Karabağ çıkmazı: Rusya ile nasıl baş etmeli? – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______10.01.2021_______

Karabağ çıkmazı: Rusya ile nasıl baş etmeli?

Prof. Dr. Nesib Nesibli bu yazısında, Dağlık Karabağ meselesiyle ilgili 10 Kasım 2020 tarihli anlaşma sonrasında ortaya çıkan fiilî vaziyeti, konunun tarihî ve siyasî boyutları ışığında ve tarafların pozisyonlarını da analiz ederek ortaya koyuyor.

Nesib Nesibli

 

10 Kasım 2020 tarihli üç taraflı Azerbaycan-Ermenistan-Rusya Açıklaması yeni jeopolitik ortam oluşturdu. Rusya hegemon güç olarak perdenin arkasından çıktı, art niyetini ortaya koymuş oldu. Rusya’nın Karabağ’ın dağlık bölümünü diğer bölümlerinden ve tümüyle Azerbaycan’dan tecridi; Karabağ Ermenileri arasında Rusya Federasyonu (RF) pasaportlarını dağıtacağı; Karabağ’daki Ermeniler için yüksek statü meselesinde ısrarı veya “Dağlık Karabağ Cumhuriyetinin” bağımsızlığını tanıyacağı gibi gerçek tehditler müzakere konusudur. En azından RF yönetiminin son 20 yılda komşu ülkelerdeki (Ukrayna, Moldova ve Gürcistan) icraatları, söz konusu tehditlerin ciddiye alınmasını talep ediyor. Azerbaycan’daki çeşitli parti ve teşkilatlar Rusya’nın “barış gücünü” artık “işgal kuvvetleri” olarak tanımlamış, gelişmelerden tedirgin olduklarını açıkladılar. Azerbaycan tabiriyle “ya velveleden, ya zelzeleden” [nasıl olursa olsun], işte Rusya duruma hâkimdir. 9 maddelik belge en azından 5 yıl süre ile Rusya’nın burada varlığını sağlayacak. Karabağ probleminin adalet ilkesine uygun çözümü bir yana, Azerbaycan Cumhuriyeti’nin bağımsızlık ve egemenliğinin tehlike altına düşmesi de söz konusudur. Böyle bir durumda kritik soruyla karşı karşıyayız: Azerbaycan’la karşılaştırılmayacak büyük askerî, siyasi, ekonomik güce sahip olan bu ülkeye (RF) münasebette Azerbaycan hangi yaklaşımı ortaya koymalıdır?

Önce, tarih tekerrürden ibarettir veya tarihî determinizm yanlışlığı ile değil, tarih en duyarlı tecrübe kaynağıdır mantığıyla hareket ederek, Karabağ probleminde Rusya’nın rolü tarihine kısaca göz atmakta fayda vardır.

Rusya’nın Karabağ kozu

Rusya İmparatorluğu, yıllar önce başlayan işgal politikasının sonucu olarak Azerbaycan’ın Car-Balaken (Mart 1803) ve Gence Hanlığını (Ocak 1804) askerî gücünü kullanarak işgal etti. Kısa bir süre sonra Karabağ Hanlığına geldi. Kacar sarayı ile ilişkileri bozulan ve Kızılbaş birliklerinin olası saldırısıyla karşı karşıya kalan, Car-Balaken ve Gence’nin yenilgisinden gözü korkan, ancak Kartli-Kaheti çar ailesinin başına gelenlerden ders almayan Karabağlı İbrahim Han, yerel makamların görüşünün aksine, Rus süngüleriyle Karabağ’da kendi hâkimiyetini kısmen de olsa korumaya çalıştı. Bu amaçla, Mayıs 1805’de Gence’nin doğusunda, Kürekçay sahilinde General Sisyanov’la, tarihe Kürekçay Antlaşması (aslında “Yeminli taahhüt”) adıyla geçen belgeyi ve ağır şartları kabul etti. Bu belgeye göre, Karabağ Hanı “ailesi, sülalesi ve ülkesi ile” Rusya İmparatorluğu’nun egemenliğine giriyor; “İran veya herhangi bir devletin her türlü egemenliğini veya her ne ad altında olursa olsun, her tür bağlılığı sonsuza dek reddediyor”; büyük oğlunu Tiflis’e rehine olarak veriyor; Gürcistan’ın Baş Yöneticisi (Sisyanov) ile “önceden karşılıklı onay olmadan komşu yöneticilerle irtibat kurmayacağına söz veriyordu.” Ayrıca, Şuşa  kalesine 500 kişilik Rus ordusunun yerleşeceği; Rus Çarlığının hazinesine yıllık 8000 çervon ödenmesi kararlaştırılıyordu. Karşılığında, “İbrahim Han zat-ı âlilerine ve aile efradından olan varis ve veliahtlarının Karabağ hanlığı üzerinde hâkimiyetinin kalıcı olacağı”; “iç yönetim ile ilgili hâkimiyet işleri, mahkeme ve divanhane işleri, bununla birlikte ülkeden toplanan gelir, zat-ı âlilerin (hanın) yetkisinde kalacağı” sözü verilmekteydi.[1] Bu belgenin imzalanmasından memnun olan Sisyanov, Çar Aleksandr’a konuyu şu sözlerle ifade ediyordu: “Rus İmparatorluğu’nun yeniden genişlemesinden dolayı sizi kutluyorum. Rusya’nın bir eyaleti haline gelmiş olan bu bölge, ne bir kılıç, ne de askeri güç kullanılmaksızın ele geçirilmiştir.[2] Kızılbaş birliklerinin başkomutanı, Kürekçay rezaleti arifesinde İbrahim Han’a şu sözlerle seslenmiştir: “… böyle bir davranıştan dolayı tüm nesilleriniz utanacak ve bölgenizin tamamı paramparça edilecektir.”[3] Hemen hemen aynı zamanlarda aynı içerikteki belgeler diğer hanlarla da imzalandı.

Karabağlı İbrahim Han’ın davranışlarından dolayı artan şüphe nedeniyle ve Sisyanov’un öldürülmesine bir cevap olarak, Şubat 1806’da İbrahim Han ve ailesi katledildi.[4] Bu, yerli yöneticilerin büyük bir kısmının, Rus silahıyla iktidar ve servetini kısmen de olsa koruma umutlarına son verdi ve onların Rusya’dan tamamen kopmasına neden oldu.[5] 1801 yılından sonra, kendisini Rusya’nın vassalı olarak gören ve tümgeneral rütbesi taşıyan Mir Mustafa Han bile Rusya’ya karşı çıktı. Zaten Rus hâkimiyetini kabul etmekte zorlanan Car-Balaken, Borçalı halkı, Pembekliler ve Şemşedillerin isyanları daha açık şekilde kendini gösterdi.[6] Rus tarihçilerden birine göre, Şekili Selim Han, Rus generaline yazdığı mektubunda şunları ifade etmiştir: “İbrahim Han ve benim şerefsizlik ederek kendi dinimizden olan hükümdara sırt çevirerek Rusya’nın egemenliğine girdiğimiz malumunuzdur. Bunu, ihtiyacımız olduğunda bize yardım edebilmeniz ve rahat yaşayabilmemiz için yaptık. Birincisi, böyle bir yardım yapılmadı, ikincisi, İbrahim Han’a teşekkür etmek yerine, onu öldürdünüz… kız kardeşimi öldürdünüz. Bundan sonra size nasıl güvenebilir ve askerinizi nasıl koruyabilirim. Bu olaydan dolayı sarsılan insanlarım, Rus birliklerini mahvetmek istiyordu, ancak buna izin vermedim.”[7] İbrahim Han’ın oğlu Mehdi Kulu Han, Şirvan hükümdarı Mustafa Han, Şeki’ye yeni han olarak tayin edilen Hoylu Caferkulu Han, İlisu Sultanı gibi birkaç yerel yöneticiler dışında, siyasi elit Ruslarla işbirliği yapmayı (daha doğrusu onlara köle olmayı) tamamen reddetti. Azerbaycan’ın bazı bölgelerinde dalga dalga isyanlar çıktı. Üstün Rus askeri gücünün üstesinden gelemeyen halk İran’a göç etti. Rus işgaline karşı direnişin takdire şayan kahramanları arasında, İrevanlı Muhammed Han ve Gubalı Şeyhali Han özellikle öne çıkmaktadır.

Bu arada Karabağ’da azınlıkta olan yerel Ermeni nüfusunun temsilcileri olan meliklerin davranışı dikkati çekmektedir. I. Petro döneminden itibaren Rus Çarlarına yardım için müracaatta bulunan bu kesim, yazdıkları mektuplarda Rus askerinin bölgeye gelmesinden memnuniyetini ifade etmişlerdi. Rus yönetimini “kurtarıcı” olarak gören Ermeni unsuru işgal süreci ve işgal rejiminin kurulmasında hassas görev üstlendi. Rus yönetimi Ermenilerin hizmetini gereğince değerlendirdi. Osmanlı ve Kacar devletlerinden getirdikleri yüz binlerce Ermeni için özel şartlar oluşturuldu. Ermeniler, Güney Kafkasya’nın ekonomik ve idari hayatında Rus yönetiminin başlıca muhatabına dönüştü. Bu durum bölgedeki Türkleri oldukça tedirgin ediyordu.

Birinci ve İkinci Rusya-İran savaşlarından sonra Rus hükümetinin Ermenileri aktif iskân siyaseti, etno-politik durumu doğrudan etkilemekteydi. Göç ettirilen nüfusun büyük bir kısmı, Türk nüfusun otlak alanlarına ve toprak sahiplerine ait arazilere yerleştirildi. Bu da doğal olarak yerel nüfusun memnuniyetsizliğine neden oluyordu. Bu faktör, bazı Rus yazarların “yerlilerin düşmanca tutumu” olarak nitelendirdiği[8] durumun ortaya çıkmasında büyük rol oynamıştır. İlginç olan, 19. yy’ın sonlarına doğru Ermeni millî hareketinin ortaya çıkmasından korkan Rus yazarların, bunda devletin yanlış göç siyasetinin de büyük rol oynadığını bildirmesidir. Vasil Veliçko, Ermenilerin Güney Kafkasya’ya yerleştirilmelerinde aşırılığın “Rus halkının işine aykırı olduğunu” söylüyor ve şöyle yazıyordu: “İşgal altındaki vilayetlerin Müslümanları acı alayla soruyor: Ruslar nerede? Kimler için işgal edildik? Herhalde kendileri için değil… Ne tacirinizi, ne de çiftçinizi görüyoruz. Her yerde dünkü kölelerimiz Ermeniler var.”[9]

1918-1920. yıllar Güney Kafkasya’da üç bağımsız devletin kurulduğu hassas dönemdir. Bu dönem Azerbaycan’la Ermenistan arasında daimi çatışmaların vuku bulduğu, Karabağ (vb. araziler) uğrunda savaş haddine dek derinleşen askerî çatışmalarla tarihe geçmiştir. Paris Barış Konferansı’nın Karabağ’ı Azerbaycan toprağı olarak tanıması da Ermenileri Karabağ iddialarından alıkoymadı. Ermeni unsurunun himayecisi Rusya’nın, bölgeden uzakta olması; Birinci Karabağ Savaşı’nın Azerbaycan’ın tam zaferiyle tamamlanmasında belirleyici neden olmuştur.[10]

Azerbaycan Halk Cumhuriyeti (1918-1920) haritası

Azerbaycan’ın ikinci işgalinde (27 Nisan 1920) Ermeni unsuru Rusya’ya önemli hizmetler sundu. Karabağ’daki ayaklanma ile Kızıl Ordu’nun işgalinin aynı zamanda gerçekleşmesi manidardır. Ermenistan’a ve Ermenilere verilen tavizler içinde Karabağ’ı Ermenistan’a bağlamak da vardı. Bunu gerçekleştirmek mümkün olmadığı için Karabağ’daki Ermenilere geniş yetkili teritoryal özerklik verildi. Coğrafi, ekonomik, kültürel ve demografik bütünlüğü bozularak Karabağ’ın bir bölümüne (“Dağlık Karabağ’a”) 1923’de özel statü verildi. “Dağlık Karabağ Muhtar/Özerk Vilayeti” adlı bu saatli bomba, Sovyet döneminde Ermenistan tarafından zaman zaman yapılan saldırıların hedefindeki Sovyet Azerbaycan’ının gücünü tüketen faktör oldu.

1987’de bu saatli bomba patlatıldı. SSCB denilen şer imparatorluğunda, Perestroyka’nın ilan edilen hedeflerine aykırı olarak, Mihail Gorbaçev’in iktisadi işler müşaviri Aganbekyan Dağlık Karabağ’ın Ermenistan’a bağlanmasının “daha uygun olduğunu” beyan etti. Ermenistan Akademisi üyeleri Moskova’dan aynı talepte bulundular. İrevan’da bu talepleri savunan mitingler başladı. Karabağ Komitesi kuruldu. Bu İkinci Karabağ Savaşının başlangıcı idi… Azerbaycan bu saldırılara hazırlıksız yakalandı, şoke oldu. Yerel siyasi elit Moskova’dan medet ummakta iken halk, on yıllarla birikip kalan millî kimlik meselelerini çözmekle meşguldü. Ermenistan tarafı sözlü saldırıları silahlı saldırılara dönüştürdü. Moskova ve onun yerel silahlı kuvvetleri Ermenilerin saldırılarını himaye etti. Mayıs 1994’de Bişkek’te ateşkes protokolünün imzalandığı süreçte, Azerbaycan topraklarının yaklaşık beşte birini Ermeniler artık işgal etmişti, “Dağlık Karabağ Muhtar Vilayeti” dışında eski vilayet topraklarından 3 kat daha fazla toprakları “güvenlik kuşağı” adıyla kontrolü altına almıştı. Moskova memnundu: Bu işgal uzun zaman bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti’nin elini-kolunu bağlayacak, enerjisini bu problemin çözümüne yöneltmek durumunda kalacak, Moskova yörüngesinden çıka bilmeyecekti.

Moskova’nın elindeki Karabağ kozu hem de çizilen sınırların dışına çıkan Ermenistan’ı cezalandırma aleti olarak görüldü. Böylece her iki komşu ülkenin geleceği Karabağ meselesinin çözümüne bağlandı.

Üçüncü Karabağ Savaşı (27 Eylül – 10 Kasım 2020) denilenleri fazlasıyla onayladı. Azerbaycan Ordusu 44 gün zarfında Karabağ’ın büyük bölümünü işgalden kurtardı, ülke için sembol özelliğine sahip olan Şuşa şehri azat edildi, Karabağ’ın tamamının kurtarılması an meselesine dönüştü… Azerbaycan (ve Ermenistan) bu heyecanlı günleri yaşarken Başkan Putin’in baskısı ile Başkan Aliyev ve Başbakan Paşinyan bilinen üç taraflı açıklamanı imzaladılar.

10 Kasım açıklaması ve sonraki gidişat

9-10 Kasım gecesi, İlham Aliyev çevrimiçi ortamda Putin’in hazırladığı belgeyi imzaladı. Bu belge 9 maddeden ibarettir ve ilkin versiyonu ile RF Başkanı resmi sitesindeki versiyon az sonra kısmen değiştirildi. 2. Maddedeki Ağdam ilçesinin yanı sıra “Ermenistan Cumhuriyeti’nin, Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Gazah ilçesinde kontrol altında tuttuğu araziler”in de 20 Kasım’a kadar “Azerbaycan’a iadesi” hükmü çıkarıldı. Ermenistan’ın Putin’den isteği üzere 5 kilometre enindeki koridorun başındaki stratejik öneme sahip Laçın şehri Azerbaycan’a verilmedi.

Bunlardan daha önemlisi yaklaşık iki ay içinde üç taraflı mutabakatın diğer maddelerindeki ihlallerdir.

En önemli olanlarını özetleyelim:

  • Maddedeki RF barış gücünün 1960 askerden ibaret olması kaydına rağmen artık bu sayı 5 bini geçmiştir,
  • RF Savunma Bakanı’nın iddiasına göre 10 bin olacaktır,
  • Maddedeki “Ermenistan askeri güçlerinin” Karabağ’dan çıkarılacağı hakkındaki hükme uyulmamıştır,
  • Maddedeki ateşkesi gözleme merkezi bu güne kadar işe başlamamıştır,
  • Maddedeki Laçın koridoruna paralel yolun inşaatı ve Laçın koridorunun Azerbaycan’a verilmesi hakkında işler unutulmuş görünmektedir,
  • Maddedeki “Dağlık Karabağ ve bitişik arazilere mültecilerin yerleşmesinin BM Mülteciler Baş Komiserliğinin kontrolü altında” gerçekleşeceği hükmü unutulmuş, bu işi RF askeri gücü tek taraflı şekilde (Ermeni mültecilerin Karabağ’a yerleştirilmesi) hayata geçirmektedir,
  • Maddedeki Zengilan-Nahçıvan koridorunun yeniden açılması üzere işler başlamamıştır.

Bunların yanı sıra son iki ayda Azerbaycan toplumunu rahatsız eden bazı gelişmeleri de özetleyelim:

  • Rusya askeri gücü eski Dağlık Karabağ’daki kanun dışı yönetimle işbirliği ortamında bölgenin tüm işlerini kontrolü altına almıştır,
  • Bu bölge Azerbaycan Cumhuriyeti egemenliği dışına çıkarılmıştır,
  • RF “barış gücü” burada askerî tatbikat yapmayı uygun görmüştür,
  • Rusya bayrakları ile sözde Dağlık Karabağ bayrağı birlikte dalgalanıyor,
  • Okullarda Rusça ikinci resmi dil olarak belirlenmiştir,
  • RF devlet kurumları burada “barış gücü” görev dışına çıkan işlerle meşguldür,
  • Karabağ’daki Ermenilere 10 milyon Euro hediye edilmiştir…

Meselenin diğer paradoksal ve anlaşılması zor olan bir tarafı da vardır. 10 Kasım mutabakatından sonra, Azerbaycan tarafı büyük zaferden, “Karabağ münakaşasının bir defalık çözülmüş olduğundan” bahsetmeğe başladı. Bizim kanımızca, Azerbaycan Ordusu’nun 10 Kasım’a kadarki operasyonları kuşkusuz bir askerî zaferdir; fakat 10 Kasım’dan sonraki gelişme kesinlikle bu zaferin siyasi devamı değildir. RF askerinin Azerbaycan’ın “Dağlık Karabağ” bölgesine “barış gücü” adıyla konuşlandırılması bir hezimettir.

Görülen o ki; “tarihi ananesi Türk ve İslam düşmanlığından ibaret olan Rusya’nın” (M. Emin Resulzade) Karabağ’ın bir bölümünü işgal etmesi Azerbaycan’ı derin bir krize sokmuştur. Azerbaycan, bu krizden çıkmak için Rusya ile nasıl baş etmelidir?

Rusya ile ilişkileri yeniden değerlendirme

Azerbaycan siyasi yönetimi, Karabağ problemini tamamen çözmek ve kendini tehdit eden krizden çıkmak için, Rusya’ya geleneksel yaklaşımını yeniden değerlendirmek zorundadır.

Günümüz siyasi hâkimiyeti temsil eden kesim Sovyet döneminde yetiştirildi. Bu sınıfın (“parti-Sovyet nomenklatürü”) özelliği Rus kültürünün etkisi altında bulunmak, Rus devletine canıgönülden bağlı olmaktı. Ruslaştırma siyasetinin (mankurtlaştırmanın) etkisinde kalan da bu sınıftır. Siyasi davranışını tanımlayan özellikleri sırasında aşırı egoizm, yolsuzluk, nepotizm, kozmopolitizm ve iktidar dalkavukluğunu vurgulamak gerektir. Bağımsızlık döneminde bu kesim kendi konumunu devlet emlâkinin özelleştirilmesi sürecinde daha da pekiştirdi, ekonomik alanı da kontrolü altına alarak rakipsiz duruma geldi. Hâkimiyetin sosyal alanda siyasetinin temelini bu kesimin eski Sovyet geleneğinde gücünün arttırılması oluşturdu.

Vurgulamak gereken bir özellik daha vardır. Baltık ülkeleri, Ukrayna, Gürcistan, Ermenistan siyasi yönetimi ya tamamıyla ya da çoğunlukla Rusya’dan kopma durumundadır. 2020’de Belarus’daki siyasi gelişme, halkın psikolojik olarak Rusya’dan uzaklaştığının belirtisi oldu. Lukoşenko’nun Rusya’nın desteğiyle yeniden başkan makamına oturtulması, kitlenin Ukrayna’da olduğu gibi Rusya’dan koptuğunu gösterdi. Hatta Rusya beslemesi Ermenistan’ın (halkı ve iktidarı ile birlikte) kendi ağabeyinden uzaklaşmak, yönünü Batı’ya çevirmek isteği söz konusudur. Azerbaycan’da (ve diğer eski Sovyet Türk cumhuriyetlerinde) durum farklıdır. Yerel yönetici sınıf ne Rus kültüründen, ne de Rus devletinden henüz kopmamıştır.

Son yıllarda Azerbaycan’da bu doğrultuda dikkat çeken olaylar yaşandı. Siyasi yönetim çoğunlukla yolsuzluğa bulaştığından, yolsuzluk seviyesi millî güvenliği tehdit eden unsura dönüştüğünden İlham Aliyev ardı ardına yüksek düzey memurların üstüne gitti, yasal olmayan yollarla biriktirdikleri servetlerine el koyarak birçoklarını hapsettirdi. O zaman (3. Karabağ Savaşından önce) sürdürülen bu süreç toplumun belli kesiminde eski idarecilik sisteminin buhran geçirdiği, bu buhranı atlatmak için Başkan Aliyev’in sosyal-siyasi reformları sürdüreceği ümitlerini uyandırmıştı. Aynı dönemde Başkan Aliyev sık sık yabancı ülkelere bağlı “5. koldan” (Rusya yanlılarından) bahsetmeğe başlamıştı. Karabağ süreci ile bağlı yakın gelecekte ısınacak siyasi atmosferde Başkan Aliyev’in yarım kalan süreci devam mı ettireceği veya tamamiyle Rusya-yanlısı siyaset mi izleyeceği müzakere edilen konulardan biridir. 10 Kasım’dan sonra Rusya bayraklarının Bakü sokaklarını doldurması yönetimin gereken cesur adım atacağı konusunda kamuoyunda ciddi şüpheler uyandırmıştır.

Başkan Putin döneminde RF yönetimi emperyalist eğilimlerini açık ortaya koymuş, eski Sovyet cumhuriyetlerini kendi güç merkezi etrafında birleştirmeğe çalışmıştır. Bu amacına ulaşmak için Gürcistan, Ukrayna, Moldova ile düşmanca davranmaya, bu ülkelerin bir kısım topraklarını işgale bile yeltenmiştir. Azerbaycan yönetiminin komşuların acı deneyimini görmemesi mümkün değildir. Aynı zamanda ülkenin coğrafi merkezinde konuşlandırılmış Rusya ordusuyla savaşa girmeyi de göze alamaz. Böylece, Rusya ile ne savaşa gitmek, ne de Rusya yönetiminden geleneksel medet dilemekle Karabağ sürecinde ilerlemek mümkün görünmemektedir. O zaman ne yapmalı? Bazı özel konular üzerinde duralım.

Millet-devlet birlikteliği

Sovyet döneminde hâkim yönetici kesim genellikle halkından kopuk, onu önemsememiş, Moskova ile yakın olmaya özen göstermiştir. Bağımsızlık döneminde de baba-oğul Aliyevler, Rusya’yı kızdıracak adımlardan çekinmiş, ülke dâhilinde Rusları memnun eden siyasi-kültürel durum oluşturmuşlardır. Toplum hayatında, özellikle eğitim sisteminde Rusçanın rolünün bağımsızlık döneminde yükselmesi bilinen gerçekliktir. Bu siyaset toplumun belli kesiminde mevcut hâkimiyete karşı muhalefetin oluşmasını da tetiklemiştir.

Değişen yeni jeopolitik ortamda, Başkan Aliyev yönetiminin hala kullanmadığı bir potansiyel mevcuttur. 12-14 Temmuz 2020 olaylarında, millet kendi iradesini ifade etti. Ermenistan’ın yeni kışkırtması, halkın sevdiği General Polat Heşimov’un muammalı katli yaklaşık 500 bin insanı sokaklara döktü. Karabağ meselesinde iktidarın yanında olacağını, hatta gereken her tür özveriye hazır olduğunu ifade etti. Aynı günlerdeki millî iradenin ifadesi son 20-25 yılda yeni olgu idi. Bu dış güçlere olduğu gibi yöneticilere de bir mesajdı. Bu mesajı değerlendiren yönetim bilinen 27 Eylül tarihli saldırıya karşı koyma emrini verdi. Bu da siyasi iradenin gerektirdiği bir karardı. 44 günlük çarpışmalar boyunca millet-devlet birlikteliği tecelli etti ve askerî zaferin olmazsa olmaz ön şartı oldu. İşte Aliyev yönetiminin Rusya baskılarına karşı koyabileceği en hassas güçlerden birisi buydu!

Güney Azerbaycan faktörü

Göz ardı edilen diğer güç kaynağı Güney Azerbaycan’dır. Savaş günlerinde Rusya silahlarının İran üzerinden – Güney Azerbaycan topraklarından Ermenistan’a sevkiyatı dikkat çeken gerçekliktir. Güneyli millî aktivistler, gizli yapılan bu sevkiyatı ifşa ettiler. Hatta askerî malzeme taşıyan bir araç ateşe verildi. Azerbaycan Cumhuriyeti’ni destekleyenlere itiraz edenlere cevaben protestocuların verdiği slogan dikkati çekiciydi: “Biz Azerbaycan’ın yanında değiliz, ta kendisiyiz!” İran hükümeti ülkenin değişik şehirlerinde gerçekleşen protesto eylemlerini ciddiye almaya, Ermenistan’a yardımını azaltmaya veya bu yardımı gizli yollarla sürdürmeğe mecbur oldu.

Aynı zamanda Karabağ savaşında Azerbaycan Ordusunun kazandığı zafer Güney Azerbaycan millî hareketinin gelişmesine neden oldu.

Azerbaycan Cumhuriyeti yönetimi, Güney Azerbaycan faktörünü ciddiye alıp ön hazırlık işlerini sürdürmüş olsaydı, bu alanda daha etkili sonuçlar alınırdı.[11]

Türkiye ve Türk dünyası faktörü

Türkiye, milleti ve devletiyle Azerbaycan’ın yanında yer aldı. Karabağ’da askerî operasyonların planlanması ve sürdürülmesinde TSK’nın rolü medyadan da açıkça biliniyor. Çok rahatlıkla ifade edebiliriz: Kafkas İslam Ordusu örneği (1918) istisna olmakla, hiçbir zaman Türkiye ile Azerbaycan bu kadar yakın, iç-içe olmamıştı. Çeşitli liderler tarafından dile getirilen “Bir millet, iki devlet!” sloganı sözden gerçeğe dönüştü; bu tarihi bir kazanımdır. Türkiye Cumhuriyeti yöneticileri siyasi demeçleri ve kararlı duruşları ile Azerbaycan’ın yanında olmağı da geçip, dünyadaki düşmanları da karşısına aldılar. Meselenin duygu tarafı bir yana, yeni jeopolitik ortamda TSK’nın Azerbaycan’da meşru varlığı talep edilmektedir. TSK’nın Azerbaycan’daki varlığı Rusya’nın kendi lehine değişen dengeyi kısmen düzeltebilir. Bu jeopolitik mecburiyeti siyasi partiler ve teşkilatlar da sürekli ifade etmekteler. Bu cesur kararı verecek ve Rusya’nın şimşeklerini göğüsleyecek merci de Azerbaycan yönetimidir.

Savaş boyunca sosyal medyada Türk Dünyasının diğer devletlerinden de siyasi-manevi yardım isteği, hatta bazen gereken yardımın olmamasından serzeniş duyguları ifade edildi. Bu anlaşılan bir durumdur. Ancak meseleyle ilgili bir hassas detayı da kaydetmek gerekir: Şikâyet olunan tarafın temsilcileri özel sohbetlerde Azerbaycan’ın Karabağ meselesinde yardım talebinin yeterli kadar ısrarlı olmadığını belirtmişler. Meselenin ayrıntılarına varmadan belirtelim: Türk Birliği bir tercih değildir, önemli jeopolitik mecburiyet ve güvenlik meselesidir. Bağımsız Türk devletleri arasında toprak bütünlüğü problemi olan tek ülke Azerbaycan’dır ve bu birlikteliğe daha çok ihtiyacı vardır.

Etkili diplomasi gereği

3. Karabağ Kurtuluş Savaşı’nın ibret verici derslerinden biri de eski Dışişleri Bakanı Memmedyarov’dan miras kalan Azerbaycan diplomasisinin gelişmelere hazırlıksız yakalandığını ortaya koyması oldu. Çok açıklar ortaya çıktı. Müslüman âleminden Pakistan ve Afganistan, Batı dünyasından İngiltere, İtalya, Macaristan, kısmen ABD savaşta Azerbaycan’ın yanında yer aldılar. Oysaki hazırlık işleri görülseydi dostların sayısını arttırmak mümkündü.

Karabağ sürecinin bu aşamasında etkili diplomasiye daha büyük ihtiyaç olacaktır. Bölgeselleşme dönemini yaşadığımız günümüzde bölge devletleri ile güçlü iş birliğinin kurulması önemlidir. Bu açıdan TAG (Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan), GUAM (Gürcistan-Ukrayna-Azerbaycan-Moldova) tecrübelerine yeni nefes vermek ve bu kurumları çalıştırmak ilk akla gelen fikirlerdir.

Sonuç 

Konuyu bilinen bir aforizma ile toparlamak istiyorum. 10 Kasım Açıklaması Azerbaycan’ı çıktığı zirveden alarak yeniden kuyunun dibine düşürdü. Dünya bu dipten kuyunun ağzı kadar görülür. Oysaki kuyudan dışarı çıkmak için dünyayı daha geniş görmek gerektir. Azerbaycan, Karabağ adlı hayatî problemini kökünden çözmek için geleneksel yöntemler dışına çıkmalıdır. Yeni yollar keşfetmek zarureti vardır.

RF’nin Karabağ’daki “barış gücünü” ciddiye almak gerekir. Azerbaycan yöneticilerinin açıklamalarına rağmen “Karabağ münakaşası” çözülememiştir. Karabağ çıkmazı yeni hatta daha çetrefil aşamaya girmiştir. Rusya işgali altında olan Karabağ toprakları Azerbaycan’ın açık yarasıdır. Buradan bedene giren mikroplar, tedbir alınmadığı takdirde, ülke bağımsızlığını ve egemenliğini tahrip edecek boyuttadır.

Rusya’dan medet dilemekle olmayacak. M. Emin Resulzade gençlere vasiyet nitelikli konuşmasında “millî intibahını yükselt, dostunu-düşmanını tanı” diye ısrar ediyordu.  Azerbaycan, Karabağ’ını tam olarak kurtarmak için önce ülkede kök salmış olan rusculuktan (millete Çarlık ve Sovyet döneminde dayatılan ‘değerlerden’) ve rusbaşlardan (Rusya’ya ve Rus kültürüne bağlı yönetici sınıftan) kurtulmalıdır.

EK: Karabağ ile ilgili antlaşmanın Türkçe metni (Gayri resmî çeviri)

Bizler Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı İ. G. Aliyev, Ermenistan Cumhuriyeti Başbakanı N. V. Paşinyan ve Rusya Federasyonu Başkanı V. V. Putin aşağıdaki anlaşma metnini beyan ediyoruz:

1- Dağlık Karabağ çatışma bölgesindeki ateşkesi ve tüm askeri harekatın 10 Kasım 2020 tarihinde Moskova saati ile 00.00’da durdurulması planını ilan eder. Bundan sonra “Taraflar” olarak anılacak olan Azerbaycan Cumhuriyeti ve Ermenistan Cumhuriyeti, hâlihâzırda ellerinde bulundurdukları bölgelerde kalacaklardır.

2- Ermenistan tarafının elinde bulunan, Azerbaycan’ın Kazak Bölgesi, Ağdam bölgesi ve toprakları 20 Kasım 2020 tarihine kadar Azerbaycan’a geri verilecektir.

3-Dağlık Karabağ’daki temas hattı ve Laçin koridoru boyunca, Rusya Federasyonu barış gücüne ait 1.960 hafif silahlı askeri personel, 90 zırhlı personel taşıyıcı araç, 380 adet otomobil ve özel teçhizatlı araç konuşlandırılacaktır.

4-Rusya Federasyonu barışı gücü, Ermenistan silahlı kuvvetlerinin çekilmesiyle eş zamanlı olarak bölgeye konuşlandırılacaktır. Rusya Federasyonu barış gücünün bölgedeki varlığı 5 senedir. Bu 5 yıllık süreç tarafların sürenin bitimine 6 ay kala itiraz etmemeleri halinde otomatik olarak 5 yıllık periyodlarla uzar.

5-Çatışmanın muhataplarınca hükümlerinin uygulanması sırasındaki kontrolü daha etkili kılmak maksadıyla, ateşkesi kontrol etmek üzere bir barışı koruma merkezi meydana getirilecektir

6-Ermenistan Cumhuriyeti 15 Kasım 2020 tarihine kadar Kelbecer Bölgesi’ni ve 1 Aralık 2020 tarihinde ise Laçın Bölgesi’ni; Dağlık Karabağ ile Ermenistan arasındaki bağlantıyı sağlayacak ve aynı zamanda Şuşa şehrine kadar ulaşmayacak olan 5 kilometre genişliğindeki Laçın Koridoru’nu elinde tutmak kaydıyla, Azerbaycan Cumhuriyeti’ne geri verecektir.

