Yeni Turan’ın teşekkülü ve Azerbaycan’ın misyonu* – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______26.03.2020_______

Yeni Turan’ın teşekkülü ve Azerbaycan’ın misyonu*

Nesib Nesibli

Dünya dergisi (Bakü), Sayı 1, 1993, s. 20-22.
Makaleyi, Azerbaycan Türkçesi’nden Türkiye Türkçesi’ne 
Ankara Üniversitesi Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi
Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü
öğrencisi Celilhan Kaymaz aktarmıştır.
Orijinalin özellikleri korunmuştur.

Bugün Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nın binası karşısında Türkiye Cumhuriyeti’nin al bayrağı ile yan yana Azerbaycan, Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan ve Türkmenistan’ın da bayrakları dalgalanmaktadır. Bu Türk dünyasının tarihinde, şüphesiz çok büyük bir dönem olayıdır. Ancak hâlâ birçok Türk yurtları esir durumdadır. Yeni Türk devletleri ayakta duramayan yeni doğmuş çocuğa benzemektedir; hatta birçok Türk yurtlarında kan akıtılmaktadır. Menfaatlerin çarpıştığı dünyamızda; Türk düşmanlığı da ayaklanmış ve bu doğal gidişatın karşısına set çekmek için gece gündüz çalışılmaktadır. Böyle bir dönemde elbette Türk dünyası jeopolitik durumunu kavramalı, dostunu düşmanını iyice tanımalıdır. Akla gelen ilk doğal fikir ise Türk dünyasının bütünleşmesi fikridir. Ortak Türk siyasi fikrine, uzun zamandır Türk Birliği düşüncesi dâhil olmuş, değişken şartların etkisi ile yeni şekiller almıştır. Bugün söz konusu miras ne derecede günceldir, ondan faydalana bilinir mi?

Turan neresidir ve Turancılık nedir?

Bir asırdan uzun zamandır Türk halklarının fikir hayatını Turan ülküsü (mefkûresi) meşgul etmektedir. Dünya Türkolojisi de bu kadar üzün süre içinde bu meseleyi merceğine almıştır. Türklük dostu onu tabiî siyasal-ideolojik hareket saymış, düşman ise gürültü yaparak dünyayı onunla korkutmaya çalışmıştır. Üstelik kendi içimizde de “Turan” dediğimizde eli ayağı titreyen mankurtlar olmuştur, şimdi de az değildir.

Bu konuşmamız Turancılık ideolojisi tarihini araştırmak amacı taşımıyor. Tartışmaların içerik ve önemine varmak da aklımızda yoktur. Bu doğrultuda araştırmaların çağdaş Türk fikir hayatı için son derece güncel ve faydalı olması notuyla yetinerek, Turancılık tarihinde önemli saydığımız bazı hususları, konuşmamızın başına getirmeyi zorunlu saydık.

19. yüzyılın başlarından Avrupa ve Rusya’da milliyetçilik hareketleri yayılmış, Slav ülkelerinde panslavizm (Slav birliği), parçalanmış Alman topraklarında pangermenizm (Alman birliği) vs. birleştirici akımlar ortaya çıkmıştır. Panslavizmin etkisi altında Slav olmayan halkların aydın kesimi yollar aramakta, fikirler ileri sürmekteydi. İşte panslavizm, kısmen de pangermanizmin etkisi altında Macar aydınları 19. yüzyılın başlarında “Turan” anlayışını bilim hayatına getirdiler. Kanlarında eski Hunlar’ın kanının aktığından gurur duyan Macar âlimleri; “Turan” coğrafyasına Türk, Moğol, Tunguz, Fin-Ugor, Macar topraklarını dâhil ettiler.

Turan, coğrafî anlamda bir zamanlar İran’ın kuzey-doğusuna denilmiş, mitoloji ve edebiyatta (mesela; Firdevsi’nin ‘Şahname’ eserinde) adı geçmiştir. Siyasî anlamda ise “Turan, bütün Türklerin geçmişte ve belki de gelecekte bir gerçek olan büyük vatanıdır” (Z. Gökalp) şeklini almıştır.

