29.11.2021

Ülkücüler ve Türk milliyetçiliği eğitimi

Ayhan Tuğcugil mahlasıyla Prof. Dr. İskender Öksüz tarafından yazılan Töre dergisinin 1976 Ocak 56.sayısında yayımlanan “İdeolojiler Savaşı ve Türkiye” başlıklı makalenin üçüncü bölümüdür.


Fikir Sistemleri Savaşında, propaganda taarruzu altında standart Türkiye okumuşu tam bir mağlubiyete uğramıştır. Şaşkın, kararsız, iktidarsızdır. Aydın kesimin çoğunluğundaki bu çöküşe karşılık aydınlar, gençlik ve ilim adamları arasında bir bölüm, aksine, büyük bir zindelikle yeni savaştaki yerini almıştır. Dostların “ülkücüler”, düşmanların “komandolar” adını verdikleri bu grup, Türkiye’de yeni savaşa çağdaş silâhla, fikir sistemiyle atılmış ve bütün maddi imkânsızlıklara rağmen düşmanı durduran ve adım adım, cephe cephe gerileten bir güç olarak ortaya çıkmıştır. Başarılarının, özellikle Türkiye’deki bütün müesseseler saldırı karşısında gerilerken bunların ilerlemesinin yegâne sebebi, hareketlerine Türk Milliyetçiliği Fikir Sistemi’ni rehber edinmeleri; fikir sistemi saldırısına, kendi fikir sistemleriyle cevap vermeleridir. Düşman da bunun farkındadır ve ilk hedef, boy hedefi olarak Milliyetçi Hareket’i seçmiştir. Çok rey alan sağcı partiler, büyük maddî imkânlara sahip diğer sağcı kuruluşlar bir tarafa bırakılmış, bütün saldırı ülkücüler üzerine teksif edilmiştir. Buna rağmen düşman, Milliyetçi Hareket’le karşılaştığı her noktada gerilemiş, Milliyetçi Hareket ise, çağımız harbinin tekniğini bilmeyen seyircileri çok şaşırtan bir gelişme göstermiştir. Bugün Türkiye’de ülkücülerin son bağımsız Türk Devleti’ni savunmadıkları bir bölge, ülkücü teşkilâtların “Biz varız! Önce bizi yenmeniz lâzım!” diyerek ideolojik taarruzun karşısına dikilmedikleri bir kesim kalmamış gibidir.

Ancak, bu süratli büyüme bir problemi, bir boşluğu da beraberinde getirdi. Yeni harbin Türkiye üzerindeki tehdidinin henüz açık seçik belirmediği ve Milliyetçi Hareket’in siyasette kendi ismiyle ortaya çıkmadığı 1965 öncesinde Türk Milliyetçiliği Fikir Sistemi’nin mensupları sayıca az, fakat eğitim, yetişme bakımından üstündüler. Azlık, eğitim gruplarının kolayca kurulmasını ve anî tehlike yokluğu da ciddî, derin çalışma imkânı sağlıyordu. O zamanlar Türk Milliyetçiliği Fikir Sistemi usta-çırak münasebeti içinde kolayca verilebiliyor, öğrenenlere daha çok, sistemin inceliklerine, derinliklerine inmek için geniş bir okuma-tartışma görevi düşüyordu. 1965 sonrasında, özellikle son yıllarda görülen hızlı büyüme, küçük eğitim gruplarını imkânsız kılarken, yabancı ideoloji saldırısının her an canlı duran tehdidi de bizi devamlı harekete zorluyor ve ülkücülere rahatça okumak, araştırmak, tartışmak için daha az zaman bırakıyordu. Bu durum, küçük ve derinlemesine çalışan eğitim gruplarından, fikri hızla öğretecek geniş eğitim sınıflarına-seminerlerine, fikir sistemimizin sözlü anlatımından da kitapla öğretimine geçişi zorladı.

Sonuç olarak, bugün ülkücülerin, Türk Milliyetçiliği Fikir Sistemi’nin yolunda, onun direktifiyle hareket etmelerine rağmen, hepsinin Türk Milliyetçiliği Fikir Sistemi’ne tam hâkim oldukları iddia edilemez. Lider kadrolar fikir sistemini bilmekte ve hareketteki kararlarını bu sisteme göre almaktadırlar. Türk Milliyetçiliği Fikir Sistemi’ni iyi bilen bir grubun herhangi bir mesele üzerinde konuşması, dışarıdan seyredenler için şaşırtıcıdır. Meseleyi tartışanlar, ilk defa birbirlerini tanımış bile olsalar, aralarında çok iyi tanışan, hayat boyu birlikte bulunmuş insanlarda bile nadir rastlanan bir anlaşma görülür. Karışık görünen meseleler çok kısa zamanda çözülüp geçiliverir ve umumiyetle fikir birliği doğar. Bu grubu alıp dağıtın. Birbirleriyle danışamayacakları yerlere gönderin ve sonra tutup hepsine belli bir konudaki fikirlerini sorun. Verdikleri cevaplar o derece intibak halinde olacaktır ki, Türk Milliyetçiliği Fikir Sistemi’ni bilemeyen biri, bütün tedbirlere rağmen bu insanların yine de gizlice haberleştiklerine yemin edebilir.