7-Tarafların mutabakatı ile, önümüzdeki üç yıl içinde, Laçın koridoru boyunca Hankendi ve Ermenistan arasında iletişimi sağlayacak ve Rus barış gücü tarafından korunacak yeni bir trafik güzergahının inşası için bir plan belirlenecektir.

8-Azerbaycan Cumhuriyeti sivillerin, ulaşım ve yük araçlarının Laçin koridoru boyunca her iki yönde de geçiş güvenliğini garanti eder.

9-Bölgede yerinden edilmiş siviller ve mülteciler, Dağlık Karabağ topraklarına ve BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin kontrolü altındaki komşu bölgelere geri döndürülecektir.

10-Savaş esirlerinin, diğer tutukluların ve cenazelerin değişimi gerçekleştirilecektir.

11-Bölgedeki tüm ekonomik bağlantılar ve ulaşım bağlantıları durdurulacaktır. Ermenistan Cumhuriyeti Azerbaycan Cumhuriyeti’nin batı bölgeleri ile Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti arasında sivillerin, ulaşım ve yük araçlarının her iki yönde serbest bir şekilde hareketini organize ermek maksadıyla ulaşım bağlantısı sağlayacaktır. Ulaşım kontrolü, Rusya Federal Güvenlik Sevisi’nin (FSB) Sınır Muhafız Organları tarafından yürütülecektir.

Tarafların mutabakatı ile Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti’ni Azerbaycan’ın batı bölgelerine bağlayan yeni ulaşım yolları inşa edilecektir.

Çeviri: E. Akçay

[1] Əhməd bəy Cavanşir, Qarabağ xanlığının 1747-1805-ci illərdə siyasi vəziyyətinə dair – Qarabağnamələr, Bakı: Yazıçı, 1989, s. 183; Трактат между карабахским ханом и  Русской империей о переходе ханства под власть России от 14 мая 1805 года (ayrıca nəşr), Bakı: Şərq-Qərb, 1992.

[2] Vidadi Umudlu, Şimali Azərbaycanın çar Rusiyası tərəfindən işğalı  və müstəmləkəçilik əleyhinə mübarizə (1801-1828), Bakı: Elm, 2004,    s. 57.

[3] A.g.e, s. 56.

[4] Geniş bilgi için bkz: Mirzə Camal Cavanşir Qarabaği, Qarabağ tarixi – Qarabağnamələr, Bakı: Yazıçı, 1989, s. 138; Muriel Atkin, ‘The Strange Death of Ibrahim Khalil Khan of Qarabagh’, Iranian Studies, volume XII, nos 1-2, Winter-Spring 1979, pp. 79-107.

[5] Daha 1731 yılında Osmanlı padişahı, Rus çarlarının ahde vefasızlığına ilişkin yazıyordu: “Moskov çarı öteden beri ahdine sabit olmadığı alemin malumudur.” Osmanlı Devleti ile Azerbaycan Türk Hanlıkları Arasındakı Münasebetlere Dair Arşiv Belgeleri, I cilt (1578-1914), s. 57.

[6] Bkz: Vidadi Umudlu, Şimali Azərbaycanın çar Rusiyası tərəfindən işğalı  və müstəmləkəçilik əleyhinə mübarizə (1801-1828), s. 65-66.

[7] Н.Ф.Дубровин, История войн и владычества русских на Кавказе, том V, Санкт Петерсбург, 1888, с. 59. İqtibas: Vidadi Umudlu, Şimali Azərbaycanın çar Rusiyası tərəfindən işğalı  və müstəmləkəçilik əleyhinə mübarizə (1801-1828), s. 73.

[8]Örneğin, bkz: Василь Величко, Полное собрание публисистических сочинений, С.-Петербург: Издательство М.Д. Муретова, 1904, с. 202; Н.Н. Шавров, Новая угроза русскому делу в Закавказье, с. 39; Firouzeh  Mostashari, ‘The Politics of Colonization: Sectarians and Russian Orthodox Peasants in Ninteenth Century Azerbaijan’, Journal of Central Asian Studies, vol.1, no 1, Fall/Winter 1996, p. 23-25.

[9] Василь Величко, Полное собрание публисистических сочинений,  с. 17, 86.

[10] Ayrıntılı bilgi için bkz: Nesib Nesibli, Kuzey Azerbaycan İstiklalden İkinci İşgale, 1918-1920, Ankara: Altınordu, 2018, 7. Bölüm.

[11] 2020’nin yazında Azerbaycan İnternet kanallarından birine verdiğimiz söyleşide “Yakın gelecekte Güney Azerbaycan milli hareketinin desteğine ihtiyacımız olabilir. Bunu göz ardı edemeyiz. Şimdiden buna hazırlanmamız gerektir.” diye vurgulamış idik. Bkz: https://www.youtube.com/watch?v=p1nAwW7V3hk

 

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!
       

Yazarın MİSAK'taki yazıları