Tehcirin başlatılıp sonlandırılması – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______27.04.2019_______

Tehcirin başlatılıp sonlandırılması

Gürbüz Mızrak

Tehciri başlatırken

Tehcire tabi tutulan kimselerin imhasının söz konusu olmadığı, sevkiyat esnasında emniyetlerinin sağlanması ve iaşelerine ait her türlü tedbirin -muhacirin tahsisatından sarfiyat yapılarak- alınması,

Tehcirin gayesinin hükümet aleyhine faaliyetlerde bulunmalarını engellemeye ve bir Ermenistan Hükümeti teşkili hakkındaki hedeflerini gerçekleştirmelerine mani olmaya matuf olduğu,

Yerlerinde kalan Ermenilerin bundan sonra yerlerinden çıkarılmayacağı, asker aileleriyle ihtiyaç nispetinde sanatkâr, Protestan ve Katolik Ermenilerin sevk edilmeyeceği,

Ermeni kafilelerine saldırıda bulunanlar veya bunlara önayak olan jandarma ve memurlar hakkında şiddetli kanunî tedbir alınacağı ve bu gibiler derhal azil edilerek Divan-ı Harbe teslim edileceği; bu gibi olayların tekrarından vilâyet ve sancakların sorumlu tutulacağı hususları yetkililer tarafından ilgililere sıklıkla hatırlatılmıştır.

İskâna tabi tutulanlar, istedikleri hayvanlarını yanlarına alabiliyor, eşyalarını kağnılarla taşıyorlardı. Kendi kağnısı olmayana devlet bu seyahat için sürücüsü ile bir kağnı veriyordu. İsteyenlerin kıymetli eşyaları denk içinde depo olarak kullanılan kiliselerde, kilit altına alınıyordu. Sahipleri geri döndüklerinde emanetlerini alabilirlerdi. Esas jandarmalar cephede savaşta olduğundan imkânlar ölçüsünde oluşturulan jandarmaların korumasında birkaç yüz kişilik gruplar halinde Haziran sonlarından itibaren yollanmaya başlandılar.

Osmanlı yönetimi tehcir sırasında ve daha sonrasında hem kendi imkanlarını seferber etti hem de Amerikan ve diğer Hristiyan kuruluşlarca yapılan yardımlara kolaylıklar sağladı. Ermeni kafileleri, iskân sahalarına dağıtılmak üzere yol kavşakları üzerinde belirli merkezlerde toplandı. Buralarda kamplar ve dinlenme istasyonları oluşturuldu; fırınlar, ambarlar, aşevleri, hastane ve yetimhaneler kuruldu.

Kafilelerin, muhtemel zorluklarla karşılaşmamaları, emniyet ve muhafazalarının sağlanması için uygun ve yakın güzergâhlardan nakilleri plânlandı. Nitekim Musul’a Kayseri’den ve Samsun’dan gönderilenler Malatya üzerinden; Sivas, Mamuretülaziz, Erzurum ve havalisinden gönderilenler ise Diyarbakır-Cizre yolundan sevk edilmişlerdir. Yolların yoğunluk ve sancakların asayiş durumları dikkate alınarak zaman zaman güzergâhlarda değişiklikler yapılmıştır.

Bütün bu güzergâhların seçiminde tren yolları ve nehir nakliye araçları en emniyetli olduklarından dolayı tercih edilmiştir. Nitekim Batı Anadolu’dan iskân mahalline gönderilenlerin hemen hepsi trenlerle nakledilmiştir. Cizre yolu ile sevk edilenler de tren ve “Şahtur” denilen nehir kayıklarıyla taşınmışlardır. Tren ve nehir nakliyatının bulunmadığı yerlerde kafileler hayvan ve arabalarla belli merkezlere toplanmışlar ve buradan trenlere bindirilmişlerdir. Trenle gidenler yerleşim bölgelerine olaysız ve az kayıplarla varabildiler. Nitekim güneye yollanan ilk kafilede olan Protestan Ermenilerin vekili Zenop Bezciyan, döndükten sonra İstanbul’daki ABD büyükelçisi Morgenthau’u ziyaret ederek, “hiçbir olay olmadan yerlerine varıp yerleştiklerini ve yeni ikamet yerlerinde iş tuttuklarını” ifade etmiştir.

Osmanlı Hükümeti savaş şartlarına rağmen, sevkiyatın bir düzen içinde yürümesine ve kafilelerin herhangi bir zarara uğramamasına itina etmiş, bunun için elindeki imkânları zorlayarak nakli gerçekleştirmeye çalışmıştır. Cepheye asker ve zahire nakli sebebiyle, zaman zaman muhacirlerin sevkinde vasıta sıkıntısına düşülmüştür. Hükümetin, tehcire tabi tutulan Ermenileri büyük bir intizam içerisinde yeni yerleşme alanlarına sevk etmeyi başardığı yabancı misyon tarafından gönderilen raporlarda da doğrulanmıştır.

Amerika’nın Mersin Konsolosu Edward Natan, 30 Ağustos 1915’te Büyükelçi Morgenthau’ya gönderdiği raporunda, “ Tarsus’tan Adana’ya kadar bütün hat güzergâhının Ermenilerle dolu olduğunu; kalabalık yüzünden birtakım sıkıntıların olmasına rağmen Hükümetin bu işi son derece intizamlı bir şekilde idare ettiğini; şiddete ve düzensizliğe yer vermediğini; göçmenlere yeteri kadar bilet sağladığını; muhtaç olanlara yardımda bulunduğunu” belirtmiştir. Natan’ın, 11 Eylül 1915 tarihli raporunda da; “478 sayılı gönderimden beri (30 Ağustos 1915 tarihli rapor) yüz binlerce Ermeni daha buraya ulaştı ve Halep’ e sevk ediliyorlar. Şam’daki kampta hastalar için bir hastane oluşturulmuş ve ziyaretim sırasında 50 hasta tedavi görüyordu. Aldığım bilgilere göre kampta ölen yok ve hükümet bütün sürgünlere yiyecek dağıtıyor“ [22] ifadeleri yer almaktadır. Ermeni komiteleri, tehcir devam ederken bile, saldırılarına devam etmiş, âdeta tehcirde devletin ne kadar isabetli davrandığını göstermişlerdir.

Hükümetin aldığı önlemler

Nakil sırasında konvoylara emniyet kıtaları ve sağlık ekipleri refakat ettirmiş,

Nakledilenlerin devlete olan borçlarını silmiş,

Kendi ordusuna bile yemek çıkaramazken, tehcire tabi Ermenilerin iaşesini sağlamıştır,

Yeni gittikleri bölgelerde toprak, ev, sermaye ve mesleklerini yapa-bilmeleri için ücretsiz olarak mesleki alet vermek suretiyle gelecek yaşamlarını kolaylaştıracak her türlü yardım ve desteği sağlamıştır.

Aynı tarihlerde Ruslar, Kafkaslardan bir milyona yakın Müslüman göçmeni aç ve perişan bir şekilde Osmanlı topraklarına sürmüş, yollarda bunlardan yüz binlercesi ölmüştür. Bu yüzden Osmanlı Hükümeti, bir yandan da bu Müslüman göçmenlerin yerleştirilmeleri ve iaşelerinin temini ile uğraşmak durumunda kalmıştır.

Savaş ortamının getirdiği olumsuz şartlar, kafilelerin emniyetinin sağlanmasını ve iaşelerinin teminini güçleştirmiş; yollarda yer yer görülen salgın hastalıklardan can kayıpları olmuştur. Bu kargaşada dağ başlarında idarenin emir ve bilgisi aksine, hırsızlık yapan, cinayet işleyen, ırza geçen, askerin kumanyasını çalıp karaborsada satan, hayvan yemlerini bile çalanlar olmuştur. Hama’da bulunan kafilede her gün tifo ve dizanteriden 70-80 kişinin öldüğü ve derhal tedbir alınması hususunda emir verildiği rapor edilmiştir. Kafilelerden bazılarının Arap ve Kürt aşiretlerinin saldırılarına maruz kalarak soyulduğu ve öldürüldüğü istihbaratı alınmıştır. Bu çerçevede bir Amerikan tarihçi şöyle yazmıştır: “Kürt ve diğer haydut çetelerince bazı kafilelere yapılan hücumlar hükümetin kontrolü dışındaydı, yokluk ve fukaralık bölgede yaşayanların tümü tarafından pay ediliyordu…”.