Türk Milliyetçiliği Fikir Sistemini bilenler birbirlerini kolay tanır. Aynı şekilde, sistemi tam öğrenmemiş olanlar da kolay tespit edilir. Milliyetçi Hareket’e yeni katılan bazı arkadaşlarımıza, “Türk milliyetçiliği nedir?” sorusunu yönelttiğimizde zaman zaman fikrin tam öğrenilmediğini ortaya koyan cevaplar alırız: Meselâ “Türk milletini sevmektir” cevabı, sistemin “tercih” kavramının bilinmediğini gösterir ve eksiktir. “Türk milliyetçiliği; tarım kentleri kurmak, sanayileşmek, Ortak Pazar’a karşı çıkmak vs.’dir.” cevabı ise Türk milliyetçiliğinin fikir sistemi ile uygulama unsurunun karıştırıldığının işaretidir. Meselâ bu ikinci cevabı, “Siyasî ümmetçiler de Türkiye’nin sanayileşmesini istiyor ve Ortak Pazar’a karşı çıkıyorlar; diğer taraftan sosyal demokratlar, “köy kent” adıyla tarım kentlerini benimsiyorlar. O halde onlar da Türk milliyetçisi mi?” sorusu, epey sarsıcı bir darbe indirir. Yanlış cevap misalleri verdik. Yanlış sorular da vardır. “Türk Milliyetçiliği Fikir Sistemi’nin ekonomik temeli nedir?” sorusu gibi. Fikir sistemlerinin ekonomik temele oturacağı, sadece Marksizm’in bir kabulüdür. Türk Milliyetçiliği Fikir Sistemi iktisat temeline oturmaz. Aksine, sistemimizin iktisat uygulaması, iktisat görüşü Türk milliyetçiliği temeline oturur.

Peki, zaman darlığı söz konusu olduğuna ve mücadele devamlı hareket istediğine göre, Türk milliyetçiliğini sistem olarak öğrenmek yerine, yavaş yavaş ve hareketle birlikte öğrensek olmaz mı? Önce Türk milliyetçiliğinin gerektirdiği bilgileri toplasak, bunları bir sisteme oturtmak arkadan gelse? Bu düşüncelerin yanlışlığını ve fikri sistem olarak öğrenme gereğini şöyle maddelendirebiliriz:

1) Yukarıda da temas edildiği gibi, sistemi bilenler karşılaştıkları meseleleri hızla tahlil edip çözüme ulaştırabilirler. Birbirleriyle süratle anlaşırlar. Sistemsiz bilgi sahipleri, daha önce okudukları, öğrendikleri bir meseleyle karşılaştıklarında rahat edebilirler. Fakat, konu hakkında daha önce okumamışlarsa meseleye bakışları rastgele bir vatandaşınkinden, hiçbir fikir sistemine mensup olmayan bir kimseden farksızdır. Rastgele karar verecekler ve bu karar sistemle çelişki hâlinde olabilecektir.

2) Sistem olarak öğrenilmiş fikrin müdafaası, propaganda edilmesi çok daha kolaydır. Türk milliyetçiliğinin her konudaki görüşünü ayrı ayrı, kopuk kopuk anlatmak, karsımızdakini her konuda yeni baştan ikna etmek yerine eğer sistemi biliyorsak, bir düşünce zinciriyle çıkabiliriz. Bu taktirde sistemin başlangıç noktalarını — gayesini, metodunu ve kabullerini — karşımızdakine kabul ettirdikten sonra bütün uygulamalar mecburen kabul edilecektir. Diğer taraftan, sistemsiz çıkışlar propagandanın tekrar prensibine de uymaz. Meselâ bir ülkücü üç konuda; diyelim ki pahalılık, dış politika ve okullardaki anarşi mevzularında; üç ayrı konuşma yaptı. Eğer konuşan, sistemi bilmiyorsa iddiaları birbirinden kopuk üç iddia olacak ve her iddia sadece bir kere müdafaa edilecektir. Eğer sistem bilinerek konuşulmuşsa, üç iddianın müşterek çıkış noktasını dinleyenler de fark edecek ve konu ne olursa olsun, aslında Türk milliyetçiliğinin propagandası sağlanacaktır. İşin muhasebesini yaparsak: Sistemi bilen, üç ayrı iddiasını birer kere savunduğu gibi, aynı anda üç defa da Türk milliyetçiliğini müdafaa etmiş demektir.

3) Fikri sistem olarak öğrenen, karşı fikirleri de bir sistem olarak ve kendi sistemi açısından ele alarak tenkit edebilir. Güçlü fikirler sistem haline geldiklerinde propaganda ve anlatımla daha da güçlü olurlar. Buna karşılık hatalı ideolojiler, sistemi halinde düşünüldüklerinde zayıf ve yanlış noktalar daha belirli hale gelir ve kolayca çürütülebilirler.

4) Nihayet, sistemi öğrenmeden bilgileri almaya çalışmak zamandan tasarruf değil, aksine, zaman kaybına yol açar. Burada ezbercilikle, anlayarak öğrenme arasındaki farkı misal alabiliriz. Herhangi bir konuda ezbere kaçan, önceleri, anlayarak gidenden daha kısa zamanda daha çok şey öğrenmiş gibi görünür. Fakat konu genişleyip öğrenilen kısımlar arttıkça ezberci, altından kalkamayacağı bir yükle karşılaşır. Unutmağa, unutmamak için daha çok çalışıp ezberlemeğe mecbur kalır. Anlayan ise, başlangıçtaki temposuyla rahatlıkla devam eder. Çünkü unutma ve karıştırma tehlikesi — anlayarak öğrendiği için — yoktur.

Bugün, fikir sistemleri savaşı çağında, Türkiye’nin galibiyeti Türk Milliyetçiliği Fikir Sistemi’nin iktidarı demektir. Bu iktidarın şartı ise, gençlik, aydınlar ve ilim adamları arasında hızla yayılan Türk milliyetçiliğinin fikir sistemi olarak kavranmasının da aynı hıza erişebilmesi ve sonunda bütün Türk milletini sarmasıdır.

Yazar

Töre Dergisi

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar