ancak o zaman Anayasa mahkemesinin kararına uygun olarak, <<turizm yatırımı için orman arazilerinden başka alternatifinin olup, olmadığı>> konusunda sağlıklı bir karar verilebilir.

Yanan orman alanlarında verilen izinler

Ülkemizde yılda yaklaşık 2 bin adet orman yangını çıkar ve her yangında ortalama 5 hektar orman alanı yanar. Yılda yanan yaklaşık 8-10 bin hektarlık orman alanı ise hemen ağaçlandırılır.

Anayasanın 169. Maddesine göre:

“…Devlet, ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunları koyar ve tedbirleri alır. Yanan ormanların yerinde yeni orman yetiştirilir, bu yerlerde başka çeşit tarım ve hayvancılık yapılamaz. Bütün ormanların gözetimi devlete aittir.”

6831 Sayılı Orman Kanunu’nun 18. Maddesine göre:

“……Yangın görmüş ormanlarla, gençleştirmeye ayrılmış veya ağaçlandırılan sahalarda ve baraj havzalarında birinci fıkradaki faaliyetlere hiçbir surette izin verilemez.”

‘Yeni Türkiye’de Orman teşkilatının 1937 den beri hassasiyetle uyguladığı “yanan alanın hemen ağaçlandırılması” prensibi savsaklanarak, Anayasa ve kanun hükmüne rağmen, birçok izin verilmiştir. Yukarıda Muğla-Milas-Güvercinlik mevkiinde yanan bir orman alanına kurulan otellerin sadece biri görülmektedir.

Korunan alanlar da ticarileştirildi

Ülkemizde 2873 sayılı milli Parklar Kanunu gereğince çeşitli koruma statüleri kazandırılmış, toplam alanı yaklaşık 5,4 milyon Ha. olan 1572 adet korunan alan olduğuna önceki bölümlerde değinmiştik. Diğer orman alanlarına nazaran ek koruma kalkanına sahip bu alanların üzerindeki ticari maksatlı kullanım kısıtlamaları da yeni düzenlemelerle kaldırılmıştır. Deyim yerindeyse “yolgeçen hanına” dönüştürme kolaylıkları arttırılmıştır. Üç örnek verelim;

Örnek-1: 2004 yılında çıkarılan 5177 sayılı yasanın 7 maddesi ile 3213 sayılı “maden kanunu” nda bir değişiklik yapılarak, maden arama ve çıkarma alanları alabildiğine genişletilerek, 2873 sayılı “milli parklar kanunu” nun 2nci maddesine göre, birçok korunan alan ve <<sadece bilimsel araştırma ve eğitim amacıyla yararlanılabilecek tabiatı koruma alanları>> bile madencilik sektörüne açılmıştır. Madde şöyle;

Orman, muhafaza ormanı, ağaçlandırma alanları, kara avcılığı alanları, özel koruma bölgeleri, milli parklar, tabiat parkları, tabiat anıtı, tabiatı koruma alanı, tarım, mera, sit alanları, su havzaları, kıyı alanları ve sahil şeritleri, karasuları, turizm bölgeleri, alanları ve merkezleri ile kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri, askerî yasak bölgeler ve imar alanları ile mücavir alanlarda madencilik faaliyetlerinin çevresel etki değerlendirmesi, gayri sıhhî müesseseler ile ilgili hususlar dahil hangi esaslara göre yürütüleceği ilgili bakanlıkların görüşü alınarak Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılacak bir yönetmelikle belirlenir.

Örnek-2: 9-5-2008 de 5762 sayılı kanunla 1984 tarih ve 3996 sayılı “Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması Hakkından Kanunun 2/maddesinde değişiklik yapılarak, korunan alanlarda da  “yap-işlet-devret” modeli ile yabancı şirketlerin bile ticari yapılaşmalarının yolu açılmış olmaktadır. 2873 sayılı kanunun 2 ve 10 maddelerine göre buralarda bilimsel araştırmadan başka hiçbir faaliyet yapılamayacağına dair hüküm ile çelişikliği de bir başka garabet olarak ortada durmaktadır.

Örnek-3: 2003 yılında çıkarılan 4999 sayılı kanunun 8 maddesiyle 6831 sayılı kanuna şu Ek-madde-8 eklenmiştir; “Milli parklar kanununa tabi alanlarda bulunan yerler ile bu yerler üzerindeki yapı ve tesisiler yirmi dokuz yıla kadar kiraya verilebilir. Ancak kiracının çevre ve Orman bakanlığınca belirlenen yerlerde kiralanan alan miktarının 5 katı kadar ağaçlandırma yapması zorunludur.”

Buna dayanarak, “Bolu Gölcük Tabiat Parkı” 29 yıllığına önce Bolu belediyesine devrediliyor, onlar da bir özel şirkete kiralıyorlar. Bu muvazaalı işlem ile bir tabiat parkı rantı da ticarileştirilmiş olmaktadır. 29 yılda bu parkın kimliğini yitireceğini bilmek için kâhin olmaya gerek yok sanırım. Şimdiden resimlerde görüldüğü gibi tabiat parkı bungalovlar yapılarak delik deşik edilmiştir. Kabul görmüş normlara göre böyle bir korunan alanda insanların kuralsız dolaşmalarına bile izin verilmez iken aşağıdaki resimlerdeki görüntüler ormancılık ve çevrecilik adına gerçekten yüz karasıdır.

Diğer taraftan kiralanan alanın 5 katı ağaçlandırma yapılması zorunluluğu özel sektöre doğa rantı devrini kamufle etmek için konmuş göstermelik hükümdür. Zira yapılacak ağaçlandırmanın, nerede olacağı, tesisten sonra bakım ve koruma yükümlülüğünün ne kadar süreceği, İdarenin ne zaman teslim alacağı, tesisin başarısızlığı halinde hangi müeyyidelerin uygulanacağı bilinmemektedir. Hiçbir şey net değil.

Yukarıdan beri son 10-15 yılda yapılan mevzuat düzenlemeleri ile ormanlarımızın ve diğer doğal kaynaklarımızın ticarileştirilip, sermayenin hoyratça kullanımına açıldığını anlatmaya çalıştım. Ancak Sayın Cumhurbaşkanımız gelinen noktayı çok daha güzel özetlemişler.

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!
       

Yazarın MİSAK'taki yazıları