  • Erzurum Vilâyeti’nden, Dersim eşkıyasının sevk olunan Ermeni kafilelerinin yolunu keserek katlettikleri ve onları kurtarmanın kabil olmadığı, bildirilmiştir. Bunun üzerine yetkililer ilgili Vilâyetlere,Bundan böyle zaptiyesiz hiç bir kafilenin yola çıkarılmaması ve sevkiyatın emniyet içinde yapılması için gerekli tedbirlerin alınması, kafileleri koruyan muhafızların sayılarının arttırılması;Sevkiyat sırasında güzergâhta bulunan aşiretlerin ve köylülerin taarruzlarına karşı her türlü vasıtanın kullanılması, katle ve gaspa cüret edeceklerin şiddetle cezalandırılması talimatları vermiştir.Hükümet, bu talimatlarına istinaden;Ermeni kafilelerine saldıranlardan kaç kişinin cezalandırıldığını soruşturmuş ve
    • Ermeni kafilelerinin sevki sırasında ihmali veya yolsuzluğu görülen görevlileri tespit etmek üzere tahkik heyetleri kurmuş,
    • Tahkik heyetlerinin verdikleri raporlar ışığında, görevini kötüye kullanan pek çok görevliyi, işten el çektirmiş; bir kısmını Divan-ı Harb’e sevk etmiş, yargılatarak ağır cezalara çarptırılmalarını sağlamıştır. Bu çerçevede suçlu bulunanlardan 67 kişiye idam, 500 den fazla kişiye de hapis, para ve kürek cezaları verilmiştir.

    Çeşitli yollardan sevk edilen Ermenilerin ayrıldıkları ve vardıkları yerlerdeki sayıları devamlı şekilde kontrol edilmiş, Ermenilerin belli bir yerde yoğun olarak bulunmaları sakıncalı bulunarak, ayrı kasaba ve köylere yerleştirilmeleri plânlanmıştır.

    Tehcir sırasında sevkiyat gerek iklim şartları, gerekse meydana gelen yığılmalar yüzünden zaman zaman durdurulmuştur. Ermeni sevkiyatı 15 Mart 1916 tarihinde vilâyetlere ve sancaklara gönderilen bir genel emirle sonlandırılmış, bu tarihten itibaren hiçbir sebep ve vesileyle sevkiyat yapılmaması bildirilmiştir. O tarihte henüz iskân mahallerine varmamış, yani yollarda olan Ermenilerin, bulundukları vilâyet dâhiline yerleştirilmeleri talimatı verilmiştir. Ermeni nüfusun büyük kısmının Suriye tarafına nakledilmesi sebebiyle, 10 Ağustos 1916 tarihinde İstanbul’daki Ermeni Patrikhanesi lağvedilerek Kudüs’e nakledilmiş; bu arada Sis ve Akdamar Katogikoslukları da birleştirilerek Kudüs’e nakledilmiştir.

    Sayısal veriler

  • Osmanlı Arşivi’nden derlenen bilgilere göre 9 Haziran 1915 ilâ 8 Şubat 1916 tarihleri arasında tehcir uygulanan bölgelerden iskân sahalarına 431.513 kişi sevk edilmiş; 33.921 kişide yerlerinde bırakılmıştır . ABD görevlileri, tehcire tabi tutulan Ermeni sayısını kendilerince kabul edilen en iyi enformasyon kaynaklarına göre 486.000 olarak vermiştir . Burada dikkat edilmesi gereken husus sayıların Osmanlı verilerinde belgelere dayalı ve rakamların detaylı olarak verilmesi, ABD kayıtlarında ise kendilerince en iyi enformasyona (bilgiye) dayandırılması ve kabaca yuvarlatılmış olmasıdır. İki veri arasındaki farklılık, büyük ihtimalle ABD kaynaklarında -propaganda amaçlı olarak sayıların abartılı olarak yuvarlatılmasından kaynaklanmış olabilir.
  • Osmanlı Devleti’nin kayıtlarına göre tehcire tabi tutulanlardan 382.148 kişi (% 82’si) tehcir yerlerine ulaşmıştır. Aradaki fark 56.610 kişidir. Gösterilen itinaya rağmen; maalesef Erzurum-Erzincan arasında 500, Meskene’de 2 bin, Mardin civarında 2 bin ve Dersim bölgesinde 5 bin Ermeni eşkıya saldırıları sonucunda hayatını kaybetmiş; ayrıca yolculuk esnası ve varılan yerlerde Tifo, Dizanteri gibi hastalıklardan 25-30 bin civarında ölen olmuştur. 16 bin civarında Ermeni’nin de Tehcir esnasında kaçtığı tahmin edilmektedir. Bu sayılardan da anlaşılacağı üzere kayıpların çoğu salgın hastalıklardan kaynaklanmıştır. Nitekim 1915-1918 yılları arasında Osmanlı Ordusunda da hastalıklar nedeniyle 466.759 kişinin vefat ettiği dikkate alındığında tehcir sırasındaki ölümlerin çoğunun salgın hastalıklardan kaynaklandığı gerçeği daha kolay anlaşılabilmektedir.Göçler sırasında Ermenilere yapılan saldırılar ya da kötü muameleler gerekçe gösterilerek çok sayıda kişi; Divan-ı Harb-i Örfi Mahkemelerinde yargılanmış, yargılamalar bizzat Talat Paşa tarafından takip edilmiş ve kusurlu sayılanlara çeşitli cezalar verilmiştir. Bunlar arasında Ermeni Kilisesinin telkinleriyle ceza verilen birçok masum da yer almıştır.Tehcir bölgesinde bulunan Ermenilerden bir bölümünün Rusya’ya, Batı ülkelerine ve Amerika’ya gitmişler/götürülmüşlerdir. Osmanlı Ordusunda silâhaltında bulunan Ermenilerden 50 bininin Rus Ordusuna iltihak ettiğine, yine Türklerle savaşmak üzere binlerce Ermeni’nin de Amerikan Ordusunda üç-dört yıl eğitim gördüğüne dair, merkezi İstanbul’da bulunan ve Osmanlı Ülkesindeki Ermenileri menfaat karşılığında Amerika’ya kaçıran bir şebekeye ait belgeler vardır. Ayrıca, Ermeniler ve diğer yabancıların verdikleri bilgilere göre; tehcir dışında
  • Kafkasya’ya 345 bin, Suriye’ye 48 bin, Yunanistan ve Ege Adalarına 120 bin, Bulgaristan’a 40 bin, Lübnan’a 50 bin, Ürdün’e 10 bin, Mısır’a 40 bin, lrak’a 25 bin; Fransa, ABD, Avusturya ve diğer bazı ülkelere 35 bin olmak üzere, toplam 855.000 Ermeni’nin yurt dışına çıktığı anlaşılmaktadır. Bu toplama, tehcir yerlerine ulaşan 382.148 Ermeni, Tehcir sırsında hastalık ve saldırılardan ölenler ile kaçanlar dâhil edildiğinde, Osmanlı Ermenilerinin nüfusu olarak 1914 istatistiğinde verilen 1.294.851 rakamına ulaşılmaktadır. Bu durum da Ermenilerin iddia ettiği gibi bir Ermeni soykırımının veya 2-3 milyon Ermeni’nin yok edilmesinin kesinlikle mümkün olmadığını gösteriyor. Yukarıda verilen bilgilerden de anlaşılacağı gibi Osmanlı tebaası pek çok Ermeni, harpten önce ve harp sırasında Amerika ve Rusya başta olmak üzere çeşitli ülkelere dağılmışlardır.Özetle, Ermenilerin yer değiştirilmeleri, onları imha etmek değil; devletin güvenliğini ve sivil halkın can emniyetini sağlamak amacını gütmüştür. Şayet, Osmanlı Devleti Ermeni tebaasından kurtulmak isteseydi, bunu savaşı gerekçe göstererek rahatlıkla halledebilirdi. Osmanlı, yer değiştirme uygulamasıyla savaş şartlarında her an ölümle burun buruna gelebilecek olan yüz binlerce Ermeni’nin hayatını da kurtarmıştır. Nitekim yeni bölgelere yerleştirilen Ermeniler sağ salim hayatlarını sürdürürken, Rus Ordusu saflarında Türklere karşı dövüşen Ermenilerden, savaş şartları gereği ölenler olmuştur. Eğer Osmanlı geçmişte iddia edildiği gibi Ermenileri katletseydi, bugün Ermenilerden eser kalmazdı.Mali sıkıntılar çekilen savaş şartlarında daha öncelikli meseleler olmasına rağmen; yer değiştirmeye tabi göçmenlerin sevki, yerleştirilmesi ve geçimlerinin sağlanması için 1915 yılında 25 milyon, 1916 yılı sonuna kadar ise 230 milyon kuruş harcandığı belgelerden anlaşılmaktadır. Kısaca Tehcir, sahip olunan imkânlar ölçüsünde ve savaş şartlarında döneminin en insani ve başarılı yer değiştirme uygulamasıdır. Bazı aksamalara rağmen, “Geçici Sevk ve İskân” yasası istenilen sonucu vermiştir. Eleman temin eden, yardım, yataklık ve lojistik sağlayan yerler boşaltılınca; Ermeni çe-teleri saklanacak, barınacak ve beslenecek yer bulamamışlar; sabotajlar, soygunlar ve katliamlar durmuş; asker savaş yerlerine gidebilmiş, ahali tasalluttan kurtarılmıştır.
  • [22] US Archives NARA 867.4016/193,Copy No:
Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!
       

Yazarın MİSAK'taki yazıları