Macar Türkologlarının faydalandıkları “Turan” anlayışı, Rusya İmparatorluğu’nda yaşayan Türk halklarının öncül temsilcilerinin dikkatini çekmiş, onlar arasında 19. yüzyıl boyu yükselen Türkçülük akımının siyasi tarafını teşkil etmiştir. 1883 yılında “Tercüman” gazetesini tesis etmiş İsmail Gaspıralı (Gasprınskı) “Dilde, fikirde, işte birlik!” düşüncesini ileri sürdü. Ali Hüseyinzade (Turan) 1890’lı yıllarda yazdığı “Turan” şiiri ile siyasi Turancılığın (Türkçülüğün) müjdesini verdi. Macarlara hitaben Hüseyinzade yazdı: “Sizsiniz, ey gövm-i Macar, bizlere ihvan, Ecdadımızın müştereken menşei Turan.” Bu şiirine ve İstanbul’da yaşadığı zaman bu yönde fikirlerine göre Yusuf Akçura ve Ziya Gökalp, Ali Hüseyinzade’yi “İlk Turancı” olarak adlandırmışlardır.

Burada şunu da ilave edelim; bu zaman Avrupa’da büyük ölçüde yayılmış Gobineau’nun ırkçılık teorisi Turancılığı etkisi altına almıştı. Bu düşünceye uygun olarak Turancılar; Türk halklarını bütünleştiren bağın ırk birliğinden ibaret olmasını kabul ediyorlardı. Fakat Türk düşünürlerinin eserlerinde bol bol rastlanan “ırk”, “soy” kelimeleri şovenist ruhtan uzak olmuş, savunmacı nitelik taşımıştır. Bilimin sonraki gelişmesi ile reddedilen bu zayıf ideoloji temele bakmaksızın, Turancılık Türk halklarının hayatında büyük rol oynadı. Türkçülüğün büyük ideoloğuna dönüşmüş Ziya Gökalp’in vurguladığı gibi “Turan ülküsü olmasaydı, Türkçülük bu süratle yayılmayacaktı.”

Daha sonra, özellikle Genç Türkler inkılabından sonra Turan anlayışı Osmanlı Milli aydınları (Türkçüleri) arasında büyük ölçüde yayıldı. Ziya Gökalp az bir zaman sonra “Turan” şiirinde şöyle yazdı: “Vatan ne Türkiye’dir Türklere, ne Türkistan; Vatan büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan.”

Fakat demeliyiz ki; Turancılık, Osmanlı İmparatorluğu’nda hiçbir zaman, hatta Enver Paşa zamanında bile devlet siyaseti seviyesine çıkmadı. O dönem Türk dünyası düşünürlerine göre Turan – Osmanlı sultanının (halifenin) bayrağı altında bütün Türk ülkelerinin birleşmesi hayal edilirdi. Bu idea (ülkü) en çok Rusya Türklerinin dikkatini çekti, çünkü Rusya zulmünden kurtulmak istiyorlardı ve Osmanlı İmparatorluğu doğal müttefikti.

Büyük fikir bahadırlarının ileri sürdükleri Turan mefkûresi 1. Dünya Savaşı ve ondan sonraki siyasi olaylar süresince gerçekleşemedi. Başlıca sebeplerini gösterelim.

Birincisi, Türklüğün biricik dayanağı ve ümit yeri diye bilinen Osmanlı İmparatorluğu savaşta mağlup oldu. Osmanlı İmparatorluğu sadece Rusya ve başka devletlerdeki Türk millî hareketlerini savunamadı, hatta kendi topraklarının da büyük kısmını kaybetti.

İkincisi ve en önemlisi; Türk halklarının jeopolitik durumu (büyük, dağınık arazini kapsaması, bu araziler arasında Türk olmayanların yerleşmesi vb.), Türk halklarının ulusal hareketlerinin farklı gelişim seviyesi ve aralarındaki ilişkilerin zayıflığı yüzünden Türk dünyasındaki hareketler başarısızlığa uğradı.

Yeni Turan mefkûresi nasıl doğdu?

Tarihî tecrübe bir başka sebebi daha ortaya koydu. Bu, ulusal sürecin hızla geliştiği 19. yüzyılın sonu, 20.yüzyılın başlarında, Rusya’daki Türk halkları arasında yerel milliyetçiliğin yükselmesiydi. Osmanlı İmparatorluğu’nun en yakınındaki Azerbaycan örneği bu anlamda dikkat çekicidir.

1918’in başlarında, Azerbaycan’da Türkiye ile birleşmek – ilhakçılık hareketi güçlendi. Örneğin, Ocak 1918’de kurulan Kafkasya İttihat ve Terakki Partisi programında “fırka her şeyden önce Kafkasya Müslümanlarının Türkiye’ye ilhakını ve hilafet bayrağı altında yaşamasını talep ediyor.” denilirdi. Bu talebe göre Mayıs 1918’in sonlarında Azerbaycan’ın geçici başkenti Gence’ye gelen Nuri Paşa kuvvetleri, Azerbaycan Türklerinin fiziksel varlığını korumanın yanı sıra, aynı zamanda Azerbaycan’daki irtica güçlerinin de ellerini açtı. İlhakçılık daha da güçlendi. Azerbaycan’ın ulusal demokratik güçleri bunu engelleyebildi. Azerbaycan Başbakanı N. Yusifbeyli ilhak isteyenlere “Azerbaycan’a bir Türk ordusu gelebilir ve gelmelidir. Ama korktuğum bir nokta var, Türkler bizi İstanbul’dan yönetmeye kalkmasınlar… Elbette, Osmanlı Türkleri Azeri Türklerinin ağabeyidir. Fakat Bakü, İstanbul’dan idare edilemez.” diyordu.

Lenin-Stalin Rusya’sı diğer uluslar gibi Türk halklarının ulusal hareketlerini acımasızca bastırdı. 1920’lerde kimi Türk yurtlarında Türkçülük, kendi varlığını korudu; sonraki dönemlerde bu hareketin dibine balta vuruldu; devlet tarafından Türk halklarını birbirinden ayırmak ve mankurtlaştırma politikası sürdürüldü. Türk halklarına Sovyet rejimi döneminde vurulan darbeyi Azerbaycan örneğinde özetleyelim.

Çarlık döneminde planlanan faaliyetler Sovyet döneminde uygulandı. Azerbaycan’ı Türkiye’den ayırmak için Zengezur Ermenistan’a verildi; Borçalı ve Ahıska Türkleri arasındaki ilişkileri koparmak için Ahıska Türklerinin tümü, Borçalı Türklerinin ise bir kısmı Kazakistan’a sürgün edildi; 1944 yılında Azerbaycan nüfusunu Kazakistan’a aktarmak için bir plan hazırlandı; Sovyet Rusya’sının baskısı ile Azerbaycan muhaceretinin Türkiye’deki siyasi faaliyeti yasaklandı. Sadece Türkiye ile değil, Sovyetler Birliği’ndeki Türk halkları ile her türlü kültürel ve siyasi ilişkiler kısıtlandı. Belki de hiçbir halka reva görülmeyen zulmü Stalinizm Azerbaycan’da hayata geçirdi; Azerbaycan’ın yerel Türk ahalisine adını kullanması yasaklandı. Yeni kabul edilen Latin alfabesi (Türkiye’de de yeni kabul edilen) Kiril alfabesine değiştirildi; ortak Türk anıtlarının adının anılması yasaklandı. “Türkiye casusu”, “Pan-türkist” suçu ile toplumun düşünen kesimi yok edildi. Kısacası Azerbaycan Türklerini millî bilinçten mahrum etmek için her tür fesat çıkarıldı.

Bu yıllarda Azerbaycan siyasi fikrinde Türk Birliği, Türk dayanışması problemine yeni yaklaşın ortaya atıldı. Azerbaycan siyasi muhacereti tarihî tecrübeyi analiz ederek, Türk halklarının bir devlette birleşmesinin mümkün olmadığını tespit etti; gerçekçi strateji Türk halkları arasında ilişkilerin korunmasını göz önüne almaktan ibaret olabilirdi. Müsavat Partisi’nin 1936 programında saptandı: “Büyük Türklüğe mensup bir memleket hasebiyle Azerbaycan, diğer Türk yurtları ile kültürel surette bağlıdır. Bu bağlılığın bundan önce olduğu gibi bundan sonra da korunmasını Müsavatçılık ciddiyetle müdafaa eder.” M.E. Resulzade, M.B. Memmedzade ve diğer ideologlar çalışmalarında “Yeni Turan” terimini kullanmaya başladılar. Yeni Turan kavramına göre; Türk halkları kendi bağımsız devletlerini kurmalı, bu devletlerarasında yakın ilişki oluşturulmalıdır. Aslında bu, Turancılığın gelişmesinde yeni bir aşama idi.

70 yıllık Sovyet dönemi siyasetinin sonuçları göz önündedir. Eski Sovyet Türkleri arasında ilişkiler kesilmiş, yerel edebî diller şekillenmiş, yerel milletlerin oluşması süreci tamamlanmıştır. Yani gerçek şu ki bugün bir devletin (Sovyetler Birliği) parçası olan Türk boyları bile kendini ayrı ulus telakki etmektedir. Ziya Gökalp’ın “Türkçülüğün Esasları”nda büyük bir öngörüyle vurguladığı olay gerçekleşmiştir: “…Tatarlar, Özbekler, Kırgızlar ayrı kültürler ortaya çıkardıkları zaman, ayrı ayrı milletler halini alacaklar ve bu sebepten dolayı yalnız kendi adları ile anılacaklar.”

Sovyetler Birliği denilen şer imparatorluğunun dağılmasından sonraki dönemde Türk yurtlarındaki millî hareketlerin gidişi ispat etti ki bugün gündemde yalnız Yeni Turan’ın, yani bağımsız Türk devletlerinin ve onlar arasında sıkı ilişkilerin oluşması, Türk insanının çağdaş dünyaya yakışır yaşamının sağlanması problemi durmakta. Demek ki Yeni Turan’ın kökeninde demokrasi, insan hakları doğrultusunda mücadele durmaktadır. Ondan hiçbir millete asla zarar gelmez. İslam Birliği (pan-islamizm) denilen ideal şimdi İslam Konferansı Teşkilatı’nın timsalinde gerçekleşmiştir. On yıllarca İslam âleminin birliğinden korkan Batı’ya bundan ne zarar geldi? Çeşitli teşkilatları ile Avrupa Birliği, Arap Devletleri Birliği olabilirken Türk Devletleri Birliği neden olmasın? Bu hak işidir ve böyle bir birlik artık oluşmak üzeredir.

Azerbaycan’ın Yeni Turan’da yeri

Yaklaşık 200 Milyon nüfusa sahip Türk dünyasının önemli bir parçası Azerbaycan Türklerinden ibarettir. Nüfusu aşağı yukarı 30 milyona sahip Azerbaycan, dünya Türkleri içinde Türkiye’den sonra ikinci sırada yer alıyor. Dünya milletleri sıralamasında ise 32-35. yerde. Kuzey Azerbaycan 86.000 kilometrekarelik bir alana sahiptir. Bütün Azerbaycan, 250.000 kilometrekarelik bir toprak ölçümü ile Ortadoğu’da önemli bir jeopolitik konuma sahiptir. Avrupa’yı Asya’ya bağlayan Orta Çağlar “İpek Yolu” Azerbaycan topraklarından geçer. Aynı zamanda Doğu Türkleri ile Batı Türkleri arasındaki köprüdür de. Türk dünyasının değerli siyaset adamı ve liderlerinden biri M.E. Resulzade 1920’de şunları yazıyordu: “Eski Turan’ın göbeğinde Azerbaycan namında bir genç, yiğit delikanlı var. Yeni Turan’ın anahtarı ondadır. Onunla önceleri anlaşmazlık çıkarırsan, önce onun gönlünü kırıp kendisine bir zarar verirsen bütün imkânların heder, emellerin harap, tahtın da berbat olur.”

Türk düşmanları Azerbaycan’ın stratejik önemini, anahtar konumunu iyice bildikleri için Karabağ sorununu ortaya koydular. Sözüm ona Ermeni ideologlar Balayan ve Grigoryan, 1989’da eski Sovyet Silahlı Kuvvetleri Genelkurmayı’nda üst düzey görevlilere verdikleri brifingde Karabağ’ın Ermeniler tarafından alınmasını Turan’ın kurulması karşısındaki bir hareket olarak gerekçelendirmeye çalışmışlardı. Aras Nehri üzerinde inşa edilen ve Türkiye ile Nahçıvan’ı birbirine bağlayan Sederek Köprüsü’ne Ermeni basınında “Turan Köprüsü” deniyor. Düşman sözüdür ama doğrudur.

Azerbaycan’ın önemini Rusya da iyice idrak etmiştir. Bundan dolayı Rus şovenizmi hep Azerbaycan’la ilgili ciddi önlemler almaya çalışıyor. Zira bağımsız Azerbaycan’ın varlığı, Rusya Federasyonu bünyesindeki Kuzey Kafkasya ve Volga (İdil) Türklerinin ulusal hareketlerini besliyor. Azerbaycan örneği onların bağımsızlık hareketleri için fazlasıyla önemli bir faktördür ve bu husus Rusya’yı rahatsız etmektedir. Orta Asya cumhuriyetlerinin tam bağımsız ve demokratik devletlere dönüşmesi, Azerbaycan’ın bağımsız ve demokratik bir devlet olarak yükselişiyle de bağlantılıdır. İşte bunun için Karabağ sorunu Türk dünyasının ortak sorunudur. Yeni Türk devletleri, bu problemin Ermeniler lehine neticelenmesi için çalışan Türk düşmanlarına karşın etkili önlemler almak durumundalar. Meselenin adaletli çözümü için Türk dünyasının işbirliği çok önemlidir. Azerbaycan, bu sorun çözüldüğü takdirde Türk dünyası karşısındaki borcunu ve tarihî misyonunu yerine getirebilir. Aslında Türkçülüğün merkezi şimdi kendi Medine’sine geçmiştir. Yakın gelecekte kurulacak Türk Devletleri Birliği’nin (veya başka bir analojik örgütün) merkezinin de Bakü’de olacağına inanıyoruz.

Yukarıda söylediklerimizi şöyle özetleyebiliriz;

  1. Turancılık mefkûresinde hukukçuların ifade şekliyle “suç unsuru” katiyen yoktur.
  2. Yeni Turan mefkûresi Turancılığın doğal gelişiminin sonucu ve yeni bir aşaması iken, onun ideolojik temelinde insan hakları ve demokrasi yer almaktadır.
  3. Yeni Turan’ın kurulması, yani Türk halklarının bağımsızlığına kavuşarak devletler birliği teşkil etmesi günümüzün sorunudur.
  4. Esir Türk halklarından birçoğunun bağımsızlık mücadelesinin başarı ile sonuçlanması için Kuzey Azerbaycan’ın tam bağımsız varlığı ve aktif faaliyeti şarttır. Azerbaycan’da demokrasi ve modern hukuk sisteminin varlığı, Orta Asya’da demokratik gelişmenin yolunu açacaktır. Böylece, Yeni Turan’ın kuruluşu sadece Türk dünyasında değil, tüm dünyada barışın hayrınadır.

Azerbaycan’ın kendi misyonunu yerine getirmesi için bir an önce Karabağ sorununu çözmesi gerekiyor. Ayrıca Türk dünyası uluslararası hukuk mekanizmaları çerçevesinde Azerbaycan’a yardım etmek durumundadır.

Makalenin Azerbaycan lehçesindeki hâline ulaşmak için tıklayınız.

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!
       

Yazarın MİSAK'taki yazıları